‘Nöroloji’ Kategorisi için ArÅŸiv

Bel Ağrısı

Pazar, 04 Kasım 2007

Bel ağrısı günümüz toplumunun %60-85 inde hayatın her hangi bir döneminde görülebilen, sebebleri çok çeşitli olan bir sendromdur. Özellikle mekanik bel ağrılarında tedavi maliyetlerinin yüksek olmasının yanında, ağrının kronikleşmesinin hasta üzerindeki olumsuz etkileri çok önemlidir.

Bel ağrıları yaygın sanılanın aksine, kaçınılmaz olan yaşlanmanın sonucu değildir. Tüm organlar gibi omurganın aşınıp yıpranması da fizyolojik bir olaydır. Omurganın zamanla esnekliği yitirerek sertleşmesi, gittikçe zayıflayan kaslara karşı ek dayanıklılık sağlayan bir denge unsurudur.

Bel ağrısı bütün yaşlarda görülebilir. Hatta 15 yaşında dahi ameliyat olan hastamız mevcuttur. Kronik hastalık tedavisi açısından kalp hastalıklarından sonra 2. sıradadır. Bel ağrısının önemi özellikle sanayi kesiminde ve çalışan toplumda ortaya çıkmaktadır. Ağrı nedeniyle iş günü ve iş gücü kaybı yüklü bir yekün tutmaktadır.

Bel ağrısı olan hastaların % 70-80?i ilk akut ataktan sonra her hangi bir tedaviye gerek kalmadan iyileşebilmektedirler. % 20-30 unda ise 2. - 3. tekrar olabilmektedir. Burada önemli olan bu tekrarların gelmesini önlemektir. Çünkü tekrarlarla ağrı kronikleşir ve hasta bel ağrısı nedeniyle hiç iş yapamaz hale gelir. Bunu önlemek de belin eğitimi ile olur. Kişinin belini tanıması, belin hangi hareketle ne kadar zorlanacağını bilmesi, bel ağrısına yol açan risk faktörlerini, egzersizlerin ağrıda nasıl korunabileceğini öğrenmesi gereklidir.

Bel ağrısının oluşumunda, omurgadaki yıllara bağlı aşınıp yıpranma yanısıra, omurganın uygun olmayan duruşu (kötü postür) ve beli zorlayan bedensel hareketler sorumludur. Bunun için günlük yaşantıda ve mesleki çalışmalarda doğal olmayan bedensel davranışların neler olduğu tanımlayıp, doğrusunu öğrenip omurganın aşırı zorlanmasını önlemek gerekir. BELMER ?de bel ağrılarını yok edebilme ve önleme yolları size öğretilerek az ağrıyla yada hiç ağrısız yaşam için pratik öğütler verilecektir. Bel koruma prensipleri, yalnız akut ağrılı dönemde değil, tüm yaşam boyunca gereklidir. Üstelik bunlar, hiç de zor olmayan doğal davranışlardır..

Bel Ağrısının Sebebleri Nelerdir ?

Bel ağrısının pek çok sebebi vardır. Bizim en sık rastladığımız mekanik bel ağrısıdır. Bundan başka tümör, infeksiyon, inflamatuar romatizmal hastalıklar, kireçlenmeler, bel fıtığı dediğimiz ?disk kayması?, doğuştan olan kemik anomalileri ve bel kaymaları (spondilolistezis), bel ağrısı sebebidir.

Bel Ağrısında Ne Zaman Doktora Başvurulmalıdır ?

Sık sık tekrar eden ve istirahatle geçmeyen, şiddeti gittikçe artan bel ağrılarında, bel ağrısı ile birlikte bacakta ağrı, uyuşma vs. varsa mutlaka doktora başvurulmalı ve hastalığın teşhisi konmalıdır.

Bel Ağrısında Risk Faktörleri Nelerdir ?

Meslekle ilgili olan faktörler:

Ağır fiziksel aktivite ve ağır kaldırma gerektiren meslekler. (Ör: İnşaatlarda çalışanlar)

Devamlı öne eğilme, eğilerek dönme gerektiren meslekler.

Araba, otobüs, kamyon, kullanma gibi vücudu sürekli vibrasyona maruz bırakan meslekler.

Uzun süre ayakta durma veya oturma gerektiren meslekler.

Bütün bu saydığımız durumda çalışmak zorunda olan kişilerde bel ağrısı ve bel fıtığı görülme riski artmaktadır.

Sportif aktivitelerle ilgili risk faktörleri:

Futbol, halter, kürek ve güreş sporlarıyla uğraşan kişilerde bel ağrısı sıklığı artmaktadır.

Kişisel risk faktörleri:

Yaş: Bel ağrısı bütün yaş gruplarında görülmekte beraber yaşın ilerlemesi ile birlikte görülme sıklığı artmaktadır. Bunda da en önemli etken omurganın dejenerasyonudur. Postür bozuklukları, karın ve sırt kaslarında güç azalması yine önemli risk faktörüdür.

Psikolojik risk faktörleri

İşinden memnun olmama, işini sevmeme veya takdir edilmeme,aile içi sorunlar gibi durumlar bel ağrısında risk faktörleri arasında sayılmaktadır.

Omurganın Yapısı ve İşlevi

Omurga vücut hareketlerinin eksenini oluşturur, gövdeye destek verir ve omuriliği korur. Boyunda ve belde açıklığı arkaya, sırtta ise açıklığı öne bakan normal eğrilikler vardır. Bunlar vücudun dengesi yönünden önemlidir.

Omurganın hareket birimi, üst üste duran iki omur gövdesiyle, bunların arasındaki etrafı liflerle çevrili, ortası katı jel kıvamındaki disk, omurga eklemleri ve bu eklemlerin kapsüllerinden oluşan bölümdür. Kaslar ve bağlar omurların değişik yerlerine tutunur. Omurga, omurga kasları yardımıyla dik durur ve hareket eder. Bağlar ve eklem kapsülleri de ek destek verir.

Duruşları normal olmayan ve egzersiz yapmayan insanlarda, eklem kapsülleriyle bağlar aşırı gerilir ve gevşer. Omurga eklemleri üzerine binen yük artar. Doğal duruşları bozulur. Sonuç; ağrı ve erken dönemde yıpranmadır.

Özellikle beldeki eğriliğin artması ve belin çukurlaşması, eklem yüzeylerinin birbirine yaklaşmasına ve birbiri üzerinde kaymasına sebeb olur. Bu da eklem kapsülünü gerer ve belde sık görülen ağrılara sebeb olur.

Bel bölgesi, 5 bel omurundan oluşur. Bu omurların arasında 5 adet disk vardır ve omurganın en geniş yüzeye sahip diskleridirler. Bu disklerin görevi yük taşımak ve omuriliği korumaktır. Disk üzerine gelen kuvvet postür (duruş) ile yakından ilişkili olup, sırtüstü yatar durumda 25 kg iken, eğik oturur pozisyonda 250 kg?a kadar çıkmaktadır

Bel Eğitiminde Neler Yapılabilir?

Vücut postürünün düzeltilmesi.

(Postür, insanın duruş biçimidir)

Belin fonksiyonunu sağlıyan tüm kaslarda yeterli gücün yeniden elde edilmesi.

Günlük yaşam aktivitelerinde uygun postürün ve bunu devamlı korunmasının öğrenilmesi.

Günlük yaşam aktivitelerinde beli zorlamadan eğilme, kaldırma, itme, çekme, dönme ve oturma hareketlerinin nasıl yapılacağının öğrenilmesi.

Bel ağrısına katkıda bulunan bütün psikososyal, mesleki ve kişisel emosyonel faktörlerin araştırılması ve ortadan kaldırılması gereklidir.

Bel Ağrısında Egzersizin Önemi Nedir ?

Egzersizler bel ağrısında tedavinin önemli bir parçasıdır. Egzersizin etkilerini şu şekilde sıralayabiliriz:

GevÅŸemeyi saÄŸlamak,

Ağrıyı azaltmak, spazmı çözmek.

Zayıf kasları güçlendirmek.

Spinal dokularda (belde) mekanik yüklenmeyi azaltmak.

Vücudun genel fiziksel uyumunu artırarak olası zorlanmaları önlemek.

Postürü düzeltmek.

Omurganın mobilitesini artırmak.

Denge ve koordinasyonu artırmak.

Orta hızla tekrarlanan hareketler spesifik dokuların, özellikle disklerin beslenmesini artırır.

Kısa sürede işe dönüşü sağlar.

Ayrıca egzersizler sıkıntı ve depresyonu azaltarak, kişide bir gevşeme ve rahatlama sağlamaktadır.

Bel Sağlığı Eğitiminde Ne Gibi Kurallara Dikkat Edilmelidir ?

Bel ağrısından yakınan kişilere bel eğitimi için bazı önerilerde bulunabiliriz.

Hareketsiz kalmayın. Yetersiz hareket, vücuttaki doku ve organların gereği gibi beslenmesini düzenleyen, yaşam için önemli metobolizma olaylarını olumsuz yönde etkiler. Yeteri kadar hareket etmeyen organizmada, belli vücut bölgelerinin beslenmesi aksar ve metabolizma artıklarının vücut dışına atılması azalır. Yetersiz hareketin en önemli olumsuz sonucu, kas ve kemiklerin zayıf kalmasıdır.

Hareketli olmak, tüm vücut fonksiyonlarını canlı tuttuğu gibi, aşınma, yıpranma ve kuvvet yitirilmesini de önler. Tüm eklemler gibi, omurga disklerinin beslenmesi de emme-basma tulumba mekanizmalarıyla gerçekleşir. Bu yüzden sürekli oturmak veya ayakta durmak bel hastası için sakıncalıdır. Vücut pozisyonunun sık sık değiştirilmesi, omurganın kemik yapısının ve disklerin daha iyi beslenmesini sağlar, dolayısıyla vaktinden önce aşınıp yıpranmasını önler.

Bel ve sırtınızı dik tutun. Omurga için en rahat ve uygun olanı bel ve sırtın düz durduğu pozisyondur. Güçlü bel ve karın kasları, belin düz durmasını kolaylaştırır. Bu nedenle de düzenli egzersiz gereklidir.

Kötü duruş sırtta kamburluğu, belde de iç çöküklüğü artırır. Erken dönemde kalıcı kambur oluşur.

Yerden bir şey alırken öne doğru eğilmeyin, çömelin. Omurganın en çok zorlandığı pozisyonlardan biri, gergin dizlerle öne eğilip yerden bir şey almaktır. En iyisi çömelmektir. Bu durumda omurga düz duracağı için çok daha az zorlanır.

Sizin için ağır cisimleri kaldırmayın. Ağır kaldırmak, belin alt bölgesindeki diskleri zorlar. Sık sık bel ağrısından yakınanlar, kesinlikle ağır yük taşımamalıdır. Eğer ağır bir yük taşıma zorunluluğu varsa, eldeki eşya olabildiğince vücuda yaklaştırılarak, hatta dayanarak götürülmelidir.

Taşıdığınız ağırlıkları ikiye bölün ve vücudunuza yakın tutun. Bu şekilde omurgaya binen yük eşit dağılacağı için diskler tek yönlü zorlanmayacaktır.

Otururken belinizi düz tutun ve sırtınızı bir yere dayayın.

Zamanın çoğunu oturarak geçiren insanlar, sürekli masa başında çalışanlar, sürekli araba kullanmak zorunda olanlar için bu önemli. Sürekli masa başında oturmak zorunda olanlar, ayakların altına küçük bir yükselti veya iskemle koysunlar ve kolları da koltuğun yanlarına dayasınlar. Otururken de sık sık pozisyon değiştirsinler.

Ayakta dikilirken dizleri gergin tutmayın. Yüksek topuklu ayakkabılar da beli çukurlaştıracağı için omurgayı zorlar. Topukları ve tabanları yumuşak ve alçak topuklu ayakkabı giyilmelidir.

Yatarken bacaklar gergin olmasın. Sırtüstü yatarken dizlerin altına konacak küçük bir silindir yastığın büyük yardımı dokunur. Yan yatarken de dizlerin arasına yastık konmalı. Yüzüstü yatış bel ağrısı olanlar için uygun bir pozisyon değildir.

Spor yapın, imkanı olanlar için yüzme bel ağrısında yapılabilecek en ideal spordur. (serbest, sırtüstü) Ayrıca hızlı tempolu yürüyüş yapılabilir ve bisiklete binilebilir.

Omurga kaslarını düzenli çalıştırın. Bu da düzenli egzersizle olur. Bu egzersizler hiçbir zaman zorlanarak ve sert yapılmamalıdır.

Aniden Ortaya Çıkan Bel Ağrısında Ne Yapılmalı ?

Bir ağır kaldırma, ani hareket veya ani bir öksürme, hapşurma neticesi bir anda oluşan ve kişiyi hareketsiz bırakan bel ağrılarının önde gelen nedeni aşınmış yıpranmış disklerin kayarak omurga bağları yada sinirler üzerine baskı yapmasıdır. Bu durumda hemen sırtüstü yatıp, dizlerin, bacakların altına birkaç minder veya bir sandalye koyarak gevşemeye çalışılmalı. Bu tür ağrılarda 5-10 dakikalık buz mesajı yapılabilir. Ağrıyı ve kas spazmını azaltmada faydası olur. Akut durumda soğuk uygulama faydalıdır. Bu dönemde uygulanacak sıcak ağrıları daha da artırabilir. Sıcak tedavi, ağrılar devamlı hale gelince (kronikleşince) uygulanır.

Günlük Yaşantı İçin Öğütler:

Bel ağrısı olan kişilerin bel eğitimi kurallarını günlük yaşantıya aktarmaları çok önemlidir.

Sürekli oturmaktan yada ayakta dikilmekten kaçının. Sık sık pozisyon değiştirin.

Ev hanımları, işinize sık sık ara verin ve gevşemiş olarak dinlenin.

Ütü yaparken, üzerinde bastığınız ayağınızı sık sık değiştirin. Ayağınızın birini yüksekçe bir yere koyarsanız belinizin yükünü azaltmış olursunuz.

Bulaşık makinanızı vücudunuz dönük iken boşaltmayın. Elinizi bir yere dayayın, çömelin ve makinayı öyle boşaltın.

Bacaklarınız gerginken öne eğilmeyin. Yerden bir şey alırken dizlerinizi biraz bükün. Ağır bir şey kaldırırken de belinizi düz tutun, cismi vücudunuza mümkün olduğunca yaklaştırarak kaldırın.

Yatak ve koltuklar çok yumuşak olmamalı.

Elektrik süpürgesini kullanırken dik durun. Faraşla yerden bir şey alırken çömelin.

Omurgadaki erken aşınma ve yıpranmalar bir kez yapılan yanlış davranış değil, sık sık tekrarlanan hatalı hareketler sonucudur. Onun için yapılan hareketlere her zaman dikkat edilmelidir.

Her gün biraz spor yapmayı deneyin.

Bel Sağlığında Beslenmenin Önemi Nedir ?

Bel ağrısı olan kişilerin bel eğitimi kurallarını günlük yaşantıya aktarmaları çok önemlidir.

Bel ağrısında beslenmenin ne etkisi olabilir diye düşünülebilir. Ancak dikkat edilirse, toplumumuzda bel ağrısından yakınanların bir çoğunun az hareket ettiği, çok yemek yediği ve yediklerine de dikkat etmedikleri gözlenebilir.

Sonuç; fazla kilolar, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, damar sertliği, romatizmal hastalıklar ve eklemlerde erken dönemde aşınma ve yıpranmalar. Beslenmede temel kural, yaşam boyu normal kilonuzu koruyabilecek ölçüler içinde yemenizdir.

Gıdalarla yeterli kalsiyum alımı, D vitamini ve güneş ışığı kemik yapısı için son derece önemlidir. Bunlara dikkat edilmezse erken yaşta osteoporoz gelişebilir. Bu da yaşlılıkta bel ve sırt ağrılarının önde gelen nedenidir.

Bel Fıtığında Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon ?

Bel fıtığında fizik tedavinin amacı; dolaşımı sağlamak, beslenmesi bozulan bel bölgesindeki kas spazmını çözmek, enflamasyonu gidermek ve disklerin beslenmesini normale getirmektir. Bunun için çeşitli fizik tedavi uygulamaları yapılır.

Bunlar:

Yüzeyel sıcak: Hot pack, Enfraruj.

Derin ısıtıcılar: Ultrason, kısa dalga diatermi.

Vakum

TENS, Enterferansiyel, diadinamik akımlar

Laser

Traksiyon

Egzersizdir.

Manyetik Alanlar Beyne Zararl

Pazar, 04 Kasım 2007

Amerikalı bilim adamları, düşük frekanslı manyetik alanların, sıçanların beyin hücrelerine zarar verdiğini tespit ettiler.

?Environmental Health Perspectives? dergisinde yayımlanan habere göre, bilim adamları, uzun süredir düşük frekanslı manyetik alanların, güçleri kimyasal bağlara zarar veremediği için, zararsız olduğuna inanıyordu.

Seattle daki Washington Üniversitesi?nde yapılan son deneylerde, bu alanların canlı dokuları etkilediği belirlendi. Bilim adamları Henry Lai ve Narendra Singh, 24 ya da 48 saat düşük frekanslı (60 hertz) manyetik alanlara maruz bıraktıkları sıçanların beyinlerini incelediler. Bu seviyedeki frekansın, ev içinde kullanılan elektrikli aletler tarafından üretildiği belirtildi. Sıçanların beyinlerini inceleyen bilim adamları, DNA larında kırılmalar ve olağandışı yüksek sayıda ölü hücre tespit ettiler. Manyetik alana maruz kalma süresi arttıkça, DNA hasarlarının da arttığı saptandı.

Manyetik alanların, hücrelerin içindeki demir parçacıklara etki ettiğini tahmin eden Lai ve Narendra, elektrik yüklü bu parçacıkların değişmesiyle, hücre içindeki serbest demir miktarının arttığını kaydettiler. Çeşitli maddelerle reaksiyona giren bu demirin, fazla reaktif serbest radikallerin sayısını artırabildiğini belirten bilim adamları, serbest radikallerin de biyomoleküllerle reaksiyona girerek, onları yok ettiğini söylediler.

Araştırma sonucunun doğruluğunu ispatlamaya çalışan bilim adamları, hem serbest radikallerin yakalanması, hem de serbest demir miktarının azaltılması durumunda, sıçanların beyin hasarından korunduğunu ortaya çıkardılar.

Beyin hücrelerindeki demir oranının, diğer hücrelere göre, daha yüksek olduğunu ifade eden bilim adamları, beyin hücrelerinin bu nedenle düşük frekanslı manyetik alanlardan daha fazla etkilendiğini kaydettiler.

Paniğe gerek olmadığını belirten Lai, araştırma sonucunun başka araştırmalarla desteklenmesi halinde, önlem olarak, her gün maruz kalınan manyetik alanların mümkün olduğu kadar azaltılmasını önerdi

Müzikle Uğraşanların Beyni Daha Büyük

Pazar, 04 Kasım 2007

Alman bilim adamları, profesyonel ya da amatör olarak müzikle uğraşan insanların beyinlerinin daha büyük olduğunu belirledi.

Friedrich ? Schiller Üniversitesi?nde görevli bilim adamları, düzenli olarak müzik aleti çalmanın, beynin görme, duyma ve hareket etmeyle ilgili bölümlerinin büyümesini sağladığını tespit etti. Araştırma çerçevesinde, müzikten anlamayan, müzikle amatör ve profesyonel olarak ilgilenen kişiler incelendi. Alman bilim adamı Christian Gaser, ilk kez deneklerin beyinlerinin bütün bölgelerindeki farkları bulmaya çalıştıklarını ve belirli bölgelerde fark tespit ettiklerini kaydetti.

Yapılan manyetik rezonans (MR) tomografi görüntülerinin, müzisyenlerin beyinlerinin daha büyük olduğunu açık seçik gösterdiğini belirten bilim adamları, müzisyenlerin beyinlerinde duyma, görme ve hareketle ilgili bölgelerde daha fazla gri madde olduğunu saptadı. Gaser, beynin de büyük bir ihtimalle kaslar gibi egzersiz yapıldıkça büyüdüğünü kaydetti. Daha önce Hong Kong Üniversitesi?nde yapılan bir araştırmada, müzik aleti çalan çocukların hafızalarının daha güçlü olduğu tespit edilmişti.

Unutkanlık Yapan Protein

Pazar, 04 Kasım 2007

Kimimiz az kimimiz çok ama hepimiz biraz unutkanız. Peki niye unutuyoruz? Bilim adamları insan beyninde bulunan bir proteinin unutkanlığa neden olduğunu belirledi

İsviçreli bilim adamları, bir proteinin unutkanlığa neden olduğunu tespit etti.

Nature dergisindeki habere göre, Zürich kentindeki İsviçre Konfederasyonuna ait Teknik Yüksek Okulda fareler üzerinde yapılan deneylerde, Phosphatase 1 (PP1) proteininin işlevi azaltıldığında, farelerin öğrendiklerini hatırlama yeteneğini kaybetmediği gözlemlendi.

Haberde, PP1 proteininin, insanlarda beyni gereksiz bilgilerden temizleyen karmaşık sistemin bir parçası olduğunun daha önceki araştırmalarda ortaya çıkarıldığı belirtildi.

Bilim adamları Isabelle Mansuy ve çalışma arkadaşları, PP1 proteininin işlevini tam olarak belirlemek için, deneyde kullanacakları farelerde bu proteini işlevsiz kıldılar.

PP1 proteini çalışan ve çalışmayan farelerle bir dizi deney yapan bilim adamları, PP1 proteini çalışmayan farelerin diğer farelere göre daha başarılı olduklarını ve öğrendiklerini haftalar sonra bile unutmadıklarını tespit ettiler. Mansuy, beynin kapasitesinin sınırlı olduğunu belirterek, beynin aktif bir koruma mekanizmasına ihtiyaç duyduğunu ve PP1 proteinin bu mekanizmanın bir parçası olduğunu kaydetti.

Unutmamanın Sırları

Pazar, 04 Kasım 2007

Uzun süre evli kalmış çiftlerin sıklıkla karşılaştıkları bir sorun var. Evlilik yıldönümünde kadın tarafından evde güzel bir masa ve hoş bir ortam hazırlanır. Hatta özenle seçilen bir hediye bile konur masanın üzerine. Akşam eve gelen eş, gördüğü manzara karşısında donup kalır. Eşinin bu ince düşüncesi karşısında sevinsin mi, kendi unutkanlığına dövünsün mü? Kafası allak bullak olur. Çünkü bu önemli gün tamamen akıldan çıkmış ve eve eli boş gelmiştir? Tabii ardından küçük tatsızlıklar yaşanır.

Peki, böyle bir durumda erkek ne kadar hatalı? Yoğun bir tempoyla geçen günlerimizde hangi birimiz kafamızı toparlayıp, hatırlamamız gereken şeyleri beynimizin bir köşesine not edebiliyoruz ki?

Stres altında çalışan herkes mutlaka zaman zaman unutkanlık yaşıyor. Bu çok dogal bir olay. Fakat çoğumuz böyle durumları belirgin yaşadığında, hemen ? Acaba hafızamda bir sorun mu var?? endişesine kapılıyoruz. Oysa gerçek olan; bazı ender rahatsızlıklar dışında, unutkanlığın yaşanılan günlük stresten kaynaklandığı. Buna şöyle bir örnek verebiliriz; hafızalarına çok güvenen kişiler bile zaman zaman telefon numaralarını unutabiliyor.

Hiç kimse mükemmel bir hafızaya sahip değil. Fakat unutkanlığımızı bazı küçük alıştırmalarla giderebiliriz. Beyin fonksiyonlarını araştıran bilim adamları, beynin çok ileri yaşlara kadar öğrenmeye açık oldugunu belirtiyor. Beyin yeni koşullara çok kolay uyum gösteren bir organ. Uzmanlar, beynin tahmin edildiğinden çok daha esnek bir kapasiteye sahip olduğunu vurguluyor. Bu noktadan hareket edersek, uzmanların da dediği gibi, beyin kapasitesi düzenli alıştırmalarla kolaylıkla artırılabiliyor.

Aşağıdaki 10 değişik alıştırmayı çeşitli zamanlarda, çeşitli ortamlarda uygulayabilir ve düzenli yaptığınızda, çok güzel sonuçlar alabilirsiniz. Kısacası, bu alıştırmalarla unutkanlığınızı unutbilirsiniz!

1 . Devrim alıştırması

Kulağa biraz çılgın gibi gelse de, bu aslında çok etkili bir yöntem. Bunun için günlük rutin alışkanlıklarınızda biraz değişiklikler yapmalısınız. Örneğin; sağ elinizi kullanıyorsanız, biraz da sol elinizi çalıştırmaya başlayın. Saçlarınızı sol elinizle tarayın veva kahve fincanını alışık olmadığınız elinizle tutun ya da çayınızı kaşıkla alışık oldugunuz yönün tersine karıştırın. Kalemi ters elinizle tutun. Biraz yaratıcılığınızı kullanın ve daha neleri tersten yapabileceğinizi bulun. Tabii bulduklarınızı da hemen deneyin. Sonuç olarak rutin alışkanlıklannızı kırar ve beyninizin kullanmadığımız diğer yarısını da harekete geçirmiş olursunuz.

2. Çocuk Oyunu Alıştırması

İşe ya da alışverişe giderken tıpkı bir çocuk gibi merak içinde bütün duyularınızı harekete geçirin: Bakın, dokunun, dinleyin, koklayın! Çiçek açan ağacın kokusunu keşfetmeye çalışın. Fırında satılan taze ekmeklerin kokularını algılamaya çalışın. Yürüdüğünüz zeminin özelliklerini hissedin. Bunun sizde nasıl duygular yarattığını anlamaya çalışın. Caddede duyduğunuz sesleri ayrıştırın. Yanınızdan geçen insanların tek tek konuşmalarını dinleyin. Evinizde gözlerinizi kapatarak bir yerlere ulaşmaya çalışın. Kısacası duyularınızı alışık olmadıgımz tarzda kullanın! Bu şekilde çok ender yaptığınız bağlantıları canlandırır, beyninizin kapasitesini artırırsınız. Eğer bu yaptıklarınızdan zevk alır ve insan veya olayları detaylı algılamayı sürdürürseniz, hafızanız her zaman canlı kalmaya devam eder. Duyu organlarmızın ne kadar fazlasını kullanırsanız, unutmak istemedikleriniz o kadar sağlam kalır.

3. Harf Alıştırması

Elinize bir gazete ve bir fosforlu kalem alın. Sırasıyla paragrafları okuyun ve çift yazılmış harflerin üzerini çizin. Orneğin; her çift ? t?nin, her çift ? m?nin üzerini işaretleyin. Bir sonraki aşamada kelime içinde birden fazla geçen harflerin üzerini çizin. Alıştırmayı yaparken, kelimelerin üzerinde fazla düşünmeyin ve hemen işaretleyin. Böylelikle konsantrasyon gücünüzün ne kadar uyarıldığını hemen hissedeceksiniz. Başarılı olma isteğiniz ve aldığınız zevk zihnin canlanmasını artırır.

4. Polisiye Alıştırması

? Dün akşam şu saatte ne yaptım??, ? Neredeydim??, ? İki saat önce ne yaptım?? gibi, genellikle polisiye romanlarında veya filmlerinde sorulan sorulan kendinize yöneltin. Ve tabi cevaplamaya da çalışın. Bu alıştırma sonucunda yaptıklarınıza karşı dikkatinizi geliştirebilirsiniz. Ayrıca kısa hafızanızı da harekete geçirmiş olursunuz.

5. Yürüyüş Alıştırması

Asker yürüyüşü gibi olduğunuz yerde hareket edin. Sol bacağınızı her kaldırdıgınızda, önce sağ elinizle, sonra sol elinizle dizinize dokunun. Bu esnada o kadar esnek hareket edin ki, bacağınızı indirirken kolunuz başınızın üzerine gelecek kadar yükselmeli. Bu hareketleri birkaç kez tekrarlayın. Bunu yaparken sadece kan dolaşımınız hızlanmaz, aynı zamanda koordinasyon yeteneğiniz de artar. Böyle çaprazlama hareketlerle beyninizin her iki tarafını kullanmış olursunuz.

6. Ressam Alıştırması

Burnunuzun ucunda bir fırça oldugunu hayal edin. Bununla havaya en sevdiginiz renkte yatay bir sekiz çizin. Bu hareketi gevşek ve dengeli yapın. Kendinizi Leonardo da Vinci veya sevdiginiz bir başka ressamın yerine koyun. Bu çizim hareketleri yorgun zihninizi hemen canlandırır. Aynı zamanda beyni bloke eden stresi etkili bir biçimde yok eder.

7. Ajan Alıştırması

Bu alıştırmayı daha çok sokakta yapacaksınız. Çevrenizde bulunan arabaların plakalarına bakın ve plakada bulunan harflerden kelimeler, hatta cümleler türetmeye çalışın. Böylece sadece sıkışık trafiğin eğlenerek çabuk geçmesini sağlamaz, aynı zamanda kelime haznenizi geliştirir ve beyninizi canlandırırsınız. Bu alıştırma acil plaka ezberlemeniz gerektigi durumlarda çok işinize yarayabilir.

8. Resim alıştırması

Bu alıştırmayla alışveriş listelerini çok kolay ezberleyebilir, hafızanızı güçlendirebilirsiniz. Bunun için kalem kağıt alın ve kağıdın üzerine bir tane mum, bir kuğu, üç kollu bir kaktüs, üç yapraklı bir yonca, beş parmaklı bir el, hortumunu yukarı kaldırmış bir fil, sola dalgalanan bir bayrak, saatli bir yumurta, sapının üzerinde duran bir pipo, davul yanında duran bir adam, iki deniz feneri ve bir saat çizin. Her resim bir sayıyı sembolize ediyor. Ardından sembolleri sayılara göre ezberleyin. Örnegin; mum biri, kuğu ikiyi, kaktüs üçü ifade ediyor. Bu sıralamaya hakim olduğunuzda, sembollere aklınızda tutmanız gereken bir listeyi koyabilirsiniz. Eğer bu bir alışveriş listesiyse, mumun süt şişesinin üzerinde durduğunu, kuğunun boynunda portakal filesinin asılı oldugunu hayal edebilirsiniz. Bu alıştırmayla zihninizde listeler oluşturmayı daha kolay başarırsınız.

9. Otobiyografi Alıştırması

Düşünün ki hayat hikayenizi tekrar yazmanız gerekiyor. Burada işe gittiginiz ilkokuldan başlayabilirsiniz. Bunun için en yakın arkadaşınızın kim, tipinin nasıl oldugunu hatırlamanız gerekiyor. Tabii sınıfınızın düzenini, görüntüsünü de? Ayrıca sınıfınızın penceresinden neler göründügünüzü de hayalinizde canlandır-maya çalışın. Bu alıştırmayla kişilerle ilgili hafızanızı harekete geçirirsiniz.

10. Hipnoz Alıştırması

Özellikle stresli anlarınızda veya kaygıya kapıldığımızda olumlu sözcüklerden destek almaya bakın. Bunlarla olumsuz düşüncelerinizi yok eder, hedeflerinize daha kolay ulaşmanızı sağlarsınız. Eğer önemli bir görüşmeden önce, hafızanızın sizi yarı yolda bırakacağından korkuyorsanız, her gün gözlerinizi kapatarak kendi kendinize tekrarlayacagınız bir cümle belirleyin. Örnegin; ? Benim için gerekli olan her şeyi biliyorum ve çok sakinim? cümlesini tekrarlayabilirsiniz. Bu alıştırmada önemli olan, bunu her gün uygulamanız.

Nöropatik Ağrı

Pazar, 04 Kasım 2007

NÖROPATİK AĞRI

Beyin veya omurilikte bir hasar sonrası ortaya çıkan bu ağrı türü, kendini genellikle önce bacak ve ayaklarda hissettiriyor

Nöropatik ağrı, merkezi ya da çevresel sinir sisteminin hasar görmesi sonucunda ortaya çıkan süreğen ağrıya verilen isimdir. Nöropatik ağrı, çevresel ve merkezi sinir sistemi arasındaki karmaşık etkileşimlerle ortaya çıkar.

Nöropatik ağrı, hastalar tarafından çeşitli şekillerde tanımlanabilir. En sık kullanılan tanımlayıcı sözcükler batıcı, delici, saplanıcı, yakıcı, iğnelenme tarzında ağrıdır. Ağrı çok şiddetli olabilir, uzun sürelidir ve standart ağrı kesici ilaçlara yanıt vermez. Nöropatik ağrı, diğer birçok ağrının aksine genellikle geceleri artar. Nöropatik ağrıya neden olan durumlar arasında şeker hastalığı, böbrek yetersizliği, zona gibi enfeksiyon hastalıkları, çeşitli damar hastalıkları, alkolizm, bazı nörolojik hastalıklar ve kanser yer alır. Bu gibi hastalıkları olan kişilerde uzun süreli ağrı ortaya çıktığında nöropatik ağrı olabileceği düşünülmelidir. Nöropatik ağrı tanısında ağrının niteliği, zamanı, dağılımı, eşlik eden diğer belirtilerin dikkatle araştırılması önem taşır. Ağrının değerlendirilmesinde en güvenilir kanıt hastanın bildirimidir. Nöropatik ağrı, sinir dağılımına uygun şekilde özel bir yerleşim sergiler, örneğin şeker hastalarında çorap-eldiven tarzında ağrı oluşması tipiktir. Tanı konması için hastaların duysal yakınmalarının yanı sıra sinirlerde hasar oluştuğunun gösterilmesi yeterlidir.

Nöropatik ağrıya neden olan hastalığın tedavi edilmesi gerekir, örneğin şeker hastalarında kan şekerinin sıkı kontrol altında tutulması önemlidir. Nöropatik ağrı tedavisinin temelini ağız yolundan alınan ilaçlar oluşturmaktadır. Nöropatik ağrı, standart ağrı kesici ilaçlara yeterince yanıt vermez, ancak günümüzde etkili ve güvenilir tedavi yöntemleri vardır. Bunların dışında çağın kabusu haline gelen stresi azaltmaya yönelik davranışsal terapilerin de ağrının azaltılmasında yararlı olduğu bilinmektedir.

Epilepsi ( Sara )

Pazar, 04 Kasım 2007

Çocuğunuzda bir ya da birkaç kez bayılma, morarma, sıçrama, çırpınma, anlamsız bakma, dalma veya size olağandışı gelen benzeri bir rahatsızlık durumu olabilir ve bir süre sonra tamamen düzelebilir. Danışman olarak önce aile büyüklerine başvurulduğunda, sevilen toruna ?hasta? damgasının vurulmaması için ve bu geçici rahatsızlıktan çocukta gözle görülür hiçbir iz de kalmadığından doktora gidilmesi gereksiz görülebilir. Bu bir hatadır ve erken tanıyı geciktirir. Çocuğunuzun doktoruna mutlaka zaman geçirmeden başvurmalı ve gerekli tetkikleri mutlaka başlatmalısınız. Bu yazıda çocuğunuzun özel durumunun teşhisi ve tedavisi yoktur. Burada doktorunuza giderken daha bilgili olmanızı sağlayacak genel bilgilere, yaşadığınız olayla ilgili hissettiklerinize, aklınıza takılan ve doktorunuza sormayı unuttuğunuz bazı konulara yer verilecektir.

Konu hakkında doğru bilginiz ne kadar fazla olursa çocuğunuza yardım etme imkanınız da o kadar artacaktır. Çocuğunuzun iyiliği için profesyonel yardım ve tıbbi tedavi tabi ki gerekmektedir. Ama siz, tedavideki en önemli kişilersiniz. Çünkü çocuğunuzun ileride kendine güvenen ve bağımsız bir erişkin olması için gereken sevgi ve anlayışı ona sadece sizler verebilirsiniz.

Epilepsi Nedir?

Doktorunuz çocuğunuzda mevcut nöbet ya da nöbetlerin ?epilepsi? nöbeti olduğunu söylerse ilk sorunuz epilepsinin ne anlama geldiği olacaktır. Bu sözcük halk arasında ?sara? adıyla tanınır. Epilepsinin ne olduğunu anlayabilmek için beyni bir bilgisayar gibi düşünmekte yarar vardır. Beyin hücreleri de bilgisayar parçaları gibi birbirleri ile bağlantılıdır ve haberleşmek için küçük elektriksel uyaranlar kullanırlar. Bazen beyinde normal olmayan bir elektriksel aktivite oluşur ve bu olay çocuğun nöbet geçirmesine neden olur.

Bu olay belirli aralarla tekrarlanırsa o kişi de epilepsi var demektir. O halde nöbet, beynin kuvvetli ve hızlı bir elektrik akımı ile kaplanması sonucu oluşan kısa ve geçici bir durumdur, ruh ya da akıl hastalığı değildir ve bazı nadir durumlar dışında zeka geriliğine yol açmaz.

Epilepsiye yol açabilen nedenler

Çoğunlukla epilepsinin bir açıklamasının bulunamaz. Çocuklarda epilepsiye en sık yol açan nedenlerişöyle özetleyebiliriz.

Doğuştan gelen hastalıklar: Kromozom hastalıkları, yapım maddeleri ile ilgili değişiklikler içeren metabolik hastalıklar, bazı enzim eksiklikleri gibi doğuştan gelen nedenler.

Gebelikte bebeğin beyin gelişimini etkileyen mikrobik hastalıklar, annenin ilaç ve alkol alımı.

Doğum sırasında meydana gelebilecek beyin zedelenmesi, kanaması ve beynin oksijensiz kalması.

Doğum sonrası menenjit, beyin iltihabı.

Kazalara bağlı beyin zedelenmesi.

Beyin tümörleri.

Uzun süren ateşli havaleler.

Bazen nöbetler, olaydan yıllar sonra ortaya çıkabilir. Bir çok vakada da nöbetlerin nedenlerini en modern araştırma yöntemleri ile dahi bulabilmek mümkün olmayabilir.

Epilepsi çocuğunuza sizden mi geçmiştir?

Bir çocuğunuz daha olursa onda da epilepsi gelişme ihtimali var mıdır? Her iki soruya da verilebilecek cevap büyük oranda hayır olacaktır. Ancak hem anne hem de babanın ailesinde epilepsi olduğuna dair bulgu, ya da tek bir tarafta epilepsi hikayesi ile birlikte anne-baba akrabalığı varsa ve özel bazı epilepsi türlerine sahiplerse kalıtımın rolü olduğu söylenebilir. Bu konuda her hastanın kendi içinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu yüzden bu konuda daha fazla bilgi almak için doktorunuzla görüşmeniz tavsiye edilir.

Epilepsi nöbetleri nasıldır?

Elektriksel bozukluk eğer beynin sadece bir kısmını etkilerse ?parsiyel nöbet? dediğimiz nöbet tipi oluşur. Parsiyel nöbetlerin en sık görülen türü şuur kaybı ile birlikte olan ?kompleks parsiyel? nöbetlerdir. Kişi sersemlemiş ve şaşkın bir haldedir, gözlerinin önünde benekler görebilir, kulakları çınlayabilir, mide bulantısı olabilir, elbiselerini çekiştirebilir, ellerini kollarını anlamsızca oynatır ve yaptıklarının farkında değildir. Genellikle nöbet geçtikten sonra da olanları hatırlamaz.

Başka bir parsiyel nöbette belli bir kas grubunu (örn: bir kolu veya yüz yarısını) kontrol eden beyin bölgesinin etkilenmesi ile olur. Nöbet esnasında sadece o kas grubu etkilenir ve kontrol edilemeyen hareketler yapmaya başlar, bu olaydan başka hiçbir kas grubu etkilenmez ve şuur kaybolmaz (basit parsiyel, fokal motor nöbetler).

Bütün beyin etkilendiğinde ise sonuç jeneralize nöbettir. Jeneralize nöbetin bir çeşidi jeneralize tonik-klonik nöbettir (grand-mal). Grand-mal nöbet geçiren bir kimse aniden şuurunu kaybeder ve yere düşer, kasları kasılır sonrada bütün vücudu sarsılmaya başlar, ağzından köpük gelebilir, dilini ısırabilir, idrar ve kakasını kaçırabilir, dudaklarında, yüzünde, ellerinde morarma olabilir. 1-5 dakika sonra çırpınma hareketi durur, arkadan bazen uyuklama veya yorgunluk dönemi başlar, bundan sonra kalkıp daha önce yaptığı işine devam eder.

Başka bir jeneralize nöbet tipi dalma (absans, petit-mal) nöbeti olarak bilinenidir. Bu nöbet o kadar kısadır ki, hissedilmeden geçebilir. Absans nöbeti geçirenler hayal kuruyormuşcasına çevrelerine birkaç saniye anlamsız gözlerle baktıktan sonra yaptıkları işlerine devam ederler. El kol hareketi yoktur, kişi kısa bir zaman için şuurunu yitirmiştir. Tedavisiz kalırsa bir gün içinde defalarca tekrarlayabilir. Bu tip nöbetler çok kısa süreli olduğundan aile tarafından pek önemsenmeyebilir veya farkedilmeyebilir.

Nöbetlerin peşpeşe gelmeleri haline ?status epileptikus? denir. Hayati tehlikesi olan bu durumda hastanın acilen hastaneye kaldırılması gerekir.

Her epilepsi nöbetinde şuur kaybı olmayabilir. Bazı nöbetler de sadece uykuda görülebilir. Burada anlatılanlar en sık görülen nöbet tipleridir. Epilepsinin başka tipleri de vardır.

Hastalığın teşhisi

En ideali hastanın nöbetini doktorun görmesidir. Ancak çoğunlukla bu mümkün olamaz, bu nedenle doktorunuz önce nöbeti gören kişiler ve anne-babadan nöbetin başlangıcı, sıklığı ve özellikleri hakkında ayrıntılı bilgi alır. Ayrıca gebelik, doğum, çocuğun gelişimi ve diğer aile bireylerinde nöbet olup olmadığı konusunda bilgi isteyecektir. Ayrıntılı bir nörolojik muayeneden sonra bazı laboratuvar tetkiklerine ihtiyaç doğabilir. Bunların başında elektroensefalografi (EEG) gelir. Bunun yanısıra beyin tomografisi (CT), manyetik rezonans (MRI), uzun süreli EEG-video monitorizasyon ve çeşitli biyokimyasal ve metabolik tetkikler (kanda, idrarda ve beyin-omurilik sıvısında) gerekli olabilir. Bu tetkiklerin hiçbirisinin hasta açısından önemli bir tehlikesi yoktur. Aksine bu nöbetlerin nedenini bulmak, epileptik olmayan diğer bazı nöbetlerden ayırdedebilmek için gereklidir.

Doktorunuz epilepsi teşhisini kesin bazı deliller olmadan koymaz. Uzun süreli en az 4-5 yıllık, belki de ömür boyu sürecek ciddi ve zahmetli bir tedaviyi gerektirdiğinden teşhisi koyarken çok dikkatli davranmalıdır. Bu aşamada doktor aile işbirliğinin çok büyük önemi vardır.

Nöbet anında yapılması ve yapılmaması gerekenlere ilişkin bazı basit kurallar

Büyük bayılma şeklinde nöbet geçirmekte olan çocuğunuza yapılacak şey onu olabilecek zararlardan korumak ile sınırlıdır.

Sakin olun, çocuğun yanından ayrılmayın, yardım gerekiyorsa bir başkasını bu işle görevlendirin.

Çocuğu yere yatırın, etrafındaki sivri maddeleri ortadan kaldırın.

Çocuğu yan döndürüp tükrüğünün dışarı akması ve daha rahat nefes alıp vermesi için başını hafif yana arkaya eğin.

Elbiselerini gevşetin, şayet takıyorsa gözlüklerini çıkartın, hastanın dilini ısırmasını engellemek amacıyla elle veya bir cisimle çeneyi açmaya çalışmayın, ağzına hiçbir şey koymayın. Ancak ağızdaki yiyecek maddelerinin çıkartılması yararlı olur.

Üzerine su dökmeyin, zorla nefes aldırmaya çalışmayın, çocuğu sallayarak ya da yüzüne vurarak, bazı maddeler koklatarak uyandırmaya çalışmayın.

Nöbet esnasında ilaç vermeye çalışmayın, doktorunuzun önerileri dışında kendi kendinize nöbetin geçmesine yönelik hiçbir şey yapmayın.

Unutmayın ki nöbet sonrasında çocuk yorgun, ne yaptığını bilmez haldedir, bu aşamada elinizden geldiğince sakin bir şekilde teskin ederek bu durumun düzelmesini bekleyin, güven verici olun.

Nöbetler hakkında verebileceğiniz tüm bilgiler hem çocuğunuza, hem de doktorunuza yardımcı olacağından dikkatli bir gözlem daha sonra doktorunuzun sorularını cevaplamada çok işe yarayacaktır.

Akıllıca gözlemek akılsızca müdahele etmekten daha yararlı olacaktır.

Nöbet 10 dakikadan uzun sürerse ya da kısa bir süre sonra tekrarlarsa doktorunuza haber verip tavsiyelerine uyun ya da en yakın sağlık merkezine başvurun.

Unutulmamalıdır ki tehlikeli görünümüne rağmen epilepsi nöbeti öldürücü değildir.

Epilepsi tedavi edilmeli mi?

Epilepsi, mutlaka doktora başvurulmasını ve doktorun gerekli gördüğü sürece kontrol altında kalınmasını gerektiren bir hastalıktır. Bu epilepsinin ömür boyu devam edeceği şeklinde algılanmamalıdır. Epilepsinin bazı türleri hasta belli yaşlara geldiğinde kendiliğinden tamamen düzelebilirler ve bunlarda ilaç tedavisine gerek duyulmabilir, ancak bu kararı doktor vermelidir. Ülkemizde maalesef epilepsi hastalığı doktor olmayan kişiler tarafından tedavi edilmeye çalışılmaktadır.

Nöbetlerin tekrarlaması ve status epileptikus hali, beyinde oksijensiz kalmaya bağlı bazı etkilere yol açabilir ve her nöbet bir sonra kinin ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir. Tedavisiz kalan küçük nöbet türlerinin bir süre sonra büyük nöbetlere dönüşmesi olasıdır ve nöbet geçirme anında hastanın maruz kalabileceği tehlikeler vardır. Bunlar, merdivenden düşme, kişi sokakta ise trafik kazası, suda boğulma, vb.dir. Yukarıda sayılan tüm bu nedenlerle epilepsi mutlaka müdahale edilmesi gereken bir durumdur.

Epilepsinin en önemli tedavi şekli ilaç tedavisidir. Epilepside kullanılan ilaçlar beyin hücrelerinin aşırı uyarılma durumunu baskılayarak nöbetlerin oluşunu engeller. Epilepsi ilaçları hergün, önerilen dozda ve saatlerde çok düzgün bir şekilde kullanılmalıdır. Anne-babaların sık yaptıkları yanlışlıklar; *örneğin sabah dozu unutulduğunda akşam her iki dozun birlikte verilmesi veya *dozların çok dakik verilebilmesi amacıyla çocuğun uyku düzeninin bozulması gibidir. Bu uygulamalar hastaya yarar sağlamaz. İlacın veriliş saatlerinde yapılacak 30-60 dakikalık oynamaların zararı yoktur.

Doktorunuz çocuğun yaşını, kilosunu, nöbet tipini göz önüne alarak ilaçları seçmiştir. İlaçları düzenli ve doktorunuzun tarif ettiği gibi kullanmanız çok önemlidir. Kullanılan bu ilaçların hastalığı tamamiyle geçirmediğini, ancak nöbet gelmemesini sağladığını ya da sayısını azalttığını bilmelisiniz. Bu nedenle aylardır nöbet olmuyor diye ilaç miktarını azaltmamalı ya da çocuğunuza vermekten vazgeçmemelisiniz. İlacın ne zaman kesileceğini ya da değiştirileceğini ancak doktorunuz bilir. Bazen kullanılan tek bir ilaç nöbeti kontrol altına alamayabilir. O zaman doktorunuz ikinci, bazen de üçüncü ilaç ilave edecektir. Çocuğunuzun geçirdiği nöbetlerle ve aldığı ilaçlarla ilgili kayıt tutarak doktorunuza yardımcı olabilirsiniz.

Epilepsi tedavisinin düzgün bir biçimde sürdürülmesi halinde de nöbetler devam edebilir. Tıbbın dev adımlarla ilerlediği dünyamızda hiçbir hekim epilepsili bir çocuğun anne-babasına tedavi ile nöbetlerin %100 kaybolacağını garanti edemez. Nitekim dünya istatistiklerine bakılacak olursa uygun tedavi şartlarında hastaların %60?ında nöbetlerin tümüyle ortadan kalktığı, %20?sinde tüm tedavi seçeneklerine rağmen nöbetlerin devam ettiği görülmektedir. Anne babanın hiç aklından çıkarmamaları gereken bir nokta, epilepsi çağdaş tıbbi tedavi yöntemleriyle yeterince kontrol altına alınamıyorsa orta çağın büyücülük yöntemleriyle hiç durdurulamaz.

Halen ilaçla tedaviye cevap vermeyen belli epilepsi türlerinde ülkemizde cerrahi tedavi olanakları geliştirilmektedir.

Epilepsi tedavisinde kullanılan ilaçların yan etkileri var mıdır?

Evet, hastalıkların tedavisinde kullanılan tüm ilaçların olduğu gibi epilepsi tedavisinde kullanılan ilaçların da (özellikle uygun kullanılmadıkları zaman) hastada bazı yan etkileri olabilir. Unutulmamalıdır ki doktorunuz çocuğunuzun tedavi şemasını düzenlerken uygun gördüğü ilaçların yan etkilerini en az düzeye indirecek şekilde belirler.

Bazı epilepsi ilaçları tedavinin başlangıcında uyku hali, sersemlik, dengesizlik, ciltte döküntüler gibi yan etkilere neden olabilir. Doktorunuz bu tür yan etkilerin görülmememesi için ilaçları küçük dozlarda kullanmaya başlayarak zaman içinde doz artırmayı tercih edecektir. Bazen de tedavinin ilerleyen yıllarında iştah artışı, şişmanlama, saç dökülmesi, diş etlerinde kabarma, aşırı hareketlilik, kıllanma vb. gibi yan etkiler görülebilir. Doktorunuz, kullanılan ilacın çocuğunuzda yarattığı yan etkileri ve onun epileptik nöbetler üzerindeki etkisini yakından ve bilinçli olarak izleyen kişi olduğundan uygun aralıklarla muayene ve gerekli laboratuvar tetkikleri ile çocuğunuzu koruyacak önlemleri alacaktır. Bu durum ?komşu çocuğuna iyi gelen ilacın? sizin çocuğunuz için kullanılmaması gerekliliğini anlatan en önemli sebeplerden biridir.

Epilepsi tamamen geçer mi?

Bu soruya kesin bir cevap vermek imkansızdır. Çoğu vakada bu durum ergenlik çağına gelindiğinde geçebilir. Diğer vakalarda ise nöbetler maalesef hayat boyu sürer. Her bir birey için gelecekteki durumu şimdiden tahmin etmek mümkün değildir. Eğer çocuğunuzda nöbetler arka arkaya 2-4 yıl görülmezse, doktorunuz yapacağı genel bir durum değerlendirilmesinden sonra vereceği kararla ilacı 6-8 ay gibi uzun bir sürede kesebilir. Böylece olayın tekrarlanıp tekrarlanmayacağı beklenebilir. Nöbetler tekrarlamayabilir, ancak tekrarladıkları takdirde yeniden ilaç tedavisine geçilecektir.

Epilepsi çocuğun hayatını etkiler mi?

Epilepsi kesinlikle utanılacak bir hastalık olmadığından çocuğunuzla çok sık görüşen ya da birlikte vakit geçiren insanların durumu bilmelerinde hiç bir sakınca yoktur. Önemli olan çocuğunuzun epileptik olması dışında hiçbir farkın bulunmadığının bilinmesidir. Çocuğunuzun sorumluluğunu sizlerle birlikte paylaşan öğretmeni, okul hemşiresi, servis sürücüsü, antrenörü vb. gibi büyüklerin ve çok yakın bazı arkadaşlarının da epilepsi konusunda hiç olmazsa genel bir bilgiye sahip olmaları gerekir. Ne olup bittiğini bilmeyen kişiler böyle bir nöbeti seyretmekle korkabilir ve çocuğunuza yardım edemeyebilirler.

Öncelikle vurgulanması gereken nokta epilepsinin ruh ve akıl hastalığı ile hiçbir ilgisi olmadığıdır. Epilepsili çocukların çoğu normal zekaya sahiptir. Bazıları okulda ortalamanın üzerine bile çıkarlar. Epilepsinin ağır beyin hasarı ile birlikte olduğu bazı durumlarda (%20) zihinsel gelişme bozulabilir.

Epilepsinin çocuğunuzun hayatını bazı konularda etkileyeceğini kabul etmelisiniz. Pilot olamaz, yükseklerde çalışamaz ama üniversite dahil olmak üzere istediği okula gidebilir. Doktor, avukat, iş adamı, profesyonel sporcu, balerin, fizikçi olmaması için hiçbir neden yoktur. Epileptik insanlar evlenebilir, çocuk sahibi olabilir ve normal bir hayat yaşayabilir. Gerçekten çocuğunuzun yapamayacağı çok az şey vardır.

Dünyanın tarihi gidişini değiştiren nice ünlü insan epileptikti. Örneğin Julius Sezar, Büyük İskender, Napoleon Bonaparte gibi generallerin bu tür kişilerden olduğuna inanırmıydınız? Bu kişiler o dönemde günümüzün tıbbi bilgilerine sahip olunmamasına rağmen pek çok iş başarmışlardır. Ayrıca Dostoyevski, Gustave Flaubert ve Dante gibi büyük yazarlar, adına ödüller verilen Alfred Nobel, Tchaikovsky, Van Gogh, Buddha ve St. Paul de epileptikti.

Dikkat edilmesi gereken hususlar var mı?

Epilepsili çocuğunuzun da herkes gibi dengeli beslenmeye gereksinimi vardır. Hastalığından dolayı fazladan vitamin ve mineraller almasına gerek yoktur. Kolalı ve alkollü içecekler, çikolata, boyalı şekerlemeler, çay, kahve aşırı miktarda alınmamalıdır. Işığa duyarlı epilepsi türlerinde çocukların çok yakın mesafeden karanlık odada televizyon seyretmesi, bilgisayar oyunları ile uzun süreli oynaması engellenmelidir. Diğer epilepsi türlerinde böyle bir kısıtlamaya gerek yoktur. Ayrıca aşırı uykusuzluk, ateşli hastalıklar, güneş altında uzun süre kalmak, uzun süren açlık ve kafaya gelebilecek darbeler gibi bazı durumlar nöbetin ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir. Bunlardan kaçınılmalıdır.

Spor yapabilir mi?

Çocuğunuzun pozitif tarafının belirgin olmasına gayret ediniz. Her insanın bir kuvvetli tarafı vardır. Çocuğunuzun o tarafını geliştirirseniz kendine güveni artar. Sporda, müzikte, resim çizmede ve benzer konularda yeteneği varsa, özendirilmelidir. Hastalığı bahane ederek, çocuğunuzun yapabileceği sporları ve işleri ihmal etmesine müsade etmeyiniz. Düzenli fizik faaliyet herkes için yararlıdır. Gerçekten de epilepsili hastalar spor faaliyetlerine katıldıkları zaman kendilerini daha iyi hissettiklerini ve daha az sayıda nöbet geçirdiklerini söylemektedir. Spor faaliyetlerine katılmakla sağlanan faydanın, yine aynı nedenle ortaya çıkabilecek tehlikelerden kat kat üstün olduğu açıktır

Tehlike herkesin hayatında şu veya bu zamanda mevcuttur. Bu tehlike epilepsi hastasında zaman zaman sıradan bir hastanınkinden daha fazla olabilir ama, hastanın normal hayattaki faaliyetlere katılmasıyla sağlanacak fayda bu tehlikenin göze alınmasına yol açacak kadar fazladır. Özellikle çocuklarda olmak üzere hastanın diğer insanlarla karşılıklı ilişkiler kurması ve onların yaptıklarını yapması, onun diğerlerine ihtiyacı olmayan, üretken bir büyük olması yolunda atılacak çok önemli bir adımdır. Nöbetleri kontrol altındaki çocuklar gerekli, mantıklı önlemler alındığı takdirde spor yapabilirler. Aletli jimnastik, ağır fiziksel efora yol açan aktiviteler ve sık kafa darbelerine açık olan sporlar epilepsisi olan çocuklarda tercih edilmemelidir. Bisiklete trafiğin yoğun olmadığı alanlarda, mutlaka kask takarak binmelidir. Yüzme ve sörf türü sporlar ancak çocuğun durumunu bilen bir erişkinin gözetiminde yapılmalıdır. Tenis ve futbol, tramplen atlamadan daha güvenli sporlardır.

Araba kullanabilir mi?

Epilepsililerin trafik kazası yapma ihtimali az da olsa diğer normal sürücülerden fazladır. Ancak bu risk diabet gibi kronik hastalığı olanlardan daha fazla değildir. Amerika?da yapılan bir çalışmaya göre epilepsili sürücülerin sebep olduğu trafik kazalarının %27 sinin nöbetlerden ileri geldiği, geri kalan kazaların ise alkol ve uyuşturucu kullanımına bağlı olduğu belirlenmiştir. Çocuğunuzun nöbetleri en az 2 yıldır (bu süre ülkelere göre değişmektedir) kontrol altında ise doktorunuzdan alacağınız izin ile (18 yaşını bitirmişse ve ehliyeti varsa) araba kullanmasında sakınca yoktur.

Anne-babalara özel not

Çocuğunuzun durumunu değerlendirmede gerçekçi olmaya gayret ediniz. Çocuğunuza karşı anlayışlı olunuz. Çocuğun kendisini epileptik değil de epilepsisi olan (diabeti, hipertansiyonu, tüberkülozu olan vb.) bir kişi olarak görmesini sağlayınız.

Genellikle pek çok epilepsili çocuğu davranış ve kişilik açısından diğer çocuklardan ayırt etmek mümkün değildir. Epilepsi nöbetleri genellikle dış faktörlerden etkilenmezler ve ansızın ortaya çıkarlar. Çocuğun üzülmesi, isteğinin yerine getirilmemesi, iştahsızlık, çok terleme veya terli halde su içme gibi durumlar nöbetlerin oluşmasında rol oynamazlar. Bu nedenle anne-babanın kendilerini suçlamalarına ve aşırı koruyucu ve kollayıcı davranmalarına gerek yoktur. Bu tutum çocuktaki girişimciliği önler ve aşırı korunan bir çocuk toplum içinde anne-babası gibi koruyucular bulamayacağı için geçimsiz bir erişkin olmaya adaydır. Aşırı koruma epileptik çocuk için olduğu kadar, kardeşleri tarafından kıskanılmasına yol açacağından aile içi sorunlar da yaratacaktır. Epileptik çocuğunuza ilginiz, diğer çocuklarınıza olan ilginizden az veya çok olmamalıdır. Ona özel muamele yapmayın. Sevginizi, disiplin anlayışınızı, dikkat ve ihtimamınızı eşit bölüştürün. Birine bir sorumluluk verdiğiniz zaman, diğerlerine de ona benzer bir sorumluluk verin. Şüphesiz bu sorumluluklar yaşlarına ve yeteneklerine uygun olmalıdır. Epilepsisi olan çocuğunuza gereğinden fazla ilgi göstermeye gerek yoktur. Ailenin tüm fertleri bu durumu olgunlukla ve tebessümle karşılamalıdır. Çünkü koşulacak mesafe uzundur.

Çocuğunuz için her şeyin mükemmel olmasını isteyen sizler için epilepsi tanısı önceleri bu rüyanızı yıkan kabus gibidir. Çoğu anne-baba gibi siz de kendi kendinize ?Neden benim çocuğumun epilepsisi var?? diye soruyor, bazen kızgınlık, bazen korku, bazen de suçluluk duyuyorsunuzdur. Bunları hissetmeniz gayet doğaldır. Hislerinizi yenmeye çalışmanız çocuğunuza yardım etmenizi kolaylaştıracak ve ailenin beraberce olgunlaşmasını ve yakınlaşmasını sağlayacaktır. Anne baba hislerini kendi aralarında açıkca konuşmalı ve gerekirse doktorundan yardım istemelidir.

Çocuğunuza karşı karşıya kaldığı sorunu anlatırken yaşını dikkate alın. Çocuğunuz nöbetlere yol açan bir hastalığı olduğunu bilmelidir. Olayın nedenlerini anlayabileceği kadar anlatın. Üç-dört yaşlarındaki çocuklar bile beynin vücudumuzun merkezi olduğunu ve değişik organlarımıza yapılmasını istediği şeyler hakkında emirler gönderdiğini anlayabilirler. Ancak bazen beynin gönderdiği acayip emre vücudumuz uymak istemese bile itaat etmek zorundadır. İşte kasılmaların nedeni budur. Ancak çocuğunuzun yaşı ne olursa olsun sorunun hem bugün hem de yarın geçmeyeceğini öğrendiği zaman hissedeceği olumsuz duygulara karşı onu rahatlatmak zorundasınız. Size ?Neden ben?? diye soracaktır. Sizin olayı kabullenmedeki beceriniz, gerek kendi gerekse çocuğunuzun hislerini kontrol edebilmeniz, çocuğunuzun söz konusu duruma karşı reaksiyonunu çok etkiler. Bu aşamada kendisi gibi krizleri olan bir çocukla buluşturmanın kendisine güvenini artırması açısından büyük yararı olacaktır. Bir kez daha vurgulayalım: kızmak, suçluluk hissetmek veya gelecekten korkmak gayet doğaldır. Her sorununuzu doktorunuzla görüşünüz.

Epilepsi bir derttir, ancak dünyanın sonu demek değildir. Siz çocuğunuzdaki epilepsiyi yok saymaz, bundan ürkmez, bu durumu mutluluğunuzu alt üst eden bir felaket olarak görmezseniz çocuğunuzun ruhsal ve fiziksel sağlığı açısından gerekli temel koşulları oluşturabilirsiniz. Ancak bu koşullarda doktorunuz bilgi ve becerisini başarılı olarak uygulayabilir. Tıbbi durumunuzu konuşacağınız tek kişi doktorunuz olmalıdır. Her şeyi tek başınıza çözmeye çalışmak sizin için zor olacaktır. Böyle davranmak zorunda değilsiniz. Çevrenizde dostlarınız var. Ayrıca unutmayınız ki her çocuk gelecekte, toplum içinde kendi yerini alacaktır. Ona sorunu ile barışık yaşamayı öğretebilirseniz, topluma mutlu ve başarılı bir insan kazandırmış olursunuz.

Belirtileri Ve Tedavi Yöntemleri İle Alzeimer

Pazar, 04 Kasım 2007

Alzheimer, normal yaşlanmanın bir parçası değil. İleri yaşlarda kaçınılmaz olarak ortaya çıkan bir durum olduğu da doğru değil.

Alzheimer, hastalığı beyni hafıza ile ilgili bölümlerinde en belirgin olmak üzere yaygın olarak etkileyen bir hastalıktır.

Temel bulgu hafıza kaybıdır. Ayrıca duygu, düşünce, davranış, konuşma, el becerisi vb. değişik derecelerde etkilenir.

Hastalık sinsi başlangıçlı ve yavaş seyirlidir. Entelektüel yeteneklerde azalma sürekli olarak devam eder.

Hastalığın seri bir hastadan, diğerine çok farklılıklar gösterir. Alzheimer hastalığı bir kural olmamakla beraber ileri yaş hastalığıdır.

50 yaşın altında çok nadirdir. Hastaların çoğu 65 yaşın üzerindedir. 65 yaş üzerindeki nüfusun yüzde 5 ? 6?sında Alzheimer hastalığı veya benzer bir bunama (demans) hastalığı vardır.

Araştırmalar 65 ? 74 yaş arasında demansı olanların topluma oranın yüzde 1 ? 2, 75 ? 84 yaş arasında yüzde 7 ? 10 olduğunu göstermiştir. Yaşla beraber görülme sıklığı artarak 85 yaşının üzerinde bu oran yüzde 25 ? 35?e ulaşır.

İnsan ömrü uzuyor

Alzheimer hastalığı her ne kadar yaşlanmanın mutlak bir sonucu olmasa da hastalık sıklıkla 65 yaş üzerinde ortaya çıktığı göz önüne alınırsa her geçen yıl dünyadaki Alzheimer hastası oranı toplam nüfusa göre artacaktır.

Alzheimer hastalığı bir ailenin bir kaç kuşağında ve birden çok aile ferdinde ortaya çıkıyorsa ailesel Alzheimer hastalığından bahsedirlir. Ailesel Alzheimer hastalığı çok nadirdir.

Alzheimer nedir?

Hastalık nöron denen beyin hücrelerinin ölümü sonucuortaya çıkar. Bunun nedeni olasılıkla genetik yatkınlıktır.

Beyin hücrelerindeki ölüm, hastalık bulguları ortaya çıkmadan uzun yıllar önce başlar. Ortaya çıkan hücre yıkımı geri dönüşümsüzdür.

Hücre yıkımının en belirgin olduğu beyin bölgeleri hafıza, konuşma (lisan) ve işitme merkezlerinin bulunduğu temporal bölge ve kısa hipokampal bölgedir.

Ayrıca düşünme, karar verme, kişilik, hareket gib, fonksiyonlardan sorumlu frontal bölge ve diğer beyin bölgelerinde de hücre kaybı ortaya çıkar.

Hastalığın nedeni tam olarak anlaşılmamıştır. Alzheimer hastalığı için temel risk faktörü artan yaştır. Bazı araştırmacılar ailesel yatkınlığın önemini vurgulamaktadırlar.

Gerçekten Alzheimer hastalığının ailenin bir çok kuşağında yoğun olarak göründüğü ve hastalığın genellikle daha genç yaşlarda ortaya çıktığı aileler vardır.

DNA analizleri bu ailelerin bazılarında kromozan 14 ve 21 bazı anormallikler olduğunu göstermiştir.

Kromozon 19?da anormallik saptanan ancak hastalığın daha geç yaşta ortaya çıktığı ailelerde vardır.

Bu oldukça nadir ailesel Alzheimer hastalığı olgularını bir tarafa bırakırsak ailesinde Alzheimer hastalığı olan bir kişinin ileri yaşlarda Alzheimer hastalığı olma riskinin, ailesinde Alzheimer hastalığı olmayan bir kişiye göre sadece %1 daha fazla olduğu ortaya konmuştur.

Alzheimer hastalığı, son yıllarda hastalığın seyrini değiştiren bazı tedavi seçenekleri ortaya çıkmış olmasına rağmen, iyileştirilebilir ya da düzeltilebilir bir hastalık değildir.

Ancak hastalığın ilerleme hızını yavaşlatmak, hastalık seyri sırasında ortaya çıkan bazı rahatsız edici bulguları düzeltmek, ortadan kaldırmak mümkündür.

Erken dönem Alzheimer hastaları genellikle aileleri yanında yaşamaktadır. Ülkemizde ileri dönemde de bu hastaların bakımı büyük oranda ailesi tarafından yapılmaktadır.

Bu yüzden tıbbi tedavinin yanında ailenin bilgilendirilmesi önemlidir. Ülkemizde halk sağlığından sorumlu kuruluşları tarafından bu konuda yaygın destek servislerinin kurulması gereği de konunun çok önemli bir başka boyutudur.

Belirtileri nelerdir?

Alzheimer hastalığı nadiren 65 yaş öncesinde ortaya çıkar. Başlangıcı genellikle oldukça sinsidir. İlerleyici bir hastalıktır. Bu ilerleyiş genellikle yavaştır. Ancak oldukça hızlı seyirli olgularda vardır. Temel problem ilerleyici hafıza (bellek) kaybıdır.

Özellikle yakın bellek ve kısa süreli bellekte sorun vardır. Hafif kişilik değişiklikleri, spontanitenin azalması (kendi kendine karar verip herhangi bir eylemde bulunma), bir apati (şaşkınlık hali, yer ve olaylara karşı uygun duygu durumu ve reaksiyonları göstermeme durumu, sosyal izolasyon (çevreden uzaklaşma, içine kapanma) hastalığın erken dönemlerinde ortaya çıkar.

Hastalık ilerledikçe düşünce ve hesaplama, okuma gibi yeteklerde de problemler ortaya çıkmaya başlar.

Günlük işleri organize etmekte sorunlar yaşanmaya başlar. Bu dönemde ajitasyon (saldırganlık), irritabilite (huzursuzluk) gibi duygu durumu ile ilgili problemler yaşanabilir.

Hastalığın daha geç dönemlerinde ayları, yılları karıştırma, bulunduğu yeri bilememe gibi tablolar görülebilir. Bu dönemde hasta uzun süreli anlamlı sözel ilişkiyi sürdürme kabiliyetinde değildir. İlişki kurma yeteneği yetersizdir.

Değerlendirme ve yargılama sorunları yaşar. Çevre ve olaylara ilgisiz ya da uyumsuz duygu durumu ve yüz ifadesi olabilir. Konuşma kapasitesi ileri derecede kısıtlanabilir.

Kelimeleri bulamaz, yanlış kelimeler kullanarak konuşur. Ya da konuşmaz. Daha ileri olgularda mesane ve rektum kontrölü yoktur. Nadir hasta tamamen yatağa bağımlı hale gelir. Bundan sonraki evre ölümdür. Hastalığın kendisi ölüme neden olmaz.

Alzheimer hastalığı seyri sırasında hastalarda nadiren yaşam süresini etkileyen komplikasyonlar ortaya çıkabilir. Bu komplikasyonlar içinde en sık görülen ve ölüm nedeni olabilen hastalık pnömoni (zatürre) dir.

Bir çok hasta ileri dönemlere gelmeden kalp hastalığı gibi araya giren başka doğal nedenler yüzzünden kaybediliyor. Alzheimer hastalığında ortalama yaşam süresi 8 ? 10 yıldır.

Hastalığın kendisi ölüm nedeni olmadığından genç hastalar bu ortalamadan çok daha uzun süre yaşarlar.

Görüldüğü gibi Alzheimer hastalığı bulgu ve problemleri hastalık süresi ile giderek artmakta ve geniş bir yelpazeye yayılmaktadır. Hastalığın seyri ve bulgular kişiler kişiler arasında önemli farklılıklar gösterir.

Alzheimer hastalarının pek çoğu sevdiği işi yapabilmeyi, kişiler arası ilişkileri sürdürebilmeyi, aile ve arkadaşlar arasında anlamlı aktivitelere katılabilmeyi gerçekleştirebilirler.

Bir Alzheimer hastası matematik işlemleri yapamayabilir fakat hala dergileri büyük bir zevkle okuyabilir.

Hasta için piyona çalmak giderek artan hataları nedeni ile ona sıkıntı verebilir ama aynı hasta şarkı söylemekten büyük mutluluk duyabilir. Santranç tahtasını ona çok yabancı gelirken rahatlıkla ve keyifle tenis oynayabilir.

Mutfak işerini yapamıyor ve bundan sıkıntı duyuyor ama bütün gün bahçe işleri ile uğraşmaktan zevk alıyor olabilir. Hastanın bu özellikleri iyi saptanırsa, hastalığın getirdiği günlük sorunların yanında, hasta ve ailesi için mutluluk verici anların oluşması sağlanabilir.

Alzheimer hastalığında hafıza kaybı dışında birçok başka bulgu vardır.

Amerikan Alzheimer Derneği tarafından hasta yakınlarının bu hastalığı daha kolay tanınmalararını sağlayabilmek amacı ile şu 10 noktaya vurgu yapmıştır

1. İş hayatını etkileyen hafıza kayıpları: Zaman zaman bazı toplantıları, tarih ve saatleri, başımızdan geçen bir olayı unutmak normaldir. Bu durumun sürekliliği, iş ve günlük yaşamı etkilemei bazı şeylerin doğru gitmediğini konusunda uyarıcı olmalıdır.

2. Alışılmış işlerde zorlukların yaşanması: İşlerin yoğun olduğu dönemlerde yada kişinin bilincini meşkul eden kişisel ya da iş yaşamı ile ilgili problemlerin varlığında, aslında kolaylıkla ve sürekli olarak yapılan işlerde aksamalar ortaya çıkabilir. Bu durumun sürekli bir hal alması, işleri gereğinden çok daha uzun bir zamanda ve hatalarla yapabilme durumu uyarıcı olmalıdır.

3. Dil sorunları yaşamak: Herkes zaman zaman doğru kelimeyi bulmakta zorlanır. Alzheimer hastalığı olan kişiler çok basit kelimeleri unutabilir ve yerine hiçte uygun olmayan kelimeler kullanabilirler. Kelime hatırlama güçlüğünün sürekli hale gelmesi uyarıcı olmalıdır.

4. Zaman ve yer bilincinin kaybolması: Sağlıklı kişilerde bazen günleri karıştırabilirler. Örneğin tatillerde? Bu bir hastalık belirtisi değildir. Alzheimer hastalarında bu durum süreklidir. Günü, ayı, mevsimi, yılı hatırlamakta güçlük çekerler. Bulundukları yer ve orada ne amaçla bulundukları konusunda fikir sahibi olmayabilirler.

5. Karar vermede zayıflama veya azalma: Bazen sağlıklı kişilerde günlük yaşamları veya işleri ile ilgili uygun kararlar vermekte zorlanabilirler. Bu durumun basit işler için sürekli hale gelmesi uyarıcı olmalıdır. Örneğin (hava soğuk kazağı mı giymeliyim, bluzu mu?, uygun kıyafet hangisi?, önce hangisini giyeceğim?), yemek yerken alet kullanımı (çatalı mı kullanmalıyım, kaşığı mı?) gibi basit işler için kişi karar vermekte güçlük çekiyorsa uyarıcı olmalıdır.

6. Özetleme yapmakta zorluklar: bazen konuyu toparlamakta, kısaca özetlemekte zorluk çekebiliriz. Alzheimer hastaları sıklıkla ana fikre ulaşamadan konunun çevresinde dolaşırlar. Bazen unuttukları yerleri olmayan olay ve fikirlerle doldururlar. Sıklıkla konuşmanın sonunu getiremezler. Bir sohbeti veya tartışmayı anlamlı bir şekilde sürdürüp sonlandıramazlar.

7. Eşyaları yanlış yerlere koymak: En sık karşılaşılan bulgulardan biridir. Aslında zaman zaman herkesin eşyalarını yanlış yerlere koyduğu ve daha sonra bulmakta güçlük çektiği olur. Bunun sürekli olması uyarıcı olmalıdır. Alzheimer hastaları en sıklıkla gözlük, anahtar, saat gibi günlük yaşantılarında kullandıkları eşyaları kaybederler. Ayrıca eşyaları uygunsuz yerlere koyabilirler.

8. Davranış ve ruhsal durumdaki değişimler: Aslında her sağlıklı insan çeşitli faktörlerin etkisi altında değişik ruhsal durumlar ve davranışlar gösterebilir. Bu kişide nedeni anlaşılamayan davranış ve ani duyu durumu değişiklikleri varsa uyarıcı olmalıdır.

9. Kişilikte değişme: Kişilikler yaş ile değişebilir. Bu değişimin hiç beklenmedik şekilde ve hızlı olması uyarıcı olmalıdır.

10. İnsiyatif kaybı: Zaman zaman duygu durumu ile ilgili olarak ev işleri ve iş yerinde kişiler işlere ilgisiz ve işlerle ilgili insiyatifsiz olabilirler. Bu durumun duygu durumu değişiklikleri (depresyon gibi) olmaksızın ortaya çıkması ve sürekli artması uyarıcı olmalıdır.

Alzheimer tedavisi

Son yirmi- otuz yılda, Alzheimer hastalığının yaşlılığın doğal bir parçası olmadığı, kişide yetersizlik ve toplum için önemli sosyal problemler yarattığı kabul edilmiştir. Hastalığın tedavisi bundan sonra hız kazanmıştır.

Bir çok tedavi yöntemi mevcuttur. Bunlar hastalığın düzeltilmesinden çok, hastalığın ilerleme hızını yavaşlatmak, kişide bağımsız yaşayamama durumunun oluşmasını engelleyecek yada geciktirecek, hastalıkla ilişkili olarak ortaya çıkabilecek sıkıntı, huzursuzluk, saldırganlık, depresyon, halusinasyon, hezeyan gibi durumları düzeltebilecek yöntemlerdir. Anlaşılabileceği gibi tedavinin en önemli stratejisi erken tanı ve erken tedavidir.

İlaç tedavisinin yanı sıra aile ve bakıcıların eğitimi, Alzheimer hastalığı merkezleri ile ilişkinin kurulması çok önemlidir.

Birçok Alzheimer hastalığı hastasının bakım sorumluluğu yakınlarındadır. Eşleri, çocukları, torunları bazen arkadaşları bu sorumluluğu üstlenirler.

Alzheimer hastalığı konusunda yeterince bilgilendirilmemiş, oluşabilecek sorunlarla mücadele etme konusunda bilgisiz ve deneyimsiz bakıcılar büyük bir stres altında kalırlar. Bir araştırmaya göre Alzheimer hastalarının bakımından sorumlu bireylerde toplumun geneline göre depresyonun yüzde 54, sıkıntı, huzursuzluk, öfke gibi yakınmaların yüzde 67 oranından fazla olduğunu göstermiştir.

Alzheimer hastaları için önemli konulardan biri de çevrenin düzenlenmesidir. Çevre onlara kolaylık sağlayacak detaylardan arındırılmış objelerden oluşturulmalıdır.

Takılıp düşebilecekleri eşyalar, kaymalarına neden olabilecek parça halılar ortadan kaldırılmalıdır. Hastalar geceleri, karanlıkta huzursuz olabilirler. Yer ile ilgili yargıları bozulabilir.

Yaşadığı yer ona yabancı gelebilir. Gündüz kolayca bulduğu tuvaletin, mutfağın yerini bulamayabilir. Eşyaları karanlıkta yabancı, rahatsız edici, tehdit edici objeler olarak algılayabilirler. Gece hastanın odasının, koridor ve tuvalet gibi gece kullandığı alanların yeterli aydınlatılması gerekebilir. Değişiklikten rahatsız olurlar.

Odalarındaki eşyaların yerlerinin değiştirilmesi, odadaki eşyaların değiştirilmesi ortama yabancılaşma duygusu ve huzursuzluk yaratabilir. Bu nedenle sık eşya ve ortam değişiklikleri yapılmamalıdır.

Alzheimer hastalığını tamamen ortadan kaldırabilecek bir tedavi yöntemi yoktur. Ancak özellikle hastalığın erken dönemlerinde yakınma ve bulgularda azalma ve kısmi düzelme sağlayabilecek tedaviler vardır.

Hastalığın ilerleyişini de kısmen yavaşlatmak mümkündür. Hastanın tedavisini zorlaştıran ve ek sorunlara neden olan depresyon ve davranış bozuklukları, huzursuzluk, hayaller görme ve paranoid fikirler gibi psikiyatrik durumlar ise önemli ölçüde tedavi edilebilirler.

Psikiyatrik destek

Alzheimer hastalığı temel olarak hafıza ve zihinsel yeteneklerde bozulmaya neden olan bir hastalıktır. Bu hastaların yüzde 70-90?ında duygu ve davranış bozuklukları da vardır.

Bunlar uykusuzluk, aşırı uyuma, amaçsız dolaşma, sinirlilik, öfke, saldırganlık, gibi davranışsal sorunlar ve depresyon, halusinasyon(olmayan cisimleri görme, olmayan sesleri duyma), hezeyanlar olarak sınıflanabilir.

Bu yakınmalar birçok hastada akşamları kötüleşir. Buna gün batımı fenomeni denir. Bazen hastaların banyo yapma gibi günlük bir aktiviteyigerçekleştirirken bu bulgular kötüleşebilir. Davranışsal sorunlar, aile, hastanın çevresi ve diğer bakıcıları için rahatsız edicidir.

Hasta ile ilişkiyi ve hastanın bakımını zorlaştırır. Ancak bu sorunların ilaçla tedavisi mümkündür. Bunlar dışında davranış sorunlarına yönelik kullanılabilecek birçok ilaç vardır. Halusinasyonlar ve hezeyanlar benzer şekilde tedavi edilebilirler.

Hastalığın 10 belirtisi

Kendinizde yada bir yakınınızda bu belirtilerden bir yada bir kaçını fark ettiyseniz, vakit geçirmeden bir nörolog yada psikiyatriste başvurunuz.

.Günlük yaşam işlevlerini engelleyecek düzeyde bellek kaybı.

.Günlük yaşam işlevlerini yerine getirmede zorluk çekme.

.Basit kelimeleri bulmada güçlük çekme.

.Zaman ve mekanları karıştırma.

.Yargıya varma ve karar vermede güçlük çekme.

.Pratik düşünme becerisinde güçlük çekme.

.Sık kullanılan eşyaları yanlış yere koyma.

.Ruh hali ve davranışlarda değişiklik gösterme.

.Kişilik değişiklikleri gösterme.

.Alışagelmiş işler ve sorumluluklardan kaçma.

Alzheimer Hastalığı, Bunama,presenil Demans

Pazar, 04 Kasım 2007

TANIMLAMA:

Alzheimer hastalığı, yaşlılıkla beraber ortaya çıkan ve başta unutkanlık olmak üzere çeşitli zihinsel ve davranışsal bozukluklara yol açan ilerleyici bir beyin hastalığıdır.

Beynin belli bölgelerinde, bilinmeyen bir nedenle birtakım proteinler birikir. Bu da beyindeki haberleşmeyi sağlayan sinir hücrelerinin hasar görmesine yol açar.Tanısı ön planda öykü almaya dayanmaktadır. Demans sebepleri arasında birinci sırada gelir.Bellek ve bilişsel işlevlerde günlük yaşam aktivitelerini kısıtlayacak derecede kronik ve ilerleyici kayıpla karakterizedir. Yaşamın orta ve ileri evrelerinde ortaya çıkar ve 50 yaş altında görülmesi pek nadirdir. Alzheimer hastalığı?nın görülme sıklığı yaşla birlikte artar, 65 yaşında gözülme sıklığı yüzde 5 ? lerdeyken, 60 yaş üstünde yüzde 30?a çıkar.

BELİRTİ VE BULGULAR:

Alzheimer hastalığının ilk belirtisi genellikle unutkanlıktır. Yakın zamana ait bilgileri hatırlama ya da yeni bilgiler öğrenme güçlüğü görülür. Ayrıca konuşma bozukluğu, karar verme güçlüğü, kişileri tanıyamama ya da yolunu kaybetme gibi başka zihinsel sorunlar? da başgösterir.

Alzheimer hastalarında tabloya çoğu kez davranış ve kişilik bozuklukları da eşlik eder. Özellikle hastalık ilerledikçe, birçok hastada depresyon, saldırganlık, huzursuzluk, hayaller görme, uyku bozuklukları ya da amaçsızca dolaşma gibi ruhsal sorunlar görülebilir.

Zihinsel bozukluklar:

? Unutkanlık

? Öğrenme güçlüğü

? KonuÅŸma bozukluÄŸu

? Yolunu kaybetme

? Kişileri tanıyamama

? Karar verme güçlüğü

Ruhsal bozukluklar:

? Huzursuzluk

? İlgisizlik

? Saldırganlık

? Uyku bozukluÄŸu

? Amaçsız dolaşma

? Gerçekdışı hayaller

? Depresyon

TANI:

Alzheimer belirtileri ile başvuran hastalara yapılacak radyolojik ve laboratuvar incelemeleri sonrası uygulanacak tanı kriterleri ile Alzheimer Teşhisi % 90 doğruluk ile konulabilmektedir.Alzheimer hastalığı bunamanın en sık nedenidir, ancak benzer belirtiler veren başka hastalıklar da vardır. Bu nedenle, Alzheimer hastalığının diğer bunama nedenlerinden tam olarak ayırt edilmesi gerekir.Sinir hastalıkları uzmanları, yani nörologlar ve ruh hastalıkları uzmanları, yani psikiyatristler, çeşitli testler, beyin filmleri ve laboratuvar tetkikleri sayesinde bugün büyük oranda kesin teşhis koyabilmektedir.

HASTALIĞIN SEYRİ:

Alzheimer hastalığı yavaş ilerleyen, ancak zaman içinde günlük yaşamı etkileyerek, hastayı geri dönüşsüz bir şekilde bakıma muhtaç bırakan bir hastalıktır.

Genel olarak 3 evreye ayrılır:

?Birinci evrede, unutkanlık, bildiği yerleri tanıyamama, bazı kelimeleri bulamama, işine ve hobilerine karşı ilgisini yitirme gibi erken belirtiler verir ve genellikle hasta olduğunu kabul etmek istemez.

?İkinci evrede, bellek kaybı belirginleşir, yakınlarının isimlerini unutabilir, yolunu kaybedebilir, konuşma bozukluğu artar, yıkanma, giyinme gibi gündelik işlerinde yardıma ihtiyaç duyabilir ve bazı hayaller görebilir.

?Üçüncü evrede, artık aile üyelerini tanımayabilir, yemek yemede ve yürümede güçlükler başlar, idrarını ve dışkısını tutamayabilir ve ciddi davranış bozuklukları görülebilir.

Alzheimer hastalığı, yaklaşık 5-8 yıllık bir ilerleme süreci içinde hastayı yatağa bağlı ve tamamen bakıma muhtaç duruma getirir.

TEDAVİ:

Alzheimer hastalığını tamamen ortadan kaldıracak bir tedavi bugün için ne yazık ki yoktur. Ancak belli bir süre hastalığın ilerleme hızını durduracak ya da yavaşlatacak bazı yeni tedavi olanakları bulunmaktadır. Kolinesteraz inhibitörleri adı verilen bu yeni ilaçlar, beyindeki sinir hücrelerinin hasarı sonucu azalmış olan asetilkolin adlı haberci madde miktarının dengelenmesine yardım ederek zihinsel işlevleri korurlar. İlaç tedavisi, Alzheimer hastalığını tamamen durdurmaz, ancak bellek kaybı dahil, çeşitli zihinsel bozukluk belirtilerinin hafiflemesini sağlar. Böylelikle hastanın günlük yaşam aktiviteleri daha uzun süre korunur. Depresyon, huzursuzluk, uykusuzluk ya da hayaller görme gibi davranış bozukluklarını tedavi etmek için de uzun zamandır kullanılmakta olan çok sayıda etkili ve güvenilir ilaç bulunmaktadır. İlaç tedavisine karar verecek olan kişi, nörolog (sinir hastalıkları uzmanı) veya psikiyatristtir (ruh hastalıkları uzmanı). Sonuçta ilaç tedavisi, hastanın yaşam kalitesini artırır ve daha uzun süre kendine bakabilmesini sağlar.

Beyin Zedelenmesi

Pazar, 04 Kasım 2007

Geçen yıl bir araba kazası geçiren 20 yaşındaki Erol, sanki kazadan bu yana hiç değişmemişti. Erol?un görünüşü değişmemekle beraber davranışlarında değişme olmuştu. Genel olarak sakin ve kibar bir genç olan Erol, bazen öfkesini yenemeyip aniden patlayıveriyordu. Saldırgan davranışları yüzünden çoğu artık ondan uzak duruyordu. Erol üniversiteyi de bıraktı. Unutkanlıktan ve dikkatini bir yere toplayamamaktan yakınıyordu.

Geçen yıl arabasına sürücüsü hız yapmakta olan diğer bir araba çarpınca Erol?un başı alet tablosuna vurdu ve beyni zedelendi. O gün bugündür Erol artık eski Erol değildi. Her yıl kazalar veya başa isabet eden darbeler sonucu beyni zedelenen binlerce kişinin çoğu gibi Erol?da da kişilik ve davranış değişiklikleri olmuş ve beynin düşünme yeteneği zarar görmüştü.

Beyin zedelenmesi bedeni sakatlıklara da neden olabilir. Örneğin, yürümek zorlaşır veya olanaksızlaşır. Davranış bozuklukları olabilir. Kaza geçiren kişiler Erol gibi duygularını denetleyemez olurlar. Sabırsız ve atılgan olurlar; yaşantılarını planlayamaz ve düşüncelerini toparlayamaz olurlar veya unutkan olurlar. Bu sorunlar ileride kişisel ilişkilere zarar verir ve iş bulma olanaklarını etkiler.

Kazalar ve saldırı sonucu yaralanma yanında beyin zedelenmesine neden olan başka faktörler de vardır. Aşırı alkol kullanmak beyin dokularını tahrip eder, petrol ve kimyasal maddeleri koklamak, felç geçirmek, beyin tümörleri ve menenjit, ensefalit ve AİDS gibi enfeksiyon hastalıkları da beyinde tahribat yapar. Boğulma tehlikesi geçirmek veya uyuşturucu yüklenmesi de beyne yeterince oksijen gitmediğinden tahribat yapar Bu zedelenmeler beyni etkileyen zihinsel veya akıl hastalıklarından farklıdır.

Beyin zedelenmesi, kişileri, horca sallanan bebeklerde olduğu gibi, her yaşta etkilemekle birlikte daha çok gençler arasında yaygındır. Beyin zedelenmesi olaylarının %40?ı 17-25 yaş arasındaki kişilerde görülmektedir. Olayların genel nedeni trafik kazalarıdır.

Beyin zedelenmesini önleme yolları:

o Dikkatli araba kullanın. Hız sınırını aşmayın; içkiliyken araba kullanmayın uzun seyahatlerde sık sık arabayı durdurun ve dinlenin. Arabada her zaman emniyet kemerinizi takın ve arabadaki diğer yolcuların da emniyet kemerlerini bağlamış olmalarına dikkat edin.

o Yolda karşıdan karşıya geçerken dikkatli olun.

o Merdivenleri güvenceli kullanın ve işyerinde koruyucu giysiler giyin.

o Alkol kullanırken ölçüyü kaçırmayın

o Bisiklete binerken, paten veya benzeri aletlerle kayarken kask giyin.

o Kavgalardan uzak durun.

o Bebekleri sarsmayın, havalara atarak oynamayın. Beyinleri sallanır, kanama ve beyin tahribatı olabilir.