‘SaÄŸlık Makaleleri’ Kategorisi için ArÅŸiv

Çiçek Hastalığı

Pazar, 04 Kasım 2007

Kaynağı virüs olan, son derece bulaşıcı bir hastalık. Tarihin en eski çağlarından beri insan topluluklarını etkilemiş olan çiçek, bugün, aşı yardımıyla hemen hemen ortadan kalkmıştır.

Çiçek, cinsiyet, ırk ve yaş ayrılığı gözetmeyen bir hastalıktır. Etkeni Borreliota variolae denen bir virüstür. Bu virüsün sığırda görülen çiçek hastalığının etkeni virüsle birçok ortak özelliği vardır. Bulaşma insandan insana olduğu gibi, eşya aracılığıyla da olur.

Kuluçka dönemi 1-2 haftadır. Bu dönem bitince hastalık ateş, titreme ve bel çevresinde ağrılarla başlar. Üçüncü ya da dördüncü günde de döküntü, yani kırmızımtırak benekler ortaya çıkar; bunlar az sonra kabarcıklara, daha sonra da sarımsı sivilcelere dönüşür. Biçimleri yuvarlak, büyüklükleri mercimek kadar, bazen daha da iridir; ortalan büzük, göbeği andırır bir görünüşleri vardır. Hastalık karaçiçek (hemorajik çiçek) denen türdense, sivilceler sarı değil, siyaha çalan kırmızı renktedir. Onuncu güne doğru sivilceler kurur ve kabuk bağlar. Bu kabuklar düşünce, altında sivilcelerin yerinin kaldığı görülür. «Çiçek izi» diye bilinen bu izler önce kırmızı, sonra beyazımsı olur ve içeri göçerek «çiçek bozuğu» denen durumu oluşturur.

Döküntüler en çok yüz ve boyunda olmakla beraber, vücudun başka yerlerinde de görülür. Kabarcıklar sivilceye dönüşürken ateş çok yükselir. Derideki döküntülerin yanı sıra içte, ağız ve boğaz mukozasında da kabarcıklar görülür; bunlar da sivilceye dönüşür. Sivilceler birbirleriyle birleşirse, gerek deride, gerek mukozada iri yaralar meydana getirirler; bu yaralar apseye ve septisemiye dönüşebilir. Arada herhangi bir beklenmedik hal olmazsa 3-4 hafta sonunda kabuklar düşer ve izler küçülür. Dökülen kabuklar hastalığı bulaştırmada büyük rol oynar.

Çiçek hastalığının alastrim gibi tehlikesiz çeşitleri ve sinir sistemini yıkarak kısa sürede öldüren ağır çeşitleri vardır. Karaçiçek veya hemorajik çiçek ayrı bir tür değil, çiçek hastalığının bir tehlikeli yanıdır. Ölümle sonuçlanır. Çiçeğin öteki tehlikeli yanları çeşitli yangılanmalar, bu arada orta kulak yangısı, akciğer zarı yangısı, zatürree, nefrit, menenjit vb.?ye yol açabilmesidir.

Teşhis genellikle güç değildir. Günümüzde çiçek hastalığı virüsüne karşı kimyasal tedavi araçları ve aureomisin, terramisin gibi antibiyotikler kullanılmaktadır. Çiçek aşısını zorunlu kılan sağlık yasaları sayesinde bugün bu hastalığa gelişmiş ülkelerde hemen hiç rastlanmamaktadır.

Çiçek aşısını 1798?de Jenner uyguladı. Jenner?in uygulamasından önce Anadolu?da bu aşının yaygın olarak uygulanmış olduğu ve Anadolu?yu gezmiş olan batılı gezginler tarafından görülüp, bu bilginin Jenner?e ulaştırılmış olduğu bir gerçektir.

Çiçek aşısı koyun ve danalara çiçek virüsüne benzeyen bir virüsün aşılanması ile elde edilir. Bu hayvanların deri kabartılarındaki virüs içeren sıvı, insanın genellikle kol derisine çizik yapılıp, üzerine damlatılır. Bu işlem ağrıya yol açmaz.

Aşı, çiçek hastalığını Avrupa ve Amerika? da önemli bir sorun olmaktan çıkarmıştır. Ancak Hindistan, Pakistan, Afrika ve Uzakdoğu?nun bazı kesimlerinde bu hastalık hala aynı niteliğini sürdürmektedir.

Panik Atak Nasıl Anlaşılır

Pazar, 04 Kasım 2007

Stres, panik atağa yol açan etkenler arasında birinci sırada yer alıyor. bir yakının ölümü, aşırı stres, incinme, tecavüz gibi yaşamı kötü yönde etkileyen özellikler, panik atağın oluşmasına yol açabiliyor. tek başına veya özellikle topluma açık yerlerde korku ve endişe halinde ortaya çıkabilir. panik bozukluğu hastalığı, genetik kaynaklı olabilme özelliğinin yanısıra özellikle 20?yle 30 yaş arasındaki insanları etkileyen bir hastalık, tedavi edilmediği taktirde kronikleşip depresyona yol açabiliyor. bu hastalığın uzun süre devam etmesi durumunda, somatizasyon diye tanımlanan hastalık korkusu ve şüpheciliği başlayabiliyor. genç yaştaki hastalar, atak geçirirken kendini kesme eğilimine girebiliyorlar. bu sırada vücutta salgılanan beta endorfin maddesi, hastanın ağrıya daha rahat cevap verebilmesini sağlıyor

Panik atak nasıl anlaşılır?

Yoğun korku ve rahatsızlık hissinin yanı sıra, panik atakta şu belirtilerin en az dördü yaşanabilir:

nefes darlığı

ölüm korkusu

çarpıntı, kalp nabzın hissedilmesi

aniden ortaya çıkan sıkıntı

baş dönmesi

bayılacakmış gibi olma

göğüste daralma

çıldırma korkusu

kontrolün kaybedileceği korkusu

karın bölgesinde gerginlik ya da bulantı

tehlikeli bir hastalığı olduğu hissine kapılma

ellerde, ayaklarda terleme, uyuşma, karıncalanma

üşüme ya da ateş basması

tedavi ise

panik atakta, öncelikle ataklara yol açan nedenler bulunuyor. ardından buna göre bir tedavi uygulanır. bu hastalık biyolojik ve psikososyal faktörler sonucu ortaya çıktığından, ilaç tedavisiyle birlikte psikoterapi uygulanıyor. beyindeki noradrenalin ve seratoninini dengelemek için ilaç tedavisine başvuruluyor. davranış psikoterapisiyle de, hastanın ataklar sırasında kontrolü sağlayabilmesi amaçlanıyor. araştırmalara göre, iki tedavide birlikte uygulandığında, hastalarda atakların tekrarlama riski daha düşük oluyor. tabii panik atağa yol açan etkenlerin de ortadan kaldırılması gerekiyor. 8 ? 12 aylık tedaviler sonrasında, hastada panik bozukluğunun tekrarlama riski azalıyor.

Kısırlıkta Erkekler Önde

Pazar, 04 Kasım 2007

Kısırlık sorunu kadınlardan çok erkeklerde olduğu ortaya çıktı.

Çocuk sahibi olamama sorununda, erkeğe bağlı faktörlerin daha hızlı artış gösterdiği, daha önce yüzde 15-20 olan bu oranın son araştırmalara göre yüzde 60?ı bulduğu bildirildi.

Adana?da faaliyet gösteren bir tüp bebek merkezinin kurucularından Prof. Dr. Turan Çetin, dünya ortalamasında olduğu gibi Türkiye?de de her 100 çiftten 15?inde üreme sorunları yaşandığını belirtti.

Prof. Dr. Çetin, tıp imkanlarının henüz gelişmediği yıllarda çocuk sahibi olamama sorumluluğunun yüzde 100?ünün kadınlara yüklendiğini anımsatarak, şunları söyledi:

?Daha önce yüzde 15-20 seviyesinde olan erkekten kaynaklı çocuk sahibi olamama sorunu yüzde 60?lar seviyesine ulaştı. Bu konuda kadınlar yüzde 40 sorumluluğa sahip. Kadınlar tedavi konusunda oldukça istekli, ancak erkeklerde aynı duyarlılığın bulunduğunu söyleyemeyiz. Erkeklerin, kısırlığı (iktidarsızlık) gibi algılaması işimizi zorlaştırıyor.

Kadınlar ve sağlık ekibi erkeği tedaviye güçlükle ikna ediyor.?Çetin, çevre kirliliğinden alkole, sigaradan bazı ilaçlara ve hatta mesleğe kadar pek çok etkenin erkekte kısırlık sebebi olabildiğini vurgulayarak, aldıkları hasta öyküleri, deneyimleri ve istatistik çalışmalarıyla da kısırlıkta sıcağın da olumsuz etkenlerden biri olduğunu gördüklerini bildirdi.

Sıcak havanın canlı sperm sayısını azalttığını, dar pantolonların ise kadınlarda olduğu gibi erkeklerde de üreme sorunlarına yol açtığını vurgulayan Çetin, şunları kaydetti;

?Yüksek ateşli hastalıklarda, karaciğer ve böbrek hastalıklarında, sperm yapımı ve kalitesi düşer. Ayrıca şeker hastalığı, nörolojik hastalıklar, travma sonucu bel omurlarının hasarlanması, mesane ya da idrar yolları ile ilgili ameliyatlar sperm oluşumunu olumsuz etkiler.

Bazı ilaçların ve radyasyonun da testisi bozarak kısırlığa yol açtığını biliyoruz. Bunların başında kanser kemoterapisi gelir. Kemoterapi ilaçları da sperm hücrelerini öldürür.

Bruksizm (Diş Gıcırdatma)

Pazar, 04 Kasım 2007

Bruksizm, uyku sırasında dişleri sıkmak, gıcırdatmak ve çeneyi kenetlemektir. Bu normal olmayan bir durumdur ve oldukça rahatsız edici bir ses ortaya çıkar. Uyku sırasındaki diş gıcırdatma o kadar sesli olur ki, kişi uyanıkken aynı sesi çıkaramaz. Çağımızın hastalığı olan stresin, diş gıcırdatmanın en önemli nedeni olduğu düşünülmektedir.

Diş gıcırdatmanın şiddeti ve sıklığı, dişlerimize zarar verecek boyutlara ulaşabilir. Sürekli birbirine sürtünen dişlerin mineleri zarar görür ve dişlerin boyları kısalır. Köklerinde basınçtan dolayı kistik oluşumlar olur. Dişi, çene kemiğine bağlayan bağlarda gevşemeler olur ve bu yüzden dişlerde sallanmalar başlar.

Diş eti dokuları da zarar görür. Dokunulduğunda kanar ve gitgide koyu renkli bir görünüm alırlar. Ayrıca çene eklemindeki kıkırdak dokudaki tahribat yüzünden eklem şikayetleri ortaya çıkar. Eklem şikayetlerini oluşturan sebeplerden biri de sürtünme ile kısalan diş boylarıdır. Diş boylarının kısalması belirgin hale gelince hastanın dış görünümünü de etkiler.

Dişlerini sadece kenetleyen, sürtmeyen kişiler de vardır. Böyle kişilerde ses olayı yoktur fakat yine dişler ve diş dokuları üzerinde oluşan rahatsızlıklar ortaya çıkar.

Diş gıcırdatma ve diş sıkma işlemi sadece gece değil, stresli durumlara göre gündüz içinde geçerlidir. Kişi, olayı gündüz yapıyorsa gece de mutlaka yapıyordur. Sabah kalkıldığında eklemlerde, çiğneme kaslarında, baş ve boyuna yayılan ağrı, yorgunluk, yutkunma güçlüğü, dişlerde ağrı veya hassasiyet olması bruksizmin etkileridir.

Çözümü, stresi ortadan kaldırmak veya dişleri korumaya almaktır. Dişlerin korunması için; ağza, kişiye özel yapılan, silikon esaslı maddeden yapılmış bir gece plağı takılması tavsiye edilir. Bu koruyucu sayesinde şikayetlerin azaldığı ve tamamen ortadan kalktığı gözlemlenmiştir.

Böbrek Taşları

Pazar, 04 Kasım 2007

Sidikte bakteri bulunması. Bu durum sidik kesesinde, boşaltım yollarında ya da böbreklerde bir yangı bulunduğunu gösterir. Bakteriyüri bazen hastada şikayete yol açmayabilir. Ancak yine de gerekli antibiyotiklerin ya da başka mikrop öldürücü ilaçların kullanılması yoluyla tedaviye girişilmesi gerekir.

Sidik boşaltım yollarındaki bakterinin tanınması ve hangi antibiyotiğe karşı duyarlı olduğunun saptanması için, bazen sonda adı verilen özel tüpler sidik torbasına sokularak bir miktar idrar almak gerekir. Bu işlem kadında, sidik kanalı dış ağzı ile sidik torbası arasındaki yolun kısa olması nedeniyle, erkektekinden daha kolay ve ağrısız gerçekleştirilir.

Bakışımsızlık

Pazar, 04 Kasım 2007

İnsan vücudu birbirine tıpatıp benzeyen, iki yarıdan meydana gelmiştir. Vücudun herhangi bir yerinde bu eşitlik ya da bakışım bozulduğu zaman bakışımsızlık söz konusu olur. Bu durum, özellikle bir hastalığın saptanması sırasında önem taşır.

Örneğin bir yarısı öteki yarısından daha geniş olan bir göğüste bakışımsızlık, plevra yangısına ya da plevra boşluğunda hava toplanmasına işarettir. Yüzdeki bakışımsızlığı o kimsede suç işleme eğiliminin varlığına işaret, sayan kuramlar (Lombroso okulu) artık geçerli değildir. Tıp bilimi bugün suç işleme konusunu incelerken, biyolojik ve kalıtımsal verilerden yola çıkmakta, giderek bu eğilimi gerçek bir hastalık gibi değerlendirmektedir.

Banti Sendromu

Pazar, 04 Kasım 2007

Genellikle alkolün uzun süre kullanılması sonunda oluşan karaciğer sirozunun, dalağın büyümesine ve kansızlığa yol açması. Uzun süre alkol kullanılması dışında, süreğen karaciğer yangısı (kronik hepatit), safra sirozu ve hemokromatoz da karaciğer sirozuna yol açabilir.

Karaciğerde sirozun oluşması, bu organdan geçen damarların, özellikle sindirim borusundan karaciğere kan taşıyan kapı toplardamarı kollarının sıkıştırılması sonucunu doğurur. Bu damarlarda sıkışma sonunda da dalakta şişme ve genişleme, kapı toplardamarı ile ana toplardamar ağının ağızlaşma noktaları olan yutak alt bölümünde, rektum ve karın duvarında toplardamar şişkinliği dikkati çeker.

Banti sendromunda görülen kansızlığın çeşitli nedenleri vardır. Büyümüş olan dalakta aşırı alyuvar parçalanması gerçekleşir, genişlemiş olan dalağın boşluklarında gereğinden fazla kan depolanır, böylece dolaşımda daha az kan hücresi kalır.

Süreğen karaciğer hastalığının saptanması ve dalağın büyümüş olduğunun görülmesi Banti sendromunun teşhisinde önemli bir rol oynar. Karaciğerin durumu çeşitli, kan deneyleri ile değerlendirilir. Barium tuzu eriyiklerinin içilmesinden sonra çekilen röntgen filmleri, yutaktaki toplardamar ağı genişlemesini ortaya çıkarır.

Bu hastalığın tedavisinde karaciğer bozukluğunun düzeltilmesine ve bu bozukluğun yol açtığı olumsuz sonuçların iyileştirilmesine çalışılır. Karaciğerdeki bozukluk siroza bağlıysa hastanın içki içmemesi büyük çapta düzelmeye yol açabilir. Eğer hemokromatoza bağlıysa, zaman zaman kan alınması, karaciğerde kan boya cisimciklerinin birikmesini engeller.

Kapı toplardamar sisteminde çoğalmış olan basıncın azaltılması amacıyla uygulanan yöntemler, bu hastalıkta önemli bir yer tutar. Eğer şişmiş olan toplardamar dalına ulaşılması kolaysa, bu dal kesilerek alt ana toplardamara bağlanır. Böylece bağırsaklardan gelen kan kalbe dönerken karaciğere uğramamış olur. Eğer kansızlık çok ilerlemişse dalağın çıkarılması yoluna gidilebilir. Dalağın çıkarılması önemli bir eksikliğe yol açmaz. Vücutta değişik yerlerde bulunan retiküloendotel sistem, dalağın görevini başarı ile yürütür.

Bağırsak Delinmesi

Pazar, 04 Kasım 2007

Bağırsak duvarında çeşitli nedenlerle bir delik açılması. Bağırsak içindeki sindirilmiş ya da yarı sindirilmiş besinlerin, sindirici maddeler bulunan sıvıların, bakterilerin karın içinde (periton boşluğunda) yayılmalarına yol açar.

Bağırsak delinmelerinin en olağan nedeni ülserlerdir. Bağırsağın damarlarının çeşitli nedenlerle tıkanması, bu damarlarla beslenen duvar bölümünün çürüyüp dökülmesi ve dışardan uygulanan darbeler de delinme sebepleri arasında yer alırlar. Körbağırsak takısı en çok apandisit adını alan yangı nedeniyle delinir.

Bağırsak Kanaması

Pazar, 04 Kasım 2007

Tifo gibi, bağırsak iç yüzeyinde yangıya ve giderek bağırsak duvarında incinmeye yol açan mikroplu hastalıklar. Çeşitli nedenlerle oluşan ülserler, bağırsak duvarındaki damarların aşınmasına ve sonuçta bağırsak boşluğuna kan dolmasına yol açabilir. Aniden ve hızla gerçekleşen bütün iç kanamalarda olduğu gibi, dolaşım sistemine ait belirtiler dikkati çeker.

Dolaşım sistemindeki kan azalınca beyine yeterli oksijen taşınamaz ve bu nedenle bilinç bulanıklığı, baş dönmesi hatta bayılma gerçekleşir. Kalp daha hızlı çalışarak dokulara belirli bir süre içinde daha fazla kan ve böylece oksijen ulaştırmaya gayret eder. Kan damarlarının dolgunluğu azaldığından tansiyon düşer. Dolaşım sistemine ait bu belirtiler yanında, bağırsak duvarında aşınmaya ve damarın delinmesine yol açan hastalığa ait belirtiler de bulunur. Bu hastalığın ülser olması halinde, hasta daha önce özellikle açken karnında yanmalar ve sancılar hisseder.

Kısa bir süre içinde oluşan büyük çapta kanamalar yanında, uzun bir süre içinde gerçekleşen küçük kanamalar da görülebilir. Bu durumda belirtiler ani kanamalardakinden farklıdır. Bazen durum ancak ileri derecede bir kansızlığın sebebini ortaya çıkarmak için dışkıda kan varlığının aranması sonucu anlaşılır. Büyük çapta kanamalarda, dışkı ile karışmış kan siyahlaşır. Az miktarda kanama, ancak dışkıya bazı kimyasal ayraçlar eklenerek anlaşılır.

Bağırsak kanamalarının tedavisi etkene göre değişir. Genellikle dolaşım sistemi belirtilerini düzeltecek kadar kan verilir. Bir süre ağız yerine damardan besleme uygulanır; kanın pıhtılaşma yeteneğini çoğaltıcı, mide asitliğini azaltıcı ilaçlar, sinir sistemini düzenleyici maddeler kullanılır. Bu tedbirlerle önlenemeyen kanamalar cerrahi girişimle iyileştirilir.

Bağırsak Tıkanması

Pazar, 04 Kasım 2007

Bağırsak içinde bulunan maddelerin bağırsak kanalı boyunca ilerlemesini kısıtlayan ivegen (akut) ya da süreğen (kronik) durumlar. Çeşitli nedenler bağırsaklarda tıkanmaya yol açabilir. Bağırsağın bir bölümünün bir fıtık kesesinin içine girip sıkışması, bağırsağın bir bölümünün kendi ekseni etrafında dönmesi, bağırsağın bir bölümünün kanalındaki sert bir cisim ya da bağırsağa dışardan basınç yapan bir ur, bir yangı sonucu oluşmuş yapışıklık bu nedenlerin en yaygınlarıdır.

Bağırsak tıkanmasının yol açabileceği belirtiler tıkanıklığın yerine göre değişmekle beraber, dışkılayamama, aşırı bağırsak şişmesi, ağrı, karında aşırı duyarlık, bağırsak hareketlerinin gözle görünür hale gelmesi gibi şikayetler yaygındır.

Özellikle ivegen bağırsak tıkanmasında şikayetler fazladır. Bağırsakların normal bir şekilde çalışmamaları nedeniyle, bağırsaklardaki zehirli maddeler, geçirgen halen gelen bağırsak duvarlarından geçerek kana karışırlar ve vücutta genel bir zehirlenme başgösterir. Hızlı nabız, kuru ve rengi koyulaşmış bir dil, susama bu zehirlenmenin başlıca belirtileridir. Bazen ateş de yükselir. Bağırsak tıkanıklığı cerrahi girişimle iyileştirilir.

Delinmeler genellikle aniden gelen ve bıçak saplanmasını andıran şiddetli bir ağrının hissedilmesine yol açar. Bağırsak delinmeleri karın boşluğuna yayılan mikroplu ve azdırıcı maddelerin karın boşluğunda yangıya yani peritonite yol açmalarına sebep olur. Gerekli cerrahi tedavi ve antibiyotik tedavisi uygulanılmazsa peritonit hastanın çok kısa bir süre içinde ölmesine yol açar.


eXTReMe Tracker