‘Zührevi Hastalıklar’ Kategorisi için Arşiv

Molloskum Kontagiosum

Pazar, 04 Kasım 2007

Bir virüs enfeksiyonudur. Cinsel temasla, direk temasla, bulaşıklı havlu, çarşaf vb. bulaşır.

Belirti ve tutulum:

Bulaştıktan 2-7 hafta ile 6 aya kadar uzayan bir kuluçka devresi vardır.

-özellikle kasıklar ,

-genital bölgeler ve makat civarında ,

-çok sayıda , inci taneleri gibi , sivilce benzeri ama sivilceden daha sert , göbekli kabartılar şeklinde görülür.

-hızlı bir şekilde tüm vücuda yayılabilirler.

-sıkıldıklarında içlerinden süt rengi ve kıvamında sıvı gelir

-bağışıklığı düşük kimselerde daha yaygındır.

Tedavi:

Bu oluşumlar kendiliğinden iz bırakmadan iyileşir. Ancak kısa sürede iyileşmeyen lezyonların yayılmasını ve başka kişilere bulaşmasını önlemek için, anestetik kremler sürüldükten veya sıvı nitrojen uygulandıktan sonra içindeki sıvının çıkarılması önerilmektedir. Elektrokoter ile yakılarak yada kriyoterapi ile dondurularak da tedavi edilebilir?

Genital Tüberküloz

Pazar, 04 Kasım 2007

Tüberküloz yani verem bir zamanların en tehlikeli ve en ölümcül hastalığıydı. Günümüzde ise eskisi kadar yaygın olmasa bile hala daha özellikle ülkemizde yaygın olarak görülmekte olan bir hastalıktır.

Ancak geliştirilen antibiyotik ve aşılar sayesinde hem önlenebilen hem de tedavi edilebilen bir hastalıktır. Son 50 yılda tüberküloz tedavisindeki gelişmelere ve gelişmiş ülkelerde büyük ölçüde yok edilmiş olmasına karşın tüm dünyada bakıldığında önlenebilen ölüm sebepleri arasında 5. sıradadır.

Dünya Sağlık teşkilatı 1990 yılında tüm dünyada 2.910.000 kişinin bu hastalık nedeni ile hayatını kaybettiğini açıklamıştır. Çarpıcı olan bu ölüm vakalarının sadece 40.000?inin gelişmiş ülkelerde meydana gelmesidir.

Uzun süre belirti vermemesi nedeni ile ve ihmalkarlıklar sonucu ülkemizdeki tüberküloz görülme sıklığı tam olarak bilinmemekte, hastaların önemli bir kısmı saptanamamakta ve teşhis konulan hastalar yeterli düzeyde takip edilememektedir. Tüberküloz en sık solunum yollarını tutmaktadır. Bu hastaların %2-5 kadarında da genital tüberküloz saptanmaktadır.

Genital tüberküloz primer ve sekonder olarak ikiye ayrılır. Son derece nadir olan primer genital tüberkülozda mikroorganizmanın ilk enfeksiyon yarattığı alan genital organlardır. Vakaların %99?dan fazlası sekonder tüberkülozdur. Burada vücudun başka bir yerinde (genelde akciğerler) bulunan enfeksiyon kan yolu ile genital organlara yayılır (dessendan enfeksiyon).

Dış genital organların tüberkülozu son derece nadirdir. En sık endometrium ve adneksler (yumurtalıklar ve tüpler) tutulur.

Klinik

Genital tüberküloz vakalarında tüberküloz için tipik olan yorgunluk, kilo kaybı, gece terlemeleri, gece yükselen ateş çok nadir görülür. Genital tüberkülozlu hastalarda en sık başvuru sebebi infertilitedir. Hastalarda %25-50 oranında pelvik ağrı ve %10-40 oranında anormal kanama görülür. Endometriumda olan harabiyet nedeni ile zarlar birbirine yapışır (Asherman sendromu) ve bu durum hem infertiliteye hem de adet kanamasının azalmasına ya da olmamasına neden olur. Tüpler sıklıkla iki taraflı tutulur ve histerosapingografide (rahim filmi) görünümü tipiktir.

Tanı

Genital tüberkülozdan şüphelenilen vakalarda aile ve kişinin kendi öyküsü önemlidir. Daha önceden tüberküloz tanısı alıp almadığı, ailesi ve yakın çevresinde bu hastalığa sahip kişi olup olmadığı araştırılmalı ve detaylı bir fizik muayene yapılmalıdır. Tanıya yardımcı olması açısından akciğer grafisi çekilmeli ve PPD testi yapılmalıdır. İnfertilite nedeni ile müracaat etmiş hastalarda HSG çekilmeli, gerekli vakalarda endometrium biopsisi yapılmalıdır.

Tedavi

Genital tüberkülozun tedavisi tıbbidir. Ancak gelişmiş olan infertilite vakalarında tedaviye yanıt çok iyi değildir. Sebat eden vakalarda cerrahi tedavi de uygulanabilir. Çocuk isteği olmayan kadınlarda rahim alınabilir. Genital tüberküloz tedavisi güç ve yüzgüldürücü olmayan bir hastalıktır.

Zührevi Hastalıklar

Pazar, 04 Kasım 2007

ührevi hastalıklar yani cinsel yolla bulaşan hastalıklar çeşitlidir.1-BEL SOĞUKLUĞUGONORE)

Gonore isimli mikropun meydana getirdiği cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır.Nadiren olsada cinsel yolla bulaşmaz.Mikroplu havlu,mendil gibi eşyaların kullanılması ile de bulaşabilir.Mikrop alındıktan sonra 3-7 gün arasında belirti verir.Bazen belirtiisi 12 saat ile 3 ay kadar da değişebilir.Tedavi edilmezse 3-7 hafta sonra müzminleşir.

Penisten sarı kahverengi çok defada yeşile çalan bir akıntı olur.Miktarı çok olmazsa bile her idrar yapıştan sonra ve sabahları kilota bulaşan bir akıntıdır.İdrar çıkış yeri kızarır şişer.İdrar şikayetleri olur.

Teşhis,akıntının özel metotlar ile alınıp mikroskop altında belsoğukluğu mikrobunun görülmesi ile konur.

Tedavi edilmeyen vakalarda apse sonucu idrar yolunun daralması meydana gelir.hastalık daha ilerliyecek olursa testise yayılır.Buradaki tohum hücrelerinin gelişmesini önliyerek kısırlığa neden olur.

Korunmaer şeyden önce hijen kurallarına uyulmalı.Cinsel temas sırasında kondom (prezervatif) kullanılmaldır.Şüpheli ilişkilerde bulunulmamalıdır.

Tedavi.Bir doktor kontrolünde uygun antibiyotik ve gerekli ilaçların kullanılması ile tedavi olunur.Bu ilaçlar hastalığın şiddetine göre ağızdan alınan haplar veya kalçadan vurulan iğnelerdir.

Kadınlarda çok defa akıntı olmaz.%20 oranında idrar yanması vardır.tedavisi biraz daha yoğun çaba gerektirir.

Belsoğukluğu mikrobunun kan yoluna geçmesi ile eklam şişmeleri,kalp kası iltihapları olabilir.Nadiren beyin zarı iltihabı ve Karaciğer iltihabı yapar.

2-BELSOĞUKLUĞU OLMAYAN AKINTI:

Bu akıntıda bel soğukluğu mikrobu bulunmaz.Mikroplar çok defa değişiktir.Cinsel yolla geçer.Genç erkeklerde görülür.Bazen belsoğukluğundan daha ciddidir.Belirtiler 7-24 gün sonra çıkar.Akıntı olmayabilir.İdrarda yanma ve idrar yolları kaşıntısı vardır.

3-TRİKOMONİASİS:

Trikomona isimli mikroptan ileri gelir.Çok defa kadın vajeninde bulunur.Mutat cinsel temas ile bulaşır.Eşler arasında bir birlerine bulaştırma çok sıktır.Akıntıda mikrobun görülmesi ile teşhis konur.

Ekeklerde bazen belirti vermiyebilir.Prostata ve testise yayılacak olursa kısırlık meydana getirme riski olur

4-GENİTAL UÇUK:

Kadın ve erkeklerde sıklıkla görülür.Herpes simplex virusunun meydana getirdiği bir cilt hastalığıdır.Daha ziyade ağız ve dudak çevresinde görülür. %5 oranında da genital organlarda bulunur ve cinsel ilişki ile geçer.

2-10 gün süreden sonra torbalarda ve kadında dış genital organlarda kırmızı zemin üzerinde içi sıvı dolu bir çok keseciklerden oluşur. Kasıklarda beze yapar. Tedavide viruslara etkili melhem kullanılması ile yapılır.

5-YUMUŞAK ŞANKIR:

Gene bir cilt hastalığıdır. Sebebi mikrobiktir. 1-7 gün bekleme süresinden sonra belirti verir. Penis başında gözükür. Önceleri bir kızartı halinde başlar. 24 saat içinde kabarır ve yaradan akıntı başlar. Sonunda bir derin yaraya dönüşür. Yaralar birleşerek daha geniş bir hal alır. Kasıklarda beze olur. Tedavi uygun antibiyotik kullanımı ve hijene dikkat etmektir.

6-AIDSEdinsel bağışıklık yetmezliği)

İlk defa 1981 yılında görülmüştür. HIV isimli virusten ileri gelmektedir. Seksüel ilişki ile kirli enjektör kullanımı ve kan nakillerinden geçer. Anneden cenine, kadından erkeğe ve erkekten erkeğe geçer.

Virus vücuda geçtikten sonra bağışıklık sistemini bozar. Organizma kendisini koruyamaz hale elir. Yorgunluk, kilo kaybı ateş ve ishal bulunur. Kasıklarda koltuk altlarında yaygın bezeler olur. Bacaklarda çeşitli büyüklüklerde mor renkli çürükler meydana gelir. Hastalığın teşhisi en yaygın olarak kullanılan ELİSA testi ile konur. %95 positif sonuç verir. Maalesef bugün için belirili bir tedavisi yoktur.

7-FRENGİ:

Mikrobik bulaşıcı bir hastalıktır. Cinsel ilişki ile deri yolu ile geçer. 2-4 hafta sonra peniste ağrısız bir yara gözükür. Önceleri bir sivilce şeklinde başlar daha sonra akıntı olur. Penis boyunca ve torbalara yayılır. Bu yara 1-2 haftada zımba ile delinmiş bir şekil alır. Derin, sert kenarlı olan bu yara tedavi edilmezse kendiliğinden iyileşir. Bu frenginin birinci devresidir.

2 ci devre bu yaradan itibaren 6 hafta sonra ortaya çıkar. Daha yaygın kızarıklıklar vardır. Döküntüler olur. Bu devrede 4 yıl sürebilir.

3 cü devrede yer yer bölgesel tümörler oluşur. Bu tümörler yaygındır. Genital organlarda bulunduğu gibi eklemlerde de bulunur.

Tedavide uygun antibiyotiğin kullanımı ile olur. Günümüzde erken tedevi ile ve frenginin 2-3 cü dönemleri artık olma mamaktadır.

8- İnsan papilloma Virüsü:

Cinsel organlar ve çevresinde siğil benzeri oluşumlara neden olan bu virüs kadınlarda rahim girişi kanserlerine neden olabilir

9- Chlamydial Enfeksiyonlar:

çok sık raslanılır. kadınlarda ve erklerde görülür. Akıntı ve idrar sırasında yanma olur. Bazan hiç bir belirti vermez

Aıds

Pazar, 04 Kasım 2007

AIDS NEDİR ?

Ölümcül bir hastalığa verilen addır. İnsanın bağışıklığını yitirmesini tanımlayan Acquired Immuno Deficiency Syndrome kelimelerinin baş harflerinden oluşmuştur. İnfeksiyonlarda hastalığa karşı koymada yetersizlik ve hastalıkla savaşamama durumunu belirtir.

NASIL BULAŞIR? Her türlü cinsel ilişki en önemli bulaşma yoludur. Homoseksüel ve biseksüel (her iki cinsle de ilişki kuranlar) arasında daha yaygınsa da son yıllarda heteroseksüel ilişki (kadın-erkek) ile bulaşma, bilhassa gelişmekte olan ülkelerde. hızla artmaktadır. Meni (döl) ve vajen ifrazatı virüs taşır. Virüsün mukoza ve zedelenmiş dokudan girişi enfeksiyona sebep olur. Zorlu ilişkide doku zedelenmesi bulaşmayı arttıran etkendir. Diğer bulaşma yollarından birisi de kanla geçiştir. AIDS virüsü taşıyan bir şahsın kanıyla kirlenmiş her hangi bir kesici cismin derimizi delmesi veya AIDS virüs?ü ihtiva eden kan veya kan ürününün alınmasıyla geçer. Kan veya kan ürünleri uzun süredir kontrol edildiğinden artık bu yolla AIDS?e yakalanmak son derece nadirdir. Üçüncü bir yol ise AIDS?li anneden çocuğuna geçmesidir. Sağlıklı görünen fakat HIV virüsü taşıyanlar hastalığın bulaşmasında en büyük etkendir.

NASIL KORUNULUR ? Güvenli cinsel ilişki kurarak korunabilirsiniz. Bundan kastımız; Eş değiştirmeyin. Tanımadığınız şahıslarla cinsel ilişkiye girmeyiniz. Tam koruyucu olmamakla birlikte mutlaka kondom (kaput)kullanınız. Hiç bir şekilde steril olmayan şırınga, ustura ve jilet, delici, kesici aletleri kullanmayın, paylaşmayın, Her hangi bir nedenle eğer cildinize kan değerse sabun ve su ile iyice yıkamak gerekir. Sağlam deriden virüs bulaşmaz.

AIDS VİRÜSÜ TAŞIYANLARLA HER TÜRLÜ TEMASTAN KAÇINILMALI MI?

Hayır, AIDS taşıyan hastalarla normal yaşam düzeni içindeki temaslarımızla hastalık bulaşmaz. Toplumun kullanımına açık tuvalet,telefon gibi araçların kullanılması, Bu şahıslar tarafından hazırlanmış veya dağıtılmış yemeklerin yenmesi, AIDS?li bir şahıs tarafından çatal, bıçakla yemek yenmesi, Aynı toplu taşıma vasıtalarında seyahat. Hatta başka hastalıkların geçmesine sebep olan el sıkma, öpüşme gibi temaslarla veya öksürük ve aksırıkla dağılan tükürüğün yüzümüze gözümüze gelmesiyle AIDS virüsü bulaşmaz. Yazılı ve sözlü basın ?Ülkemizin şanslı olduğunu, homoseksüel ilişkilerin yaygın olmadığını ? söylemektedir. ?AIDS?li ve AIDS virüsü taşıyanların sayısının düşük olduğunu? bildirmektedir. Bu tedbirli davranmada gevşemeye neden olmamalıdır.

DETAYLI BİLGİ İÇİN BAŞVURABİLECEĞİNİZ TELEFON NUMARALARI

AIDS Bilgi Hattı 0(362) 457 60 00/2424 (24 saat)

AIDS Savaşım Derneği-İstanbul: (212)533 47 73

AIDS Savaşım Derneği Ankara Şubesi: (312) 310 80 47

AIDS ile Mücadele Derneği-İzmir: (232) 478 05 40

Türkiye Aile Planlaması Derneği AIDS Bilgi Hattı: (312) 435 20 47

Frengi (Sifiliz)

Pazar, 04 Kasım 2007

Treponema Pallidum adı verilen bir bakterinin neden olduğu penis, vajina, anüs (makat) ya da ağız yolu ile bulaşan uzun seyirli, tedavi edilmediği takdirde zamanla vücuda yayılarak iç organların tümünü tutabilen iltihabi bir hastalıktır.

Belirtileri:

Cinsel temastan yaklaşık 4-5 hafta sonra , % 95 oranında cinsel bölgelerde , % 5 oranında da dudak, dil, damak, kulak, gögüs uçları, eller gibi bölgelerde ;

-kırmızı,

-deriden kabarık ,

-ağrısız

-sivilce benzeri

-çoğunlukla tek, nadiren de çok sayıda deri kabartıları oluşur.

Bu kabartılar çok kısa sürede kraterleşerek ağrısız, sert ülserler ( yaralar ) haline dönerler.

Tedavi:

Bu yaralar tedavi edilse de edilmese de yaklaşık 6 hafta içinde ortadan kalkar.Ama bu durum hastalığın da ortadan kalktığı anlamına gelmez.Hastalık bu ülser döneminde fark edilip tedaviye başlanmazsa ;Kan yoluyla yayılarak tüm organları etkiler.

Tedavisi çok kolaydır.Önemli olan bu ülseratif yaraları vücudunda fark eden kişinin hemen hekime başvurmasıdır.Hekimde uyanık olmalı ve teşhisi koyar koymaz hemen tedaviye başlamalıdır.

Frengi genellikle penisilinle kolayca iyileşir.Penisilin dozu ve uygulanışı hekimce belirlenir.Kişi asla utanıp sıkılma yüzünden kendi kendini tedaviye kalkışmamalıdır.Bu mikroorganizmanın direncini yükseltmekten ve zaman kaybetmekten başka bir işe yaramaz.

Tedavinin başlangıcından genellikle 24 saat sonra bulaştırıcılık kaybolur.Tedavi edilmezse uzun dönemde,felçler,körlük,ruhsal hastalıklar ve ölüm meydana gelir.

Uyarılar:

-Prezervatif kullanınız.

-Çokeşli olmayınız.

-Rast gele cinsel ilişkiden kaçınınız

-Birlikte olduğunuz kişinin çokeşli olmadığından emin olunuz.

Ülser Diyetleri

Pazar, 04 Kasım 2007

Ülser diyetlerinde son uygulamalarda süt ülser diyetlerinden çıkarılmaktadır.

Sppy diyeti

Bu diyet kanama, obstrüksiyon ve akut ülserde uygulanır.2-7 gün uygulanabilir.Saat başı hastaya bir küçük bardak süt verilir.Aralarda antiasit verilebilir.Son zamanlarda antiasit verilimi kaldırılmıştır.Bu diyet enerji, vitamin(multivitamin) ve demirden fakirdir.

2 numaralı ülser diyeti

* 2-3 hafta uygulanır. Kısıtlı bir diyettir.

* Enerji,demir ve C vitamini bakımından yetersizdir.hasta iyileşmeye başlarken uygulanır.

* Çok az et verilebilir

* yemekler iyi pişirilip, iyi çiğnenmelidir.

* Süt ve sütlü tatlılar ,biküi, ekmek, pilav, (pirinç),makarna, patates püre veya haşlama patates, reçel, yağ, suda pişmş yumurta, komposto şeklinde meyveler başlıca yiyeceklerdir.

3 Numaralı ülser diyeti :

* Posası az, yumuşak ve uyarıcı olmayanyiyecekler verilir.

* Su ve tuz emilimini kolaylaştıran sıvılar verilir.Su içine şeker konulduğunda sıvı ile birlikte tuz emilimide artmaktadır.

* Su tutucu özelliği olan, pektin içeren ,nişastalı yiyecekler verilebilir.Ancak bebeklerde ve çoçuklarda kullanılmaması öğütlenir.

Populerlik: 10%

Saçlarımız Niçin Uzuyor?

Pazar, 04 Kasım 2007

Çünkü aksi takdirde berberler işsiz kalırdı! Ha, ha! Şaka bir yana vücudumuzdaki kılların çok önemli görevleri vardır. Saçlarımız başımızı yazın güneşten, kışın soğuktan korurlar. Kaşlarımız terimizin, kirpiklerimiz küçük parçaların gözümüze girmelerine engel olurlar. Burun ve kulaklarımızdaki kıllar tozların girmesini önler. Vücudumuzdaki diğer kıllar ise derimizi serin tutar, ısı kaybını önler.

Bizler sadece saçımızın, sakalımızın, koltukaltlarında ve genital bölgelerimizdeki kılların uzadığını, kollarımız, bacaklarımız ve diğer yerlerdeki kıllarımızın uzamadığını düşünürüz. Gerçekte saçımız da uzamasını bir süre sonra durdurur ama bunun için bayağı uzun bir süre geçer.

Vücudumuzdaki kılların her biri topraktaki çim gibi, derimizin altındaki kendi torbasında yetişir ve büyür. Bu torbalardaki yeni saç hücreleri kılların köklerini oluşturur. Yeni hücreler oluştukça, eskilerini torbalardan dışarı iterler ve bu hücreler dışarı itildikçe canlı olma özelliklerini kaybederler, yani ölürler ve de kıllarımızın ve saçlarımızın bizim görebildiğimiz kısmını oluştururlar.

Vücudumuzun hangi kısmında olduklarına bağlı olarak, kıl torbasında belirli bir sürede yeni kıl hücreleri üretilir. Bu süreye ‘büyüme süreci’ denir. Sonra büyüme bir süre için durur. Buna da ‘durma süreci’ denir. Bu sürecin de sonunda kılların yine büyüdüğü ‘büyüme süreci’ gelir ve bu böyle devam eder, gider.

Durma sürecinde kıl kopar ve alttan gelen bir yenisi yerini alır. Yani bir kılın veya saç telinin ulaşabileceği en uzun boyutu bu büyüme sürecinin uzunluğu belirler. Kollarımızdaki kılları oluşturan hücrelerin büyüme süreci birkaç ay olarak programlanmıştır. Bu nedenle kıllar kısa bir süre içinde uzar, bir santimetre civarında bir uzunluğa geldiklerinde artık uzamazlar, belirli bir sürenin sonunda da alttan yenileri gelir.

Diğer taraftan saçlarımızın büyüme süreci iki seneden altı seneye kadar değişir. Eğer kesmezseniz bir metre hatta daha da fazla bir uzunluğa ulaşabilir. Saçlarımız üç aylık bir uzamanın ardından bir durma evresi geçirir ve bu sırada alttan gelen yeni saçlar eskilerini atar, yani dökülmelerine sebep olur. Bunu banyo yaptıktan sonra lavaboya dökülen saçlarınızdan anlayabilirsiniz. Bu yolla bir insan her gün 70-100 arasında saç teli döker.

Saç ve kıllarımızın her birinin büyüme ve durma süreçlerine başlama zamanları farklı olduğu için, hepsi birden aynı anda dökülmediklerinden devamlı olarak başımızda saç, vücudumuzda kıl olur. Hayvanlarda bu süreçler aynı zamanda başlayıp bittiğinden onlar yılın belirli zamanlarında tüylerini dökerler.