‘Sağlık Makaleleri’ Kategorisi için Arşiv

Bağırsak Asalakları

Pazar, 04 Kasım 2007

Asalakların insan vücudunda en çok zarar verdikleri organların başında bağırsaklar gelir. Bağırsağı sadece en son gelişme alanı olarak kullanan asalakları değil, aynı zamanda burada geçici bir süre için bulunup sonra başka organlara gidip yerleşen asalakları da bağırsak asalağı saymak doğru olur.

Bağırsaklarda asalakların en yaygınların dan olan kökbacaklıların amipler takımından dizanteri amibi (Entamoeba hystolytica) insanda amipli dizanteriye (ishal) yol açabilir. Kalın bağırsaklarda yaşayan balantidiyumlu dizanteri kirpiklisi (Balantidium coli) de balantidiyumlu dizanteriye yol açar. İpliksoluncan lar (Nematoda) ağızlarında bulunan kancaların ve salgıladıkları, kanın pıhtılaşmasını engelleyici maddelerin yardımıyla insanın bağır sak duvarına yapışır ve kan emerler. Bu nedenle kansızlığa yol açarlar. Bunlardan kancalı kurt (Ancylostoma duodenale) güney Avrupa ve Ortadoğuda yaygın olarak bulunur.

Dışkı ile dışarı atılan yumurtalar içinde bulunan larva, zamanla gelişerek bu alana yalınayak basan insanların derisini delip, kan yoluyla önce akciğerlere, oradan solunum boruları yoluyla ağıza ve nihayet oradan da ince bağırsağa ulaşır. Sağarsak solucanı (Ascaris bumbricoides) insan bağırsağında yaşayabilen başka bir asalaktır. Kancalı kurttan farklı olarak larvaları, deriyi delip içeri giremezler. İnsan ancak bu asalağın yumurtaları ile bulaşmış besinleri yerse, bağırsağında açılan yumurtadan çıkan larva bağırsak duvarını delip kan dolaşımına geçebilir.

Sivrikuyruk (Enterobius vermicularis) adı verilen ipliksi solucan, genellikle körbağırsakta gelişebilen bir bağırsak asalağıdır. Dişisi yumurtlayabilmek için anüsten dışarı çıkar; bu genellikle gece vakti gerçekleşir. Apış arasında yumurtladıktan sonra dişi ölür, yumurtalardan hemen çıkan larvalar insanın parmağına bulaşarak ağzına ulaşır lar. Domuz kurdu (Trichinella spiralis) do muz etinin çiğ ya da az pişmiş yenilmesi so nucu insana geçer. İnsanın ince bağırsağına ulaştığında et sindirilince açığa çıkan larvaları önce ishal ve benzeri bağırsak şikayetlerine yol açar. Sonra bağırsak duvarını delerek kan yoluyla çizgili kaslara ulaşır ve orada bir süre yaşayıp etraflarında kist meydana getirerek ölürler.

Daha çok uzakdoğuda yaygın olan dev bağırsak kelebeği (Fasciolopsis buski) yumurtasından çıkan larva, bir su sümüklüböceğinin vücuduna girip çoğalarak redia denen larvalar meydana getirir. Bu larvalar da zamanla cercaria adını alan larva şekline dönüşerek sümüklüböceği terkedip insanın yiyeceği su bitkilerine yapışırlar; bunları çiğ yiyen insanların bağırsağının duvarına özel vantuzlarıyla yapışarak burada ülsere, ishale yol açarlar. Yassı solucanların şeritgiller (Cestoda) sınıfı birbirine benzeyen az ya da çok sayıda bölümlerden meydana gelir. Bunlardan domuz tenyası (Taenia solium) az pişmiş domuz eti yiyen insanların bağırsağında bu ette bulunan larvanın keseli kurt (cysticercus) halinden, erişkin hale dönüşmesi ve bağırsak duvarına yapışan başı aracılığıyla kan ve be sinleri emmesi yoluyla zarar verir.

Zaman zaman «proglottide» adı verilen bölümlere koparak içlerinde bulunan binlerce yumurta ile dışkı içinde dışarı atılırlar. Bu dışkı ile bulaşmış otları yiyen domuzların bağırsak duvarını delen larva, bu hayvanların kaslarına ulaşır. Cüce tenya (Hymenolepsis nana) sıçanların dışkısı ile bulaşmış besinlerin yenilmesi ile vücuda girer, bağırsak duvarında gelişip erişkin duruma gelir ve domuz tenyası gibi zarar verir. Köpek tenyası (Echinococcus granulosus) genellikle koyun etinde birçok larva bulunan kistler meydana getirir.

Köpek, koyun etini çiğ yerse bu kistler onun bağırsağında erişkin asalak haline dönüşürler. Bunlardan oluşan yumurtaların bulaştığı otları yiyen koyunların bağırsaklarına ulaşan yumurtadan çıkan larva, bağırsak duvarını delerek kan yoluyla hayvanın çeşitli organlarına ulaşır. Köpek tükürüğü ile bulaşan elini ağzına götüren insanların da köpeğin ağzındaki yumurtayı kendi sindirim kanallarına iletebilmeleri mümkündür. Böylece insan bağırsağından geçerek çeşitli organlara ulaşan larvalar, bu organlarda kistler meydana getirerek, önemli ve cerrahi tedavi gerektiren bozukluklara yol açarlar. Geniş tenya (Diphyllobotrium latum) az pişmiş balık etinin yenmesi ile insan bağırsağına ulaşan bir asalaktır. Bağırsak duvarından kan emerek zarar verir.

Görüldüğü gibi bağırsakta zararlı etkisi olan asalaklar çok çeşitli olup bunların açtıkları zararlar çok değişiktir. Bağırsak hastalıklarına yol açan diğer etkenler arasında bağırsak asalakları da bu nedenle önemli bir yer tutarlar.

Artroz

Pazar, 04 Kasım 2007

Çeşitli bozukluklar gösteren fakat iltihaplı olmayan eklem hastalığı.

Artroz, benzer yanları olmakla beraber, daima iltihaplı durum gösteren artrit?ten ayrıdır. Artroz, eklemin şeklini bozar. Eklem kıkırdağında, ekleme bitişik kemik dokusunda bozukluklara, beslenme bozukluklarına, eklem çevresinde kemik çıkıntılarına ve ur büyümelerine yol açar. Bir noktada olduğu zaman, o bölgeyle ilgili sebeplerden ileri gelir: zedelenme, doğuştan şekil bozukluğu?

Hastalık genelleşmiş ise artroz hastalığı söz konusudur. Bunun sebepleri ise, dokularda yaşlanma, iç salgı bozuklukları, şişmanlık yüzünden ekleme fazla yüklenilmesi, metabolizma bozukluklarıdır. Belirtileri hastalığın geç devresinde ortaya çıktığı için artrozun tedavisi güçtür.

Asya Gribi

Pazar, 04 Kasım 2007

Nedeni bir virüs olan bir grip türü. Bugün grip virüsleri A, B ve C olarak üç ayrı sınıfa ayrılırlar. Asya gribini A sınıfı virüsü meydana getirir. Bu virüsün yol açtığı gribe Asya gribi denmesinin nedeni, 1957?de Çin?de başlayarak Uzakdoğu, Avustralya, Amerika ve Avrupa?ya yayılmış olmasıdır.

Grip virüslerinin özelliklerini değiştirebilmeleri, aşının etkilerini kısıtlamaktadır. Çünkü bir şehirde yaygın olan gribe yol açan virüse karşı hazırlanan aşı, o sırada başka bir ülkede yaygın olan ve değişik bir virüs tarafından meydana getirilen gribe karşı etkili olamamaktadır.

Artrit

Pazar, 04 Kasım 2007

İnsan veya hayvanda eklem iltihabı.

İltihaplı artritler, bir dış sebepten ileri gelebilir (kırıklı veya kırıksız travma). Fakat çoğunlukla iç sebeplere bağlıdır. İltihaplı romatizmaların en önemli belirtisidir. Hastalık etkenlerinin doğrudan doğruya etkisiyle mikroplardan da ileri gelebilir (tüberküloz, streptokoksi v.b. artritleri).

Hasta bölgede mikrop olmadan iltihaplanma (en sık görülen çeşidi) veya ilkel iltihaplı bir tepkime (kendiliğinden alerji) ve özellikle boğazda bulunan hemolitik bir streptokoka karşı vücut duyarlığının artması (hipererjik iltihap) şeklinde de görülebilir. Bu yüzden tedavi iki yönlü olmalıdır; bir yandan hastalık sebebi incelenmeli (mikroplara karşı aşılar, mantarlar ve sülfamidler), öte yandan hastalığı yapan mikroplarla savaşılmalıdır (iltihaba karsı olan salisilat serisi ve özellikle kortizon).

Burun Hastalıkları

Pazar, 04 Kasım 2007

Kulak, boğaz, burun uzmanlık dalı kapsamına giren burun hastalıkları, burun derisinin fazla alkollü içki kullananlarda görülen ve yağ bezlerinin büyümesi sonucu yer yer kabartılı bir görünüme yol açan rinofima hastalığından, burnun iç zarının yangılarına dek birçok hastalıkları ve bozuklukları kapsar.

Tıp dilinde rinit denilen burun yangıları alerjik, atrofik (burun mukoza zarının körelmesi), mantara bağlı, virüs ve bakterilerin etkisiyle oluşmuş rinitler olarak çeşitli türlere ayrılırlar. Burun boşluklarının iç yüzeyini döşeyen mukoza zarın ufak bir kesecik meydana getirecek şekilde uzaması sonucu oluşan burun polipleri, eğer boynuzcukların üstünde meydana gelmişlerse, yerinden alındıktan sonra genellikle yeniden oluşmazlar. Buna karşılık burun sinüslerinde oluşanların yeniden belirme olasılığı yüksektir. Orta boynuzcuğun arka bölümünde oluşan ve Ewing?in epitelyum papilomu denilen polip, zamanla kötü bir ur şekline dönüştüğünden Özel bir önem taşır.

Burun ve kemik boşlukları (sinüsler) urları, genellikle birlikte ele alınırlar. Burun deliklerinde, deri ile mukoza zarının birleştiği yerde oluşan bazal hücreli urlar ve burun bölmesinde oluşan damar uru olan anjiyom, en sık görülen urlardır. Bu urlar genellikle burun kanamasına yol açarlar. Burun bölmesinden oluşan anjiyomların kesilip alınmasından sonra, çıkarıldıkları alandaki kıkırdak bölmenin de elektrikli bir aygıtla dağlanması gerekir.

Dev hücreli urlar, kemikleşen fibromlar ya da sarkomlar, burun ve sinüslerin kötü urlarıdır. Bunlar hızla büyüyerek sinüsleri, burun boşluklarını tıkarlar. Bazen damakta tükürük bezlerini andıran yapıda bir ur oluşur ve burun sinüs boşluklarına kadar uzanır. Karmaşık urlar denilen bu burun urları, tükürük bezlerinden oluşan ve mikroskobik yapıları açısından bunlara benzeyen urlardan daha tehlikelidirler. Burnun mukoza zarından oluşan epitel hücreli urlar yavaş gelişmekle beraber, kötü gelişim gösteren urlardır.

Beyin Hastalıkları

Pazar, 04 Kasım 2007

Vücutta yaygın sinir yangıları, zayıflık, felçler, dokularda şişme, ussal yetersizlikler ve sonuçta kalp yetmezliği ile kendini gösteren bir hastalık. Beslenmede B1 (tiamin) vitamininin yokluğuna bağlı bir hastalıktır.

Bu hastalık özellikle Japonya, Çin, Malaya, Fiji, Hindistan, Batı Afrika, Batı Avustralya ve Meksika körfezi gibi kabuksuz pirincin günlük beslenmede önemli bir yer aldığı yörelerde görülür. Labrador ve Newfoundland gibi beyaz buğday ununun bol kullanıldığı yerlerde de beriberiye rastlanır.

Beriberi hastalığında görülen sinir yetersizlikleri, güvercinlere kabuksuz pirinç verilerek deneysel yoldan da gerçekleştirilebilmiştir. Pirinç kabuğu ya da bundan elde edilen kristal şeklinde bir maddeden, günde 5 mg. kadar verilmesi, beriberi hastalığının iyileştirilmesine yol açar. Eskiden B vitamini olarak adlandırılmış olan bu suda eriyen maddeye, daha sonra, öbür B grubu vitaminlerden ayırabilmek amacıyla B1 adı verilmiştir. Bir süre aneurin olarak da adlandırılan bu bileşiğin, bugün en yaygın kullanılan adı tiamindir.

Beriberi hastalığında beyin dokusu, şekerin varlığı halinde, yavaş gelişen bir işlemle oksijenden yararlanmaktadır. Karbonhidratların oksitlenmesindeki bu ağırlığı tiamin hızlandırır. Tiamin bütün canlı hücrelerde bir miktar bulunur. Bu nedenle hemen hemen bütün besinlerde vardır. Yağda eriyemediğinden tereyağından hayvansal ya da bitkisel yağlardan elde edilemez. Değirmenlerde gerek buğdayın, gerekse pirincin öğütülmesi tiaminin büyük çapta kaybolmasına yol açmaktadır. Beyaz buğday unundan yapılmış olan ekmek yenilmesi, batı ülkelerinde bile zaman zaman beriberi vakalarının görülmesine yol açmaktadır. Yapay tiamin çok ucuzdur; bazı ülkelerde değirmenciler beyaz una bu maddeyi katmak zorundadırlar. Normal bir hayat yaşayan bir erişkinin günde 1.3 mg. kadar tiamin alması gerekir.

Beriberi hastalığı belli başlı üç şekilde görülür; Çocuk beriberisi, yaş beriberi, kuru beriberi.

Çocuk beriberisi: Genellikle yaşamın ilk yılında belirir. Bir ile dört ay arasındaki bebeklerde görülen ivegen türü yaygındır. Bebekte solunum güçlüğü, kalp atışının hızlanması, kusma, kan basıncının ve vücut sıcaklığının düşüklüğü dikkati çeker. Vücut kasılmaları, kalp yetmezliği, akciğerlerde kalp yetmezliğine bağlı sıvı birikimi ve bu nedenle solunum güçlüğü, dudaklarda ve dilde morarma, ses tellerinde felç görülebilir.

Yaş beriberi: Erişkinlerde görülür. Soshin beriberisi de denilir. Kan dolaşım hızı çoğalır ve toplardamarlarda dikkati çekecek kadar basınç yükselişi görülür. Bu basınç artışı, akciğerlere kan hücumuna yol açar. Atar ve toplardamarlar arasında bağlantı sağlayan damarların açılıp kapanmasını sağlayan kasların gevşemesi, kanın kısa devre yapmasına yol açar; bu kısa devre sonucunda düşen atardamar basıncını normale çevirmek için, kalp daha hızlı çalışmak zorunda kaldığından, bu aşırı çalışma kalpte yetersizliğe yol açabilir. Ancak bu açıklama, deri altında niçin sıvı biriktiğini cevaplayamamaktadır. Beriberi hastalığında bulunabilen protein eksikliğinin, bu belirtinin nedeni olabilmesi mümkündür. Vücuda yeterli protein girmeyince kandaki albümin (bir proteindir) azalır ve kanın osmotik basıncı bu nedenle düşerek, kan damarlarının uygun yerlerinden bir miktar kan serumu dışarı sızar.

Kuru beriberi: Merkezi sinir sisteminden uzakta bulunan sinirlerdeki yangılarla dikkati çeker. Önce kol ve bacaklarda başlayan belirtiler, daha sonra merkeze doğru ilerler. Baldır kaslarında hissizlik ve ağrılar, diz ve ayak bileği reflekslerinde zayıflama ve kaybolma, yürümeyi kısıtlayan bacak kası yetersizlikleri, ayak tabanında yanma hissi görülebilir. Diyaframın siniri olan frenik sinirin felci, bazen yapay solunum yaptırılmasını zorunlu kılar. Beyine duyuları ileten omurilik bölümünün yozlaşması ve göz sinirinin yangılanması da görülebilir.

Hastalıktan aşırı öğütülmemiş tahıl, özellikle pirinç yememek, bu tür bir beslenme zorunluysa buna tiamin katmakla korunulur. ivegen yaş beriberi tedavisi için, ağız ya da şırınga yoluyla günde 5-10 mg. tiamin verilir. Bazı araştırıcılar bu dozun on katını salık vermektedirler. Dokulardaki su hızla kaybolmaya ve durum iyileşmeye başlar.

Kuru beriberi hastalarına sadece tiamin değil bütün B vitaminlerini vermek gereklidir Çünkü bu hastalıkta diğer B grubu vitaminlerin de eksikliği söz konusudur. Sinir yangılarının iyileşmesi uzun sürer; bazı sinirlerde oluşmuş aşırı bozukluklar düzelmeyebilir. Bu hastalıkta sinir yetersizlikleri sonucu oluşan eklem bozukluklarını iyileştirmek için bazı durumlarda ortopedi uzmanlarına başvurulması gerekebilir.

Aşırı İşeme (Polakiüri)

Pazar, 04 Kasım 2007

Aşırı derecede işeme. Nedeni, sidik torbası çeper kaslarının aşırı derecede sık uyarılmasıdır. Sidik torbasında biraz sidik birikince çeperler uyarılır ve işeme ihtiyacı doğar.

Polakiüri sistit, sidik torbası uru gibi sidik torbası hastalıklarının ya da bunlara yakın organlarda oluşan örneğin prostat gibi hastalıkların sonucudur. Ayrıca soğuk, heyecan, sinir hastalıkları, gebelik ve yaşlılık da polakiüriye yol açar.

Ataksi

Pazar, 04 Kasım 2007

Vücudun dengesini sağlayamaması. Sarhoş bir adamın yürüyüşü iyi bir ataksi örneğidir. Normal bir kişide hareketler kolay ve uyumlu bir şekilde gerçekleşir. İnsanlar günlük hayatlarında, dolu bir çay bardağını dökmeden alıp kaldırabilir, giysilerinin düğmelerini hızla çözebilirler.

Bu hareketlerinin böyle bir şekilde yapılabilmesi için eklemlerden, deriden ve kaslardan beyne uzanan duyu sinirleri yollarının kesintisiz olması, beyincik ve bağlantılarının, iç kulağın ve denge sağlanmasında etken olan öbür beyin bölümlerinin normal bir şekilde çalışması gereklidir. Bu organlardan birinde bir bozukluk olursa ataksi meydana çıkar. Dengenin sağlanması için kas gücü ve görme yeteneği de gereklidir; fakat kaslardaki güçsüzlükler ve körlük büyük çapta bir ataksiye yol açmaz.

Hafif kol ataksileri, önce el yazısının çok değişken olması ve dolu bir çay bardağının dökülmeden taşmamasıyla kendini gösterir. Zamanla, insan giyinip soyunurken ve yemek yerken güçlük çeker. Hafif bacak ataksisi, kişinin ayakları arasında bir mesafe bırakmadan doğru bir çizgi üzerinde yürümesini güçleştirir. Zamanla, hasta yürürken göze çarpar bir şekilde sallanır, hatta düşebilir. Dönüşler kısa ve ani hareketlere bölünür ve bir süre sonra hasta yürüyemez.

Ataksiye yol açan nedenlerin başında «yaygın skleroz» adı verilen bir hastalık yer alır. Bu hastalık genç erişkinlerle kadınlarda erkeklerden daha çok görülür. Bu hastalıkta, merkezi sinir sisteminde sinir liflerini kaplayan normal zar (miyelin) yok olur. Bu durum tıp dilinde demiyelinizasyon adını alır. Bu hastalıkta beyincik de bozulan alanlar arasında yer aldığından, ataksi sık görülen belirtiler arasındadır.

Beyincikte gelişen urlar, bu alandaki kan dolaşımı yetersizlikleri, beyinciğin bozulmasına yol açan bazı hastalıklar başka ataksi nedenleridir. Meniere hastalığı, iç kulakta başlayan ve ataksiye yol açan bir bozukluktur. Bu hastalıkta baş dönmesi ve kulak çınlaması da görülür. Hasta zamanla sağır olabilir.

Tabes dorsalis omuriliğin duyu sinirlerinin geçtiği bölümlerde yerleşen bir hastalık olup, beyne, bacak ve bölümlerinin almış oldukları durumu bildiren liflerde görülür. Bu hastalar bacaklarına bakmadan yürümekte güçlük çekerler ve ataksi görülür.

Uyku ilacı olarak alınan barbituratlar, sara tedavisinde kullanılan fenitoin, kullanıldıkları süre içinde ataksiye yol açabilirler. Streptomisin, iç kulaktaki bazı noktalar üstündeki olumsuz etkisiyle ataksiye sebep olabilir.

Ataksiyi azaltmak için başvurulabilecek tedavi yöntemlerinin geliştirilmesine çalışılmaktadır. Bazen fizik tedavi yararlı sonuçlar sağlamaktadır. Çeşitli ilaçlar, kurşun ağırlıklar, hasta bacağın derisinin soğutulması gibi henüz deney evresinde olan iyileştirme yöntemleri çok iyi sonuç vermemişlerdir.

Albers-schönberg Hastalığı

Pazar, 04 Kasım 2007

Doğumdan önce başlayan ve en çok kafatasını omurları ve kollarla bacakların kemiklerini etkileyen az rastlanan bir hastalık.

Bu hastalıkta kemiğin dış bölümü (akorteks) aşırı derecede kalınlaşır. Bu nedenle, şekli bozulur ve kemiklerin içinde bulunan ve kemik iliğini içeren boşluklar daralır. Bu kalınlığa rağmen kemikler kolayca kırılırlar. Hastaların çoğunda zeka geriliği de vardır.

Alkaptonüri

Pazar, 04 Kasım 2007

İdrarın bekletilme sonucu anormal derecede koyulaşması ile teşhis edilen ve kalıtımla geçen bir metabolizma hastalığı. Alkaptonürili hastalarda fenilalanin ve tirozin gibi aminoasitlerin parçalanmasına yarayan enzimlerden biri ya da birkaçı bulunmaz. Bu eksiklik, bu maddelerin yıkım maddesi olan alkaptonun ya da homogentisik asidin kanda fazla birikmesine ve buradan da idrara fazla atılmasına yol açar. Hava ile temas eden homogentisik asit koyu bir renk alır ve bu nedenle idrara tipik rengini verir.

Bu hastalarda vücutta homogentisik asidin yükseltgenme ürünlerinin birikmesi sonucu deride yer yer koyulaşma da görülebilir: Buna okronosis denir. Bu koyulaşma zamanla çoğalır.

Alkaptonürinin tedavisi için C vitamininden yararlanılır. Bu madde, homogentisik asidin oluşumunu geciktirir. Protein diyeti yararlı değildir. Alkaptonürili hastalarda, orta yaşlarda eklemlerde de bazı arızalar belirir. Belirtileri açısından osteoartritten farklı olmayan bu tür rahatsızlıklar için de osteoartrit tedavisi uygulanır.

Bu yazı 20 Haz 2007, 23:05 tarihinde Saglık Makaleleri, Genel Bilgiler kategorisi