Bebeğin Eşinin (Plasentanın ) Erken Ayrılması

04 Kasım 2007

Abrubtio placenta hamileliğin, nadir görülen ancak hem anne hem de bebek hayatını tehlikeye atabilen çok ciddi bir komplikasyonudur. Tanım olarak plasentanın doğumdan önce rahim duvarından ayrılmasıdır. Gebeliğin son dönemlerinde görülen bebek ölümlerinin en önemli ve en sık görülen gelen nedenidir. Dekolman olarak da tanımlanan abrubtio placentaya bağlı anne ölümleri modern takip yaklaşımları sayesinde günümüzde %1?in de altına düşmüştür.

Plasenta gerek yapı gerekse işlev açısından kendine özgü ve başka örneği olmayan bir organdır. Bebeğin rahim içindeki yaşamını sürdürebilmesi plasentanın sağlıklı işlev görmesine bağlıdır.

Plasenta normalde bebeğin doğumunu takiben görevini tamamlayarak yerleşmiş olduğu yerden ayrılır ve vücut dışına atılır. Bu doğumun üçüncü evresi olarak adlandırılır. Plasentanın atılmasını takiben rahim kasları kasılarak açık olan kan damarlarının kapanmasını ve kanamanın durmasını sağlarlar. Hamileliğin 20. haftasından sonra normal yerleşmiş olan bir plasentanın bebeğin doğmasından önce yapışık olduğu yerden kısmen ya da tamamen ayrılması ise dekolman olarak adlandırılır.

NE SIKLIKTA GÖRÜLÜR

Plasental dekolman tüm gebeliklerin yaklaşık %1?inde görülen bir durumdur.

ABRUPTİO PLACENTANIN SINIFLAMASI

Dekolman ile birlikte görülen komplikasyonların şiddeti ayrılmanın ve kanamanın miktarı ile direk ilişkilidir. Dekolmanın şiddetini ve türünü tanımlamak için değişik sınıflamalar kullanılmaktadır:

Evreye göre sınıflama

Evre 0 Hastada herhangi bir bulgu yoktur.Tanı doğumu takiben plasenta ayrıldıktan sonra arkasında kan pıhtısı görülmesi ile konur

Evre 1 Hastada rahimde hassasiyetle birlikte kanama vardır ancak ne annenin ne de bebeğin tehlikede olduğuna dair bir belirti yoktur.

Evre 2 Rahimde hassasiyet ve sürekli kasılma (tetani) vardır. Eşlik eden kanama olabilir ya da olmayabilir. Annede şok tablosu yoktur ama bebek sıkıntıdadır.

Evre 3 Uterusta şiddetli ve hiç gevşemeyen kasılmalar vardır. Kanamanın miktarı 1 litreden fazladır ve anne adayı genellikle şok durumundadır. Bebek büyük olasılıkla kaybedilmiştir.

Kanamaya göre sınıflama

Aşikar kanama Belirgin şekilde vajinal kanama vardır. Hastadaki bulguların şiddeti kanamanın miktarına bağlıdır. Rahimde tetani ve hassasiyet olabilir ya da olmayabilir.

Gizli kanama Belirgin bir vajinal kanama yoktur. Plasentanın ayrılması nedeni ile oluşan kanama plasentanın arkasına hapsolduğu için vajinadan dışarıya akamaz. Belirgin yakınma ve bulgu rahimde tetani ve hassasiyettir. Bebek ya kaybedilmiştir ya da monitörde ciddi sıkıntı içinde olduğu görülür.

Karışık Hem hassasiyet ve tetani hem de belirgin kanama vardır.

Durumun şiddetine göre olan sınıflama

Hafif Plasentanın 1/6?sından daha az bir kısmı ayrılmıştır. Kanama ya yoktur ya da 200 mililitrenin altınadır. Hafif bir uterus hassasiyeti olabilir ancak bebeğin sıkıntıda olduğuna dair bir belirti yoktur.

Orta Plasentanın 1/6 sı ile 2/3?ünde ayrılma vardır. Koyu renkli kanama vardır ancak miktarı 1 litrenin altındadır. Uterusta hassasiyet ve tetani vardır. Bebekte plasental yetmezliğe bağlı sıkıntı belirtileri bulunur.

Şiddetli Plasentanın 2/3?ünden daha fazlası ayrılmıştır. ve sürekli bir uterin hassasiyet ile şiddetli ve hiç gevşemeyen kasılmalar vardır. Kanama olabilir y ada olmayabilir. Eğer doğum gerçekleşmezse bebeğin ölmesi kaçınılmazdır. Damar içi pıhtılaşma problemi ortaya çıkarsa (DIC) anne adayının da hayatı tehlikeye girer.

Hangi sınıflama olursa olsun kanama gizli olabilir. Plasenta kenarlardan değil de ortadan ayrıldığında kan arka kısımda hapsolabilir ve dışarıya akmayacağı fark edilelemez. Buna plasenta arkasına kanama anlamına gelen retroplasental kanama ya da hematom adı verilir. Yaklaşık %20 olguda kanama gizli kalır.

NEDEN OLUR?

Abrubtio placentaya yol açan mekanizma bilinmemekle birlikte plasentanın kendisini besleyen kan damarlarında yaşanan problemlerin bu duruma neden olduğu düşünülmektedir. Plasentanın kan desteği azalınca yerleştiği endometrium dokusunda ölüm ve nekroz olur. Daha sonra kan küçük kan damarları çatlar ve kanama başlar. Rahim dolu olduğu için kanamayı kesmek üzere kasılamaz. Kanama daha da artar ve plasenta arkasında oluşan basınç ayrılmayı daha da arttırır. Ayrılma plasentanın kenarında olduğunda kan süzülerek vajinadan dışarı akar.Ortada olan ayrılmalarda ise kan plasenta ve rahim arasında sıkışır. Yüksek basınç altıdaki kan amniyon zarını geçerek amniyon sıvısına karışabilir. Benzer şekilde rahim kas tabakası içinde de ilerleyebilir.

Gebeliğe ait endometrium dokusu yüksek oranda pıhtılaşma faktörleri içerdiğinden kan hemen pıhtılaşır ancak daha sonra ortama gelen bazı maddelerin etksi ile pıhtı çözülür. Bu durum devam ettiğinde birçeşit damar içi pıhtılaşma bozukluğu olan DIC tablosu ortaya çıkar ve anne kaybedilebilir.

RİSK FAKTÖRLERİ

Abruptio placentanın nedeni bilinmemektedir.Bununla birlikte bazı risk faktörleri tanımlanmıştır. Dekolmana yol açabileceği bilinen en önemli durum yüksek tansiyondur. Gebelik zehirlenmesi olarak da bilinen preeklempsi varlığı dekolman açısından önemli bir risk faktörüdür. Şiddetli preeklempsi olgularının yaklaşık yarısında değişik derecelerde dekolman görülür.

Diğer risk faktörleri arasında:

34 haftadan önce zarların açılması (özellikle amniyon sıvısının az olması durumunda),

anne yaşının 35?in üzerinde olması,

uterin anomaliler,

myomlar,

dolaşım sistemini etkileyebilen şeker hastalığı gibi sistemik hastalıklar,

hamileliğin ileri dönemlerinde direkt karına olan travmalar

Sigara

Alkol

Uyuşturucu madde (kokain)

Çoğul gebelikler

Amniyon sıvısının fazla olması

Kordonun kısa olması

Özellikle basit gibi görünen travmalar dekolmana neden olabilir ve dekolmanın evresi 24 saat içinde 1?den üçe uzanabilir.

Sigara damarlarda ani daralmaya neden olarak plasentanın beslenmesini bozabilir ve dekolmana yol açabilir. Benzer şekilde haftada 14 ya da daha fazla bardak alkol alınması da dekolmana olan eğilimi arttırır.

Çoğul gebeliklerde ilk bebek doğup rahimde ani bir boşalma olduğunda dekolmanın gerçekleşmesi ikinci bebeği riske atar.

Dekolmanın kimde ve ne zaman, hangi şiddette ortaya çıkacağı önceden kestirilemez. Bunu anlayabilecek hiçbir test yoktur.

TEKRARLAMA RİSKİ

Daha önceki gebeliklerinde abruptio placenta olan hastalarda takip eden gebeliklerde durumun tekrar etme olasılığı %10-17 arasındadır. Daha önceki 2 hamileliğinde dekolman olan hastalarda ise %20 olasılıkla durum tekrarlamaktadır.

ANNEDEKİ ETKİLERİ

Modern takip yaklaşımları sayesinde dekolmana bağlı anne ölüm oranı %1?den daha aşağılara indirilmiştir. Dekolman doğum eylemi başlamadan da görülebileceği gibi düzenli rahim kasılmaları başladıktan sonra da ortaya çıkabilir.

Dekolmanın annedeki en önemli komplikasyonu kanamadır. Kanamaya bağlı şok nedeni ile ölüm meydana gelebilir. Kan transfüzyonu uygulamalarının eskiye göre daha kolay yapılabilmesi ve kan verilmesine bağlı komplikasyonların azalması sayesinde bu nedene bağlı ölüm oranlarında azalma sağlanmıştır. İhmal edilmiş olgularda kanın pıhtılaşma sistemi bozulup DIC tablosu ortaya çıktığında durum daha da ciddileşir. DIC varlığında yoğun kan ve kan ürünleri nakli gerekir. Kanama kontrol edilemez ise anne ve bebeğin kaybedilmesi kaçınılmazdır. Kanamanın şiddetine bağlı olarak hastada akut böbrek yetmezliği görülebilir. Böbrekler damarlarda dolaşan kan miktarındaki azalmaya aşırı hassas organlardır. Saatlik idrar çıkışının 30 mililitrenin altında olması böbrek hasarının bir göstergesidir.

Gizli kanama varlığında rahim kas dokusu aşırı gerilerek yırtılabilir. Bu hem annenin hem de bebeğin hayatını tehlikeye atabilecek bir komplikasyondur.

Kanamaya bağlı olarak annede doğum sonrası anemi görülebilir. Dekolmanı takiben doğum sonrası kan kaybı da normalden fazla olmaktadır. Couvelarie adı verilen tabloda uterus kas dokusunun içi dahi kanla doludur ve bu nedenle doğum sonrasıda yeteri kadar kasılamaz. Bu da kanama miktarının artmasına neden olur.

Bu hastalarda doğum sonrası enfeksiyon riski de daha yüksektir.

Bebek Cinsiyet Tayini

04 Kasım 2007

Antik Çin, Mısır ve Yunan uygarlıklarından beri insanoğlu doğacak bebeğinin cinsiyetini doğmadan önce saptayacak ve istediği cinsiyette bebek sahibi olmasını sağlayacak fomüllerin peşinde koşmuştur. Bu konuda sayısız hurafe, halk öyküsü ve sihirli öneriler ortaya atılmıştır. Günümüzde bile bazı ?otoriteler!? ve ?konunun uzmanları!? çiftlere istedikleri cinsiyette çocuk sahibi olabilmeleri için yüzdeyüz garantili! öğütler vermeye devam etmektedirler. Maalesef sadece bizim toplumumuzda değil en gelişmiş toplumlarda bile bu tür hokkabazlar rağbet görmektedir. Erkek bebek için Y kromozomu taşıyan, kız bebek için ise X kromozomuna sahip spermin yumurtayı döllemesinin gerektiği bir asırdan beri bilinmesine rağmen1970?lerde Y kromozomu taşıyan spermlerin X?lerden ayrılabileceğinin keşfi ile isteyene istediği çocuğu vermenin bilimsel ve gerçekçi yolu açılmıştır.

Zaman içerisinde yüksek teknolojiler geliştikçe X ve Y spermlerinin özellikleri daha iyi anlaşılmış ve bunları ayırmak için değişik teknikler gelişmiştir. 1998 yılında Virginia?a da yapılan bir çalışmanın sonuçları spermlerin ayrılmasında yeni bir tekniği dünyaya duyurmuştur. Bu teknik X ve Y spermlerin içerdikleri DNA oranlarına göre Y spermlerinin daha küçük ve hafif olmasına ve hareket hızlarına dayanmaktadır. Erkeğin ejekulatı (menisi) filtre edilmekte ve daha sonra basınç altında çok ince ve çokuzun bir tüpe verilmektedir.Bu spermlerin neredeyse tek tek boruda ilerlemelerini sağlamaktadır. Tüpün diğer ucu ikiye ayrılmakta ve birtkım teknikler ile X ve Y içeren spermler ayrılmaktadır. Bu sistemin başarı oranı X yani kız için %85 iken erkek yani Y içinse %65 olarak bulunmuştur.

Teknoloji gerektirmeyen ve kişilerin kendilerinin uygulayabileceği bir yöntem de 1989 yılında tanımlanmıştır. Bu sistemde de Y spermlerinin daha küçük ve hızlı olduğu varsayımından yola çıkılmakta ve ilişki zamanlaması ile istenilen cinsiyette bebek sahibi olmak için öneriler verilmektedir. Buna göre erkek bebek isteyen çiftler öncelikle yumurtlama anını saptamak için piyasada satılan kitleri günde 2 defa kullanmalı, testteki renk değişimine göre ovülasyonun 24 saat içinde olacağı saptandıktan sonra tek bir sefer ilişkde bulunmalı, bu ilişki renk değişiminden sonraki 24 saat içinde olmalı, ve derin penetrasyonu sağlayacak pozisyonlar tercih edilmelidir. Bu sayede hızlı yüzen Y spermleri daha çabuk tüplere varabilecektir. Kadının erkeğin boşalmasından önce orgazm olması da şansı arttıracaktır.Kadının orgazmı vajendeki pH dengesini alkali yönde değiştirerek sperm ile serviks salgılarının temasını güçlendirecektir. Ek olarak ilişkiden 1 saat önce kafein içeren içeceklerin alınması spermlerin hızını arttıracaktır. İlişkiden önce 3-4 gün süre ile erkeğin boşalmaması şarttır. Bu sayede erkeğin sperm sayısı yükselecektir. Kız isteyenler için de bunun tam tersini yapmak gerekmektedir. Ovülasyonkitine gerek yoktur ve adet kanaması sona erdikten sonra sık cinsel ilişkide bulunmak yeterlidir.

Ancak son zamanlarda yapılan çalışmalar bu yöntemin Tabiat Ana?nın verdiği olaslıklardan daha yüksek başarılar vermediğini ortaya koymuştur.

İstenilen cinste bebek sahibi olmanın en garantili yolu embryo seçimidir. Tüp bebek uygulamalarında embryo birkaç hücreli hale geldiğinde hücrelerden biri alınarak Y kormozomu baklır ve eğer istenilen cinsiyette ise rahimne yerleştirilir. Bu yöntemin başarı şansı %100 dür.

Etik Yönü

Cinsiyet tayininin en önemli engelleyicisi işin etik yönüdür. Herhangi bir sebep olmadan çiftlere istedikleri cinsiyette bebek sahbi olmaları konusunda yardımcı olmak doğanın hassas dengelerini bozacaktır.Değişik toplumlarda farklı istekler olmasına rağmen özellikle ülkemizde erkek çocuğa olan merak geri dönüşü mümkün olmayan zararlar doğurabilir. Bu yöntemler sadece belirli hastalıkların varlığında kullanılmalıdır. Örneğin X-e bağlı geçiş gösteren kromozom bozukluğu olan çiftlerden doğacak kız bebekler %100 hasta olacağından bu tür çiftlerde yoğun çocuk isteği var ise değişik yöntemler ile kız bebek sahibi olmaları engellenebilir.

Ağrısız Doğum

04 Kasım 2007

Doğum ağrılı bir olaydır, ama sancılarında bir amacı olduğunu unutmayın. Her kasılma sizi bebeğinizin doğumuna biraz daha yakınlaştırır. Ağrı giderme yöntemlerini kullanmak konusunda ne kadar kararlı olursanız olun olaya geniş bir açıdan bakmanızda fayda vardır. Bu yöntemlerin gerekliliği yaşayacağınız doğurma sürecine ve sizin ağrıya dayanma gücünüze bağlıdır. Eğer katlanabileceğinizden fazla acı ile karşı karşıyaysanız ağrı giderme yöntemlerine başvurulmasını istemekten çekinmeyin.

Epidural Anestezi

Epidural anestezi vücudun alt bölümlerine giden sinirleri geçici bir süre uyuşturur. Özellikle doğumdaki sırt ve bel ağrılarının giderilmesinde faydalıdır. Her hastanede uygulanan bir yöntem değildir. Epidural blok şiddetli doğum ağrılarının giderilmesinin yanı sıra hem normal yolla hemde sezaryen doğumlar için giderek daha popüler hale gelmektedir. Bunun temel nedeni daha güvenli ve kolay uygulanabilir olmasıdır. Epiduralin zamanlaması etkisi doğumun ikinci evresinde geçecek şekilde yapılmalıdır, yoksa bebeğin doğumu gecikebilir. Epidurali uygulamak yaklaşık 20 dakika alır. Dizlerinizi karnınıza çekerek yan yatmanız istenir. Anestezik madde ince bir tüp ile belinize enjekte edilir. Bu tüp yerinde bırakılarak gerektiğinde ağrı kesicinin yeniden verilmesi sağlanır. İlacın etkisi yaklaşık 2 saat sürer. Epidural uygulandığında sürekli kontrol altında kalacaksınız ve belinizdeki kateter varlığından dolayı hareketleriniz kısıtlanacaktır.Epidural gereği gibi etki gösterirse doğumda hiç ağrı duyulmaz. Bazı hamilelerde bayılma hissi ve baş dönmesi yapabilir. Ayrıca bebeğin kalp atışlarını etkiliye bileceğinden bebek kalp atışları sürekli monitörden izlenir.

Pudental Anestezi

Bu yöntem ikinci aşamadaki ağrıları gidermek için kullanılır ve genellikle normal yolla doğumda tercih edilir. Perine ve vajina çevresindeki bölgeye sokulan bir iğne yoluyla uygulanır, o bölgedeki ağrıları azaltır ancak rahimdeki ağrılara pek etki etmez. En çok forseps kullanıldığında yararlıdır ve etkisi epizotomi yapılana dek sürebilir.

Gaz ve hava

Oksijen ve azot oksit karışımı kendinizi iyi hissetmenizi sağlayarak ağrıları durdurur. Doğumun birinci evresinin sonlarına doğru etkilidir. El maskesi ile uygulanan gazı solumanız istenir. Etkisi bir iki dakika içerisinde görüldüğünden sancının başlayacağını hissettiğinizde gazdan bir kaç derin soluk almanız yeterli olur. Gaz ağrıyı ancak kısmen giderdiği için bazen yeterli olmayabilir. Gazı solurken başınız dönebilir,bulantı gelebilir. Bu gazın bebeğe zararlı bir etkisi yoktur ancak yinede günümüzde kullanımı nadirdir.

Diğer ağrı kesiciler

Güçlü bir ağrı kesici olan meperidin hidroklorid kadın doğumda en çok kullanılan ağrı kesicidir. En etkili uygulama şekli damar içine veya kas içine enjekte edilmesidir. İki ile dört saatte bir tekrarlanabilir. Genellikle kasılmaları etkilemez. Doğumdan yaklaşık 2-3 saat önce verilir. Annenin ilaca yanıtı ve ağrının azalma derecesi çok değişkendir. Bazı kadınlar ilacın kendilerini gevşettiğini ve kasılmalara daha iyi dayandıklarını ileri sürerler, bazıları ise uyuşukluk duygusundan hiç hoşlanmazlar ve kasılmalarla başa çıkmakta zorlandıklarını söylerler. Kadının duyarlılığına göre değişen yan etkiler arasında bulantı, kusma, solunumun zayıflaması ve kan basıncında düşme sayılabilir. Meperidin ayrıca doğum sonrası epizyotomi ve sezaryen acısını dindirmek içinde verilebilir. Eğer doğuma çok yakın verilmişse bebek uykulu olabilir ve emmekte zorlanabilir ama bu etkileri kısa sürelidir.

Genel anestezi

Bir zamanlar ağrısız doğum için en gözde yöntemlerden biri olan genel anestezi, artık yalnızca ameliyatlı doğumlarda (sezaryen) kullanılır. Hızlı etkisinden dolayı daha çok bölgesel anestezi yapılmasına zaman bulunamadığı acil sezaryen durumlarında uygulanmaktadır. Bazı ön ilaçların enjekte edilmesinden sonra genel anestezik madde hastaya solunum yolu ile verilir. Bunu bir uzman anestezist yapar. Anne doğumun bütün aşamalarında bilinçsiz olacaktır. Kendine geldiğinde de bir süre sersem, çevresini ve zamanı tanımaz ve huzursuz olabilir. Boğazına koyulmuş bir tüpten dolayı öksürebilir, boğazı sızlayabilir, bulantı ve kusması olabilir. Geçici bir kan basıncı düşmeside başka bir olası yan etkidir. Genel anestezinin büyük sorunu anneyle birlikte bebeğin de sakinleşmiş olmasıdır. Bununla birlikte tam doğum anında anestezik madde kesilerek bebeğin uyuşukluğu en aza indirilebilir. Bu yolla bebek henüz kendine fazla miktarda ilaç ulaşmadan doğabilir. Anne yan yatırılarak (genelde sola) ve oksijen verilerek, bebeğe giden oksijen arttırılmaya çalışılır.

Genel aestezinin başka bir yan etkisi de annenin kusması ve kusmuklarının, öksürük refleksleri baskılanmış olduğundan,ciğerlerine kaçarak zatüreye yol açma olasılığıdır.Doğum öncesinde sizden hiçbir şey yiyip içmemenizin istenmesinin nedeni de budur

Amniyosentez Ve Gebelik

04 Kasım 2007

Amniyosentez nedir?

Bebeğiniz tüm hamileliğiniz süresince amniyon kesesi adı verilen bir kese içinde gelişimini sürdürür. Bu kesenin içi amniyon sıvısı adı verilen bir sıvı ile doludur. Amniyon sıvısı statik bir sıvı olmayıp sürekli emilim ve yapım halinde bulunur. Sıvının ana kaynağı bebeğin akciğerleri ve boşaltım sistemidir. Bu sıvı aynı zamanda bebekten dökülen hücreleri de içerir. Bu hücreler bebeğinizin tüm hücreleri ile aynı genetik yapıya sahip olduklarından incelenmeleri bebeğinizin genetik durumu hakkında bilgi verir.

Amniyosentez bebeğinizin içinde yüzdüğü amniyon sıvısından ince bir iğne yardımıyla örnek alınması demektir. En sık uygulanan anne karnında tanı yöntemlerinden birisidir. İlk kez 1882 yılında fazla olan amniyon sıvısının miktarını azaltmak için uygulanmıştır. Daha sonraları ise kan uyuşmazlığı olan çiftlerde bebeğin etkilenme derecesini saptamak için ya da erken doğum tehditi olgularında bebeğin akciğer olgunlaşmasının yeterli olup olmadığını değerlendirmek amacıyla kullanım alanı bulmuştur. Günümüzde ise başta bebekteki bazı doğum defektlerini ve genetik bozuklukları saptamak olmak üzere pek çok nedenle gebeliğin ikinci trimester?ında uygulanan bir testtir. Tıp alanında ve gebelik takibinde pek çok modern gelişme lmasına rağmen amniyosentez hala daha en yeterli bilgiyi sağlayan altın değerinde bir testtir.

Amniyosentezin en sık uygulanan prenatal test olduğunu belirtmiştik. Koriyonik villus örneklemesi (CVS) gibi diğer bazı testler ise doğumsal anomalilerin pek çoğunu saptamakla birlikte amniyosentez kadar etkili değillerdir. CVS gebeliğin daha erken döneminde yapılmakla birlikte amniyosenteze göre daha yüksek oranda düşük ve başka komplikasyon riskleri taşır. Bazı araştırmalar CVS sonrası çok düşük oranda el ve ayak parmaklarında doğum anomalilerine rastlanabildiğini ileri sürmektedirler.

Bebeklerin bir kısmı çeşitli anomaliler ile doğarlar. Bunlardan bazıları yaşam ile bağdaşmazken bazıları hayati olmamakla birlikte bireyin ve çevresinin hayat kalitesini olumsuz yönde etkileyebilir. Bu gruba en güzel örnek down sedromudur.

Amniyosentez ve diğer tüm prenatal testlerin (anne karnında teşhise yönelik testler) amacı özellikle tedavi olanağı olmayan genetik hastalıklar başta olmak üzere bu hastalıkları ve anomalileri mümkün olduğunca erken dönemde saptamak, anne baba adaylarına hastalık ve bebeğin dünyaya geldikten sonraki olası durumu hakkında bilgi vermek ve yine onların kararı ve onayıyla mümkün olduğunca erken dönemde gebeliğin sonlandırılmasını sağlamaktır. Bazı anne baba adayları Down sendromu gibi yaşam ile bağdaşan anomalilerin varlığında hamileliği devam ettirme yönünde karar verebilirler. Bu tamemen çiftlerin seçimi olup yasal ya da vicdani hiçbir zorlama mevcut değildir. Benzer şekilde amniyosentez yapılıp yapılmaması kararı da yine yalnizc çifte aittir. Doktorunuz sizi amniyosenteze zorlamaz, sadece önerir.

Amniyosentez kimlere önerilir?

Amniyosentez hem invazif bir girişim olduğu için hem de az da olsa düşük riski taşıdığı için rutin olarak her hamile kadına önerilmez. Kromozomal ya da genetik doğum defekti ya da bazı malformasyonlar açısından yüksek risk altında olduğu saptanan kadınlrda önerilen bir testtir. Genel olarak amniyosentez önerilmesi gereken durumlar şunlarıdır:

İleri anne yaşı: Down sendromu başta olmak üzere bazı genetik hastalıkların görülme riski kadının yaşı ile paralel olarak artış göstermektedir. Eğer anne adayının yaşı beklenen doğum tarihinde 35 ya da daha fazla olacak ise amniyosentez yapılması önerilir. İleri anne yaşı en sık amnyosentez önerilen durumdur.

Pozitif öykü: Daha önceki bir hamilelik genetik bir sorun nedeni ile sonlandırıldıysa ya da nöral tüp defekti, spina bifida gibi doğum defektli bir bebek öyküsü varsa sonraki hamileliklerde amniyosentez önerilir.

Bilinen genetik hastalık varlığı: Anne ya da baba adayında, ya da yakın akrabalarında bilinen genetik bir hastalık varsa amniyosentez önerilir. Bazı metabolik hastalıklar kalıtsal geçiş gösterir. Anne ya da babada hastalık olmamasına karşın bunlar taşıyıcı olabilirler ve sorunu bebeklerine aktarabililirler. Her iki ebeveyneden de hastalıklı gen geldiğinde bebekte hastalık ortaya çıkar. Bu gibi duruların araştırılmasında amniyosentez yararlı olabilir. Akdeniz anemisi gibi hastalıklar ise bazı bölgelerde çok sık görülür. Bu gibi durumların varlığında da amniyosentez bebeğin hastalık taşıyıp taşımadığını anlamak için yararlı olabilir. Bir diğer konu da akraba evlilikleridir. Akraba evliliklerinde çiftin her ikisinin de taşıyıcı olma olasılıkları normal topluma göre daha yüksek olduğundan bbekte hastalık görülme riski yüksektir ve bu nedenle amniyosentez önerilebilir. Bu grup hastalarda amniyosentez şart değildir. Şart olan hamilelik öncesi ya da erken dönemde genetik danışmanlıktır. Genetik uzmanı sizden ve eşinizden detaylı bir öykü alarak risk oranınızı belirler ve amniyosenteze gerek olup olmadığına karar verir.

Pozitif tarama testi: Günümüzde genetik hastalıklar ve anomaliler açısından yüksek risk taşıyan hamilelikleri saptamak amacıyla bazı testler her hamile kadında rutin olarak uygulanmaktadır. Bu testlerden en sık kullanılan üçlü tarama testidir. Tarama testleri adından da anlaşılabileceği gibi anomali varlığını belirtmez sadece yüksek risk altındaki kişileri işaret eder. Bu testlerin pozitifi çıkması durumunda kesin tanıya ulaşmak amacıyla amniyosentez önerilir.

Ultrasonografide anomali saptanması: Hamilelik takibi sırasında yapılan rutin ultrason incelemelerinde anomali saptanması varlığında, anomali ile birlikte görülebilecek genetik bozukluk riskine göre amniyosentez önerilebilir.

Akciğer gelişiminin değerlendirilmesi: Erken doğum riski olan, ya da hamileliğin devamının anne ya da bebek açısından risk oluşturduğu durumlarda amnyon sıvısından örnek alınarak lesitin/sfingomeyelin gibi bazı maddelere bakılarak akciğer olgunlaşmasının tamamlanıp tamamlanmadığında karar verilebilir. Yenidoğan yoğun bakım şartları günümüzde çok iyi düzeye gelmiştir. Ülkemizde de iyi merkezlerde 24-25 haftalık bebekler yaşatılabilmektedir. Bu nedenle akciğer gelişimi değerlendirmek amacıyla amniyosentez uygulaması artık eskisi kadar popüler değildir.

Polihdramniyos: Amniyon sıvısının normalden fazla olması durumunda anne adayını rahatlatmak amacıyla amniyosentez yapılarak bir miktar sıvı alınabilir.

Amniyosentez ne zaman yapılır?

Bebeğin amniyon sıvısından örnek almak için en uygun zaman son adet tarihinden itibaren hamileliğin 16-18. haftaları arsıdır. Sonuçlar genelde 1-2 hafta içinde bazan daha geç çıktığından bu haftalarda yapılması idealdir. Son zamanlarda erken amniyosentez (15. haftdan önce) uygulansa da hem laboratuvar şartları hem de işlemden kaynaklanan risklerin yüksekliği nedeniyle pek tercih edilmemektedir. Bu uygulama henüz deneysel aşamadadır.

Amniyosentez nasıl yapılır?

Amniyosentez işlemi esnasında çok ince bir iğne ile bebeğin içinde yüzdüğü amniyon kesesine girilir ve sıvı çekilir. İşlemden önce detaylı bir ultrason incelemesi yapılarak bebeğin durumu ve pozisyonu değerlendirilir. Daha sonra amniyosentez için uygun bir alana karar verilerek hazırlıklara başlanır. İşlem sırasında iğnenin bebeğin plasentasından geçmeyeceği bebekten uzakta bir bir alan bulmak önemlidir.

İşlemden önce hamile kadın ultrason masasında sırtüstü uzanır. İğnenin girileceği alan antiseptik solüsyonlar ile temizlendikten sonra karın steril örtü ile örtülür. Bir doktor ultrason ile işlemi gerçekleştirecek olan doktora rehberlik eder. İşlem tek kişi ile yapılacak ise özel tasarlanmış ultrson guide?ları kullanılmalıdır. İşlemi yapacak olan kişi ultrason görüntüsü altında iğneyi karın üzerinden yerleştirir ve önce karın katlarını daha sonra rahim kasını geçerek amniyon kesesine girer. İğnenin ucunu ultrasonda gördükten sonra arkasına bir enjektör takarak yaklaşık 20 mililitre sıvı alır.Bu aşamada bebeğin tüm amniyon sıvısının miktarı yaklaşık 200-300 mililitredir. Alınan sıvının kanlı olmaması gerekir. Yeterli miktarda sıvı alındıktan sonra iğne tek bir hamlede çıkarılır ve işlem tamamlanmış olur. Alınan sıvıyı bebek 1-2 saat içinde yeniden üretir

Daha sonra ultrasonografi ile bebek ve kalp atımları yeniden değerlendirilir. Hasta 10-15 dakika dinlendirildikten sonra evine gönderilebilir. Alınan sıvı oda sıcaklığında muhafaza edilerek laboratuvara gönderilir. Tüm işlem 1-2 dakika kadar sürer.

Alınan sıvıda ne gibi işlemler yapılır?

Amniyon sıvısı bebeğe ait canlı hücreler içerir. Bu hücrelerin kaynağı bebeğin solunum , sindirim, boşaltım sistemi ve cildinden dökülen hücrelerdir. Alınan sıvı laboratuvarda ayrıştırıldıktan sonra hücreler kültür ortamınada çoğaltılır ve elde edilen hücrelerde genetik inceleme yapılır. Eğer amniyosentez bebeğin akciğer gelişimini değerlendirmek amacıyla yapılıyor ise laboratuvara gönderilmez. Değerlendirme aynı anda yapılabilr.

Sonuçlar ne zaman alınır?

Amniyosentez sonuçları iki aşamalı olarak değerlendirilebilir. İlk planda florasan teknik ile (FISH) hücrelerin genetik yapısı incelenir. FISH 2-3 gün içinde sonuçlanır fakat her zaman kesin sonuç vermeyebilir. Kesin sonuç için hücre kültürlerinin beklenmesi gerekir. Bu genelde 1-3 haftarasında zaman alır. FISH yöntemi her yerde uygulanmayan sadece belirli laboratuvarlarda uygulanan güncel bir yöntemdir.

Amniyosentez güvenli midir?

Her yıl dünyada milyonlarca kadında amniyosentez yapılmaktadır ve bu anne adaylarıın hepsinin zinhini kurcalayan temel soru budur. Ultrasonun yaygın olmadığı dönemlerde işlem körlemesine yapıldığından riskler daha yüksekti. 1976 yılında geniş kapsamlı bir araştıma sonucu Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüleri gebeliğin ikinci trimesterında yapılan amniyosentezin güvenli olduğu yönünde görüş bildirmiştir. Ancak tüm invazif girişimlerde olduğu gibi amniyosentezde de bazı riskler vardır. Bu riskler şunlardır:

Düşük: Amniyosentez önerilen çiftleri en fazla endişelendiren konu olmakla birlikte amniyosenteze bağlı düşük riski son derece azdır. Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezinin verilerine göre amniyosenteze bağlı düşük riski 200-400 işlemde 1?dir. İşlemi yapan kişinin tecrübesi ile düşük riski arasında ilişki olduğu düşünülmektedir. Düşük riski erken amniyosentezde daha fazladır. 1998 yılında Kanada?da yapılan bir araştırmada erken amniyosentez sonrası düşük riski %2.6 olarak bulunmuştur. Bu oran ikinci trimestarda yapılan amniyosentezlerde %0.8?dir. Günümüzde kabul edilen görüş amniyosentezin düşük riskini sadece %1 oranında arttırdığıdır (%1 düşük riski taşır demek değildir).

Enfeksiyon: Amniyosentez sonrası enfeksiyon görülme riski 1000?de birden daha azdır. Steril şartların sağlandığı durumlarda son derece nadir olarak görülür.

Su gelmesi: Yaklaşık %1 olguda vajinadan az miktarda sıvı gelebilir. Sıvı kaçağının yeri iğnenin giriş deliğidir. Amniyon zarı 1-2 gün içinde kendini onarır ve sıvı kaçağı kaybolur.

Su kesesinin açılması: Çok nadir karşılaşılır. Bu durumda gebeliğin sonlandırılası gerekir.

Plasenta veya kordonun zedelenmesi : Nadir görülen bir komplikasyondur.

Erken doğum eylemi: Nadir görülen bir komplikasyondur.

İşlemin başarısız olması: Uygun bir giriş alanı bulunamadığında ya da amniyon zarı rahim duvarından ayrılıp içeri doğru bombeleştiğinde iğnenin kese içine girmesi mümkün olmyabilir. Bu gibi bir durumda işlem birkaç gün sonra tekrarlanır.

Bebeğin zarar görmesi : İşlem ultrason altında yapıldığından son derece nadir olarak karşılaşılır. En sık olabilecek olan problem iğne batmasıdır. Bu durum bebekte kalıcı bir zarar yaratmaz.

İşlemin tekrarlanması: Alınan sıvı miktar olarak yetersiz ise ya da çok kanlı ise birkaç hafta sonra işlemin tekrarlanması gerekebilir. Bazı durumlarda tek bir girişte kese içine ulaşılamaz. Birden fazla giriş yapıldığında tüm riskler artar.

İşlem için herhangi bir ön hazırlık gerekir mi?

Hayır. Amniyosentez öncesinde herhangi bir hazırlık yapmanız gerekmez. Bazı durumlarda mesanenizin dolu olması işlemi kolaylaştırabileceğinden doktorunuz su içmenizi önerebilir.

İşlem sırasında acı olur mu?

Hayır. Amniyosentez genelde ağrısız bir işlemdir ancak iğne rahim kasına girerken ve çıkarken adet sancısı tarzında kramplar olabilir. Bundan daha fazla bir rahatsızlık sık karşılaşılan bir durum değildir.Bu nedenle lokal aneztezi uygulanmaz.

İşlem sonrası nelere dikkat etmek gerekir?

Amniyosentez sonrası yatak istirahati ya da aktivite kısıtlaması gerekli değildir. 24 saat süre ile ağır fiziksel aktiviteden kaçınılması, 15 dakikadan daha uzun ayakta durulmaması önerilir.

Eğer kan grubunuz Rh (-), eşiniz de Rh(+) ise işlem sonrasında koruyucu iğne yapılması gerekir.

Çoğul gebeliklerde amniyosentez yapılabilir mi?

Evet. Çoğul gebelikler amniyosentez için kontraendikasyon oluşturmazlar. Eğer mümkün ise tek bir iğne girişi ile tüm bebeklerden ayrı ayrı sıvı almak idealdir. Bir bebeğin kesesine girilip sıvı alındıktan sonra kese içine indigokarmen adı verilen renkli bir sıvı verilir. Bu sıvının bebeğe herhangi bir zararı yoktur. Amaç sıvı alınan bebeği belirlemektir. Daha sonra ultrason eşliğinde diğer bebeğin kesesine girildiğinde eğer renkli sıvı gelir ise yanlış kesede olunduğu belli olur ve bu sayede aynı bebekten iki defa sıvı alınmasının önüne geçilebilir. Tek bir kese içinde bulunan monoamniyotik ikizlerde ise böyle bir şans yoktur.

Normal olarak bulunan bir sonuç bebeğin sağlıklı olacağını garanti eder mi?

Yüksek risk saptanan anne adaylarının %95?inde prenatal testlerin sonucu normal olarak bulunur. Ancak hiçbir perinatal test sağlklı bir bebek için %100 garanti veremez çünkü bazı anomaliler doğumdan önce hiçbir şekilde saptanamaz. Bebeklerin %3-4?ü anomalili olarak doğarlar.

Amniyosentezin kromozomal anomalileri saptamadaki başarısı %99.4 ile %100 arasında değişir.

Amniyosentez ile saptanan anomaliler tedavi edilebilir mi?

Günümüzde pekçok defekt doğum öncesi saptanabilmekte ancak çok azı tedavi edilebilmektedir. Down sendromu gibi genetik hastalıkların tedavisi ne yazık ki mümkün değildir.

Amniyosentez sonrası doktorunuzu aramanız gereken acil durumlar:

Eğer

Kasılmalarınız ya da şiddetli kramplarınız olursa

Vajinal kanamanız olursa

Vajinal sıvı kaçağı fazla miktarda olur ya da 1-2 günden uzun sürerse

Ateşiniz 37.5 derecenin üzerine çıkarsa

Kötü kokulu bir akıntınız olursa

zaman kaybetmeden doktorunuzu aramalısınız

Adım Adım Tüp Bebek

04 Kasım 2007

Adım adım tüp bebek

35 yaşını geçmiş çiftler ve bazı hastalıkları olanlar, korunmadıkları halde hamilelik oluşmuyorsa altı ay, daha gençler ise bir yıl bekleyip doktora başvurmalı

Günümüzde çevremizde çocuk sahibi olamayan çiftlere daha sık rastlar olduk. Bunda, artık kadınların çalışıp annelik yaşını ertelemesinin de payı var. Kadın-erkek kısırlığı, tedavileri ve tüp bebek konusuna, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. İsmail Çepni?nin verdiği bilgilerle başlıyoruz.

Ne zaman bir çift kısırlık şüphesiyle hekime başvurmalı?

Bir yıl boyunca uygun sıklıkta birlikte olan (haftada iki-üç kez) ve bir doğum kontrol yöntemi kullanmadığı halde çocuğu olmayan çiftler hekime başvurmalı.

Bu süre herkes için aynı mı?

Bir yıllık süreyi, bilinen bir problemi olmayan genç çiftlere öneriyoruz. Genç kadınların bir yıl sonunda gebe kalma şansı yüzde 85. Eşleriyle yumurtlama gününde birlikte olan, sağlık sorunu olmayan 35 yaşın üstündeki kadınlarda ise bu oran yüzde 25. Dolayısıyla birkaç ay gebelik olmadı, diye genç çiftlerin endişelenmeleri gereksiz. Ancak özellikle 35 yaşın üzerindeki kadınlar altı ay sonra doktora başvurmalı.

Yine âdet düzensizliği başlayanlar, yumurtalık, rahim veya karın ameliyatı olanlar, verem geçirenler, karın zarı iltihabı ya da karın içi enfeksiyonu geçirenler altı aydır gebe kalamıyorsa doktora gitmeli. Ayrıca kanser nedeniyle kemoterapi ya da radyoterapi alanlar bu tedavilerden önce hemen hekime başvurmalı.

Erkekler hangi durumlarda bir yıldan önce doktora gitmeli?

İnmemiş testis ameliyatı geçiren, hâlâ inmemiş testis sorunu olanlar risk grubunda. Kemoterapi ya da radyoterapi tedavisi alanlar, yetişkinliğinde kabakulak geçirmiş, testisleri normalden küçük olan erkekler oyalanmadan doktora gitmeli. İleri derecede şeker hastaları, aşırı alkol ve sigara tüketenler de doktora başvurması gerekenler arasında. Bir de varikosel dediğimiz testislerinde ele gelen kitle veya damar genişlemesi olan erkeklerin evlendiklerinde doktora gitmesi gerekiyor.

Mesleklerin kısırlığa etkisi var mı?

Eşi aylarca uzakta çalışmak zorunda olanlar, ayakkabı tamiri gibi işlerde yapıştırıcı kullananlar, çok stresli görevleri olanlar, fırın işçileri ya da maden eritme ocaklarında aşırı ısıya maruz kalanlarda çocuksuzluk problemi daha sık görülebilir. Yine boya-badana işinde çalışanlarda, sanayide boyayla ilgili zehirli maddelere maruz kalanlarda bu ihtimal var. Yoğun kimyasal madde soluyanlar da risk taşıyor.

Çocuk sahibi olamayan çiftlerin hangi uzmana başvurması gerekir?

Standart bilgilerle iyi donatılmış kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ya da konuyla uğraşan androloji uzmanı ilk başvurulacak hekimler olabilir. Ancak kısırlık konusunda uzmanlaşmış hekimler de tercih edilebilir. Önemli olan işini doğru ve güncel bilgilerle yapan doktoru bulmak.

Peki doktora başvuran çiftlere ilk yapılan tetkik hangisi?

Çiftlerin vücut yapılarını değerlendirmek ve genel muayenelerini yapmak ilk basamaktır. Örneğin çok zayıf ya da çok şişman bir hanımda sadece kilo, sorunun sebebi olabilir. Kadınlar için önemli bir tetkik jinekolojik muayenedir. Ayrıca vajinal smear ya da rahim ağzı akıntı tahlili mutlaka yapılmalı. Jinekolojik muayenede rahim ve yumurtalıklarda yapısal bir problem, miyom, kist gibi herhangi bir sorunun olup olmadığını araştırırız.

Daha sonra ultrasonla yumurtalıkların ve rahimin durumuna bakarız. Ultrason bize yumurtlamaya hazır kaç tane yumurta keseciği olduğunu gösterir. Ayrıca rahim genişlemesi, miyom, yumurtalıklarda yer işgal eden bir kist ya da tümörün varlığı ultrasonla tespit edilebilir.

Daha sonra kadınlara yumurtlama olup olmadığını gösteren hormon testlerine geçeriz. Hormon testlerinin bir kısmı adetin üçüncü gününde, bir kısmı da âdetin 21-22?nci günü yapılıyor.

Erkekte ise ilk tetkik spermiogram dediğimiz sperm analizi yani meni tahlilidir. Ancak erkeklerde tahlil sonuçları çok değişken olabileceğinden iki-üç ay ara ile spermiogramı tekrarlamak gerekli.

Kaynak: Radikal

Tıkalı tüpler ameliyatla açılıyor

Tüplerin tıkanma nedeni bir değil: Karın içinden geçirilmiş ameliyatlar, kürtaj sonrası iltihap, verem hastalığı? Tıkalı tüpler özellikle gençlerde ameliyatla açılabiliyor. Anne olmak isteyen kadınlar, âdet düzensizliklerini de ciddiye almalı. Düzensizlik, polikistik over sendromuna işaret olabilir

Kadınlarda hamileliğin önünde çeşitli engeller var. Tıkalı tüpler, adet düzensizlikleri gibi? Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. İsmail Çepni, bu rahatsızlıklar ile tedavide gereken tetkikleri anlattı.

Rahim filmi ne zaman gerekiyor?

Rahim filmi kısırlık şikâyetiyle gelen kadınlarda isteyeceğimiz vazgeçilmez tetkiklerden. Âdet bittikten sonraki iki-üç gün içinde çekilmeli. Tüplerin açık olup olmadığına dair bir röntgendir. Rahim dokusunda doğuştan ya da sonradan bozuklukların tespitinde önemlidir. Rahim filminin çekilmesi ciddi bir ağrı yaratmaz, anestezi gerektirmez. Bazen rahim filminden sonra kendiliğinden gebelik oluşur.

Laparoskopi nedir?

Herkese gerekli bir tetkik değil. Bu yöntemle genel anestezi altında karın içine bakılır. Laparoskopiye şu durumlarda ihtiyaç duyulur:

Eğer tüpler rahim filminde kapalı görünüyorsa laporoskopiyle gerçekten kapalı olup olmadığı incelenir. Ya da hormonal tetkikler ve rahim filminden sonra herhangi bir sorun tespit edilmezse, birkaç yıl sonra laparoskopiden yararlanılır. Ayrıca karın içindeki yapışıklıklar veya endometriyozis hastalığının değerlendirilmesinde kullanılır. Bunun dışında yapışıklıkların açılması, endometriyozis odaklarının tedavisi, yumurtalık kistlerinin çıkarılması gibi ameliyat gerektiren durumlarda kullanılabilir.

Bir de histeroskopi adlı bir yöntem var.

Bu yöntemde de optik bir aletle rahim içine girilir ve incelenir. Eğer rahim filminde ve ultrasonda miyom, polip, yapışıklık ya da çift rahim gibi durumlardan şüphe duyuluyorsa bu yönteme tedavi amaçlı da başvurulabilir.

Kısırlık testinde kullanılan testlerin maliyeti nedir?

Çok pahalı değil. Spermiogram 30-50 YTL, hormon testleri 100-150 YTL, rahim filmi ise 150-200 YTL civarında. Sosyal güvencesi olanlar için devlet bu tetkikleri karşılıyor. Ayrıca devlet, memur, SSK?lı, emekli, yeşil kartlı ve Bağ-Kur?lu olanların tedavi masraflarını da belli kurallar çerçevesinde kısmen karşılıyor.

Kadınlardaki tüplerin görevi nedir?

Bütün normal gebelikler kanal ya da tüp dediğimiz yumurtalık yolunda başlar. Yumurtalıklardan atılan yumurta tüpler tarafından içeri alınır ve burada erkek tohum hücresiyle bir araya gelerek döllenme gerçekleşir. Tüpler meydana gelen embriyonların yaklaşık beş-altı gün beslenmesini, daha sonra rahim içine nakledilmesini sağlıyor. Eğer tüpler tıkalıysa spermiyle yumurta birbirine ulaşamaz, bunun sonucunda da döllenme meydana gelmez.

Tüpler neden tıkanır?

Daha önce karından, özellikle de kadın üreme organları yani yumurtalık, tüp ve rahimden geçirilmiş ameliyatlar önemli bir neden. Örneğin yumurtalık kisti, çikolata kisti, dış gebelik, miyom ya da rahim düzeltme ameliyatları, bağırsak tıkanıklığı, çocukluk çağında uygun yapılmayan apandisit ameliyatları tüplerin tıkanmasına neden olabiliyor. Yapılacak her türlü yanlış cerrahi müdahale ileride kısırlık nedeni olarak karşımıza çıkabilir. Bir başka önemli neden, özellikle bel soğukluğu gibi cinsel temasla bulaşan enfeksiyonlar. Yine kürtaj sonrası iltihabi hastalık ya da karın içi iltihabi olaylar ve verem hastalığı tüpleri tıkayabilir.

Tüplerde sorun varsa ne yapılıyor?

Genç hastalarda ameliyatla düzeltilebilir. Ancak düzeltilecek tüp sağlıklı kalmalı ve en az dört santim olmalı. Örneğin tüberküloz nedeniyle tıkanmış, içi sıvı veya iltihap dolu tüplerin tamiri bir işe yaramaz. Böyle olgularda ve özellikle yaşlılarda tüp bebek önerilir.

Kadınlarda normal yumurtlamanın olup olmadığı anlaşılabilir mi?

Bir kadın eğer düzenli, yani 21-35 gün aralıklarla âdet görüyorsa o kadını yumurtluyor olarak düşünebiliriz. Ancak bu, düzensiz âdet görenlerin yumurtlama fonksiyonunun olmadığını bize göstermiyor. Mesela 35 günden daha fazla âdet arası açılmış kadınlarda yüzde 60 civarında yumurtlama olabiliyor. Yumurtlama olup olmadığını anlamak için birtakım testler var. Bunlardan en sık başvurulanı kanda progesteron hormonu tespiti. Test âdetin 21 ile 24?üncü günleri arasında yapılır. Yumurtlama için bir başka test de, rahim içinden parça alarak rahim içi bezlerinde birtakım değişiklikler olup olmadığını belirlemek. Yumurtlama konusunda kadınların kendi kendilerine yapabileceği bir test de var. Vücut ısısı testi dediğimiz bu yöntemde, kadın sabah uyandığında yataktan kalkmadan dil altından dereceyle ateşini ölçer. Daha sonra ölçümleri bir kart üzerine kaydeder. Tam yumurtlama gününden sonra bu ısıda yarım derecelik artış olur. Eğer vücut ısısı yükselmişse yumurtlama var demek.

Yumurtlama bozukluklarına yol açan nedenleri anlatır mısınız?

Başlıca dört önemli nedeni var. En sık rastladığımız yumurtlama bozukluğu sebebi ?polikistik over sendromu? denilen ve daha çok hormon bozukluğu sonucu oluşan hastalık. Santral sinir sistemine ait sorunlar, yumurtalıkların erken iflas etmesi ya da yumurtalıklardaki yumurtaların erken bitmesi (erken menopoz) ve prolaktin hormon yüksekliği yumurtlama bozukluğu yapan diğer faktörler.

Yumurtalıklar neden iflas eder?

Hanımların yumurtaları doğuştan belli bir sayıda yumurtalıklarda yer alır. Bu yumurtaların zarar görmesi, tükenmeleri ya da alınmaları sonucu yumurtalıklar çalışamaz. Örneğin kanser hastalığı yüzünden kemoterapi-radyoterapi tedavisi görmek, çok ağır yumurtalık cerrahisi geçirmek önemli nedenler arasında. Ama bazen yumurtalıklardaki yumurtalar hiçbir neden olmadan erken tükenebilir. Ya da yumurtalıklar olması gereken hormonlara cevap vermez. Yani hasta erken menopoza girer.

Maalesef erken menopoz konusunda doğurganlık açısından yapabileceğimiz pek bir şey yok. Bu olgularda tek seçenek ülkemizde yasal olmayan yumurta bağışı. Ancak bu olguların çok az bir kısmında ilk beş yıl içinde yumurtalık fonksiyonları geri kazanılabiliyor ve gebelik gerçekleşebiliyor. Fakat bu durumun son derece nadir olduğu unutulmamalı. Kanser tedavisi öncesinde yumurtalık dokusunun, yumurtanın ya da oluşturulacak embriyonun saklanması yeni tedavi şansları arasında.

Polikistik over sendromu nedir?

Doğurganlık çağında en sık karşılaştığımız hormonal bozukluktur. Ortalama 10-15 kadından birinde polikistik over sendromu var. Çocuğu olmayan hanımlarda daha sık görülüyor. Hastalığın en önemli özelliği, âdet düzensizliği. Düzensizlik daha çok uzun aralıklarla, örneğin 45-60 günde bir âdet görmeyle kendini gösterir. İkinci önemli özelliği, erkeklik hormonu artışına bağlı olarak tüylenme olması.

Kıllanma özellikle yüzde çene altında, göğüs uçlarında ya da göbeğe doğru oluyor. Yine erkeklik hormonunun yüksekliği erkek tipi saç dökülmesine, yağlanma ve sivilceye yol açıyor. Bir başka özelliği de ultrasonda polikistik over dediğimiz özel bir görüntü çıkarması. Eğer bir kadında bu üç özellikten ikisi varsa polikistik over sendromu tanısı koyarız.

Bu hastalık neden ortaya çıkıyor?

Büyük olasılıkla genetik geçişi olan bir yumurtalık hastalığı. Bazı ailelerde daha sık.

Polikistik over sendromu nasıl bir mekanizmada kısırlık yapıyor.

Özellikle hormonal etkiler sonucunda yumurtlama bozukluğuna yol açtığı için gebe kalmayı engelliyor.

Kaynak:Radikal

Tüp bebek tedavisi

Çiftlerin cinsel ilişkiye girememesi, sperm bozukluğu ya da nedeni bilinemeyen kısırlık gibi durumlarda aşılama yöntemi uygulanıyor. Bu yöntemle gebelik şansı yüzde 17-18 civarında. Eğer birkaç kez denenen aşılamadan sonuç alınamazsa tüp bebek yöntemine geçiliyor

Çocuk özlemi çeken aileler, aylar hatta yıllarca beklemelerine, çeşitli tedaviler görmelerine rağmen hamilelik gerçekleşmiyorsa, tıp onlara ne gibi seçenekler sunuyor?

Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Sağlığı Departmanı Koordinatörü Prof. Dr. Aydın Arıcı, bu seçenekleri anlattı.

Aşılama nedir?

Kısırlık tedavisinde kullanılan yöntemlerin başında gelir. Aşılamaya biz tıp dilinde inseminasyon diyoruz. Bu tedavide öncelikli amaç, hormon ilaçları vererek kadında gebelik oluşturabilecek bir yumurtanın gelişmesini sağlamak. İkinci amaç ise, erkeğin spermlerini alıp yumurtayı döllemesini kolaylaştıracak işlemlerden geçirirerek kadının rahim ağzından içeriye vermektir.

Aşılama herkese uygun mu?

Aşılama şu durumlarda uygulanır: Bir, rahim ağzı salgısı sperm geçişine izin vermezse. İki, cinsel ilişkiye girememe problemi olduğunda. Üç, hafif düzeyde sperm bozukluğu varsa. Dört, kısırlığın kaynağında bilinen bir neden bulunmadığında.

İşlem nasıl yapılıyor?[/b]

Kadının yumurtaları önce hormonlarla uyarılır. Yumurtaların gelişimine göre işlemin uygulanacağı zaman belirlenir. Daha sonra erkekten alınan semen örneği özel laboratuvar işlemlerinden geçirilir. Bu işlemlerle sperm sayısı, kalitesi ve hareketliliği artırılır. Hazırlanan sperm muayene pozisyonunda özel bir kanül yardımıyla kadının rahmine verilir. İşlemden sonra hasta yatarak yaklaşık yarım saat dinlenir. Aşılamanın başarılı olması için tüplerin açık, kadının tercihen 38 yaşından genç olması gerekir. Ayrıca sperm sayısı en az 5 milyon/ml olmalı.

Aşılama tedavisi ne kadar sürer?

Tedavi âdet kanamasıyla başlar ve yaklaşık 12-14 gün sürer. Âdet kanaması başlangıcında hastayı görür ve tedaviye âdetin üç ya da beşinci günü arasında başlarız. İlaçların etkinliği ve yumurta gelişimini takip edebilmek amacıyla kadını belirli aralıklarla ultrasona alırız. Yumurtalıklardaki yumurta gelişimi istenilen düzeye ulaşana kadar hormon ilaçlarının uygulanmasına devam ederiz.

Yumurtanın gelişimi tamamlanınca çatlatma iğnesi denilen bir iğne yaparız. Çatlama zamanı geldiğinde, hastanın eşini de çağırıp sperm alırız. Laboratuvar ortamında alınan bu spermlerin gebelik oluşturma ihtimali en yüksek olanlarını seçeriz. Daha sonra bunları bir dizi işlemden geçiririz. Böylece daha kaliteli, sayıca yoğun ve hareketli hale getirdiğimiz spermleri, normal muayene şartlarında plastik bir kanülle rahme zerk ederiz.

Bu yöntemle gebelik şansı nedir?

Her denemede yüzde 17-18?ler civarındadır. Bu rakamları değerlendirebilmek için normal hamile kalma ve doğurganlık oranlarının bilinmesi gerekir. Genellikle doğurganlık yaşla birlikte azalır. 20?li 30?lu yaşlardaki kadınların doğal şartlarda düzenli ilişkiyle her ay yüzde 25-30 oranında gebe kalma şansları var. Bu oran 40?lı yaşların başlarında yüzde 5?e düşer. Üremeye yardımcı tedavilerde başarı oranını en fazla etkileyen faktör yaştır. Dolayısıyla aşılama tedavisiyle başarı oranının her denemede yüzde 17-18?ler civarında olması oldukça iyi bir oran.

Aşılama başarılı olmamışsa hangi yöntem uygulanıyor?

Eğer kadının tüplerinde tıkanma ya da yapışıklık gibi bir sorun varsa, aşılamadan önce laparoskopi, lazer ya da makasla bu sorunların giderilmesine yönelik bir operasyon gerekir. Ancak aşılamadan yanıt alınmadığı takdirde tüp bebeğe geçilmeli. Tabii burada endometriozis ya da miyom gibi bir sorun varsa, bunların da cerrahi olarak düzeltilmesi şart. Tüp bebek, ileri derecedeki erkek kısırlığında, tüpleri tıkalı kadınlarda ve ileri yaştaki kadınlarda en iyi tedavi yöntemidir.

Tüp bebek yöntemi nedir?

Tüp bebek ve ICSI (mikroenjeksiyon) gibi yardımcı üreme tekniklerinin günümüzde ulaştığı nokta, birçok kısır çifte gebeliğe ulaşma şansı tanıyor. Tüp bebek yönteminde önce gebelik oluşturabilecek yumurtaların gelişmesi için kadına hormon ilaçları veriyoruz. Daha sonra bu yumurtaları bir işlemle topluyoruz. Ardından erkeğin spermlerini alarak yumurtayı döllemesini kolaylaştıracak bazı işlemlerden geçiriyoruz. Bu aşamadan sonra laboratuvar ortamında spermi yumurtanın içine koyuyoruz. Genellikle üç gün sonra en sağlıklı embriyonlar (döllenmiş yumurta) seçiliyor. Seçilen embriyonlar ince bir kanül vasıtasıyla rahim içerisine yerleştiriliyor.

Kaç embriyon transfer ediyorsunuz?

Transfer edilecek embriyon sayısı, anne adayının yaşına ve embriyonların kalitesine göre değişiklik gösteriyor. Normalde bu sayı, en fazla üç embriyon olarak sınırlandırılır. Hatta 35 yaşından genç kadınlarda iyi kalitede iki embriyon transferi yeterli.

İlişki sırasında ağrı varsa doktora?

Hamileliğin önündeki engellerden biri, ?çikolata kisti?. İstanbul Tıp Fakültesi Kadın Doğum Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. İsmail Çepni, bu konuda merak edilenleri anlattı.

Çikolata kisti nasıl bir hastalık?

Çikolata kisti yumurtalıklarda oluşan kistlerin içinin kanla dolması sonucu oluşur. Çikolata kisti konusunda bir kavram karmaşası var. Halk arasında çikolata kisti diye bilinen hastalık aslında ?endometriyozis?tir. Yani ikisi birbirinden farklı. Her çikolata kisti endometriyozis demek değil.

Peki endometriyozis nedir?

Rahmin iç tabakasındaki dokunun rahim dışında bulunma halidir. İşte âdet zamanında rahim iç yüzeyinde meydana gelen kanamayla beraber bu endometriyozis odaklarının bulunduğu bölgelerde de kanama benzeri bazı belirtiler olur. Her ay düzenli olarak oluşan bu ?iç kanamanın? vücut tarafından yok edilmesi sürecinde bölgede ciddi yapışıklıklar ortaya çıkar. Bu yapışıklıklar kısırlığa yol açabilir.

Kimlerde daha sık görülür?

En sık gebe kalamayan, cinsel ilişki sırasında ağrı duyan kadınlarda görülür. Her yaşta ortaya çıkabilir. Bazen hiçbir belirti vermez. Birinci derecede akrabalarından birinde endometriyozis saptanan kadınlarda bu hastalığın görülme riski daha yüksektir.

Endometriyozisin belirtileri neler?

Kısırlık, ağrı, rutin muayeneler esnasında yumurtalıkta görülen kitle bize endometriyozisi düşündürür. Özellikle âdetin ilk günü görülen âdet sancısı ve cinsel ilişki sırasında ağrı en önemli belirti. Endometriyozis yumurtalıkta bir kitleye yol açabilir. Buna çikolata kisti ya da endometrioma diyoruz. Yumurtanın üzerinde endometriyozis odakları olabileceği gibi, bu odaklar yumurtanın içine doğru da büyüyebilir. Bu odakların içeriği bir çikolatanın erimiş haline benzer.

Hastalığın tedavisi nasıl yapılıyor?

Karın içi yapışıklıklarının ve kistlerin tedavisi ameliyatla yapılır. Kist ameliyatı yaparken yapışıklık olmamasına dikkat etmeli. Kalan yumurtalık dokusuna zarar vermemek çok önemli. Sağlam yumurtalık dokusuna gereksiz bir zarar, yumurtalık rezervini azaltır.

Kimlere gerekir?

İncelemelerde çiftte hiçbir sorun bulunmamıştı ama çocukları olmuyordu. Bir başka vakada erkeğin sperm sayısı ve hareketi kısıtlıydı. Bir diğerinde kadının yaşı ilerlemişti. Üçüne de tüp bebek önerildi

Türkiye?de yaklaşık 15 bin bebeğin hayatı tüp bebek laboratuvarlarında başladı. Peki tüp bebek, hangi çiftlere uygulanır? Acıbadem Hastanesi Tüp Bebek Merkezi Direktörü Doç. Dr. Cem Demirel?in verdiği bilgilerle tüp bebek gerektiren durumlar:

1. Yumurtalık kanalları olarak da bilinen kadın fallop tüplerinin tıkalı, hasar görmüş ya da alınmış olması durumunda tüp bebek tedavisi uygulanmalı. Gebeliğin doğal yollarla oluşabilmesi için kadının yumurtalık kanallarının hem açık olması hem de normal fonksiyon görmesi gerekli.

2. Kadın üreme organları çevresinde, yumurtalıklarda gelişen yumurtaların fallop tüpleri tarafından yakalanmasını önleyecek yapışıklıkların olması durumunda da tüp bebek tedavisi gerekebilir. Karın içi yapışıklıklar ya bu bölgelerde yapılmış ameliyatlara (yumurtalık kisti ameliyatı, miyom çıkarılması, dış gebelik ameliyatı gibi?) ya da geçirilmiş olan kadın iç genital sisteminin iltihabi durumlarına bağlı olabilir. Tedavide ilk olarak laparoskopik (kapalı) cerrahiyle bu yapışıklıklar açılır ve normal tüp-yumurtalık ilişkisi sağlanır.

Eğer bu sağlanamazsa veya sağlanmasına rağmen cerrahiden sonra belli bir sürede kendiliğinden gebelik olmazsa tüp bebek uygulanır.

Örnek vaka: 28 yaşında, kadın? Dört yıldır evli. Korunmamasına rağmen çocuk sahibi olamadı. Rahim filmi (HSG) incelemesinde tüplerinin açık olduğu saptandı. Fakat doktoru, 18 yaşında geçirdiği apandisit ameliyatı nedeniyle tüpleri ve yumurtalıkları çevresinde karın içi yapışıklıklar olabileceğinden şüphelendi. Yapılan laparoskopi incelemesinde tüplerin açık olmasına rağmen bağırsaklara, yumurtalıklara ve rahim arka duvarına yapışmış olduğu gözlendi. Tüpler açıktı ama görevini yerine getirmesi mümkün değildi. Doktoru tüp bebek tedavisi için hastayı sevk etti.

3. Yumurtlama problemi olan kadınlarda, ilaç tedavisiyle yumurta elde edilmesine rağmen hâlâ gebe kalınamıyorsa tüp bebek tedavisine geçilmeli. Bu grupta polikistik over sendromlu kadınlar çoğunlukta.

4. Kadında endometriozis hastalığı varsa tüp bebek tedavisi gerekebilir. Endometriozis hastalığı, normalde rahim içinde bulunması gereken ve her âdet döneminde dışarı atılan endometrium tabakasının rahim dışında, tüplerin çevresinde, yumurtalıklarda ve bağırsak üzerinde bulunmasıdır. Endometriozis, kadının gebe kalmasını engelleyebilir. Cerrahi olarak hastalığın temizlenmesini takiben belli bir sürede gebelik sağlanamamışsa tüp bebek tedavisine geçilir.

5. Erkekteki sperm sayısında, sperm hareketinde ve sperm şeklinde (sperm morfolojisi) bozukluk ve yetersizlik varsa tüp bebek tedavisi gerekebilir. Günümüzde tüp bebek/mikroenjeksiyon uygulaması, erkek faktörüne bağlı kısırlıkta en yüksek başarıyı sağlayan tedavi yöntemidir.

6. Erkekte sperm tahlilinde hiç sperm hücresi bulunmazsa? Bu durumda, sperm hücreleri cerrahi yollarla epididim veya testisten elde edileceği için tek tedavi yöntemi olarak tüp bebek/mikroenjeksiyon gerekir.

Örnek vaka: 32 yaşında, erkek. 10 yıldır evli. Sperm sayısı ve hareketinin normal değerlerin altında olduğu tespit edilmiş. Dört kez eşine aşılama (inseminasyon-IUI) tedavisi uygulandı. Doktoru eşinin yaşı daha da ilerlemeden tüp bebek tedavisine geçmenin en uygun yaklaşım olacağını belirtti.

7. İzah edilemeyen kısırlık varlığında tüp bebek tedavisi gerekebilir. Tüp bebek, doğal yoldan çocuk sahibi olmak için girişimde bulunmuş ve herhangi bir sorun saptanamamış çiftler için de uygun bir seçenektir. Bu çiftlerin her zaman için kendiliğinden gebe kalma şansları olsa da, yıllar geçtikçe ve kadının yaşı ilerledikçe bu şans giderek belirgin bir şekilde azalır.

Örnek vaka: Yapılan tüm tahlil ve incelemeleri normal bulundu. Doktorlar, gebe kalınmaması için bir neden olmadığını söyledi. İki yıl daha geçti ve bir sonuç çıkmadı. Doktorlar aylık gebe kalma şanslarını artırmak için yumurtlamayı uyarıcı tedavi (ovülasyon indüksiyonu) ve ek olarak rahim içi aşılama (intrauterin inseminasyon) tedavisine başladı. Dört kez yapılan tedaviden sonuç alınamadı. Çift tüp bebek tedavisine başladı. İlk uygulamada gebelik elde edildi.

8. Bağışıklık sistemi kaynaklı kısırlık varsa tüp bebekle sonuca gidilebilir. Menide veya kadın üreme sisteminde sperm hücrelerine karşı antikorlar gelişiyor ve diğer tedavilerle sonuca ulaşılamıyorsa hastalar tüp bebek tedavisine yönlendirilmeli.

Vakit kaybetmeyin

9. İleri kadın yaşı söz konusuysa tüp bebek tedavisi düşünülmeli. Doğurganlık ilerleyen yaşla birlikte azalır. Bu azalma özellikle 35 yaşından sonra hız kazanır. Bu nedenle, özellikle 38 yaş ve üzerindeki bebek arzusu taşıyan kadınlarda vakit kaybetmeden tüp bebek tedavisine başlamak etkin sonuç getiren bir yaklaşım.

10. Preimplantasyon genetik tanı uygulaması gereken durumlarda tüp bebek tedavisi yapılmalı. Preimplantasyon genetik tanı, ileri anne yaşı, tekrarlayan başarısız tüp bebek uygulamaları, ciddi erkek faktörü kısırlığı gibi zor olgularda başarı şansını artırmak için başvurulan bir yöntem.

Tüp bebek isteyen çifti neler bekliyor?

İnternational Hospital Tüp Bebek Bölümü?nden Prof. Dr. Engin Oral tüp bebek aşamalarını anlattı.

1. aşama: Tedavinin ilk basamağını tüp bebek merkezindeki sorumlu doktor ve hemşirenin vereceği danışmanlık hizmeti oluşturur. Bu aşamada çift, kısırlığa neden olan problem, planlanan tedavi aşamaları, kullanacağı ilaçlar hakkında bilgilendirilir.

2. aşama: İlaçlarla yumurtalıkların uyarılması. Tüp bebek programında temel amaç yumurtalıkları kontrollü şekilde uyarararak yeterli sayıda döllenme yeteğine sahip yumurta hücresi elde etmektir. Hedef, 19-20 mm. çapında en az iki folikül elde etmektir. Bu tedavi ortalama 10-12 gün sürer. Foliküller yeterli büyüklüğe ulaştığında yumurtaların son gelişim basamağını tamamlamak üzere HCG enjeksiyonu yapılır. Bu enjeksiyondan ortalama 34-36 saat sonra yumurta toplama işlemi yapılır.

3. aşama: Yumurtalar toplanır. Önce vajinal ultrasonografinin kılavuzluğu altında bir iğneyle olgunlaşmış foliküllerin içine girilir. Sonra folikül sıvısının çekilmesiyle işlem gerçekleştirilir. İşlemin süresi ortalama 15-30 dakikadır. Hasta işlemi takiben iki-üç saat dinlenerek hastaneden ayrılır.

4. aşama: Elde edilen yumurta hücresi tüp bebek laboratuvarında özel koşullarda saklanır. Olgun yumurta hücreleri dört-altı saat sonra döllenme için hazır hale gelir. Kadından yumurta hücresi toplandığı esnada erkek de sperm verir. Menide canlı spermin olmadığı durumlarda, sperm cerrahi yollarla elde edilir. Yumurta kültürü ve sperm hazırlanması tamamlandıktan sonra döllenme işlemine geçilir. 18-20 saat sonra döllenme olup olmadığı kontrol edilir. Döllenen yumurtalar tekrar kültür ortamına konulur ve bölünmesi takip edilir.

5. aşama: Embriyon transferi yapılır. Özel bir kateter içinde taşınan embriyonlar rahim içine bırakılır. Ülkemizde zorunlu durumlar dışında en fazla üç embriyon transfer ediliyor. İkiden fazla sayıda embriyo verilmesi durumunda çoğul gebelik oranları yükseliyor.

Transfer sonrasında üç-dört saat hasta dinlendikten sonra çift hastaneden taburcu edilir. İşlem sonrası dölyatağını ve gebelik olursa büyüyen embriyonun gelişimini desteklemek için progesteron hormonu içeren ilaçlar başlanır. Bu tedaviye gebelik olursa gebeliğin 10?uncu haftasına kadar devam edilir. Embriyon transferi sonrasında geride iyi kalitede embriyon kalmışsa bu embriyonlar ileride kullanılmak üzere ailenin de onayı alınarak dondurulur.

6. aşama: Gebelik testi? Gebelik olup olmadığı transferden 12 gün sonra kanda bakılan gebelik hormon düzeyleriyle (B-HCG) anlaşılır. Eğer gebelik varsa üç hafta sonra hasta ilk ultrason için çağrılır.

Başarıyı artıran yollar

Defalarca deneme yapılmasına rağmen tüp bebek uygulaması sonuç vermeyen çiftlerde önce bazı testlerle, anne adayına transfer edilen embriyonun rahimde neden tutunamadığı inceleniyor. Daha sonra devreye tüp bebekte başarı şansını artıran özel teknikler giriyor

Bebek sahibi olamayan çiftler için ?mucize? yöntem gibi görülen tüp bebek, her zaman başarılı sonuç vermeyebilir. Bazen defalarca deneme hüsranla sonuçlanır. Peki bu başarısızlığın altında neler yatıyor, gebelik oranını artırmak için neler yapılıyor? Memorial Hastanesi Tüp Bebek ve Genetik Merkezi sorumlusu Prof. Dr. Semra Kahraman, sorularımıza verdiği yanıtlarla, tüp bebekten henüz fayda görememiş çiftlere yol gösteriyor.

Tüp bebek tedavisi başarısız olan çiftleri nasıl bir süreç bekliyor?

Eğer bir kez tüp bebek yöntemi uygulamışve başarılı sonuç alamamışsak çok endişelenmiyoruz. Çünkü tekniğin ilk uygulamada başarı oranı en iyi şartlarda yüzde 60 oranında. Ancak iki kez veya daha çok tüp bebek uygulamasında, anne adayına iyi embriyolar verilmesine rağmen gebelik elde edilemiyorsa çok çeşitli testler yapıyoruz.

Kadına ait nedenler

Hangi testler bunlar?

Öncelikle kadına ait nedenleri araştırıyoruz. Kadınlarda rahim içi yapışıklıklar, rahim içinde miyom veya polip gibi embriyonun tutunmasını engelleyen anormallikler var mı, bunları ortaya koymaya çalışıyoruz. Bu amaçla ultrasonografi eşliğinde rahim içine sıvı vererek rahim boşluğunun normal olup olmadığını kontrol ediyoruz. Bu basit ve hasta için ağrısız bir yöntem. Bu tür bozuklukları görmek için rahim filminden de (HSG) yararlanıyoruz. Ancak günümüzde ağrılı olması ve enfeksiyon gibi riskleri nedeniyle rahim filmi yerine histeroskopik inceleme daha çok tercih ediliyor.

Histeroskopik inceleme nedir?

Histeroskopik inceleme, rahim içine yerleştirilen ufak bir kamera sistemiyle bize rahimi detaylı olarak inceleme şansı veren bir yöntem. Aynı zamanda rahim içindeki bozuklukları düzeltme kolaylığı getiriyor. Histeroskopiyi tüp bebekte başarısız olmuş vakalarda çok sık kullanıyoruz. Ancak tecrübeli cerrahlar tarafından yapılmazsa riskler olabilir. Rahim duvarının incelmesi ve delinmesi gibi istenmeyen sonuçlara yol açabilir.

Başarısız tüp bebek uygulamalarında başka hangi faktörler etkili olabilir?

Embriyoların tutunmasını engelleyen bir diğer neden de, kadının tüplerindeki tıkanmaya bağlı olarak tüplerde sıvı birikmesidir. Tüplerde biriken sıvı rahim içine akarak embriyoların tutunmasını engeller veya gebelik oluştuğunda erken düşüklere yol açar.

Hidrosalpenks dediğimiz bu durum ultrasonografiyle belirlenebilir. Rahim filmi çekerek veya laparoskopi yaparak bu sorunun boyutlarını daha net ortaya koymak ve tedavi etmek mümkün. Bu durumda tüplerin laparoskopiyle çıkarılması veya rahimle birleştiği noktadan bağlanması başarı şansını belirgin oranda artırır. Laparoskopi kadında göbek deliği altından optik bir cihazla karın içine girilerek yapılan incelemedir. Tıpkı histeroskopide olduğu gibi aynı zamanda operasyon yapma şansı verir. Tüplerde sıvı toplanması kadında tüp bebek şansını azaltan en önemli ve en sık görülen nedenlerden biridir.

Hormonal bozukluklar da tüp bebekte başarısızlığa sebep olabilir mi?

Evet. Hormonal bozukluklar embriyo gelişimini ve embriyonun rahimde tutunması engeller. Tiroid bezi hastalıkları, beyinde hipofizden salgılanan süt hormonu (prolaktin) artışı önemlidir. Kanda bakılan hormon seviyeleriye bu bozukluklar tanımlanabilir.

Fazla insülin, gebeliğe engel

Polikistik over hastalığı ve yol açabildiği insülin hormonu artışı gebe kalmayı zorlaştırır, düşüklere de yol açabilir. Bu amaçla insülin direncini azaltan şeker hastalığı ilaçları verilerek gebelik şansı artırılabilir.

Endometrial ko-kültür denilen bir yöntem var, bu nedir?

Başarısız tüp bebek uygulamalarında başvurduğumuz yöntemlerden biri. Bu işlemde adetin 21?inci gününde kadın rahmi içinden bir doku örneği alıyoruz. Daha sonra bu örneği laboratuvar ortamında kültüre edip çoğaltıyoruz. Bir anlamda yapay rahim oluşturuyoruz. Daha sonra döllenmiş yumurtayı bu kültür ortamında geliştiriyoruz. Beşinci günün sonunda embriyoyu alıp rahime yerleştiriyoruz. Endometrial ko-kültür tekniği dünyada çok az merkezde yapılan ve hazırlanması zor olan bir işlemdir. Daha önce en az üç, en çok 11 başarısız uygulaması olan vakalarda bu teknikle yüzde 40 oranında gebelik elde ediyoruz.

Peki genetik incelemelerden de yararlanıyor musunuz?

Tekrarlayan başarısızlıklarda genetik incelemelere de başvuruyoruz. Tutunmayan embriyolarda altta yatan neden, kromozom bozuklukları olabilir. Bu nedenle embriyoları rahime koymadan önce preimplantasyon gebelik tanı yöntemiyle inceliyoruz.

Bu yöntemle sağlıklı embriyoları seçerek rahime yerleştiriyor ve gebelik şansını artırmayı amaçlıyoruz. Ayrıca bu sayede düşük oranını da azaltıyoruz. Erkeğin spermindeki DNA bozuklukları da embriyoların tutunmasını engelleyebilir. Bu nedenle tüp bebek tedavisi öncesinde sperme özel testler yapıyoruz. Sperm DNA?sında parçalanma veya spermlerde kromozom bozukluğu olup olmadığını araştırıyoruz.

Başarıyı artırmak için başvurduğunuz başka teknikler var mı?

Son günlerde bağışıklık sistemini desteklemek amacıyla immünglobilin tedavisi yapıyoruz. Bu tedavi çok yeni ve pahalı, ancak nedeni izah edilemeyen başarısız tüp bebek vakalarında umut verici görünüyor. Bir başka yöntem de şu: Hangi embriyonun rahimde daha yüksek oranda tutunabileceğini anlamak amacıyla embriyoların içinde büyüdüğü kültür sıvılarında HLA-G bakıyoruz. Kültür sıvısında HLA-G mevcutsa embriyonun rahimde tutunma olasılığı artıyor.

40 bin doğumdan biri tüp bebek

Türk Jinekoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Tıraş, çiftlere tüp bebek merkezi seçiminde yol gösterdi.

Sağlık Bakanlığı?ndan ruhsatlı kaç tüp bebek merkezi var.?

66 merkez var. Bu merkezlerin 28?i İstanbul?da, 14?ü Ankara?da, 6?sı İzmir?de ve 18?i de diğer illerimizde faaliyetlerini sürdürüyor.

Doğru merkez seçiminde çiftler neye dikkat etmeli?

Anne ve baba adayları, tüp bebek tedavisi için gittikleri merkezin Sağlık Bakanlığı?ndan ruhsatlandırılmış olmasına dikkat etmeli. Merkezin iyi bir donma-çözme programının olması, çoğul gebelik oranlarının düşük, eve canlı tek bebek gönderme oranlarının yüksek olması başarı göstergeleridir.

Türkiye?de ne sıklıkta tüp bebek uygulaması yapılıyor?

Türkiye?de yılda 18-20 bin tüp bebek uygulaması yapılıyor. AB ülkelerinde doğan her 16 bebekten biri tüp bebekken ülkemizde doğan her 40 bin bebekten biri tüp bebek.

Lazer, blastosist transferi

Tüp bebek tedavisinde sayı sınırı yok, ancak bir yılda dörtten fazla uygulama önerilmiyor. Tedavinin başarı şansını artırmak için özellikle 35 yaş üstünde ?tutunmayı kolaylaştıran? lazerden de yararlanılıyor

Birkaç kez tüp bebek uygulandığı halde sonuç alınamayan çiftler için yolun sonu demek değil. Tıp, her geçen gün tüp bebeğe destek yöntemler geliştiriyor. Memorial Hastanesi Tüp Bebek ve Genetik Merkezi sorumlusu Prof. Dr. Semra Kahraman, çiftlere umut olan bu yöntemler hakkında bilgi verdi.

Tüp bebek kaç kez tekrarlanabilir?

Tüp bebek tedavisinde sayı sınırlaması yok. Yumurtalık kapasitesi ve erkeğin sperm durumu elverdiği sürece istendiği kadar deneme yapılabilir. Bir yıl içinde üç ya da dört uygulama mümkün. Fakat genellikle aynı yıl içinde dörtten fazla uygulama önerilmez. İlk denemelerde uygun sayıda sağlıklı embriyon elde edilmişse bu embriyonlar dondurularak daha sonraki denemelerde kullanılmak üzere saklanabilir. Böylece hem kadının ilaç alması sınırlanır hem de tedavilerin maliyeti düşürülür.

Başarısız bir tüp bebek denemesinden sonra ilaçları değiştirmek gerekir mi?

Tüp bebek uygulamalarında belirlenmiş ilaç kombinasyonları var. Bu kombinasyonlar geniş çaplı araştırmalar sonrasında oluşturuluyor. Hastayı değerlendirdikten sonra elde ettiğimiz sonuçlara göre uygun ilaç protokolünü seçeriz. Tedavi sırasında kan hormon düzeyleri ve ultrasonla hastayı sıkı takip ederek gerekli doz ayarlamalarını yaparız.

Buna rağmen tedavi istenilen şekilde sonuçlanmamışsa eldeki bilgileri gözden geçiririz. Bir önceki tedavi sırasında seçilen ilaç protokolüne hasta nasıl cevap vermiş, bunu değerlendiririz. Mesela hasta ilaçlara beklenenden daha hızlı ya da yavaş yanıt vermiş olabilir.

İşte bu tür bilgileri gözden geçirip bir sonraki denemede ilaç protokollerinde değişiklikler yapabiliriz. Ancak bu, ?Her başarısız tedavi ilaç protokolü yüzünden olur? anlamına gelmiyor. Başarıyı etkileyen başka birçok neden var.

Embriyonun zarı inceltiliyor

Lazerin tüp bebek başarısını artırdığı söyleniyor, bu ne zaman kullanılır?

Embriyonların (döllenmiş yumurta) beslenip gelişebilmesi için rahim iç zarına tutunması gerekiyor. Eğer embriyonu çevreleyen zar gereğinden kalınsa rahime tutunma işlemi gerçekleşemez ve gebelik olmaz. embriyonun rahim duvarına tutunmasını kolaylaştırmak için bu zar çeşitli işlemlerle inceltilebilir veya bir kısmında küçük bir delik oluşturulabilir.

Geçmiş yıllarda bazı kimyasal maddeler ve enzimler kullanılarak yapılan bu işlem artık lazer sistemiyle yapılabiliyor. Lazer daha önce tüp bebek yöntemiyle gebelik elde edememiş kişilerde, 35 yaş ve üstü kadınlarda kullanılıyor. Ayrıca genetik tanı için biyopsi yapılacak embriyonlara, dondurma-çözme sonrası elde edilmiş embriyonlara, önceki denemelerinde iyi kalitede embriyon elde edilmesine rağmen gebelik olmayan vakalara, FSH hormonu sınırda ya da yüksek olan olgularda uygulanıyor.

Beşinci günde transfer

Blastosist transferi nasıl bir yöntem?

Blastosist, döllenme sonrası beşinci güne gelmiş embriyona verilen isim. Tüp bebek tedavisinde genel kabul gören uygulama, döllenme işlemi yapıldıktan sonraki üçüncü günde embriyonların anne rahmine yerleştirilmesidir. embriyonların blastosist döneminde transferinin önemli avantajları var. Mesela bu döneme ulaşabilmiş embriyonların rahime tutunma ihtimali daha fazla. Çünkü bu embriyonların beşinci güne kadar yaşama kabiliyeti diğerlerine göre daha yüksek.

Bir başka deyişle maratonda önde gidebilen, canlılıkları kanıtlanmış,kromozomları daha normal embriyonlardır. Normalde blastosist döneme ulaşan iki adet embriyon seçilerek rahime yerleştirilir. Geri kalan embriyonlar da hızlı dondurma tekniğiyle dondurularak saklanabilir. Dondurulan embriyonlar gebelik olmadığında veya hasta ileride tekrar anne olmak istediğinde bu embriyonlar çözülerek verilebilir.

Gebelik öncesi genetik tanı, tedavi başarısını artırır mı?

Evet. Bazı vakalarda anne rahmine yerleştirmeden önce embriyonları genetik açıdan ve kromozomlar yönünden inceliyoruz.

Preimplantasyon genetik tanı (PGT) dediğimiz bu yöntem, embriyonlar sekiz hücreli olduktan sonra biyopsiyle alınan bir hücreye uygulanıyor. Böylece en az riskli olan embriyonlar seçiliyor, anne adayına sağlıklı embriyonlar transfer ediliyor.

Bu yöntem; tekrarlayan düşüklerde, ileri yaşa sahip olanlara, tekrarlayan başarısız tüp bebek denemesi olanlara, şiddetli erkek kısırlığı sahip vakalara ve Akdeniz anemisi gibi genetik hastalık riski taşıyanlara uygulanıyor.

Tüp bebek yöntemi sonucunda düşüklerin engellenmesi için anne adayına vitamin uygulaması yarar sağlar mı?

Tüp bebek tedavisinde, tedavi öncesi anne adaylarına vitamin almaları önerilir. Özellikle antioksidan etkili multi vitaminler ve bebekte oluşabilecek sinir sistemini ilgilendiren hastalıklara karşı koruyucu olan folik asit kullanımı tavsiye edilir. Vitamin kullanımı destekleyici tedavidir. Ancak vitamin kullanılması düşüğü tek başına engelleyemez.

Stres tedavinin başarısını etkiler mi?

Kısırlık tanısı çiftlerde stres yaratabilir. Pek çok çift ümitsizlik, yetersizlik, suçluluk duygusu ve başarısızlık hisseder. Ayrıca tedavi çiftler için stresli olabilir. Özellikle tedaviyle ilgili yapılacak işlemlerde bilgi sahibi olmamak, çiftleri gergin ve sıkıntılı yapabilir.

Tedavi ekibinin çiftleri hazırlaması, çiftlerin hesaba katmadıkları faktörleri ortaya çıkarması ve tartışması yarar sağlar. Gerektiğinde psikolog ve psikiyatr desteği alınabilir. Son yapılan araştırmalar stresin tek başına kısırlık sebebi veya tedavi başarısızlığına sebep olacak bir etken olmadığını gösteriyor. Fakat huzurlu bir ortamda gerçekleştirilen tedavinin de hastanın tedaviye uyumunu artırdığını biliyoruz.

Anneliği fazla ertelemeyin

İleri yaş gebeliğe engel mi?

35 yaşın üzerindeki kadınlar hızlı hareket etmeli. 40 yaşından sonra tüp bebek tedavisiyle bile hamilelik şansı dramatik bir şekilde azalıyor. Batı toplumlarında olduğu gibi ülkemizde de kadınların giderek artan bir şekilde işgücüne katılması gebeliğin ertelenmesine yol açıyor. Bu da tüp bebek tedavisine ihtiyacı artırıyor. Ancak ileri yaşlarda yapılan tüp bebek tedavisinde gebelik şansı çok ciddi bir şekilde azalıyor.

Düzenli adet gören ileri yaştaki kadınlar neden anne olamıyor?

Tüp bebek tedavisinde iki önemli etken var. Birincisi yumurtalar, ikincisi ise döllenmiş yumurtalar, yani embriyonların tutunacağı rahim. İleri yaş, yumurtaların hem sayısını, hem de kalitesini olumsuz etkiliyor.

Tüp bebek tedavisinde başarı oranları nasıl?

İyi bir tüp bebek merkezinde 40 yaşın altında gebelik oranı yüzde 50-55 ve üstü. Ancak bu oran 40 yaş üzerinde yüzde 25?e kadar gerileyebiliyor. Gebelik oranları transfer edilen embriyon sayısıyla doğru orantılı olmalı.

Gebelik için ideal yaş nedir?

25-35 yaş arası. Hem annenin hem de bebeğin sağlığı açısından ideal olan yaş sınırları içinde çocuk sahibi olmaya çalışmak en doğrusudur. İleri yaşa bağlı olarak görülen metabolik problemler, doğurganlığı etkileyen faktörler, menopoz, anne olmak için çok önemli engeller.

Kısırlık tedavisinde gelişmeler ne?

Özellikle ileri yaş kadınlarda en önemli sorun yumurta rezervinin kısıtlılığı. İlerde somatik hücrelerden yumurta hücresi elde edilebilecek. Yumurta dondurma işlemiyse şu anda uygulanabiliyor.

Erkek kısırlığı

Çocuğu olmayan çiftlerin yarısından fazlasında sorun erkeklerden kaynaklanıyor ve tedavi de onlara göre planlanıyor. Birçok faktör erkekte kısırlığa neden oluyor. Ancak birkaç sperm bile bulunması erkeklere babalığın yolunu açıyor

Kadından kaynaklanan sorunlar kadar, erkeğe bağlı problemler de tüp bebeğe duyulan ihtiyacı artırıyor. Ç0iftlerin çocuk sahibi olamamasında genellikle kadının rolü olduğu düşünülse de kısırlık yüzde 50?den fazla oranda erkekten kaynaklanıyor. Memorial Hastanesi Tüp Bebek ve Genetik Merkezi sorumlusu Prof. Dr. Semra Kahraman, erkeğe bağlı sorunları anlattı.

Türkiye?de erkek kısırlığı oranı nedir?

Dünyada ve ülkemizde şu anda erkek kısırlığı oranları benzerlik gösteriyor. Günümüzde kısırlık yüzde 50?den fazla oranda erkeğe ait sebeplerle ortaya çıkıyor. Değişen teknolojik koşullar, çevre kirliliği, yaşam alışkanlıklarındaki değişiklikler, yapay gıdalar gibi nedenlerle erkeklerde sperm sayısı ve kalitesi giderek düşüyor.

Erkek kısırlığına neler yol açar?

Erkek üreme organlarının işlevlerini doğru ve yeterli şekilde yerine getirebilmesi için beynin alt kısmında bulunan hipofiz adlı bezin salgıladığı FSH ve LH hormonlarına gereksinimi var. Bu iki hormon vücutta yeterli düzeyde bulunmazsa sperm üretiminde sorunlar ortaya çıkar. Bu da kısırlığa sebep olur. Ayrıca testislerde sperm üretecek hücrelerin bulunması gerekir. Germ hücresi dediğimiz ve çok hassas olan bu hücrelerin de bir şekilde zarar görmesi kısırlığa yol açar. Örneğin radyasyona maruz kalmak germ hücrelerinin sperm üretimini durdurabilir.

Hangi ilaçlar erkek kısırlığı sebebi?

Kanser ilaçları, vücut geliştiren sporcuların yüksek dozda kullandığı androjen ilaçlar sperm üretimini durdurabilir.

Sigaranın rolü ne?

Araştırmalar, sigaradaki zehirli maddelerin, nikotinin ve sigara içimi sırasında ortaya çıkan hidrokarbonların sperm üretiminde rol oynayan hormonları olumsuz etkilediğini ortaya koyuyor. Ayrıca alkol, esrar, eroin gibi maddeler sperm üretimini ciddi boyutta engelliyor.

Erişkin erkeklerde görülen kabakulağın kısırlığa yol açtığı doğru mu?

Evet. Erişkin bir erkekte görülen kabakulak enfeksiyonu ?kabakulak orşiti? adı verilen testis iltihabına sebep olabilir. Bu durum testis dokusunda kalıcı hasara sebep olarak sperm üretimini azaltabilir veya tamamen engelleyebilir.

Başka hangi hastalıklar kısırlık nedeni?

Mesela inmemiş testis, ciddi bir kısırlık nedeni. Testislerin normalde olması gereken yerden farklı olarak kasık kanalında veya karın içinde bulunmasına inmemiş testis hastalığı diyoruz. Testislerin düzgün çalışabilmesi için vücut ısısından 1-1.5 derece daha düşük ısılı bir ortamda bulunmaları gerekir. Bu yüzden de testisler vücut dışında tıp dilinde skrotum, halk arasında torba adı verilen yapıların içerisinde bulunur.

Doğum sonrası erkek bebeklerde testislerin torbaların içine inmemesi, problemin uzun süre fark edilememesi ve düzeltilmemesi durumunda bebek gelecekte kısırlıkla karşı karşıya kalabilir.

Bu yüzden erkek bebeklerde testisler torbaların içinde değilse çocuk bir yaşına gelmeden ameliyatla yerine konulmalı. Kısırlığa neden olan diğer hastalıkları şöyle sıralayabiliriz: Böbrek yetmezliği, karaciğer yetmezliği, orak hücreli anemi gibi sistemik hastalıklar. Şeker hastalığı, travma sonucu bel omurlarının hasar görmesi. Mesane veya idrar kanalı ameliyatları sonrası boşalma sırasında meninin penisten gelmesi yerine mesaneye doğru geri kaçması.

Varikoselin kısırlıkla ilgisi var mı?

Evet. Varikosel erkek kısırlığının önemli nedenlerinden biri. Bu hastalıkta testis toplardamarlarında genişleme olur. Genişleme de damar içinde kanın göllenmesine, testiste beslenme bozukluğuna ve bölgesel ısı artışına yol açar. Bu da sperm hareket, sayı ve şekil bozukluğuna neden olarak kısırlık sorununu ortaya çıkarır. Varikosel cerrahi müdahaleyle düzeltilebiliyor.

Sperm üretimi normal olmasına karşın kısırlık ortaya çıkabilir mi?

Evet. Testiste sperm üretimi olmasına rağmen spermin iletilmesini sağlayan kanallar tıkalıysa kısırlık meydana gelebilir. Çünkü bu durumda sperm vücut dışına çıkamaz. Böyle bir duruma cinsel yolla bulaşan hastalıklar, verem ve kabakulak orşiti yol açabilir. Ayrıca doğuştan sperm kanalının gelişmemiş olması ya da testiste üretilen spermleri taşıyan kanalların olmaması bu duruma neden olabilir.

Tedavi alternatifleri neler?

İlaç ve cerrahi olmak üzere iki türlü tedavi var. Enfeksiyonlar ve bazı hormon bozuklukları ilaçlarla tedavi edilir. Cerrahi tedaviler ise kanal tıkanıklıklarını açmaya yöneliktir. Ancak bu ameliyatlarda başarı oranı istenilen oranda değil. Bu tedavilerin başarılı olamayacağı durumlarda ise yardımcı üreme teknikleri kullanırız.

Menide hiç sperm yoksa ne yapılıyor?

Bu durumda cerrahi yollarla testis içinde sperm aramak gerekir. Testiste sperm üretiminin olduğu biliniyorsa iğneyle testisten sperm çekilebilir. Bu tekniğe TESA diyoruz. Testiste sperm üretiminin olup olmadığı net olarak bilinmiyorsa mikro-TESE dediğimiz cerrahi yöntemle testisten sperm elde edilebilir. Bu teknikte ameliyat mikroskobunun 30 kat büyütme avantajından yararlanılır. Sperm üretiminin gerçekleştirildiği ince borucuklar ameliyat mikroskobu altında görülür. İçinde sperm bulma ihtimali yüksek olan borucuklar araştırılır. Mikro-TESE diğer cerrahi yöntemlere göre yüzde 50?den daha fazla sperm bulma şansı verir.

İktidarsızlık halinde bile çocuk sahibi olunabilir

Anadolu Sağlık Merkezi Tüp Bebek Merkezi?nden Dr. Aytu Kolankaya, kadın ve erkek kısırlığıyla ilgili olarak, sık sorulan soruları yanıtladı.

İktidarsızlık kısırlık nedeni mi?

İktidarsızlık kısırlığa yol açabilir ama sperm üretimi durmamışsa erkeğin baba olmasının önünde bir engel yok. İktidarsızlığın psikolojik, fizyolojik ve organik sebebleri var. Sorun belirlendikten sonra sebebe yönelik tedaviyle kısırlık ortadan kalkabilir. Ancak tedaviye rağmen sertleşme sağlanamıyorsa direkt testislerden sperm elde edebiliyoruz. Bu spermleri ya aşılama ya da mikroenjeksiyon yöntemiyle kadın rahmine aktararak gebelik elde edebiliyoruz. Aşılama, erkeğin spermlerini alıp yumurtayı döllemesini kolaylaştıracak işlemlerden geçirirerek kadının rahim ağzından içeriye vermektir. Mikroenjeksiyon ise erkek spermi ve kadın yumurtasını laboratuvar ortamında dölleyip kadın rahmine aktarmak anlamına geliyor.

Felçli erkekler çocuk sahibi olabilir mi?

Omurgada hasarın oluştuğu yere göre felçli erkeklerde cinsel fonksiyon kaybı olabilir. Fakat bu kişilerde de testiste sperm hücresi aranabilir ve bulunduğu takdirde mikroenjeksiyon yöntemi kullanılabilir.

Miyom kısırlık nedeni mi?

Miyom rahim duvarında oluşan iyi huylu kas kitleleridir. 40 yaşın üzerindeki kadınlarda çok sık görülür. Miyomların çoğu, belirti vermemesine rağmen bazı şikâyetler oluşturabiliyor.

En sık rastlanan yakınmalar ise aşırı ve anormal kanamalar. Ayrıca kasık ve karın ağrısı, kasıkta ve karında dolgunluk, basınç hissi, cinsel ilişki sırasında ağrı gelişebiliyor. Bazı miyom türleri ise aşırı kanamanın yanı sıra ara kanamalarına da neden olabiliyor.

Miyomlar kadının hamile kalmasını ya da hamilelikte rahmin bebeği taşımasını zorlaştırabiliyor. Çünkü miyomlar spermin ve yumurtanın tüplerden geçişini güçleştirebiliyor ya da yumurtanın rahime yerleşmesini engelleyebiliyor. Miyom büyüdükçe üzerindeki endometrium tabakası geriliyor ve kanlanması bozuluyor. Bu durumda embriyo rahimde yerleşse bile yeterli derecede kanlanmadığı için düşük gelişebiliyor. Hamilelik ilerledikçe ortaya çıkan diğer bir problem ise miyom nedeniyle rahimde bebeğe gelişebilmesi için yeteri kadar yer kalmaması. Bu sorun da sıklıkla düşük veya erken doğumla sonuçlanabiliyor. Miyomların tedavisinde genellikle cerrahi yöntemlerden yararlanılıyor.

Yumurtlamayan kadın kısır mı demektir?

Yumurta kapasitesi sona ermiş bir kadın kısır olarak nitelendirilebilir. Buna karşılık yumurta kapasitesi olan ancak yumurtlamayan birçok kadın vardır. Buna kilo, hormon bozukluğu gibi nedenler yol açabilir. Bu kadınlarda tedavi ile yumurtlama sağlandığında gebelik açısından çok iyi sonuçlar alınır.

Şişmanlık kısırlığa nedeni mi?

Fazla sayıda yağ hücresi östrojen dengesini bozuyor. Bu şekilde östrojen düzeyinin normalin üstünde olması yumurtlamayı önleyebiliyor. Ayrıca şişmanlık insülin salınımını artırarak erkeklik hormonunun fazla miktarda salgılanmasına neden oluyor. Böylece yumurtlamayı engelliyor. Normalde fazla kilo sahibi kadınlar kilo verdiklerinde yumurtlamaları düzene giriyor. Erkekte şişmanlık, testisleri ve sperm üretimini olumsuz etkiliyor.

Zayıflık kısırlık faktörü mü?

Çoğunluğu yağ hücrelerinden algılanan östrojen hormonu, çok zayıf bir vücutta normal düzeyin altında salgılanacağı için kısırlığa neden olabiliyor. Vücuttaki yağ miktarı normal değerinin yüzde 15?in altına düştüğünde kısırlık görülebiliyor. Erkekte ise zayıflık normal sperm fonksiyonlarının ve sayısının azalmasına yol açıyor.

Gebelik Ve Tiroid Hastalıkları

04 Kasım 2007

Gebelik ve tiroid hastalıkları

bugün sorulan bir soru nedeni ile?..

Üreme çağındaki kadınlarda, tiroid bezi hastalıkları sık görülmektedir. Gebelik sırasında oluşan hormonal ve metabolik değişiklikler, tiroid bezine ilişkin testleri etkileyebilmektedir. Yine gebelik sırasında görülen hipermetabolik belirtiler, klinik olarak bazı tiroid bezi hastalıklarını taklit etmektedir. Gebelik, tiroid bezi hastalıklarının gidişini de etkileyebilmektedir. Tersine , tiroid bezi hastalıkları da gebeliğin gidişini, fetusu ve yenidoğan üzerinde etki göstermektedir. Gebelik sırasında, tiroid bezinde oluşan fizyolojik değişikliklerin bilinmesi, tiroid bezi hastalıklarının tanısı açısından önemlidir. Tüm bu nedenlerle, gebelik sırasındaki tiroid bezi hastalıklarının tanı ve tedavisi özellik oluşturmaktadır. Tiroid bezi hastalıklarının uygun tedavisi, hem gebeliğin başarılı sürdürülmesi, hemde fetus ve yenidoğan üzerine etkileri nedeni ile önem kazanmaktadır

Gebelik ve tiroid

Gebelik sırasında ortaya çıkan dört önemli değişiklik, tiroid bez işlevlerini etkilemektedir. Bunlar ;

1) Tiroid bağlayan globulin ( TBG ) düzeyinin artması 2) Human koriyonik gonadotropin ( hCG ) artışı ile tiroid bezinin uyarılması 3) Plasenta kökenli enzimlerle, tiroid hormonlarının periferik metabolizmasının değişmesi 4) Böbrek klirensinin artması ve fetusun kullanımı nedeni ile plazma iyod düzeyinin azalmasıdır.

Anne-plasenta-fetus etkileşimi

Plasenta, anneden, fetusa tiroid hormonlarının geçişi için kismi engel oluşturmaktadır. İyod serbestçe geçebilmekte, TSH geçememekte, TRH, antitiroid ilaçlar ve antitiroid antikorlar plasentadan geçebilmektedir. İyod, tiroid hormonu yapımı için. çok önemli olduğundan, anneden uygun miktarda geçişi, fetusun normal miktarda tiroid hormonu yapabilmesi için gereklidir. Embriyo ile yapılan çalışmalarda, fetusta tiroid bezi işlevine başlamadan önce annneden fetusa yeterli miktarda T3 ve T4 geçtiği gösterilmiştir. T3, T4?e oranla daha kolay geçmektedir. Fetusun tiroid bezinin işlev görmediği, gebeliğin erken dönemlerinde, özellikle fetusun santral sisteminin gelişmesinde, annenin tiroid hormonları önemli rol oynamaktadır.

Gebelikte, iyod eksikliğinde, tiroid hormonlarının düzenlenmesi.

Dünyada birçok ülkede olduğu gibi1, Türkiye?de de iyod eksikliği önemli sorun oluşturmaktadır. WHO, gebelerde en az günde 200 mgr iyod alınmasını önermektedir. Gebelik sırasında, böbrek klirensinin artması nedeni ile idrarla iyod kaybı ve gebeliğin özellikle ikinci yarısında feto-plasental ünitenin iyod çekmesinden dolayı, iyod gereksinimi artmaktadır. Yeterli miktarda iyod alındığı durumlarda, bu fizyolojik değişikliklere kolayca adaptasyon sağlanmaktadır. İyodun yetersiz alındığı durumlarda, fizyolojik adaptasyon, patolojik tarafa kaymakta, tiroid bezi uyarılması sonucu guatr oluşmaktadır. Guatr oluşumu, iyod eksikliğinin derecesi ile ilişkilidir. Gebelik sırasında, iyod verilmesi guatr oluşumunu engellemektedir. Bir çalışmada günlük 200mgr iyod verilmesinin, yan etki oluşturmadan gestasyonel guatrı engellediği gösterilmiştir. Yine, iyod eksikliği olan bir yerde yapılan bir çalışmada;gebeler üç gruba ayrılmış, plasebo verilen grupta ortalama tiroid volümünde % 30 artış görülürken, 100 mgr iyod verilen grupta % 15 artış, 100mgr iyod + 100 mgr L-tiroksin verilen üçüncü grupta yalnızca % 8 artış görülmüştür. Gebelikte yeterli miktarda iyod alınması, guatr oluşumunu engellemektedir.

Gebelerde tiroid fonksiyonlarının değerlendirilmesi

Tiroid hastalıklarının tanısında, serum TSH düzeyinin ölçülmesi en önemli testtir. Oldukça duyarlı yöntemlerle tesbit edilen TSH düzeyinin normal olması, olguda bilinen bir tiroid hastalığı öyküsü veya fizik muayenede tiroid hastalığı şüphesi yoksa, tiroid bezinin fonksiyonunun normal olduğunu göstermektedir. Serum TSH yüksekliğinin en sık görülen nedeni, Hashimoto tiroiditinin oluşturduğu tiroid bezinin az çalışması durumudur. Bu durumda ayrıca serum serbest T4 düzeyi ve tiroid bezine karşı gelişen antikor düzeyleri de istenmelidir. Normal gebeliğin gidişi sırasında da serum TSH düzeyi düşük olarak saptanabilmektedir. Bu durum 1. trimestrde daha sık görülmektedir. Serum TSH düzeyinin düşük olduğu durumlarda serum serbest T4 (sT4) düzeyi, bu da normal ise serum serbest T3 (sT3) düzeyi ölçülmelidir. Serum sT4 ve sT3 düzeyinin normal, TSH düzeyinin düşük olduğu durumlarda ek bir incelemeye gerek yoktur. Serum serbest T3, T4 düzeylerinin yüksek olması, gestasyonel tirotoksikozis veya Graves hastalığını düşündürür. TSH düzeyi düşüklüğü , ayrıca Mol Hidatiform, otonom fonksiyon gösteren tiroid nodülü, tiroid hormonu kullanımında da olabilmektedir. TBG düzeyinden etkileneceği için, serum total tiroid hormon düzeyi ölçümünün tanıda yeri yoktur. Serum tiroglobulin düzeyi, tiroid bezinin tiroglobulin içeriğini yansıtmaktadır. Gebelikte serum tiroglobulin düzeyindeki artış, en belirgin 3. trimestrde görülmektedir. Gebelikte serum tiroglobulin düzeyindeki artış, ultrasonografi ile belirlenen tiroid hacmi artışı ile birliktedir. Tiroidi uyarıci immünglobulin (TSİ ) ya da TSH reseptör antikorların düzeyinin belirlenmesi gebelikte rütin uygulanmamaktadır. Bu antikor düzeylerinin yüksekliği, Graves hastalığı tanısı veya yenidoğan Graves?inin göstergesi açısından önemlidir. Gebelerde radyonüklitlerle yapılan görüntüleme yöntemleri sakıncaları nedeni ile uygulanmamaktadır.

Antitiroid antikorlar ve gebelik

Tiroid bezinin çeşitli kısımlarına karşı gelişen , antitiroid antikor (Anti tiroid peroksidaz , TPO ve antitiroglobulin), sıklığı toplumda gebe olmayan kadınlarda %3 oranında iken, gebelerde bu oran % 5-15 arasında değişmektedir. Gebelik sırasındaki, antitiroid antikorların varlığının, düşük riskini artırdığı çalışmalarda gösterilmiştir. Bir çalışmada tekrarlayan düşüklerde, antitiroid antikor insidansı yüksek olarak bulunmuştur. Antikor pozitif olan olgularda düşük oranı % 13, 3-17 bulunurken, negatif olan olgularda bu oran % 3, 3-8, 4 olarak belirlenmiştir. Bazı olgularda bunun nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte, antitiroid antikorların, otoimmün kökenli düşüklerin göstergesi olabileceği düşünülmektedir. Postpartum tiroiditlerde, Anti TPO varlığı ile ilişkilidir. Bu antikorları bulunan olgularda pospartum tiroiditler ve gebelik sonrası depresyon sık görülmektedir.

Gebelik ve diffüz, nodüler guatr

Nodüler tiroid hastalıklarına toplumda sık rastlanılmaktadır. Tiroid kanserleri genellikle kendini nodül şeklinde gösterdiği için nodüllerin değerlendirilmesi, tanısı ve uygun tedavisi oldukça önemlidir. Çok sayıda doğum yapan kadınlarda, nodüler guatr hastalıklarının daha yaygın olduğu bilinmektedir. Gebe kadınların, yaklaşık % 10?unda nodül saptanmaktadır. Gebelikte tiroid kanseri insidansı 1000 de bir civarındadır. Gebelikte, klinik olarak saptanabilen nodüllerde malignite % 30-40 civarında bildirildiği için, bu nodüller mutlaka tanı açısından değerlendirilmelidir. Gebelikteki nodüllerde kanser olasılığının yüksek çıkmasının nedeni, gebelerde seçilerek tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi yapılması ve biyopsi uygulanan nodüllerin çapının iki cm üzerinde olması olarak düşünülmektedir. Yine bu konuda yayınlanan son çalışmada bu oran % 4, 4 olarak verilmektedir, bu da normal toplumda saptanan % 5 değeri ile uyumludur. Gebelikte, tiroid bezinde yapılacak, ilk işlem tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisidir. Eğer kanser tanısı konmuşsa, olguya multidisipliner yaklaşılmalıdır. Sık görülen farklılaşmış tip (papiller, folliküler) tiroid kanserlerinde, ikinci trimestrde, cerrahi uygulanabilir. Birinci trimestrde uygulanan cerrahi düşük riskini, son trimestrde uygulanan cerrahi erken doğum riskini artırmaktadır. Gebeliğin tiroid kanserinin gidişi üzerinde olumsuz etkisi yoktur, nüksü ve metastazları artırmamaktadır. Bu nedenle, özellikle tanı 3. trimestrde konmuşsa cerrahi doğum sonrasına ertelenebilir. Radyoaktif iyod tedavisi, gebelikte uygulanmaz. Gebelik sonrası uygulamalarda, bebek radyoaktifiyod tedavisinden 120. günden sonraya kadar emzirilmelidir. Farklılaşmış tiroid kanserleri dışında tanı konulmuşsa, gebelik yaşına ve tümörün özelliklerine göre girişimde bulunulmalıdır. Gebelik sonlandırılabilir, erken doğum yaptırılıp, hemen tedaviye geçilebilir. Gebelik farklılaşmış tip tiroid kanserlerinin gidişini etkilemediği gibi, tersine daha önce tanı almış, cerrahi ve radyoaktif iyod tedavisi uygulanmış, kişiler gebe kalırsa bu uygulanan tedavilerde, gebeliğin gidişini etkilememektedir. Tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi sonucu bening ise olgular ilaçsız izlenebilir, ya da L-tiroksin tedavisi verilebilir. Gebeliğin yeni nodül oluşturduğu ve mevcut nodülleri büyüttüğü bilinmektedir. Nodüllerin sayısının ve büyüklüğünün artmasının nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, en önemli nedenin iyod eksikliği olduğu düşünülmektedir. Yeni nodül oluşumunun, idrarla iyod atılımının fazla olduğu grupta yüksek olduğu gözlenmiştir. Gebelikte yetersiz iyod alımının en iyi göstergesi guatrdır. Guatr oluşumu, iyod eksikliğinin derecesi ile ilişkilidir. Gebelik sırasında, iyod verilmesi guatr oluşumunu engellemektedir. Bir çalışmada günlük 200 mgr iyod verilmesinin, yan etki oluşturmadan gestasyonel guatrı engellediği gösterilmiştir . İyod eksikliği olan bölgelerde, gebelik sırasında tiroid volümünde yaklaşık % 30 artış görülmektedir. İyod eksikliği bölgelerinden biri olan, Doğu Almanya?da gebelik sırasında guatr insidansı % 60 bulunmuştur. Amerika Birleşik Devletlerinde, gebelerde klinik olarak saptanabilen guatr insidansı % 5-6?dır ve bu oran normal populasyondan farklı değildir. Türkiye?nin büyük bir bölümünde iyod eksikliği bulunmasından dolayı Türkiye ?de de, gebelik sırasında guatrın , sık görülebileceği söylenebilir. Gebelik sırasında guatr saptanan ve laboratuvar olarak ötiroid bulunan olgulara, 2 mgr/kg/gün dozunda L-tiroksin başlanabilir. Gebelik öncesi guatr nedeni ile L-tiroksin tedavisi alan olgularda, gebeliğin başlaması ile birlikte, tedavinin fetusa yan etkisi olabileceği düşüncesi ile, tedavi kesilmekte ya da kestirilmektedir, bu da mevcut guatrın daha da büyümesine neden olmaktadır. Böyle bir tedavinin fetus üzerinde herhangi bir yan etkisi yoktur, tedavi gebelik sırasında ve emzirme döneminde rahatlıkla kullanılabilir. Bu durum, özellikle büyük guatrı olan gebelerde çok önemlidir.

Gebelik ve hipertiroidizm

Gebelikte, hipertiroidizm görülme sıklığı % 0, 2?dir. Hipertiroidizmin en sık görülen nedeni Graves hastalığıdır (% 85-90). Diğer nedenleri ise toksik multinodüler guatr, toksik adenom, subakut tiroidittir. Çok nadir olarak ta hiperemezis gravidarum, mol hidatiform ve struma ovaridir. Hipertiroidizmin belirti ve bulguları, sinirlilik, titreme, taşikardi, terlemede artış, sıcak tahammülsüzlüğü, kilo kaybı, çarpıntı, uykusuzluk, dışkılama sayısında artış, guatrdır. Gravese özgü bulgular ise oftalmopati ve dermopatidir. Kilo alamama veya kilo kaybı ve taşikardi en önemli bulgulardır. Hipertiroidizmde görülen bazı belirti ve bulgulara, normal gebelikte de sık rastlandığı için tanı karışıklığına neden olur. Bu nedenle ayırıcı tanıda, tiroid fonksiyon testleri önemlidir. Bu arada gebeliğin, tiroid fonksiyon testleri üzerine etkileri de unutulmamalıdır. Hipertirodizmin, özellikle uygun tedavi edilmemiş, olanlarında anne ve fetusta komplikasyonlar gelişebilmektedir. Anneye ait komplikasyonlar; düşük, plasenta abruptio, erken doğumdur. Kalp yetmezliği, tiroid fırtınasıda görülebilir. Kötü kontrollü olgularda pre-eklampsi riski artmıştır.

Uygun tedavi edilmemiş hipertiroidizmde, fetus ve yenidoğanda da komplikasyonlar gelişebilir. Bu komplikasyonlardan sık görülenleri, prematürelik, düşük doğum ağırlığı, yenidoğan hipertiroidizmidir. 249 hipertiroidili gebe kadını içeren bir çalışmada fetus ölümü, ölü doğum insidansı %5, 6, fetus ve yeni doğan anormallikleri %5 olarak bulunmuştur. Bu nedenle sağlıklı bir gebelik ve iyi olarak sonuçlanması için, hipertiroidizm uygun olarak tedavisi ve takibi gerekmektedir. Graves hastalığında, TSH reseptör (TSHR) antikor yüzdesinde azalma ve uyarıcı antikorlardan, bloke edicilere antikorlara değişiklik nedeni ile gebelik sırasında, düzelme görülmektedir. Yenidoğanların %1-5?inde, TSİ?lerin plasenta yolu ile geçişi nedeni ile hipertiroidizm görülebilmektedir. Yenidoğan Graves hastalığının insidansı, annenin tiroid fonksiyonları ile ilişkili değildir.

Tanı

Gebelikte, tiroid fonksiyonların en iyi göstergesi sensitif yöntemlerle serum TSH düzeyinin ölçülmesidir. Hipertiroidizmde TSH düzeyi düşük, serbest T 4 düzeyi artmıştır. TBG yüksekliğinden dolayı total T3 ve T4 yüksek çıkacağından, bu testlerin tanıda yeri yoktur. TSHR antikorlar düzeyinin belirlenmesi, tanı için gerekli değildir, rutin bakılması önerilmemektedir. Bu antikorların tespiti, fetus ve yenidoğan tirotoksikozisi açısından uyarıcı olması nedeni ile değerlidir.

Gebelikte, hipertiroidizmin tedavisi

Gebelik öncesi

Gebelik sırasında, anne ve fetus sağlığı ve iyi bir gebelik gidişi için tiroid bezi işlevi önemlidir. Gebe kaldığı anda hipertiroidizmi bulunan annelerin tiroid testleri, düşük riskinden kaçınmak için sıkı kontrol edilmeli, gerekirse antitiroid ilaçla tedavi başlanmalıdır.

Gebelik sırasında hipertiroidizm tanısı alan olgular

Gebelik sırasında hipertiroidizm tanısı alan olgularda medikal tedavi tercih edilir. Diğer tedavi seçeneklerinden radyoaktif iyod tedavisi gebelikte kontrendikedir ve yine cerrahi tedavi öncesi antiroid ilaçlarla medikal tedavi ile hazırlamak gerekir. İlaç tedavisinde de tiyoamid grubu ilaçlar;propiltiyourasil (PTU) ve metimazol kullanılır. Bu iki ilaç tiroid hormonu sentezini engellemektedir.

Ayrıca PTU , periferde T4 ® T3 dönüşümünü de engellemekte ve metimazola oranla etkisi daha kısa zamanda ortaya çıkmaktadır. PTU, plasentadan daha az geçiş gösterdiği ve metimazola bağlı, Aplazi cutis olguları bildirildiği için, PTU gebe kadınlarda tercih edilmektedir. Ancak son yıllardaki yapılan çalışmalarda metimazolun plasental geçişinin PTU dan farklı olmadığı ve metimazola bağlanan aplazia cutis görülmediği bildirilmiştir. Gebe bir kadında orta veya ciddi bir hipertiroidizm saptandığı zaman sekiz saatte bir PTU 100 mg başlanmalı, olgu ötiroid oluncaya kadar bu dozda devam edilmeli, ötiroid olduktan sonra doz hızla azaltılmalıdır. Yüksek doz ilaç fetusta hipotiroidiye neden olabileceğinden, serum T4 düzeyini üst sınırda tutan endüşük doz tedavide hedef olarak belirlenmelidir. Hafif olgularda düşük dozlarla da tedaviye başlanabilir. Tiroid testleri düzeldiğinde, doz giderek azaltılır, 50-100 mg, günlük doz yeterli olabilir, TSH normal olan bazı olgularda tedavi kesilipte takipde edilebilir. Olgularda takip sırasında dört haftada bir tiroid fonksiyon testlerine bakılmalıdır. Yüksek doz antitiroid ilaç gerektiren olgularda 2. trimestrde cerrahi tedaviye yönelmek en iyi çözümdür. Antitiroid ilaçlarla birlikte tiroid hormonunun verilmesi, fetusta ve yenidoğan hipotiroidi önlemediği ve daha yüksek doz antitiroid tedaviye neden olduğu için pek önerilmemektedir. Tiroid hormonlarının , periferik simpatikomimetik belirtilerini engellemek için propanolol gibi betablokörler kısa süreli kullanılabilir. Fakat uzun süreli kullanımı, fetusta gelişme geriliğine, anoksik stresse yanıt bozukluğuna ve doğum sonrası bradikardi ve hipoglisemiye neden olabileceğinden sakıncalıdır.

Cerrahi tedavi

Yüksek doz antitiroid tedavi gerektiren, bası belirtileri bulunan guatra sahip olgularda, 2. trimestrde cerrahi uygulanabilir. Birinci trimestrde düşüğe, son trimestrde erken doğuma neden olabileceğinden, cerrahi tedavide en uygun zaman 2. trimestrdir.

Postpartum Graves hastalığı

Postpartum dönemde, hipertiroidizmde alevlenme olabilir, bu açıdan olgu iyi izlenmelidir. Gebeliğin son zamanlarında TSH reseptör antikorlarında düşüş olan olgularda, postpartum dönemde belirgin rebound olmaktadır.

Laktasyon döneminde tedavi

Emzirme döneminde antitiroid ilaçlar güvenle kullanılabilir . Çalışmaların önemli bir bölümünde PTU süte daha az oranla geçtiği gösterilmiştir. Daha sonraki çalışmalarda metimazolun de güvenle kullanılabileceği ileri sürülmüştür. PTU dozu 450 mg ve daha az olmalı, ilaç beslenmeden hemen sonra verilmeli ve ikinci emzirmeye kadar 3-4 saatlik bir süre geçmelidir.

Hiperemezis gravidarum ve tiroid

Hiperemezis gravidarum , biyokimyasal olarak hipertiroidizm bulguları ile birliktedir;serum TSH düzeyi çok düşmüştür, ancak klinik hipertiroidizm belirtileri oldukça nadirdir. Genellikle kısa sürelidir, kendiğinden düzelir. Gebeliğin 6-8 haftasında ortaya çıkmakta ve gebeliğin 18-20. haftasında kendiğinden düzelmektedir. Çok ciddi belirtileri olan, volüm yerine koyulmasına rağmen inatçı taşikardisi, tiroid bezi büyümesi olan olgularda, geçici tedavi verlebilir, ancak olgu sıkı izlenmeli, tedavi kısa sürede kesilmelidir.

Gebelik ve hipotiroidizm

Hipotiroidizmli kadınlarda, anovulasyon en sık görülen anormalliklerden biridir. Bu nedenle tedavi edilmemiş hipotiroidizmli olgularda gebe kalmanın seyrek görüldüğü düşünülür. Buna rağmen gebe kalan olgularda da abortus riski oldukça yüksektir. Gebe kadınlarda, sadece TSH yüksekliği ile giden subklinik hipotiroidili olgularda dahil olmak üzere, hipotiroidizm sıklığı % 2, 5 olarak bildirilmiştir. Belirgin hipotiroidizm olguları ise %0, 3?ü oluşturmaktadır. Hashimoto tiroiditi, iyod eksikliği, tirodektomi, radyoaktif iyod tedavisi en sık görülen primer hipotiroidi nedenleridir. Hipotiroidizmin klasik belirti ve bulguları; halsizlik, yorgunluk, kabızlık, soğuk intoleransı, saçlarda dökülme, cilt kuruluğu, kas krampları. Karpal tünel sendromudur. Hastalık ilerledikçe kiloda artış, unutkanlık, düşünmede yavaşlama, ses değişikliği ortaya çıkar. İlerlemiş ağır olgularda, anovulasyon olabileceğinden, gebelik görülmeyebilir. Tiroid hormonlarının normal, TSH?ın yüksek olduğu, çoğunluğu asemptomatik subklinik hipotiroidi olgularına daha sık rastlanılır. Tedavi edilmemiş hipotiroidizmli olgularda, gebelikte çeşitli komplikasyonlar görülebilir. Bu komplikasyonlar; preeklampsi, abruptio plasenta, düşük doğum ağırlığı, düşük, ölü doğum ve perinatal mortalitedir. Ltiroksinle tedavi bu komplikasyonları azaltmaktadır. Annenin hipotiroidisinin, fetus nörolojik gelişimine etkisi henüz net olarak anlaşılmamasına rağmen son zamanlarda yapılan çalışmalar maternal hipotiroidinin , fetusun nöro-entelektüel gelişmesini olumsuz etkilediğini göstermiştir. Özellikle iyod eksikliği olan durumlarda bu etkilenme daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Bir çalışmada, gebeliğin erken dönemlerinde tiroid hormonu düşük olan annelerinin çocuklarının IQ testleri 10. ayda ve yedinci yaşta değerlendirildiğinde daha düşük olarak bulunmuştur. Gebeliğin 12. haftasında düşük sT4 düzeyi olan anne çocuklarında psikomotor gelişme geriliği riski 5, 8 kat artmaktadır. Yine son yıllarda yapılan çalışmaların değerlendirilmesinde buna benzer bulgular eldelenmiştir . Gebeliği sırasında, olgu biyokimyasal olarak ötiroid olsa bile , antitiroid peroksidaz antikorların pozitif olması, çocukta IQ testini etkilemektedir.

Tanı

Hipotiroidizm tanısında serum TSH düzeyi ve özellikle annenin hipotiroksinemisnin belirlenmesinde sT4 düzeyinin bakılması çok önemlidir. TSH düzeyinin yüksek çıkması tanıyı doğrular. Hafif TSH yüksekliğinde mutlaka sT4 düzeyine bakılmalı, sT4 düzeyinin düşük olması, fetusta riski artırmaktadır. TSH düzeyinin 10 mIU/L ve üzerinde olan olgularda fetus ölüm riskinin arttığı belirtilmiştir. İlk haftalarda sT4 ve TSH düzeyinin rütin olarak ölçülmesini önerenler vardır. Antitiroid peroksidaz antikorlar yüksekliği de önemli olduğundan bunlarında ölçülmesi de oldukça önemlidir.

Tedavi

Gebelikte hipotiroidizm mutlaka tedavi edilmelidir. Ltiroksin tedavisi ile hipotiroidinin anne ve bebekte oluşturduğu yan etkiler önlenebilmektedir. Tedavide hedef, TSH düzeyini normale getirmektir. Yeni tanı konmuş gebelerde başlangıç dozu 150 mgr/gün veya 2 mgr/ kg, gerçek hasta ağırlığı başınadır. L-tiroksin tedavisinin, TSH düzeyine etkisi, yarı ömrü uzunluğu nedeni ile dört hafta sonra çıkacağından , dört haftada bir TSH ölçülerek uygun doz ayarlanmalıdır. Gebelik öncesi hipotiroidi tanısı almış olgularda, özellikle tirodektomi sonucu gelişmiş olanlarında, gebelik gidişi boyunca doz artırılması gereklidir. Yapılan çalışmalar değerlendirildiğinde olgularda, gebelik gidişi sırasında olguların % 58 ?inde serum TSH düzeyinin yükseldiği, başlangıç dozu üzerine, genellikle % 28-48 oranında artış yapılması gerektiği gözlenmiştir. Son yayınlanan bir çalışma da hipotiroidili olguların hepsinde artış gerekmediği, özellikle tiroidektomili olgularda artış gerektiği, T4 emilimini bozan bazı ilaçların (demir, vitamin, Ca gibi) gebelikte sık kullanılmasının doz artımına neden olduğu ileri sürülmüştür. Gebelik sırasında durumu stabil olan hipotiroidili olgularda TSH ölçümü ilk 6-8 haftada, daha sonraki ölçümler, 16- 20. haftalar ve 28-32. haftalarda olmalıdır. Doğum sonrası ölçümlerle gereksinim azaldığı için doz azaltılır, genellikle doğum önceki doza inilir.

Aile Planlamasi

04 Kasım 2007

AİLE PLANLAMASI

ÜREME SAĞLIĞI NEDİR ?

Üreme sağlığı,çoğalmamızı sağlayan organların ve faaliyetlerin sadece hasta ve zayıf olmaması değil,fiziksel,ruhsal ve sosyal olarak iyi bir halde olması demektir. Yani üreme sağlığı,kişinin doyurucu ve güvenli bir cinsel yaşamı olması demektir.

-Her insan üreme yeteneğine haiz olmalıdır

-İnsanlar bu yeteneği kullanıp kullanmamakta serbesttir

-Bu nedenle,her insan kendi seçimi olan güvenli,etkili ve fiyatını ödeyebileceği ve kabul edebileceği bir gebelikten koruyucu yönteme ulaşabilmelidir.

-Yine doğurganlığı düzenleyici yöntemler diye adlandırabileceğimiz bu yöntemlerle ilgili her türlü bilgiyi de kolaylıkla bulabilmelidir.

-Kadınlar gebelik süresini ve doğumu güvenli olarak geçirmelerini ve sağlıklı bir bebek sahibi olmalarını sağlayacak gerekli sağlık hizmetlerinden yararlanabilmelidir.

Bu haklarımızı kullanmak için üzerimize düşenleri yapmalıyız. Kadınsanız,özellikle ,sağlığınızı korumak ve üreme faaliyetleri sırasında göreceğiniz zararı en aza indirmek için doğurganlığınızı kontrol etmelisiniz. Düzenli aralıklarla yaptıracağınız kontroller (Çek-up) ile daha belirti vermeyen ve günlük yaşamınızda sizi rahatsız etmeyen birçok hastalık erken dönemde teşhis edilerek tedavisi kolayca yapılabilir.Belli aralıklarla yaptıracağınız basit bir muayeneyle, rahim ağzı kanserinin çok erkenden tanınması ve tedavi edilmesi mümkün olabilir.Yine,kendi kendinize meme muayenesi yapmayı öğrenmeniz ve bu işlemi zaman zaman yapmanız,rastladığınız şüpheli bir durumda hekime erken başvurmanızı sağlayacaktır.

Doğurganlığın kontrol edilmesinin yararlarını ve bunu gerçekleştirmenin yöntemlerini aile planlaması başlığı altında topladık.İnsanlara kullanacağı yöntemleri daha iyi tanıtmak ve isteyenlere yöntem seçiminde yardımcı olmak için yapılan çalışmalara aile planlaması danışmanlığı diyoruz. Bircok sağlık kuruluşu aile planlaması danışmanlığı hizmeti sunmaktadır,size en uygun yöntemi bulmak ve bu yöntemi doğru kullanmak için danışmaktan çekinmeyin.

AİLE PLANLAMASI NEDİR ?

Aile planlaması,ailelerin istedikleri sayıda,istedikleri zamanda ve sağlıklı aralıklarla,bakabilecekleri kadar çocuk sahibi olmaları demektir. Aile planlaması çocuk sayısını kısıtlamak demek değildir.Aile planlaması çalışmaların temel amacı ailenin sağlığını korumak ve onların mutlu yaşamalarını sağlamaktır. Aile planlaması çalışmaları ile,çiftlere gabe kalmak ve doğum yapmak için en uygun koşulların neler olduğu öğretilir. Gebelikler arasında belli bir süre bırakılarak anne ve çocuk sağlığının korunması sağlanır,istediği halde çocuk sahibi olamayan kısır çiftlere yardım edilir,yol gösterilir.

HANGİ KADINLAR İÇİN GEBE KALMAK TEHLİKELİDİR ?

-18 yaşından küçük,

-35 yaşından büyü

-Son gebeliğin üzerşnden 2 yıl geçmemiş kadınlar,

-4 den fazla çocuk doğurmuş olanlar,

-Yüksek tansiyonu olan kadınlar için gebe kalmak tehlikelidir.

Bu durumda olan kadınlar gebe kalırsa,

-Annede gebelik zehirlenmesi,

-Doğumda kanama,

-Doğum zorluğu,

-Kadın hastalıkları ve sakatlıklar hatta ölüm olabilir.

Bu annelerin bebeği erken doğabilir,gününde doğduğu halde cılız ve eksik kilolu olabilir,sakat doğabilir,ölebilir.

ÜREME ORGANLARIMIZ NASIL ÇALIŞIR ?

KADIN ÜREME ORGANLARI

Kadın üreme organları hazne (vajen),rahim (dölyatağı veya uterus),tüpler ve yumurtalıklardan meydana gelir. Kadın üreme organlarının tümü iç organ niteliğinde olup,hazne ağzı bölümü dışında dışardan bakıldığında görülmez. Kadında üreme ile ilgili olaylar beyin tarafından kontrol edilir.Yumurtalıklar beyinden gelen uyarılarla çalışırlar.Beyin ve üreme organları arasındaki haberleşme beyin ve bu organlar tarafından salgılanan bazı hormonlar ile sağlanır.

Bu hormonlar,her ay bir yandan rahim içindeki dokuları geliştirip gebelik için uygun bir hale getirirken,bir yandan da yumurtalıktaki ham yumurtalardan birinin gelişmesini ve olgunlaşmasını sağlarlar. Olgunlaşan yumurta,yumurtalıktan atılır,tüpler bu yumurtayı içlerine doğru çekip, içlerindeki çok ince tüyler vasıtası ile rahime doğru gönderirler. Bu sırada yumurta aşılanmazsa, aşılanma özelliğini kaybeder, döllenme olmazsa, yumurtanın atılmasından 14 gün sonra, hem bu yumurta hem de rahim içindeki dokular bir kanama ile dışarı atılır. Bu olaya adet görme, bir adetin başlangıcından bir sonraki adetin başlangıcına kadar geçen süreye adet dönemi diyoruz. Bu dönem 22 ile 35 gün arasında değişebilir.

ERKEK ÜREME SİSTEMİNİN YAPISI

Erkek üreme organları,kadınların aksine büyük bir bölümü vücut parçası olarak dışarıda yer alan organlardır. Kamış (penis),husyeler (erkek yumurtaları),tohum kanalları,meni kesesi ve erbezinden (prostat)meydana gelir.

Cinsel birleşme sırasında kamıştan kadının haznesine boşalan meni,erkek tohum hücreleri

Meni kesesi salgısı ve prostat salgılarından oluşan peltemsi görünümlü bir sıvıdır.Meni içinde milyonlarca erkek tohum hücresi bulunur.

GEBELİĞİN OLUŞUMU

Yukarıda bahsettiğimiz adet döneminin içinde yumurtlamanın olduğu günlerde bir cinsel ilişki olursa, hazneye boşalan meni içindeki spermler, rahim boynunu ve rahim içini geçerek tüpe ve orada yumurtaya ulaşır ve yumurtayla birleşir. Kadın ve erkek döl hücrelerinin birleşmesiyle meydana gelen bu döllenmiş yumurta gelişmeye başlar. Gelişmenin bir bölümü tüplerde olur ve artık bir hücre yumağı görünümünü alan bu yapı tüplerin içinden geçerek rahim içine yerleşir. Bebeği besleyecek damarlar oluşur ve gebelik başlar.

Bir kadın her an hamile kalmaya hazır değildir. Yumurtalıklarda doğuşta hazır olan 40-50 bin kadar ham yumurta cinsel fonksiyonların başlamasıyla teker teker olgunlaşır. Adet dönemi içinde her ay bir yumurta olgunlaşarak döllenmeye hazır hale gelir.Bu olgun yumurta tüplerin içindeyken bir sperm ile karşılaşırsa döllenebilir. Yumurta tüplerde yaklaşık 2 gün döllenmeye hazır durumda kalır, erkek tohum hücreleri (sperm) kadın vücudunda 3 gün canlı kalır. Yumurtlamadan 3 gün öncesi ve 3 gün sonrası dönemde döllenmenin olabileceğini unutmamak gerekir. Gebelik sırasında adet görülmez.Rahim yumuşar ve giderek büyür. Bebeğin gelişimi tamamlanınca ki bu 9 ay 10 günlük bir süredir,doğum olur. Döllenen yumurtanın rahime yerleşmesi yani gömülmesi sırasında bazı kadınlarda çok hafif kanamalar olur, bazı kadınlar bunu adet kanamaları ile karıştırabilirler. Oysa kadın hamiledir.Buna üstüne görme denir.

GEBELİĞİN ÖNLENMESİ

Erkek tohum hücreleri ile kadının yumurta hücresinin karşılaşmasını önleyecek yol ve yöntemler gebeliğin oluşumuna mani olur. Bu karşılaşmayı erkeğin ve kadının kullanacağı bazı araç gereç ve maddeler kolaylıkla engelleyebilir. Bu işlem için kullanılan yöntemlerin bazıları yeterince etkili olmazlar. Biz burada ağırlıkla etkisi yüksek metodlardan söz edeceiz. Modern yöntemler olarakta tanımlanan bu yöntemlerin ortak özelliği % 95? in üzerinde gebeliğe karşı koruyucu olmalarıdır. Geçici olarak kullanılacak bu yöntemlerin dışında, kesinlikle çocuk istemeyen aileler için kısırlaştırma işlemlerinin yapılması da mümküdür. Sıralayacak olursak, ağızdan alınan haplar, rahim için araçlar, cilt altı implantları, uzun etkili iğneler, köpük tableter, kadınların prezervatif ya da kondom erkeklerin geçici olarak kullanacağı etkili yöntemlerdir. Kadın ve erkeğin kısırlaştırılması artık çocuk istemeyenler için en etkili yöntemlerdir.

GEBELİĞİ ÖNLEYİCİ HAPLAR

Her gün bir tane hap alınırsa, kadının yumurtalıklarında,yumurta hücresinin çıkması engellenir ve böylece gebelik önlenir. Hap düzenli kullanılırsa çok etkilidir. Gebelikten yüzde yüz korur. Kullanımı kolay bir yöntemdir. Her kadın hap kullanamaz. Hap kullanmaya başlamadan bir aile planlaması kliniğine danışılmalıdır. Hap kullanımı adet sancılarını ve adet kanamasını azaltarak kansızlığı önler, düzenli adet görülmesini sağlar, doğum yapmamış kadınlar içinde uygun bir yöntemdir. Ayrıca bazı kanser türlerine karşıda önleyicidir. Emzikli annelere uygun haplarda vardır. Herhangi bir nedenle doktara gittiğinizde hap kullandığınızı doktorunuza hatırlatmayı unutmayın.

RAHİM İÇİ ARAÇLAR (RİA)

Rahim içi araç küçük, plastik, çoğu kez bakırda içeren bir araçtır, rahim içine konur ve erkek tohum hücrelerinin tüplere geçmesini engelleyerek gebeliği önler. Gebelikten uzun süre (en az 9 yıl) ve etkili (% 98?in üzerinde) olarak korur. Bir kere uygulanınca, gebelikten korunmak için bir şey gerektirmez. Cinsel ilişkiyi etkilemez. Rahim içi araç kansere neden olmadığı gibi, rahim iç duvarı kanserine karşı önleyicidir. Eğitilmiş sağlık personeli tarafından, rahim içine yerleştirilir. Uygulama için en uygun zaman, kadın adet gördüğü günlerdir. Doğumdan sonraki kırkıncı gün, kürtajdan hemen sonra veya ilk iki hafta uygulama için uygun zamandır. Herhangi bir nedenle doktora gittiğinizde RİA kullandığınızı doktorunuza söylemeyi unutmayın.

UZUN ETKİLİ İĞNELER (DEPOPROVERA)

Gebelikten koruyan iğneler ayda bir kez uygulanarak 3 ay süreyle koruma sağlar. Bu yöntem yumurta hücresinin oluşumunu engelleyerek, rahim ağzında bulunan salgıları koyulaştırıp sperm geçişini güçleştirerek ve rahim için dokuları gebeliğe elverişsiz halde tutarak gebeliği önler. Koruyuculuğu yüksek son derece güvenilir bir yöntemdir. Kullanimi kolaydır. Cinsel ilişkiye etkisi yoktur. 3 aylık iğneler,adet sancılarını ve adet kanamasını azaltarak kansızlığı önler, bazı kanser türlerine karşı da koruyucudur. Doğumdan 40 gün sonra kullanılabilir. Emziren kadınlar 3 aylık iğneleri kullanabilirler. Bu işlem,bir sağlık personelince yapılmalıdır.

DERİ ALTI KAPSÜLLERİ (NORPLANT)

Bir deri altı kapsülü olan Norplant?da ince silastik çubukların içinde gebelikten koruyucu hormon bulunur. Bu çubuklar deri altına yerleştirilir ve yumurta hücresinin oluşumunu engelleyerek, rahim ağzında bulunan salgıları koyulaştırıp sperm geçişini güçleştirerek ve rahim için dokuları gebeliğe elverişsiz halde tutarak gebeliği önler. Norplant koruyucu etkisi yerleştirildikten birkaç saat sonra başlar ve beş yıl süreyle devam eder. Koruyucu etkisi çok yüksek % 98 ve güvenilir bir yöntemdir. Cinsel ilişkiye etkisi yoktur. Çıkarıldıktan sonra gebe kalınabilir.Norplant adetin ilk 7 günü içinde ve doğumdan 40 gün sonra uygulanabilir.

FİTİL,KÖPÜK,TABLET VB. SPERM ÖLDÜRÜCÜLER

Fitil, köpük, tablet ve benzeri sperm öldürücüler, hazneye konularak erkek tohum hücrelerini öldüren kimyasal maddelerdir. Bu yöntem her kadın için uygundur. Yöntemin güvenilirliği doğru kullanıma bağlıdır. Her cinsel ilişkide ve doğru olarak kullanıldığında koruyuculuğu yüksek (% 97) bir yöntemdir. Cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı kısmen koruyucudur. Bu maddeleri kadınlar kendileri uygular. Bu yöntemi kullananlar,her cinsel ilişkiden 15 dakika önce hazneye bir adet fitil koymalı, köpük ilişkiden sonra 6-8 saat haznede kalmalı, hazne temizliği daha sonra yapılmalıdır. Her cinsel ilişkide yeni bir fitil uygulanmalıdır.

DİYAFRAM

Diyafram, ince, plastikten yapılmış rahmin hazneye açılan ağzını örten bir kapaktır. Erkek tohum hücrelerinin hazneden rahime geçmesini engeller. Diyafram kullanmadan önce, kadına diyafram boyutunun belirlenmesi ve uygulamayı öğrenmek için aile planlaması hizmeti veren bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Bundan sonra diyaframı kadınlar kendi kendilerine uygulayabilirler. Diyafram doğru kullanıldığı taktirde etkili (% 95) ve güvenli bir yöntemdir. Cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı kısmen koruyucudur. Diyafram çeşitli büyüklüktedir. Uygun büyüklükte diyafram seçimi,muayene sonucu sağlık personeli tarafından yapılır. Diyafram,cinsel ilişkiden önce hazneye yerleştirilmeli ve 6-8 saat süreyle çıkarılmamalıdır. Diyafram hazneye yerleştirilmeden önce, diyaframın rahim ağzına bakan yüzüne,erkek tohum hücrelerini öldürücü krem sürülmesi gereklidir.

PREZERVATİF (KAPUT,KILIF,KONDOM)

Prezervatif yani kondom erkeğin kamışına, sertleştikten sonra takılan, kauçuktan yapılmış çok ince bir kılıf olup, meninin hazneye boşalmasını engelleyerek gebeliği önler. Her cinsel ilişkide yeni bir prezervatif kullanılmalıdır. Bu şekilde kullanıldığında etkisi son derece yüksek güvenilir bir yöntemdir. Başta AIDS olmak üzere cinsel ilişkiyle bulaşan hastalıklara karşı da koruyucudur.

GÖNÜLLÜ CERRAHİ KISIRLAŞTIRMA YÖNTEMLERİ

Ülkemizde 1983 yılından bu yana 10 haftaya (iki buçuk aylığa) kadar kürtaj, ailelerin isteği ile yapılabilmektedir ve kanunen serbesttir. Yine 1983 yılından bu yana, artık çocuk istemeyen çiftler isterlerse kısırlaştırma işlemlerini kendilerine yaptırabilirler. Bu yöntem kadınlara yada erkeklere uygulanabilir. Karı kocanın birinin bu işlemi yaptırması yeterlidir. Ancak bu yöntemlerin geri dönüşü olmadığından yani artık aile çocuk sahibi olamayacağından çiftin iyice düşünüp karar vermesi, daha sonra uygulatması gerekir. Bu yöntemler cinsel hayatı bozmaz, hatta gebelik ihtimali olmaması nededi ile olumlu etkileride olabilir.

KADINDA TÜPLERİN BAĞLANMASI (TÜP LİGASYONU)

Kadınlarda,yumurtalıktan çıkan yumurta hücresi, yumurtalık kanallarından geçerek rahme ulaşır. Yumurtalık kanalları (tüpler) kapatılırsa, yumurta rahme geçemez ve erkek tohum hücreleriyle karşılaşmaz. Yumurta vücut tarafından yok edilir. Tüplerin bağlanması gebelikten kesin korur. Kolay bir işlem ile gerçekleştirilir. Bu uygulama kadının cinsel isteğinde, adet düzeninde, vücut yapısında herhangi bir değişiklik meydana getirmez, bütün bu olaylar eskisi gibi devam eder.

ERKEKTE TOHUM KANALLARININ BAĞLANMASI (VAZEKTOMİ)

Bu yöntem tohum kanallarını kapatarak sperm geçişini engelleyen basit bir cerrahi işlemdir. Lokal anestezi ile bir kaç dakikada yapılır ve hastane de yatmak gerekmez. İşlem sonrası kişi hemen işinin başına dönebilir. Tohum kanallarının bağlanmasından sonra,erkeğin cinsel istek, sertleşme ve boşalmasında herhangi bir değişiklik meydana gelmez, İlişkide meni atılımı devam eder,a ncak meni içinde tohum hücresi yoktur, bu nedenle döllenme olmaz.

Doğum Kontrol Yöntemleri

04 Kasım 2007

RAHİM İÇİ ARAÇ (SPİRAL, IUD)

1. Rahim İçi Araç (Spiral, IUD)

Genelde T şeklinde plastikten yapılmış araçlardır. Rahim içerisine yerleştirilir ve gebelikten korur. Rahim içi araçlar, içerdikleri bakır ve hormonlar sayesinde etkili olurlar.

2. Ne Kadar Güvenlidir?

Rahim içi araç kullanılması %97-99,2 oranında koruyuculuk sağlar. Ancak cinsel ilişki ile bulaşan hastalıklara karşı bir koruyuculuğu yoktur.

3. Nasıl Kullanılır?

Doktorunuz veya ilgili sağlık kuruluşundaki yetkili, sizin sağlık geçmişinizi inceledikten sonra, fiziki muayene yapar, gerekli ölçüleri alır. İhtiyaç duyulursa bazı labaratuvar testleri de yapılır.

Rahim içi araç ya adet döneminde veya hemen arkasından bir uzmanca yerleştirilir. T şeklindeki araç, bir uygulayıcı içinde düz bir şekildedir. Uygulayıcı rahim ağzından hafifçe sokulur, içindeki, araç da bir piston yardımı ile rahim içerisine bırakılır. Bu işlem tamamen ağrısız ve basit bir işlemdir. Kullanılan aracın özelliklerine göre, bir yıldan 10 yıla kadar rahim içerisinde kalabilir. Bu araçların uç kısmında ince bir iplikçik bağlıdır. Bu iplikçik vagina içine doğru uzanır ve rahim içi aracın varlığını belli eder. Adet kanamalarından sonra da bu iplikçik, aracın düşüp düşmediğinin kontrolü için yardımcıdır.

4. Avantajları Nelerdir?

Bir yıldan 10 yıla kadar süre ile gebelikten korur.

Günlük olarak alınacak bir şey yoktur.

Cinsel ilişki öncesinde bir hazırlık gerektirmez.

Kolay kullanılır, sadece ayda bir kez iplikçik kontrol edilmelidir (adet sonrası).

İstendiği anda bir uzmanca kolayca çıkartılır.

Ülkemizde de bir çok hastahane ve Ana Çocuk Sağlığı merkezleri ile SSK üniteleri bu hizmeti vermektedir.

5. Kimler Kullanmamalıdır?

Hamileler.

Açıklanamayan vajinal kanamaları olanlar.

Yakın zamanda geçirilmiş pelvik enfeksiyon olaylarında.

Daha önce tüplerde gebelik oluşmuş ise (dış gebelik).

Yakın zamanda anormal PAP smear bulgusu varsa (PAP Smear-vajinal salgılarda, buraya dökülen hücrelerin incelenmesi yöntemidir. Kadın Doğum uzmanları çok sık olarak bu yöntemi kullanırlar. Çünkü kadın üreme organları içleri boş ve birbirlerine bağlı organlardır. Duvarları devamlı salgı yapar ve bu salgılarda en sonunda vajinadan dışarı gelir. Bütün organlardaki hastalıklar buradan erkenden görülebilir.)

6. Olası Sorunlar Nelerdir?

Adet aralarında hafif kanamalar olabilir.

Daha uzun ve ağır adet görmeye neden olabilir.

Adet sancılarında artış olabilir.

Enfeksiyon oluşması halinde hemen çıkartmak gerekir, uzmana yakın olmak gerekir.

Çok düşük bir olasılıkla araç düşebilir (ayda bir kez iplikçik kontrol edilmelidir).

Çok az sayıda kadında tüplerde gebelik olabilir.

Bu sorunlar çok nadir görülen bulgulardır. Ancak burada size tüm özellikler verilmiştir.

7. Mutlaka Okuyunuz!

Rahim içi aracı, bir uzmana çıkarttırarak tekrar hamile kalmak için hazır olabilirsiniz.

Aşağıdaki noktalar bazı ciddi olayların bulgularından olabileceğinden, hemen hekiminize başvurun ve kendi kendine geçmesini beklemeyin.

Geciken veya hafif adet kanamaları

Ciddi kramp veya alt karın bölgesi ağrıları

Cinsel ilişki sırasında ağrı veya kanama

Normal dışı vajinal akıntı

İplikçik yok ise veya boyu daha kısa, uzun ise

Cinsel yol ile bulaşan bir hastalığa maruz kaldıysanız

DERHAL HEKİMİNİZE BAŞVURUNUZ.

Bu istenmeyen durumlar çok az görülen durumlardır. Rahim İçi Araç dünyada çok sayıda kadın tarafından kullanılmaktadır, hekim kontrolünde güvenle kullanabilirsiniz.

Prezervatif

Kondom-Prezervatif Nedir?

Kondom iliski öncesi erkegin sertlesmis penisine takilan, latexten yapilan ince ve esnek bir kiliftir.

Gebeligi nasil önler?

Kondom spermlerin hazneye ve oradan da rahime ulasmasini engelleyerek gebeligi önler. Kondom ile korunan çiftler her iliskide kondom kullanmalidir.

Ne kadar etkilidir?

Dogru ve her iliskide yeni bir adet kullanildiginda %97 oraninda gebelikten korur. Kondom diger modern yöntemler gibi,geri çekme gibi geleneksel yöntemlerden daha etkilidir.

Kondomun yararlari

Kondom AIDS de dahil olmak üzere cinsel yolla bulasan hastaliklara karsi koruyucudur.

Kondom kullanmak için muayene olmak ya da reçete gerekmez.

Yan etkisi yoktur. Herkes kullanabilir. (Kondomun yapisindaki maddelere duyarliligi olanlar disinda)

Kondom cinsel iliskinin uzamasini saglar. Erken bosalmanin önlenmesine yardimci olabilir.

Servikal kanserin önlenmesine yardimci olabilir.

Kullanacak kisilere uyarilar

Her cinsel iliskide yenisini kullaniniz.

Kondom sertlesmis penise hazne ile temas etmeden önce uygulanmalidir. Uç kisminda meninin birikmesi için küçük bir bosluk birakilir.

Iliskiden sonra erkek penisini geri çekerken kondomu çevresinden tutmalidir. Böylece meninin hazneye dökülmesi önlenir.

Kondom kayganlastirmak için yag, krem veya vazelinli jellerle birlikte asla kullanilmamalidir. Bu ürünler kondomu eritip yirtilmasina yol açar.

Spermisit jelleri veya suya dayanikli kondom kayganlastirici kremleri kullanabilirsiniz.

Kuru sürtünme kondomun yirtilmasina neden olabilir. Hazne kayganlasmis olmalidir.

Eger kondom yirtilirsa veya hazneden çikarsa hemen koruyucu krem veya jel uygulanmalidir.

Kondomu evinizde karanlik, serin ve rutubetsiz bir yerde saklayiniz.

Çiftlerin kondom ile spermisitleri birlikte kullanmalari tesvik edilmelidir. Bu durum dogum kontrol yöntemi olarak etkinligi artirir ve AIDS dahil cinsel yolla bulasan hastaliklara karsi koruma saglar.

MİNİHAP

Bunlar sadece progesteron hormonu içerip diğer doğum kontrol haplarında bulunan östrojen hormonu içermeyen doğum kontrol haplarıdır. Bu haplar özellikle bebeklerini emziren anneler için idealdir. Çünkü diğer doğum kontrol haplarında görülmesi olası olan süt miktarında azalma gibi bir yan etkiye sahip değildirler. Tam tersi az da olsa anne sütünün daha uzun süre verilmesini sağlayıcı bir etkisi olduğu saptanmıştır. Bu hapların gebeliğe karşı koruyucu olabilmesi için her gün mutlaka aynı satte alınması gerekir. Bu haplar ülkemizde şu an için üretilmemektedir.

DEPO-PROVERA

Progesteron hormonu içeren ve 3 ayda bir kastan yapılan bir enjeksiyon (iğne) olan depo-provera gebeliğe karşı % 99?a varan bir koruma sağlar. Emzirme sırasında emzirmeye olumsuz etkisi olmadığından rahatlıkla kullanılabilir.

Doğumu izleyen 3. günden itibaren verilebilir. Hergün hap almayı unutan bayanlar için idealdir. 35 yaşın üzerinde sigara içen bayanlarda da östrojen içeren doğum kontrol hapları kullanılmadığından, depo-provera kullanımı önerilmektedir.

Nadiren bazı kadınlarda düzensiz adet kanamasına neden olur. Ancak bu genellikle kullanımın sadece ilk yılında görülür. Uzun vadede adet kanamaları depo-provera?nın kullanıldığı süre içinde geçici olarak kesilir.

Bu tehlikeli bir durum değildir, tam tersine birçok bayan için adet kanamalarından geçici olarak kurtulmak tercih edilen bir durumdur.

Doğum Kontrol Yöntemleriyle İlgili Bilmeniz Gerekenler

Eskisi, yenisi, kolayı, zoru, ucuzu, pahalısı? Hangi doğum kontrol yöntemi size göre, ülkemizde hangileri tercih ediliyor, bu alanda bilmediğimiz ya da henüz duymadığımız yeni gelişmeler var mı? Dünya bu konuda ne yapıyor? En olmadık ve tuhaf yöntemler nelermiş? Sizler için araştırdık ve yazdık.

İlk olarak belirtmeliyiz ki, uzmanları endişelendirecek boyutta bilgisizlik ya da ilgisizlik sonucunda ülkemizde yılda yaptırılan kürtaj sayısı, bu uygulamanın bir doğum kontrol yöntemi olarak kullanıldığını göstermekte. İşin tuhafı, devlet biz kadınlar için de, erkekler için de ücretsiz aile planlaması hizmeti sunuyor. Bu şartlar altında, istenmeyen gebelikleri önlemek, sonradan müdahale etmekten daha uygun bir çözüm olacaktır. Kürtaj ne de olsa bir ameliyat ve belirli riskler taşıyor. Hizmetimizde olan birçok doğum kontrol yöntemi var ve bunlardan biri, hatta birçoğu size uygun olacaktır. Aşağıda tüm olumlu, olumsuz yanlarını, nasıl uygulandıklarını anlatacağımız yöntemler arasından tercih yapmak ise size kalıyor.

ERKEKLER İÇİN DOĞUM KONTROL YÖNTEMLERİ

Her ne kadar doğum kontrolü kadın ve erkek tarafından uygulanabilir de olsa erkeklerin uygulayabileceği yöntemler son derece kısıtlı olduğundan öncelikle onları tanıtalım.

Prezervatif

Penis ile vajen arasında bir engel oluşturarak spermlerin geçişini önler. Özel imkanlarımızın yanı sıra sağlık ocağı, ana çocuk sağlığı ve aile planlaması merkezleri ve hastanelerden de alınabilir. Tüm doğum kontrol yöntemleri arasında, kimse için en ufak bir zararı, yan etkisi olmayan, kullanımı kolay, bedava elde edilebilen bir yöntem. Doğru kullanıldığında, gebeliği yüzde 9095 önler ve sperm öldürücü krem, köpük, tablet ile beraber kullanıldığında etkinliği yüzde 99?a çıkar. Diğer yöntemlere oranla çok önemli bir özelliği daha var. Cinsel hastalıklara (AIDS, bel soğukluğu, frengi gibi) karşı her iki cinsel eş için de koruma sağlaması. Ayrıca kadınları rahim ağzı kanserine karşı korur.

Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar: Çıkarıldıktan sonra delik veya sızıntı olup olmadığı kontrol edilmelidir. Yırtılmasını önlemek için takıldığında ucunda boşluk bırakılmalı, sıcak ve nemli yerde saklamamaya özen gösterilmeli ve son kullanım tarihi kontrol edilmelidir. (Uyarmamız gerekmesine bile şaşıracaksınız belki ama uzman doktorlarımızdan bu uyarımıza ihtiyaç olduğunu öğrendik: Her kondom sadece bir kez kullanılır.)

Önemli Uyarı: Nadir olarak görülen, kauçuk/lateks alerjisi olan kişiler tarafından (kadın ya da erkek) kullanılmamalıdır.

Vazektomi

Artık çocuk istemeyenler için uygun olan bu yöntem ile erkeğin tüpleri bağlanıyor ve büyük bir olasılıkla geriye dönüşümü olmuyor. Kesin çözüm ama istenilen sayıda çocuk sahibi olduktan sonra yapılması uygun.

KADINLAR İÇİN DOĞUM KONTROL YÖNTEMLERİ

Doğum Kontrol Hapı Gelişmiş ülkelerde kullanım oranı yüzde 60 civarında olan doğum kontrol haplarının kullanımı ülkemizde yüzde 8 dolaylarında. Vücudumuzun doğal olarak ürettiği östrojen ve progesteron hormonlarını içeren bu haplar, kişiye uygun olarak doktor veya Aile Planlaması sertifikalı sağlık görevlisi tarafından önerilmelidir. Her gün, aksatmadan alınması gereken bu gebelik önleyici hapların etkinlik oranları yüzde 99.9. Fakat unutkan kişilere önermiyorlar, çünkü bir hap alınmadığı takdirde, hatırladığınız an alınmalı, iki hap unuttuysanız iki gün üst üste ikişer hap alınmalı ama üç hap almayı unuttuysanız paket atılarak yeniden başlanmalı. Bir Alman ilaç firması olan Schering tarafından 2004 yılında yaptırılan araştırmada, kadınlara neden hap kullanmayı tercih etmedikleri sorulmuş ve kadınlar nedenlerini şöyle açıklamışlar: Yüzde 51,8?i ?kilo aldırır?, yüzde 25,3?ü ?depresyon ve sinirlilik yapar? ve yüzde 23,5?i ?tüylenme yapar? demiş. 40 yıl önce haplar ilk kez piyasaya sürüldüğünde hormon oranları çok daha yüksek olduğundan yaşanmış olan bu rahatsızlıklar artık günümüzün düşük oranlı hormon içeren hapları ile asgariye inmiş durumda.

Olumlu Yanları: Adetler az ve kısa olur, ağrılar azalır, kullanımı kolaydır, demir eksikliğine bağlı anemi riskini azaltır, akneye iyi gelebilir, bırakıldığında gebe kalmak son derece kolaydır, yıllardır kullanılmaktadır ve güvenilirliği konusunda tartışma yoktur. Rahim kanseri riskini yüzde 50 azaltır, rahim ve yumurtalık enfeksiyonları da yüzde 50-80 arasında azalır.

Olumsuz Yanları: Bazı kadınlarda ara kanamasına ve lekelenmeye neden olabiliyor. Doktora danışmadan alınmamalı çünkü kimi ilaçlarla beraber alınmasında sakınca olduğu gibi bazı kişilerin kan basıncının yükselmesine de yol açabiliyor.

RİA (Rahim içi Araçlar)

Bu yöntem uygulandığında rahim içine uzman tarafından, bünyenize ve sağlığınıza uygun spiral takılıyor. Kullanım süreleri eskiye oranla çok uzun olan bu aletler artık gerekli kontroller yapılarak 10 yıl süre ile çıkartılmadan kullanılabiliyor.

Uygulaması: Son derece basit ve 34 dakika süren bir işlemdir. Adet krampı gibi bir rahatsızlık hissetme olasılığı var ama bu da oldukça kısa bir süre. Gebelik kuşkusunu önlemek için ilk 10 günde uygulanması tercih ediliyor. İşlem sonrasında, adet kanamanız bitmiş olsa da ufak bir kanama olması olasılığı var.

Olumlu yanları: Etkinlik oranı yüzde 96, çıkarıldığında hemen hamile kalınabiliyor. Çalışma sistemi bariyer yaratarak sperm ve yumurtanın ulaşımlarını engellemek olduğundan, bariyeri kaldırdığınız anda doğal olarak fonksiyonlarınız devam ediyor. Takıldığı anda koruyuculuğu başlıyor. İlk uygulamadan sonra belirli aralıklarla kontrole gitmek gerekiyor, sonra yılda bir kez yeterli oluyor. Hormonal hap alamayanlara, emzirenlere, bir çocuk doğurmuş olanlara ve acil ilişki sonrası doğum kontrolüne ihtiyacı olanlara öneriliyor.

Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar:

Rahim delinmesi korkusu taşıyan hastaların çokluğuna dikkatimizi çeken uzmanlar, rahim duvarının son derece kalın olduğunu ve bu olasılığın son derece nadir, uzman tarafından takılmadığında meydana gelme olasılığı olduğunu söylüyorlar. Kasık ağrısı, yüksek ateş, hassasiyet, kötü kokulu akıntı durumlarında uzman tarafından kontrol edilmelisiniz. Spirali asla ve de asla kendiniz çıkartmaya çalışmamalısınız. Uzman tarafından çıkarılmalıdır.

Olumsuz Yanları: Prezervatif gibi cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı korumaz, bakır alerjisi olanlara bakırlı olanları takılamaz, pıhtılaşma bozukluğu olanlar doktora danışmalılar. Kontroller yapılmadığında komplikasyonlar oluşabilir. En ufak bir sorun hissettiğinizde kontrole gitmelisiniz.

Depo Provera

(3 aylık doğum kontrol iğnesi)

Bu yöntemde, iğne ile vücuda verilen hormonlar yumurta oluşmasını engelliyor ve spermin geçişini önlüyor. Koldan veya kalçadan yapılan iğne ile 3 ay boyunca hamilelikten korunuyor ama bu süre dolmadan etkilerinden kurtulmak imkansız kadar zor. Etkinlik oranı yüzde 99.7.

Olumlu Yanları: Rahim kanseri riskini 1 yıldan fazla kullanıldığında yüzde 80 oranında azaltmakta, adet öncesi şişlik, sinirlilik, göğüslerde ağrı ve hassasiyet gibi şikayetler azalmakta, yumurtalıkta kist oluşumunu azaltmakta, epilepsi hastalarında nöbet sıklığını azaltıyor.

Olumsuz Yanları: Düzensiz, aşırı ya da tamamen yok olan adetler gibi yan etkilerden biri ile karşılaşıldığında 3 ay boyunca katlanılması gerekiyor.

DOĞUM KONTROL BANDI (PATCH)

Ülkemizde henüz bulunmayan bu yöntem ile ilgili bilgileri Kadıköy Şifa Hastanesi, Kadın Hast. ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Aytuğ Kolonkaya?dan aldık: ?Tıpkı haplarda olduğu gibi 28 günlük adet döngüsü prensibine göre kullanılır. Her kutuda 3 bant bulunur. İlk kez kullanımda kanamanın ilk günü kol, bacak, kalça gibi memelerden uzak bir bölgeye yapıştırılır ve 7 gün boyunca düşük dozlu haplarda olduğu gibi 20 mikrogram östrojen salgılar. 7 gün sonra yeni bant yapıştırılır. Üç hafta boyunca bu şekilde kullanıldıktan sonra kullanıma 1 hafta ara verilir. Doğum kontrol flasterinin yan etkileri doğum kontrol haplarına benzer. Özellikle kullanımın ilk dönemlerinde ara kanamalar ya da lekelenmeler olabilir. Bu etkiler birkaç aylık kullanımdan sonra kaybolur. Bir başka etki de ciltte yapıştırılan alanda görülen hassasiyet ve kızarıklıklardır.?

CERRAHİ YÖNTEM

Tüplerin Bağlanması

Artık çocuk istemeyen veya kesinlikle asla hamile kalmak istemeyenlere önerilen bir yöntem. Geri dönüşümü son derece zor ve masraflı ayrıca garanti de değil. Bu yolda karar alırken detaylı bilgi alınması ve dikkatle düşünülmesi gerekiyor. Etkinliği yüzde 99.6.

Uygulaması: En sık uygulanan yöntem, karın bölgesinden laparoskopi ile ulaşmak (kesilmeden ufak bir delik açılıyor ve ameliyat oradan yapılıyor, dolayısı ile dikişli bir ameliyat izi ve rahatsızlıkları olmuyor). Kısa süren ve aynı gün eve dönülebilen bir yöntem ama yine de ciddi bir operasyon. İlacı bıraktıktan sonra hamile kalmak için en az bir yıl beklenmesi gerekiyor çünkü yumurtalık fonksiyonlarının geri dönmesi kimi hastalarda 18 ayı buluyormuş. Kilo alımına neden olduğu da bilinmekte yılda ortalama 2.1 kg alınmaktaymış. Doğum kontrol haplarının tersine kemik kitlesinde azalmaya yol açmakta. Bizim konuştuğumuz hiçbir uzman tavsiye etmedi ama yine de kolay geldiğinden kullanmayı tercih edenler varmış.

Kullanmaması Gerekenler: Gebelik veya gebelik şüphesi olanlar, nedeni belirsiz bir kanaması bulunanlar, meme kanseri olanlar ve alerjik olan kişiler, bu doğum kontrol yöntemini tercih etmemelidirler.

Mesignya

(Aylık Doğum Kontrol İğnesi)

Etkileri doğum kontrol haplarına çok benziyor ama alınmasının unutulması olasılığı olmadığından daha emniyetli.

Olumlu Yanları: Özellikle emziren kadınlarda doğumdan altı hafta sonra uygulanabiliyor ve bebek üzerinde herhangi bir olumsuz etkisi görülmüyor. Emziren kadınlarda süt miktarı, kalitesi ve emzirme süresini etkilemiyor. Endometrium kanserine karşı koruyucu olduğu, dış gebelik oluşma riskini azalttığı, mevcut over kistleri ve selim meme kitlelerini gerilettiği iddia ediliyor. Emzirmeyen kadınlarda doğumdan hemen sonra uygulanabiliyor. Zaman zaman yönteme ara verip vücudun dinlendirilmesi gereksinimi yok.

Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar:

Tansiyon ve şeker hastalarında kullanımında ciddi bir olumsuzluk gözlenmemiş olsa da doktor kontrolünde kullanılması öneriliyor.

Olumsuz Yanları: Uzun süreli kullanımda adet görmeme veya adet düzensizliklerine sebep olabiliyor; ancak ilacın bırakılmasıyla düzeliyor. İlk enjeksiyondan sonra sık ve beklenmeyen kanama ve lekelenmelere neden olabiliyor.

Yöntem bırakıldıktan sonra doğurganlığın geri dönüşü ortalama dokuz ay sürüyor. Seyrek görülse de baş ağrısı, kilo alma, memelerde duyarlılık, mide bulantısı, ruhsal değişiklikler gibi bazı yan etkilere neden olabiliyor.

Norplant

(Deri Altı İmplantları)

Bu doğum kontrol yöntemini kola takılan koruyucu çubuklar olarak da tanımlayabiliriz. 5 yıl süreyle koruma sağlayan ve istendiğinde çıkartılarak yeniden gebe kalınabilen yeni bir doğum kontrol yöntemidir. Yumuşak plastikten yapılmış, bükülebilen altı ince çubuğa bazı koruyucu hapların içinde de bulunan bir hormon yerleştirilmiştir. Bu çubuklar ufak bir cerrahi girişimle kolunuza, derinin hemen altına yerleştirilir ve buradan çok az miktarlarda hormon salarak korunmanızı sağlar. Çubuklar istediğiniz zaman çıkarılır ve yeniden gebe kalabilirsiniz. Norplant Türkiye?de yeni kullanılmaya başlanan bir yöntemdir. Ancak dünyada 20 yıldan daha fazla bir süredir kullanılmaktadır.

Olumlu Yanları: Onbinlerce kadının katıldığı araştırmalarla gebelikten korunmada çok etkin ve sağlığa zarar vermeyen güvenilir bir yöntem olduğu kanıtlanmıştır.

RU486 (KÜRTAJ HAPI)

Öncelikle söyleyelim ki Mifepriston olarak da tanınan bu kürtaj haplarının ülkemizde satışına izin verilmemektedir. Dünyada 13 ülkede kullanımına izin verilmesine rağmen karşıtlarının çok olduğunu biliyoruz. 1988 yılında ilk kez Fransa?da piyasaya sunulan bu hap gebeliği sona erdiriyor, yani evde düşük yaptırıyor. Adı, üretici firma Roussel Uclaf?dan ve içeriğinin kod numarası olan 38486?dan geliyor. 2000 yılında Amerika?da da onaylanan ilaç, gebeliğin başlangıcında vücudumuzda bulunması şart olan progesteron üretimini önleyerek oluşmakta olan ceninin rahim duvarından ayrılmasına neden oluyor. Son adet gördüğünüz günden itibaren 49 gün içerisinde kullanılmalı. Yüzde 95 kürtaj ile sonuçlanıyor. İki haptan ibaret olan ilaç, ilk hapın alınmasının ardından iki gün beklendikten sonra, kendini rahimden ayırmış olan ceninin vücuttan atılması için ikinci hapın alınması ile görevini tamamlıyor. Sadece uzman doktor kontrolünde ve en az üç ziyaret ile kullanılması tavsiye ediliyor. gelişmiş ülkenin aralarında olduğu yirmiden fazla ülkede iki milyondan fazla kadın tarafından kullanılmaktadır. Bu uygulamadan çok memnun olsanız bile beş yıl kullandıktan sonra çubukları çıkarttırmanız gerekiyor ancak devam etmek isterseniz aynı gün yenilerini taktırabilirsiniz.

Kullanmaması Gerekenler: Karaciğer bozukluğu olanlar, adet kanaması dışında düzensiz kanamaları olanlar, daha önceden ?tromboflebit? gibi damar rahatsızlığı geçirmiş, kalp krizi ya da beyin damarlarında tıkanıklık geçirmiş olanlar.

Kullanımı: Hamilelik şüphesi olmaması için adetin başlangıcından itibaren ilk 7 gün içinde uygulanır. Sol kolunuzun dirsekten iki parmak yukarıdaki bölümüne derinin hemen altına uygulanır. Bu bölge mikropları öldüren bir ilaçla temizlendikten sonra uyuşturucu bir iğne yapılır. Kalınca bir iğne içinden çubuklar kola yerleştirildikten sonra üzerlerine bir bant kapatılarak kolunuz sarılır. Bu bandı üç gün boyunca çıkarmamanız ve o bölgeyi kuru tutmanız gereklidir. Bu üç gün süresince çubukların olduğu yerde biraz hassasiyet ve batma hissi olabilir, ayrıca cildiniz morarabilir. Norplant uygulandıktan sonra istediğiniz zaman ilişkide bulunabilirsiniz.

Çıkartma İşlemi: Mümkün ise takan doktora, eğer ona ulaşamıyorsanız bu konuda eğitim aldığını bildiğiniz bir doktora çıkarttırmalısınız. Bu konuda eğitim almamış olan hekimler cerrah bile olsalar uygun teknikle çıkarma işlemini yapamayabilirler. Minik bir kesi yapılarak 6 çubuk da yerinden çıkarılır. Altı çubuğun hepsinin çıkarılması önemlidir. Çıkartma işlemi takma işlemine göre daha uzun sürebilir ve kimi kişilerde çıkartılma sırasında acı olduğu bildirilmiş. Normalde işlem bittikten sonra kolunuza bir bant yapıştırılır ve günlük işlerinize dönebilirsiniz. Çubuklar çıktıktan hemen sonra gebe kalabilirsiniz.

Olumsuz yanları: En sık karşılaşılan yan etkisi kanama düzensizlikleridir. Norplant kullanan kadınların yaklaşık üçte birinde kullanımın ilk yılında; adet kanamalarında uzama, adetler arasında lekelenme, birkaç ay boyunca adet görmeme ya da bu değişikliklerden birkaçı bir arada görülebilir. Daha az sıklıkla baş ağrısı, sinirlilik, bulantı, sivilceler, iştah veya kilo değişiklikleri (alma ya da verme), kıllanmada değişiklik ya da saç dökülmesi görülebilir. Doktora başvurulması gereken durumlar şunlardır: Şiddetli kasık ağrısı, şiddetli kanama, kolda kırmızılık, şişlik, ağrı, tekrarlayan şiddetli baş ağrıları, görmede bulanıklık, uzun süre düzenli adet gördükten sonra adetin gecikmesi.

İlişki Sonrası Haplar

(Morning After Pill)

Korunmasız ilişki, kondom yırtılması, rahim içine yerleştirilmiş araçların düşmesi, hapların alınmayı unutulması veya tecavüz gibi durumlarda, ilişkiyi izleyen 72 saat içerisinde başvurulabilecek acil durum korunma yöntemleri olarak adlandırabileceğimiz haplar mevcut. Konuyla ilgili Op. Dr. Aytuğ Kolankaya?nın görüşlerini aldık. ?Ertesi sabah hapı artık ülkemizde de eczanelerde kolaylıkla bulunuyor. 2003 yılında iki ayrı ilaç firması tarafından Türkiye?de satışa sunuldu. Eczanelerde reçetesiz olarak satılan bu ilaçlardan ilki hem östrojen hem de progesteron hormonu içeriyor. Acil doğum kontrol kiti olarak tanımlanan 1. ürün, bir adet kullanım kitapçığı, bir adet gebelik testi ve 4 adet haptan oluşuyor. Diğer ürün ise sadece progesteron hormonu içeriyor. Kutunun içinden 2 adet hap çıkıyor. Bu haplar korunmasız ilişki sonrası ilk 72 saat içinde önerilen şekilde alındığında gebeliği yüksek oranda engelleyebiliyor. Cinsel bilincin ve doğum kontrolü alışkanlığının olmadığı durumlarda etkili ve güvenli bir doğum kontrol yöntemi kullanmak yerine her ilişki sonrası çok hatalı bir şekilde ertesi gün haplarının devamlı kullanılması istenmez. Çünkü ertesi gün hapları rutin kullanım açısından uygun değil.?

Diyafram

Türkiye?de kullanımı kısıtlı ve ücretsiz hizmet veren dernek ve kuruluşlar tarafından sağlanmıyor. Kondom gibi kullanımı olan diyafram, uzman tarafından her kadının kendi ölçüsüne göre ısmarlanıyor ve rahmin girişini kapatarak spermin ulaşımını engelliyor. Etkinlik oranı yüzde 94 ama yan etkisi hiç yok. Bu yöntem kullanılmaya karar verilirken bilinmesi gereken husus ise, diyaframın ilişkiden yarım saat önce takılmasının gerekliliği.

Ultrason Bebegı Etkılıyor Mu

04 Kasım 2007

İsviçreli bilim adamları, bebeğin ana rahmindeki gelişmesini görmek için sıkça başvurulan ? ultrason cihazı?nın beyni etkilediğini açıkladı?

Ana rahmindeki bebeğin gelişme ve sağlık durumu ile cinsiyetinin teşhis edilmesinde hekimlerin baş yardımcısı olan ultrason cihazının, bebeğin beynini etkilediği ortaya çıktı.

Şimdilik keşfedilen en önemli bulgu, ultrason dalgalarına maruz kalan çocuklarda solaklığın yaygın olduğu. Ancak bu bile, bilim çevrelerinde ultrasonun bilinmeyen başka etkilerinin de olabileceği kuşkusunu yaratmaya yetti.

Solak yapıyor

İngiltere?de yayınlanan The Sunday Telegraph gazetesine göre, İsveçli bilim adamları hamilelik boyunca ultrasonla izlendikten sonra 1970?lerde doğan 7 bin kişi ile aynı yıllarda doğan ve ultrason dalgaları tatbik edilmemiş 170 bin kişiyi karşılaştırdılar. Bilim adamları annesi ultrasona girmiş kişilerde solak sayısının dikkat çekici biçimde yüksek olduğunu saptadılar.

Son aylar zararlı

Özellikle 1975?ten sonra doğan, anne karnında ultrasona maruz kalmış çocuklarda solaklık oranının yüzde 32?lere kadar yükseldiğini belirten uzmanlar, bunun nedeni, tıbbın ultrasonu hamileliğin son aylarında da kullanmaya başlamasına bağladılar.

Ultrasonu reddedin!

Araştırmalarının sonuçlarını Epidemiology adlı bilimsel dergide de yayımlayan bilim adamları, hamileliğin son aylarında hamile kadının ultrasona girmesinin birçok ülkede rutin hale geldiğine belirterek, kadınların ultrasona girmeyi reddetmemesini de istedi.

Sigara Tiryakisi Annenin Çocuğu

04 Kasım 2007

Sigara tiryakisi annenin bebeğinin, astım ve nefes darlığı riskiyle doğduğu saptandı. ABDde Kick tıp okulunda yapılan araştırmada, hamileliğinde sigara içen annenin bebeğinin solunum yollarında, genetik hasar meydana gelebildiği belirlendi.

Güney California bölgesinde yaş ortalaması 4-7 olan 2 bin 950 çocukta yapılan araştırmada, sigara içen anneden doğan çocuklarda daha fazla solunum yolları rahatsızlığı kaydedildi. Anne karnındaki bebeğin genetik olarak zararlı maddelerden daha fazla etkilendiğine değinen uzmanlar, bu risk grubundaki bebeklerin daha dünyaya gözlerini açamadan, sigaranın zararına maruz kaldığını belirtti.

Daha önceki araştırmalarda, bulundukları çevrede sigara etkisinde kalan çocuklarda, solunum yolu rahatsızlıklarının tırmandığı belirlenmişti.

DNA DA HASAR MEYDANA GELİYOR

Sigara tiryakisi anneden doğan çocukların ağızlarından alınan salya örnekleri üzerinde DNA araştırması yapan uzmanlar, bu çocuklarda, akciğeri toksinlerden koruyabilen enzimi üreten genlerin daha az bulunduğunu saptadı. Tiryaki anneden doğan çocukların, sigara içmeyen anneden doğan çocuklara göre hastanelerin acil servislerini 3 ile 7 kez daha fazla ziyaret ettikleri belirlendi.

Anne karnında sigara etkisinde kalan çocuklarda egzersiz sırasında göğüste meydana gelen hırıltının, sigara içmeyen anneden doğan çocuklara göre 2.2 kat daha fazla olduğu gözlendi. Sigara içen anneden doğan çocuklarda yaşam boyunca göğüste meydana gelen hırıltı riskinin yüzde 80, astım riskinin ise yüzde 60-70 arttığı bildirildi.


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy