‘Kanser’ Kategorisi için ArÅŸiv

Kanserin Önlenmesi

Pazar, 04 Kasım 2007

Hiçbir garanti olmamasına rağmen kanser riski taşıyan faktörlerden kaçınmak iyi bir önlemdir. Aşağıda belirtilen kuralları uygulamaya çalışın.

Tütün Kullanılması (Sigara içmek) Tek kelimeyle hayır. Akciğer kanserinden ölümlerde her 5 ölümden en az 4 ünün nedeni ve tüm kanserle ilişkili olaylarda yaklaşık yüzde 30 miktarında ölümün nedeni sigara içmektir. Dumansız tütünün kullanımı insanlarda ağız, gırtlak, boğaz veya yemek borusu kanseri riskini artırır.

Güneşe Maruz Kalmak Her yıl yaklaşık yarım milyon melanom olmayan cilt kanseri olayının hemen hemen hepsinde temel düşmanın güneş olduğu yeni araştırmalarla belirtilmektedir. Özellikle cildiniz açık renk ise güneş ışınlarına maruz kalmaktan kaçının. Güneş yanıklarından kaçınmak içir bir koruyucu kullanın.

Alkol Kendi alkol tüketiminizden kendiniz sorumlu olun. Çok içenler de ağız, gırtlak, boğaz, yemek borusu veya karaciğer kanseri risk fazladır.

Menopoz Tedavileri Olgun yaştaki kadınlarda menopoz belirtilerinin tedavisi için östrojen kullanımı endometriyal (rahim mukozası ile ilgili) kanserlerde belli riskler yaratır. Doktorunuzla tedaviyi tartıştığınız zaman östrojen tadavisinin yararlarını ve risklerini dikkatlice tartın. Radyasyona Maruz Kalma İyonize radyasyonu (x-ışınlarına) aşırı bir şekilde maruz kalma kanser riskini aıtırır. Evlerdeki radon da potansiyel bir risk olabilir. Tıbbi x-ışınlarının çoğu, görüntü kalitesini bozma pahasına, mümkün olan en düşük dozda verilecek şekilde ayarlanır ve fazla radyasyona maruz kalmamanız sağlanır.

Sanayi Maddelerine Maruz Kalmak Nikel, krom, asbest, vinil klorid ve diğer bazı sanayi maddelerine maruz kalma belli kanserlerin riskini artırır.

Beslenme Yediklerinizin kansere yakalanma riskine etkisi olabilir. Çok yağlı veya tuzlama şeklinde hazırlanmış,?ısll? denilen türde, veya nitritle İşlemden şeçirilmiş gıdalar ve yemekler potansiyel olarak tehlikeli olabilir. Diğer yandan A ve C vitaminlerinin zengin olduğu yiyecekler ve lifli yiyecekler belli kanserler için riski azaltmada yardımcı olabilir.

AkciÄŸer Kanseri

Pazar, 04 Kasım 2007

AkciÄŸer Kanseri Nedir?

Kanserler genellikle ilk ortaya çıktığı dokuya göre adlandırılır. Akciğer kanseri ilk önce akciğerde başlar. Küçük hücreli akciğer kanseri akciğer dokularında kanser (habis, kötü huylu) hücrelerinin bulunduğu bir hastalıktır. Akciğerler göğüs boşluğumuzun büyük kısmını dolduran koni şeklinde, süngerimsi yapıda bir çift organdır (Şekil 1). Akciğerlerin başlıca görevi, vücut hücrelerinin artık maddesi olan karbondioksiti vücuttan atmak ve yaşam için temel gereksinim olan oksijeni vücuda almaktır. Akciğerler başlıca ?bronş? denen hava içeren tüplerden, ?alveol? denen hava keseciklerinden, kan ve akkan (lenf sıvısı) damarlarından oluşmuştur.

Şekil 1. Akciğerlerin yapısı.

Hücrelerin mikroskop altındaki görüntülerine dayanarak başlıca iki tip akciğer kanseri vardır: küçük hücreli akciğer kanseri ve küçük hücreli olmayan akciğer kanseri.

Akciğer Kanseri Ne Kadar Sıklıkta Ortaya Çıkar?

Akciğer kanseri günümüzde bir salgın hastalıktır ve erkeklerde, tüm dünyada en çok öldüren kanser türüdür. Kardiovasküler hastalıklardan sonra ölüm nedenleri arasında 2. sırada yer almaktadır. ABD?de 1987?den beri kadınlarda da birinci öldürücü kanserdir. 1996 yılında ABD?de 64,000 kadın akciğer kanserinden, 44,000 kadın meme kanserinden ölmüştür. ABD?de akciğer kanseri olgularındaki 1990?lardaki artış, kadınlarda 1960?lardan sonra ortaya çıkan sigara içme alışkanlığındaki hızlı artışa bağlıdır. Kadın akciğer kanserlerindeki artışın ABD?de en azından 2010 yılına kadar devam edeceği, belki bu tarihten sonra artışın durabileceği tahmin edilmektedir. ABD dışındaki gelişmiş ülkelerde de hızla birinci neden olmaktadır. Tüm dünya ortalamasına baktığımızda erkeklerde birinci, kadınlarda meme kanserinden sonra ikinci sıradadır. Dünya Sağlık Örgütü 1985 yılında gelişmekte olan ülkelerde 300,000 kadının sigaraya bağlı hastalıklardan öldüğünü, bunun %21.1?inin akciğer kanserine bağlı olduğunu bildirmiştir.

Her yıl yeni ortaya çıkan hasta sayıları tüm dünyada artmaya devam etmektedir. 2000 yılında dünyada 2 milyon yeni akciğer kanseri saptanacağı, bunların %60?ının gelişmekte olan ülkelerde olacağı hesaplanmaktadır. Artış hızı özellikle kadınlarda daha belirgindir.

Oysa akciğer kanseri XX. YY.?ın başında son derece nadir bir hastalıktı. Tütünün sigara haline dönüşmesi ve tüketiminin hızla yaygınlaşması sonucu 1940?larda akciğer kanseri salgını ortaya çıkmıştır ve bu salgın etkisini, bütün dünyada, artan şekilde devam ettirmektedir.

Ülkemizde resmi rakamlara göre her yıl 20,000-25,000 yeni akciğer kanseri hastası ortaya çıkmakta ve bu rakamın 30,000-40,000 kadar ulaşabileceği düşünülmektedir. Çünkü ülkemizde güvenilir sağlık istatistikleri yoktur. Ülkemizde akciğer kanserlerinin çoğu erkeklerde görülmektedir. Kadın: erkek oranı 1: 7-8 civarındadır. Ancak 1980?lerden sonra ülkemizde de kadınlardaki artan sigara tiryakiliği bu oranı en geç 5-10 yıl içinde kadınlar lehine belirgin şekilde etkileyecektir. Sağlık Bakanlığı verilerine göre 1983-1989 yılları arasında ülkemizde kanser sıklığı 32/100.000?dir. Bunun %26?lık bölümünü ilk sıradaki akciğer kanseri oluşturmaktadır. 1991-1992 verilerine göre solunum sistemi kanserlerinin oranı, tüm kanserler içinde %43?tür. Yine aynı verilere göre yapılan tahminlerde, gerçek kanser sıklığı 120-130/100.000 olmalıdır. Akciğer kanserinin bölgelere göre dağılımına bakılınca sırayla Ege Bölgesi %39.5, Marmara Bölgesi %26.9, Doğu Anadolu Bölgesi %26.1, Güneydoğu Anadolu Bölgesi %18.2, Akdeniz Bölgesi %18.1, İç Anadolu Bölgesi %16.6 oranındadır.

Akciğer Kanserinin Nedenleri, Risk Faktörleri Nelerdir?

Akciğer kanserinin başlıca nedeni sigaradır. Tüm akciğer kanserlerinin %80-90?ı tek başına sigaraya bağlıdır. Risk sigara içme süresi, toplam içilen sigara, başlama yaşı ve içilen sigaranın tipine göre değişir.

Sigara içen bir kadının akciğer kanserine yakalanma riski içmeyen bir kadına göre 1.5-153 kat daha fazladır. Ayrıca, aynı miktar sigaraya maruz kalan kadınların erkeklere göre 1.5-3 kat daha fazla akciğer kanserine yakalanma riskleri olduğu hesaplanmıştır.

Aktif sigaradan sonra akciğer kanserinin en önemli ikinci risk faktörü pasif sigara maruziyeti veya diğer isimler olarak çevresel sigara maruziyeti veya dumanaltı olmaktır. Pasif sigara maruziyetinin tek başına ortalama 1.2-1.3 kat riski arttırdığı bildirilmektedir.

Ailede akciğer kanseri olması akciğer kanserine yakalanma riskini arttırmaktadır. Ailede akciğer kanseri olan ve hiç sigara içmemiş bir kadının akciğer kanseri riski 2.8 kat artmış iken; ailede akciğer kanseri olmayan ve sigara içen bir kadında bu risk 11.3 kat artmıştır; ailede akciğer kanseri olan ve sigara içen bir kadında ise bu riskin 30 kat arttığı gösterilmiştir.

Ayrıca asbestos denen tozlarla uğraşan işlerde çalışan kişilerde, çeşitli kimyasal maddelerle çalışılan iş kollarında çalışanlarda, daha önce akciğerden hastalık geçiren ve akciğerde nedbe dokusu gelişen kişilerde akciğer kanseri riski artmaktadır.

Bazı beslenme özelliklerinin de akciğer kanseri riskini etkileyebileceği bilinmektedir. Ayrıca motorlu taşıtlara, fabrika bacalarına bağlı hava kirliliklerinin, evlerde uygun olmayan şekilde odun-kömür yakarak ısınmanın kanser yapıcı maddelerin oluşmasına neden olduğu gösterilmiştir. Hava kirliliğinin akciğer kanseri riskini arttırabileceği düşünülmektedir ancak riskin derecesi belirlenememiştir.

Çevresel radon maruziyetinin de akciğer kanseri gelişimi ile ilişkili olabileceği, coğrafi olarak akciğer kanseri yüksekliğine yol açabileceği bilinmektedir.

Küçük hücreli akciğer kanseri genellikle sigara içen veya içmiş olan kişilerde bulunmaktadır. Bu birliktelik bazı araştırmalarda %98?lere kadar çıkmaktadır.

Akciğer Kanseri ve Kadın

ABD?de akciğer kanseri kadında da bir numaralı kanserdir. Tüm kanser ölümlerinin %25?inden sorumludur ve 1996?da 64,300 kadın öldürmüştür. Kadınlardaki akciğer kanseri ölüm hızları ile sigara içme oranları arasında parallellik vardır. Toplumda sigara içiminin yaygınlaşması ile akciğer kanser ölüm hızlarının artışı arasında 15-20 yıl kuluçka süresi vardır. Kadında akciğer kanseri ölümleri 1960?tan sonra hızla artmıştır ve artmaya devam etmektedir (Şekil 2). Bu grafiğe göre ülkemizde bayanlar arasında sigara tiryakiliğinin özellikle son 5-10 yılda çok daha hızla arttığı düşünüldüğünde şekildeki grafiğin şu an için 1965-70?lerdeki gibi durumunda olduğumuzu, kadınlarda akciğer kanseri salgınının gittikçe ülkemizde de alevleneceği öngörülebilir.

Şekil 2. Kadında ABD?de artan akciğer kanseri ölüm hızları. 1930-1990 arasında dramatik bir artış olduğu ve artışın 1960?tan beri hızlanarak devam ettiği görülmektedir.

Sigara içen erkeklere göre sigara içen kadınların küçük hücreli akciğer kanserine yakalanma riskleri daha fazladır. Erkeklerde risk 11.4-37.5 kat artarken kadında 37.6-86 kat artmaktadır. Sigara tüm akciğer kanser tipleri için belirgin risk faktörüdür, ancak sigara ile en güçlü ilişki kadında görülen küçük hücreli akciğer kanseridir. Kesin olarak kanıtlanmamış olmakla birlikte kadınlık hormonu olan estrojenin akciğer kanserinin tipi ve bazı özelliklerini etkileyebileceği ve cinsiyetler arasında akciğer kanseri farklılıklarından sorumlu olabileceği düşünülmektedir.

Küçük Hücreli Akciğer Kanseri Ne Sıklıkta Ortaya Çıkar?

Tüm akciğer kanserlerinin %20 kadarı küçük hücreli akciğer kanseridir. Diğer akciğer kanseri tipleri içinde en hızlı artış gösteren tip budur. Bu tip akciğer kanseri sigara içimi ile ilişkisi en belirgin akciğer kanseridir. Sigara içen kadınların erkeklere göre bu tipe yakalanma olasılığı daha fazladır.

Küçük Hücreli Akciğer Kanserinin Belirtileri Nelerdir?

Bu hastalıkta şu yakınmalar doktora biran önce gitmek açısından uyarıcıdır: geçmeyen öksürük veya göğüs ağrısı, solunum sırasında hırıltı, hışıltı sesleri duyma, nefes darlığı, öksürükle kan veya kanlı balgam çıkarmak, ses kısıklığı veya boyunda ve yüzde şişlikler ortaya çıkması. Bundan başka kanser dokusunun göğüs boşluğunda aşırı büyümesi sonucunda önemli organlara bası yapabilir ve yutma güçlüğü, kalp yetmezliği gibi bulgular verebilir. Yine kanser hücreleri vücudun hemen her organına ve dokusuna yayılabilir; beyin, karaciğer, kemik, böbrek üstü bezleri başta olmak üzere bulunduğu yere göre bulgular verebilir. Hatta göze bile yayılabilerek görme kayıplarına yol açabilir. Bundan başka kanser hücreleri yayılmadığı halde salgıladıkları bazı maddelere bağlı olarak vücutta birçok metabolik ve hormonal sorunlar yapabilir. Bu hastalıktan kuşkulandığında doktorunuz bronkoskop denen bir aletle bronşlarınızın içine bakmak isteyecektir. Bu teste bronkoskopi denir ve genellikle hastane şartlarında yapılır. Bu test öncesi hastaya lokal uyuşturucu ilaçlar verilir, böylece geçici bir süre boğazda, nefes borusunda hissetmeme durumu ortaya çıkar. Bir miktar basınç hissi olabilirse de ağrı hissedilmez. Daha sonra doktorunuz bronş duvarlarından hücreler veya küçük parçalar alabilecek ve mikroskop altında kanser hücreleri olup olmadığının araştırılmasını sağlayacaktır. Bu işleme biyopsi denmektedir.

Bronkoskop ile ulaşılması zor olan akciğer bölgelerinden doku almak için dışarıdan bir iğne de kullanabilir. Bu işlemde, deride küçük bir kesi yapılabilir ve kaburgalar arasından iğne yerleştirilir. Bu işleme iğne aspirasyon biyopsisi denmektedir. Patoloji doktorları mikroskop ile, herhangi bir kanser hücresi olup olmadığını anlamak için alınan dokuları incelerler. Test öncesi hastanın acı duymaması için lokal etkili uyuşturucular kullanılmaktadır.

Hastalıktan kurtulmak (prognoz, sağ-kalım) ve tedavi seçimi, kanserin evresine (sadece akciğerde mi yoksa başka yere yayılmış mı olmasına) ve hastanın cinsiyetine ve genel sağlık durumuna bağlıdır.

Evrelerin Açıklanması

Küçük hücreli akciğer kanserinin evreleri

Küçük hücreli akciğer kanseri saptanır saptanmaz, kanser hücrelerinin akciğerlerden diğer vücut bölgelerine yayılıp yayılmadığını anlamak için ileri tetkikler yapılacaktır (evreleme işlemi). Doktorun tedaviyi planlaması için hastalığın evresini bilmesi gereklidir. Küçük hücreli akciğer kanserinde aşağıdaki evreler vardır:

Sınırlı hastalık

Kanser sadece bir akciğerde ve/veya yakınındaki lenf bezlerindedir (lenf bezleri küçük, fasulye benzeri oluşumlardır ve tüm vücutta bulunmaktadır. Vücutta mikroplarla savaşan hücreleri yapar ve depolarlar).

Yaygın hastalık

Kanser başladığı akciğerden göğüs boşluğundaki veya vücudun diğer bölgelerindeki başka dokulara yayılmıştır.

Nüks evresi

Nüks hastalık demek tedavi edildikten sonra kanserin yeniden ortaya çıkması (nüks etmesi) demektir. Akciğerlerde veya vücudun başka bir yerinde ortaya çıkabilir.

Tedavi Seçenekleri

Küçük hücreli akciğer kanseri nasıl tedavi edilir?

Tüm akciğer kanserli hastalarda tedavi seçenekleri vardır. Üç tür tedavi kullanılmaktadır.

-Cerrahi (kanseri alıp çıkartmak)

-Radyasyon (ışın) tedavisi (yüksek-doz x-ışınları veya diğer yüksek-enerjili ışınlar kullanarak kanser hücrelerinin öldürülmesi)

-Kemoterapi (kanser hücrelerini öldürmek üzere ilaçlar kullanılması)

Ayrıca, küçük hücreli akciğer kanserinin tedavisinde etkili yeni tedaviler olup olmadığını araştıran klinik araştırmalar vardır.

Cerrahi, kanser sadece bir akciğer ve en fazla yakınındaki lenf bezlerine yayılmış durumda ise kullanılabilir. Küçük hücreli akciğer kanseri genellikle sadece bir akciğerde bulunmadığından cerrahi nadiren kullanılabilmektedir. Ancak cerrahi bazen hastada kesin olarak hangi kanserin bulunduğunu anlamak için de kullanılabilmektedir. Eğer cerrahi yapılırsa doktor şu operasyonlardan birini yapacaktır:

- Sadece küçük bir akciğer kısmını çıkaran kama tarzı kesiler (wedge rezeksiyon).

- Lobektomi ameliyatında akciğerin bir lobunun tamamı çıkarılır.

- Pnömonektomi denilen ameliyatlarda bir akciğerin tamamı çıkarılır.

Cerrahi sırasında doktor kanser olduğunu gördüğü lenf bezelerini de çıkarabilir.

Radyasyon tedavisinde kanser hücrelerini öldürmek ve tümörü küçültmek için x-ışınları veya diğer yüksek-enerjili ışınlar kullanılır. Küçük hücreli akciğer kanserinde genellikle vücut dışındaki bir cihaz aracılığıyla yapılır (dıştan ışın tedavisi). Bu tedavi hem akciğerlerdeki hem de vücudun diğer yerlerine yayılan kanser hücrelerini öldürmek için kullanılır. Işın tedavisi beyinde kanser gelişmesini önlemek için de kullanılabilir. Buna koruyucu beyin ışınlaması denir. Bu koruyucu beyin ışınlaması beyin fonksiyonlarını etkileyebileceğinden doktor hastaya böyle bir tedaviye karar vermesi için yardım edebilir. Işın tedavisi tek başına, cerrahi ile ve/veya kemoterapi ile birlikte kullanılabilmektedir.

Kemoterapi küçük hücreli akciğer kanserinin tüm evrelerinde ençok kullanılan tedavi yöntemidir. Kemoterapi haplar şeklinde veya iğne aracılığıyla damar veya kaslara verilerek de uygulanabilir. Kemoterapi bir sistemik tedavi olarak da bilinir, çünkü verilen ilaç kan dolaşımına girerek tüm vücudu dolaşır ve akciğerler dışındaki örneğin beyindeki kanser hücrelerini de öldürebilir.

Evreye göre tedavi

Küçük hücreli akciğer kanserinde tedavi hastalığın evresine, hastanın yaşına ve genel sağlık durumuna bağlıdır.

Eski araştırmalardan etkili olduğu gösterilmiş standard kemoterapiler kullanılabilir veya bir klinik araştırma protokolünde bulunmak gündeme gelebilir. Çoğu hasta standard kemoterapiler ile iyileştirilemez ve bazılarında beklenenden daha fazla yan etki ortaya çıkar. Bu nedenlerle daha iyi kanser tedavileri bulmak için klinik araştırmalar yapılmaktadır ve bunlar en son klinik bilgilere dayanmaktadır. Şu anda kliniğimizde küçük hücreli akciğer kanserinde deneysel bir tedavi uygulanmamaktadır.

Sınırlı Evre Küçük Hücreli Akciğer Kanseri

Tedavi ÅŸunlardan birisi olabilir:

1. Kemoterapi ve göğüs bölgesine ışın tedavisi +/- koruyucu beyin ışınlaması.

2. Kemoterapi +/- koruyucu beyin ışınlaması.

3. Cerrahi ve takiben kemoterapi +/- koruyucu beyin ışınlaması.

Klinik araştırmalarda yeni ilaçlar ve yukardaki tedavileri vermenin yeni ve değişik yolları denemektedir.

Yaygın Evre Küçük Hücreli Akciğer Kanseri

Tedavi ÅŸunlardan birisi olabilir:

1. Kemoterapi +/- koruyucu beyin ışınlaması.

2. Vücutta kanser hücrelerinin yayılmış olduğu beyin, kemik veya omurga gibi bölgelere yakınmaları düzeltmeye yönelik ışın tedavileri.

Klinik araştırmalarda yeni ilaçlar ve yukardaki tedavileri vermenin yeni ve değişik yolları denemektedir.

Nüks Küçük Hücreli Akciğer Kanseri

Tedavi ÅŸunlardan birisi olabilir:

1. Konforu (hastalığa bağlı yaşam kalitesini) arttırmaya yönelik ışın tedavisi.

2. Konforu (hastalığa bağlı yaşam kalitesini) arttırmaya yönelik kemoterapi.

3. Konforu (hastalığa bağlı yaşam kalitesini) arttırmaya yönelik olarak hava yollarının açık kalmasını sağlayacak lazer, ışın tedavileri veya alet uygulamaları.

4. Yeni ilaçları deneyen klinik bir araştırma.

BaÅŸ Ve Boyun Kanserleri

Pazar, 04 Kasım 2007

Erken teşhis edildiklerinde baş-boyun kanserleri tedavi edilebilirler. Baş-boyun kanserlerinin çoğu da erken belirtiler verirler. Erken belirtileri bilmekle, doktorunuzu uyarabilir ve teşhisi kolaylaştırabilirsiniz. Unutmayınız: baş-boyun kanserlerinin tedavisinin başarılı olması, erken teşhise bağlıdır. Baş-boyun kanserlerinin belirtilerini bilmek ve bunların farkına varmak hayatınızı kurtarabilir.

Dikkat etmeniz gereken belirtiler :

Deri deÄŸiÅŸiklikleri

Deri kanserleri, en sık görülen baş ve boyun bölgesi kanserleridir. Deri kanserleri doğru yöntemler zamanında kullanıldığında genellikle ciddi sorunlar oluşmadan tedavi edilebilirler. Baş ve boyunda en sık görülen deri kanseri türü ?bazal hücreli kanser?dir. En sık alın, yüz ve kulak kepçesi gibi güneş ışınlarına daha fazla maruz kalan bölgelerde görülmekle birlikte, her yerde oluşabilir. Bazal hücreli deri kanseri başlangıçta küçük ve soluk renkli bir leke şeklinde başlar; daha sonra orta kısmında küçük bir yara gelişir. Bu yaranın bazı bölgeleri zaman içinde iyileşme gösterebilir, ancak yara tamamen kaybolmaz.

Baş ve boyun bölgesinde ?yassı hücreli kanser? ve ?malign melanom? gibi diğer deri kanseri türleri de görülebilir. Yassı hücreli kanserler genellikle alt dudak ve kulak kepçesinde ortaya çıkar. Görünümleri bazal hücreli kansere benzeyebilir ve erken teşhis edilip tedavi edildiklerinde bazal hücreli kanserlerden daha tehlikeli değildirler. Dudak, yüzün alt bölümü veya kulak kepçesi derisinde iyileşmeyen bir yara farkederseniz şüphelenmeniz gerekir. ?Malign melanom? deride koyu siyah veya koyu mor renk değişikliğine neden olur; bazen de ortadaki bir lekenin etrafında daha küçük lekeler görülür. Baş veya boyun derisinde özellikle büyüklüğü artan siyah veya koyu mor renkli bir leke farkederseniz muayene olmanız gerekir.

Ses deÄŸiÅŸiklikleri

Gırtlak kanserlerinin çoğu ses değişikliklerine neden olur. İki haftadan uzun süren ses kısıklığı veya herhangi bir ses değişikliğinde muayene olmanız gerekir. Ses tellerinizin incelenmesi için bir Kulak-Burun-Boğaz hastalıkları uzmanına başvurmanız gerekir. Ses değişikliklerinin çoğunun nedeni kanser değildir; ancak, şansınızı zorlamayınız ve iki haftadan uzun süren ses kısıklığı halinde bunun kansere bağlı olup olmadığını anlamak için muayene olunuz.

Ağız içinde şişlik

Ağız ve dil kanserlerinin çoğu ağız içinde yara veya şişliğe neden olurlar. Bu yara ve şişlikler iltihaplanmadıkça genellikle ağrısızdırlar. Kanama da görülebilir, ancak bu genellikle geç bir belirtidir. Ağız içinde bir yara ve şişlik ile birlikte boyunda da şişlik varsa mutlaka muayene olunuz. Teşhis için muhtemelen bir biyopsi (dokudan örnek alınarak inceleme) yapılması gerekecektir.

Yutma problemleri

Boğaz ve yemek borusu kanserlerinde özellikle katı gıdalarda olmak üzere yutma güçlüğü görülebilir. Yutma güçlüğünde alınan gıda boğazda belli bir noktada takılır, daha sonra yutulabilir veya geri çıkartılır. Her yutma işlemi sırasında sorun yaşanıyorsa muayene olmanız gerekir. Teşhis için yemek borusunun ilaçlı bir röntgen filminin çekilmesi ve yemek borusunun içini görmek için endoskopi yapılması gerekebilir.

Tükürmekle veya öksürmekle kan gelmesi

Bu belirtilerin nedeni genellikle kanser değildir. Ancak burun, ağız, boğaz veya akciğer kanserlerinin belirtisi de olabilir. Tükrükte veya balgamda birkaç günden uzun süreli kan gelmesi şikayetiniz varsa muayene olmanız gerekir.

Sürekli kulak ağrısı

Kulakta veya yutkunma sırasında kulak bölgesinde hissedilen sürekli ağrı olması, boğazda iltihaplanma veya bir tümörün erken belirtisi olabilir. Kulak ağrısıyla birlikte yutma güçlüğü, ses kısıklığı veya boyunda şişlik de varsa bu durum genellikle önemlidir ve muayene olmanız gerekir.

Boyunda ÅŸiÅŸlik

Baş ve boyun bölgesinde başlayan kanserler, genellikle vücudun başka bölgelerine yayılmadan önce boyundaki lenf bezlerine yayılırlar. Boyunda 2 haftadan uzun süredir varolan bir şişlik, doktora gitmenizi ve muayene olmanızı gerektirir. Boyundaki bütün şişlikler kanser değildir; ancak boyundaki şişlik ağız, boğaz, gırtlak, tiroid bezi, lenf ve kan kanserlerinin erken belirtisi de olabilir. Kanserlerin neden olduğu şişlikler genellikle ağrısızdırlar ve zamanla büyürler.

???????????????????????????

Baş ve boyun kanserleri için risk faktörleri

Baş ve boyun kanserlerinin yaklaşık %90?ının nedeni bazı risk faktörleriyle uzun süreli temastır. Tütün (sigara, puro, pipo içimi ve tütün çiğneme) ve alkol kullanımı, ağız, boğaz, yemek borusu, gırtlak ve dil kanserlerinin oluşumunda en önemli faktörlerdir (Tütün ve alkol kullanmayan erişkinlerde ağız ve boğaz kanseri hemen hemen hiç görülmez). Dudak ve deri kanserleri için en önemli risk faktörü ise güneş ışınlarına aşırı maruz kalmaktır.

Ne yapmalısınız ?

Yukardaki belirtilerin hepsi kanser dışındaki hastalıklarda da görülebilir ve genellikle teşhis kanser değildir. Emin olmak için, belirtiler ortaya çıktığında doktorunuza muayene olmanız gerekir.

UNUTMAYINIZ Baş ve boyun bölgesindeki kanserler erken teşhis edildiklerinde ciddi sorunlar olmadan tedavi edilebilirler. Belirtilerin ortaya çıkması ile teşhis koyulup tedavinin başlaması arasındaki gecikme, genellikle hastaların doktora geç başvurmasından kaynaklanmaktadır. Hastaların belirtilerin çıkmasını takiben erken muayene olup erken teşhisin gerçekleşmesi ile bu kanserlerin tamamen iyileştirilebilme oranları artacaktır.

KENDİNİZİ GARANTİYE ALINIZ Doktora erken müracaat ediniz! Başta sigara içimi olmak üzere kanser için risk taşıyan alışkanlıklardan kaçınınız ve sağlıklı yaşam için gerekli düzenlemeleri kendi hayatınıza uygulayınız.

Prostat Kanseri

Pazar, 04 Kasım 2007

Erkeklerde en sık kanser tiplerinden biri prostat kanseridir. Bu broşürdeki amaç sizi prostat kanseri hakkında bilgilendirmek ve tedavi yöntemlerini tanıtmaktır.

Prostat bezi nedir ?

Prostat her erkekte olan kestane büyüklüğünde bir üreme organıdır. İdrar torbasının hemen altında bulunur ve idrar kanalının çevresini sarar. Prostat bezi meni salgılanması esnasında görev yapar.

Prostat kanseri nedir ?

Prostat kanseri, prostat içerisinde normalden sapmış kötü huylu hücrelerin bir grup oluşturması şeklinde tarif edilebilir. En başlarda herhangi bir belirti vermeyebilir. Tümör büyüdükçe idrar kanalına olan baskısı artar ve kişi daha zor, daha ağrılı ve daha sık idrara çıkmaya başlar. Prostat kanseri zamanla prostat bezinden dışarı çıkar ve çevredeki bezelere doğru yayılır. Sinsi hastalık daha sonra kemik ve diğer organlara dağılır. Bundan sonra vücut, sırt ve eklem ağrıları başlar.

Prostat kanseri tedavisinde amaç nedir ?

Vücutta kanserli hücrelerin hiç kalmaması ilk amaçtır. Ancak geç tanı konmuş hastalarda kanserli hücrelerin zayıflatılması ve yayılım miktarının kontrol altında tutulmasına çalışılır.

Tedaviler nelerdir ?

Kanserin prostat bezi ile sınırlı olduğu durumlarda prostat bezi ve yakın çevresindeki alan ?radikal prostatektomi? denilen bir ameliyat ile tamamen vücut dışına alınır. Bu tedavi prostat kanserinin ideal tedavisidir. Ancak kanserin prostat bezi dışına çıktığı durumlarda bu ameliyat yetersiz kalır. Bu kez ışın tedavileri ya da erkeklik hormonunu baskılayan ilaç tedavileri uygulanır.

Ne yapabilirim ?

Prostat kanserinin erken tanınmasında her yıl yapılacak ürolojik muayene çok önemlidir. Elli yaş üstü ya da akrabaları içerisinde prostat kanseri olan 40 yaş üstü her erkeğin her yıl bir kez prostat muayenesi olması ve kan tetkiki yaptırması gereklidir.

Üroloji doktorunuz tetkik ve muayene sonucuna göre bazı durumlarda sizden prostat biyopsisi isteyebilir. Biyopsi sonucuna göre ürolojik değerlendirmeniz devam eder.

PROSTAT KANSERİNDEN DEĞİL GEÇ TEŞHİS EDİLMİŞ PROSTAT KANSERİNDEN KORKULMALIDIR

Kemık Tumorlerı

Pazar, 04 Kasım 2007

Kemikte başlayan tümörler nadirdir. E er kanserliyse, habis hücreler ço u zaman vücudun başka bir yerindeki kanserden gelmişlerdir (metastaz yapmıştır.) Bunun istisnaları ilikte başlayan multipl meyelom ve osteosarkomdur.

Belirtiler

- Kemi in yüzeyinde sert bir şişlik,

- Bu şişlikle birlikte a rı,

- Kemik kırılmaları.

Osteosarkom birinci kemik kanserleri arasında en yaygın olanıdır. Bunların her ikisi de metastaz şeklindeki kemik kanserlerinden çok daha az görülür. Daha büyük sıklıkla, kemik tümörleri selimdir.

TeÅŸhis

Röntgen yararlı olabilir, ancak kesin teşhis koymaya yetmeyebilir. Tümörün habis olup olmadı ını anlamak için, laboratuvarda incelemek üzere küçük bir doku örne inin alındı ı kemik biyopsisi yapılabilir.

Selim tümörler nadir olarak sa lı ı tehlikeye atar. E er tümör habis ya da vücudun başka bir bölgesinden yayılmışsa yaşamı tehdit edebilir.

Tedavi

Selim tümörlerin nadir olarak ameliyatla çıkartılması gerekir. Osteosarkom gibi bir kemik kanseri ameliyatla çıkartılır ve kanser ilaçları verilir. Bazen, kanser dokusu alınırken kol ya da bacak korunur ve daha sonra onarılır. Bu işlemi bir rehabilitasyon programı izler.

Losem

Pazar, 04 Kasım 2007

Lösemiler, vücuttaki kan üretim sistemini (lenfatik sistem ve kemik ili i) etkileyen kanserlerdir. Lösemiler akut veya kronik olarak (mikroskoptaki görünüşlerine göre alt gruplara ayrılırlar) ve tümörün yayılım ve gelişim özelliklerine göre sınıflandırılırlar. Genel olarak, akut lösemiler çocuklarda ortaya çıkarken, kronik lösemiler daha çok yetişkinlerde görülme e ilimindedirler.

Akut Lösemiler

Akut lösemide, kemik ili inde olgunlaşmamış kan hücreleri hızlı bir şekilde üretilmekte, ve sonuçta sa lıklı-normal kan hücrelerinden sayıca daha fazla hale gelmektedirler. Bu anormal hücreler di er organlara da yayılarak, organı fonksiyonlarını yapamaz hale getirebilirler. Akut lösemilerin sınıflandırılması temel olarak olgunlaşmayan hücrelerin tipleir esas alınarak yapılır:

- Akut Lenfoid Lösemi (ALL) : Normalde lenfosit adı verilen olgun kan hücresi tipine dönüşmesi gereken lenfoblast isimli olgunlaşmamış kan hücrelerin artması ile karakterizedir. Bu lenfoblastlarin sayıları çaok miktarda artar ve genelde lenf dü ümlerinde birikirek şişliklere neden olurlar. ALL, en sık gözlenen çocukluk ça ı kanseridir, ve 15 yaş altındaki çocuklarda gözlenen lösemilern %80 i ALL dir. Bazen yetişkinlerde de görülebilmekle birlikte, 50 yaşın üzerinde ALL son derece nadirdir.

- Akut Myeloid Lösemi (AML) : Myeloblast adı verilen ve normal kan hücrelerine dönüşmesi gereken olgunlaşmamış kan hücrelerlinin üretimi ile karakterizedir. Olgunlaşmamış bu hücreler kemik ili inde çok yüksek sayılara ulaşırlar ve normal kan hücrelerinin üretimini azaltırlar. Sonuçta anemi (kansızlık - kırmızı kan hücresi üretiminde azalma) ve sık enfeksiyona yakalanma (beyaz kan hücresi üretiminde azalma) durumu ortaya çıkabilir. Ergenlik ça ında ve 20 li yaşlarda saptanan lösemilerin %50 sini, yetişkinlerdeki lösemilerin de %20 sini AML oluşturur.

Kronik Lösemiler

Kronik lösemi, görünüşte olgun ancak normal olgun kan hücrelerinin yaptıklarını yapamayan kan hücrelerinin aşırı üretimi ile karakterizedir. Kronik lösemi daha yavaş ilerler ve sonuçları daha az dramatiktir. Temel olarak iki alt grubu vardır:

- Kronik Lenfoid Lösemi (KLL) : Olgun görünüşe sahip lenfositlerin kemik ili inde aşırı üretimi ile kendini gösterir. Bu anormal hücreler tam olarak olgunlaşmış normal lenfositler gibi görülürler, ancak normal lenfositler gibi vücudumuzu enfeksiyonlara karşı koruyamazlar. KLLde, kanser hücreleri kemik ili inde, kanda ve lenf nodlarında bulunurlar ve lenf dü ümlerinde şişmeler meydana gelir. KLL tüm lösemilerin %30unu oluşturur. 30 yaşın altında nadiren görülürler, ancak görülme sıklı ı yaşla birlikte artar ve en sık olarak 60-70 yaş arasında gözlenir. Saçlı (Hairy) hücreli lösemi; lenfosit kaynaklı bir kronik lösemidir ancak KLLden farklıdır. KLLden farklı olarak, saçlı hücreli lösemi ilaç tedavisi ile sıklıkla tedavi edilebilmektedir.

- Kronik Myeloid Lösemi (KML) : Bu lösemi, olgun görünüşlü ancak fonksiyon kaybı bulunan myeloid hücrelerin (beyaz kan hücreleri gibi) aşırı üretimi ile kendini gösterir. Bu aşırı üretim hiç normal hüre kalmayana kadar devam eder. KML hastası olanlarda sıklıkla Philadelphia kromozomu denilen kromozom anomalisi ortaya çıkar. Bu kromozom anomalisinde bu hastalı a neden olan bir enzimin üretilmesine neden olan bir genin oldu u düşünülmektedir. KML yetişkinlerde gözlenen lösemilern %20-30 unu meydana getirir ve 25-60 yaşları arasında gözlenir. Bazı hastalarda kemik ili i nakli ile bu hastalık tedavi edilebilir.

Genel olarak lösemiler tüm kanserlerin %2 sini oluştururlar. Erkeklerde lösemi daha sık gözlenmektedir. Ayrıca beyaz ırkta da daha sıktır. Yetişkinlerde lösemi tanısı konma sıklı ı çocuklardan 10 kat daha fazladır ve risk yaşla birlikte artar. Çocuklar arasında ise 4 yaş altında daha sık gözlenir.

Löseminin kısmen de olsa ailevi olabilece ine dair bulgular vardır; özellikle KLL gibi belirli türlerinde, bazı ailelerde yo unlaşma gözlenmektedir. Belirli genetik hastalıklarda (Down sendromu gibi) da bazı lösemi tiplerinin daha sık gözlendi i bilinmektedir. Bununla birlikte, kesin bir genetik ve ailevi risk henüz saptanmamıştır. Myeloid lösemi olgularında, iyonize edici radyasyona ve benzene (kurşunsuz benzinde bulunur) maruziyetin hastalı ın gelişmesinde etkili oldu unu gösteren çalışmalar bulunmaktadır.

Belirtiler

Erken döneme ait belirtiler genelde gözden kaçmaktadır, çünkü bu dönemdeki şikayetler nezle veya di er sık gözlenen hastalık şikayetlerine benzer.

- Ateş, halsizlik, kemik ve eklemlerde a rılar, baş a rıları, deride kızarıklıklar,

- lenf dü ümlerinde şişlikler

- sık sık enfeksiyona yakalanma

- sebebi bilinmeyen kilo kaybı

- dişeti ve burun kanamaları

- karaci er veya dalakta büyüme veya karında şişkinlik hissi

- ciltte sık sık çürükler meydana gelmesi veya kesiklerin çok güç durması

Tanı

Öncelikle şikayetlerinizden ve muayene bulgularınızdan şüphelenilmesi gerekir, daha sonra kan testleri ile tanı netleştirilebilir. Daha sonra yapılacak kemik ili i biyopsisi, özel kan testleri ve genetik testler yapılabilir.

Genel olarak kronik lösemi akut lösemiden dah yavaş ilerler. KML hastaları tipik olarak 3-5 yıl boyunca normaldirler daha sonra AML benzeri bir tablo meydana gelir.

Şu an için lösemia hstalı ından korunmanın kesin bir yöntemi bilinmemektedir. Ancak ileriki yıllarda genetik testler, lösemi gelişme riski yüksek kişileri belirlemede kullanılabilir. O döneme kadar lösemi hastalarının birinci derece akrabaları düzenli oalrak doktorlarına muayene olmalı ve kan testi yaptırmalıdırlar.

Tedavi

Akut Lösemiler

Akut lösemilerde evreleme yapılmaz (kanserin ne kadar yayıldı ına bakılmaz), ve tedavi hastalı ın yaygınlı ına göre de işmez. Akut lösemilerin tedavisinde hastanın durumu ve yeni tanı konup konmadı ına dikakt edilir.

ALL de tedavi genelde fazlar halinde uygulanır ancak tüm fazlar tüm hastalara uygulanmaz:

Faz 1: başlangıç tedavisi; hastayı remisyon dönemine sokabilmek amacı ile hastanede ilaç uygulanır.

Faz 2: konsolidasyon dönemi; faz 1 deki ilaçlara devam edilir, ancak hastalar hastanede kalmazlar.

Faz 3: profilaksi (koruyucu) dönemi; farklı ilaçlar kullanılır ve radyasyon tedavisi de uygulanabilir. Löseminin beyin ve santral sinir sistemine yayılması önlenmeye çalışılır.

Faz 4: lösemi tedavi edildikten sonra, hasta düzenli olarak kontrole ça ırılır ve gerekli testler yapılır.

Tekrar eden lösemi: bazı hastalarda tedaviden sonra lösemi tekrar ortaya çıkabilir. Bu hastalara daha yüksek dozlarda ve farklı grup ilaçlarla tedavi verilir. İlaç tedavisinden sonra 4-5 yıl hastanın hastalıksız dönemde kalması gerekir. bazı hastalarda allojenik kemik ili i nakli yapılabilir.

AML tedavisi genelde AML nin tipine, hastanın yaşına ve genel sa lık durumuna göre yapılır. Genellikle hastaları remisyon (hastalıksız) dönemine sokmak için tedavi uygulanır.

Kronik Lösemiler

KLL; tanı konduktan hemen sonra kanserin yaygınlı ı saptanmalıdır. KLL nin dört dönemi vardır:

Dönem 0: kanda çok sayıda lenfosit vardır. Genel olarak, başka her hangi bir lösemi bulgusu yoktur.

Dönem 1: Lenf dü ümlerinde şişlik

Dönem 2: Lenf dü ümlerinde, karaci er ve dalakta büyüme ve şişlik

Dönem 3: Anemi (kansızlık) gelişmiştir

Dönem 4: trombositler (pıhtılaşmayı sa layan hücreler) çok azalmıştır. lenf dü ümleri, dalak ve karaci er büyümüş olabilir, kansızlık bulunabilir.

KLL tedavisi, hastalı ın dönemine, hastanın yaşına ve genel sa lık durumuna göre de işir. Dönem-0 da tedavi gerekmeyebilir ve hasta düzenli olarak kontrol edilir. Dönem-1 ve 2 de ilaç tedavisi farklı şekilllerde uygulanabilir. Belirli hastalar kemik ili i nakli ile tedavi edilirler.

KML için, kemik ili i nakli en yaygın tedividir. Belirli ilaçlar da tedavide kullanılır.

Tüm lösemiler için ortalama 5 yıllık hayatta kalma oranı %42 dir, ancak tiplerine göre farlılık gösterir:

ALL  genel olarak ALL li çocukların %90 ı tamamen iyileşir ve tüm yaşlar için 5 yıllık hayatta kalma oranı %80 dir. Yetişkinlerde durum daha kötüdür, 5 yıllık yaşam oranı %25-35 dir.

AML  uygun tedavi ile AML hastalarının %70-75 inde iyileşme beklenir. İyileşen hastaların bir kısmında hastalık tekrarlayabilir ve bu durum genel tedavi oranını %40-60 a düşürür.

KLL  KLL hastaları için ortalama yaşam süresi 9 yıldır, ancak bu sürenin 35 yıl oldu u hastalar vardır. Dönem 1 ve 2 deki hastaların yaklaşık %70 inde iyileşme dönemleri sa lanabilir.

KML  ortalama sa kalım süresi hastaların yaşına, hastalı ın yaygınlı ına ve tedaviye göre de işir. 40 yaşın altında, hafif şikayetleri olan hastaların 3 yıl aşama oranları kemik ili i naklinden sonra %50-60 civarındadır. Bununla birlikte, kemik ili i nakli yapılmayan hastaların sadece %15-25 inde 5 yıldan fazla yaşam mümkün olmaktadır. Az sayıdaki hastanın 20 yıl civarınd ayaşadı ı bildirilmiştir.

Malıgn Melanom

Pazar, 04 Kasım 2007

Belirti ve Bulgular

Mevcut bir benin görünümündeki de işiklikler (ebat, renk, kanama, ülserleşme gibi); kenarları düzensiz, asimetrik, farklı renkte ve gittikçe büyüyen yeni bir ben gelişimi; keskin sınırlı, elmas şeklinde koyu kahve veya siyah renkli (nodüler melanom) olabilece i gibi beyaz, kırmızı, mor bir kitle (amelanotik melanom) şeklinde de olabilir.

Laboratuvar Bulguları

Patolojik tanı için biyopsi, karaci er tutulumunun olup olmadı ının saptanması için karaci er fonksiyon testleri, akci er tutulumunun araştırılması için akci er filmi ve şüpheli di er yerler için di er tetkikler (lenf nodu biyopsisi, bilgisayarlı tomografi gibi).

Hastalık

Malign melanom, cilt kanserleri arasında en nadir görüleni olmakla birlikte, en tehlikelisidir. Sıklıkla ciltte görülmekle birlikte, bazen a ız içinde, makatta, vajende, beyin zarlarında, göz kapa ının iç yüzeyinde ve retinada (göz) da ortaya çıkabilir. Her yaşta görülebilmekle birlikte, en sık 40-60 yaşları arasında görülür. Kadınlarda belden aşa ıda, erkeklerde belden yukarıda ve her iki cinste de kollarda görülme sıklı ı artmaktadır. Bunun en önemli nedeni olarak güneşte uzun süre kalma gösterilmektedir.

Melanom, derideki melanosit adı verilen hücrelerden köken alır. Melanositler deriye rengini veren melanin maddesini üretirler. Sarışınlarda melanom daha sık görülmekle birlikte, hiç kimse bu hastalı a karşı dayanıklı (ba ışık?) de ildir. Örne in zencilerde daha çok avuç içinde, ayak tabanında ve tırnak altlarında meydana gelir.

Tedavi açısından; malign melanomun derin tabakalara ulaşmadan saptanması ve kitlenin derinli i son derece önemlidir. Erken tanı sırasında normal benlerden ve displastik benlerden ayrılması gerekir, ikincisi için biyopsi gereklidir. Şüphelenildi inde derhal doktora müracaat edilmelidir, çünkü bu kanser, mevcut kanserler arasında en çok yayılanlardan birisidir.

Korunma

Melanom da di er deri kanserleri gibi güneşe maruz kalma ile ilgilidir. Genelde 20 yaş öncesinde sık sık şiddetli şekilde güneş yanı ı oluşanlarda gözlenir. Özellikle ö len vakitlerinde güneşten korunmak gerekir. Bronzlaşma merkezlerinden uzak durun, ayda bir cildinizi kontrol edin, yeni ben oluşumlarını takip edin, yukarıda belirtilen de işiklikleri görüyorsanız doktorunuza müracaat edin.

Tedavi

Malign melanom yayılmamışsa cerrahi olarak alınabilir, e er yayılımdam şüpheleniliyorsa yakınındaki lenf nodlarının da alınması gerekebilir. Yayılım olan hastalarda ilaç tedavisi ve immünoterapi uygulanabilir.

Hastalı ın seyri

Erken tanınan olgular genelde başarılı bir şekilde tedavi edilir. Hastalı ın sonucu, çıkarılan kitlenin kalınlı ı ile yakın ilişkilidir (örne in; kalınlı ı 0.76mmnin altındaki kanserlerde 5 yıllık yaşama yüzdesi %95in üzerinde iken, kalınlı ı 4mm ve üzerindeki kitlelerde 5 yıllık yaşama yüzdesi yaklaşı %50dir). Ancak kitlenin kalınlı ının yanı sıra; kanserin yeri, büyüme hızı, vücudun verdi i (lenfositik) cevap ve yukarıda da belirtildi i gibi erken tanı yaşam süresini etkileyen faktörlerdendir.

Mesane Kanseri

Pazar, 04 Kasım 2007

Erkek mesane kanseri olması riski kadınlardan üç kat daha fazladır. Amerika da her yıl yaklaşık kırk bin yeni mesane kanseri olayı teşhis edilir ve onbeş binden fazla ölümün nedeni bu hastalıktır. Mesane kanseri kırk yaşın altındakilerde nadiren görülür. Bunun en azından çevresel faktörlerle ilişkili oldu u düşünülmektedir. Bu hastalık sigara içenlerde boya, kimya ve lastik sanayiinde çalışan işçilerde daha fazla görülür.

Belirtiler

-İdrarda kan;

-Pelvik sancı (ön ve yanlardaki kalça kemiklerinde sancı);

-İdrar yapmada zorluk;

TeÅŸhis

En sık görülen ilk belirti, a rı ya da başka bir rahatsızlık olmaksızın, idrarda kan bulunmasıdır. Sık yapılan bir teşhis hatası, idrardaki bu kanın mesane iltihabına ba lanmasıdır. E er mesane kanserini düşündüren şikayetleriniz varsa, doktorunuz kanserli hücreleri saptamak üzere idrar tahlili yaptıracaktır. IVP denilen özel bir böbrek röntgeni çekilebilir ve doktorun mesanenin içini görebilmesi için, sistoskopi yapılacaktır. Sistoskopi sırasında, habis hücreler açısından mikroskop altında incelenmek üzere, mesane duvarından parça alınır.

E er kanser saptanırsa, doktorunuz kanserin hangi evrede oldu unu saptamak için, karın ya da pelvis tomografisi isteyebilir. Kanserin mesane dışına yayılıp yayılmadı ını anlamak için yapılan testler, gö üs röntgeni ve kan tahlilleridir.

E er mesanedeki tümör küçükse ve mesaneyi kaplamamışsa, iyileşme şansı yüksektir. Bu türden mesane kanseri olan insanların yaklaşık %50si ile 70i arasında kalan kısmı üç yıllık bir süre içerisinde iyileşme gösterecektir. Ancak kanser yine de önemli olacaktır.

Kanseri kaslara ve ya dokusuna yayılan şahısların yaklaşık %45i radyasyon tedavisinin yapılmış olması koşuluyla en azından 5 yıl süreyle yaşarlar.

Mesane kanseri di er organlara da sıçrayan insanların büyük bir ço unlu u tedavi görse de 2 yıldan fazla yaşayamaz.

Tedavi

Yüzeysel mesane kanserindeki tedavi genellikle tümörün kendisinin alınması şeklindedir. Bunun için büyük bir ameliyat gerekmez, çünkü cerrah tümörü bir sistoskop aracılı ıyla alınabilir.

Yüzeysel tümörün alınmasından sonra biyopsiyi ihtiva eden sistoskopik de erlendirme her 3 ile 6 ayda bir kanserin yeniden oluşup oluşmadı ını belirlemek için yapılır. E er bu olay yinelenirse, tümör yeniden sistoskopi ile alınabilir. Ancak bu sefer gelecekteki mesane kanseri olasılı ını azaltmak için kanserle mücadele edici ilaçlar verilir.

E er hastalık mesane kasları ve ya dokusunu kaplarsa mesanenin kendisinin, erkeklerde de prostat bezinin de birlikte olmak üzere, alınması gerekir. İlerlemiş mesane kanseri olan kadınlarda da yumurtalıkların, rahmin ve vajinanın bir kısmının alınması gerekir.

Mesanenin alınması, idrarın geçece i bir açıklı ın yaratılmasını gerektirir. Bunu yapmanın de işik yolları vardır. En başarılı olan tekniklerden birinde üreterler, bir parça ba ırsaktan yapılmış yapay bir mesaneye ba lanırlar. Yani mesane göbe in yan tarafından vücudun iç kısmına tutturulur. Daha sonra idrarı giysilerin altından vücut üzerinde bir torbaya boşaltmak üzere karın duvarından bir delik açılır. Buna ileal kanal işlemi denir.

Bazı hekimler, invazif (yayılma gösteren) mesane kanseri için bu operasyondan sonra radyasyon terapisi ve kemoterapi önerirler. Tümör lenf ise kemoterapi kullanılabilir. Metastatik hastalı ı (di er organlara yayılan kanser) olan şahısların %30 ile 70 i arasındaki kısmında kemoterapi kanserin yayılmasını kontrol altına almak ve a rıyı hafifletmek açısından yararlıdır. Ancak bunun yararı 6 aydan daha fazla sürmez ve kanser bu süreden sonra ilerlemeye devam eder.

Mesanenin ameliyat ile alınması veya radyasyon terapisi ile devam eden kemoterapinin bir kombinasyonu yayılma gösteren (invasiv) hastalı ı olan şahısların bazılarında yaşamı uzatır.

Multıple Myelom

Pazar, 04 Kasım 2007

Multiple myelom, kemik ili inin kanseridir. Nedeni immün sistemde görevli beyaz kürelerin bir türü olan, plazma hücrelerinin kontrolsüz büyümesidir. Normalde plazma hücreleri immünglobülün veya antikor adı verilen ba ışıklık sistemine ait maddeleri üretirler. Ancak, multiple myelom da plazma hücreleri kontrolsüz bir şekilde ço alırlar ve çok aşırı miktarda tek tip immünglobülin üretirler. Di er tür immünglobülinlerde ise tehlikeli düzeyde azalma meydana gelir; bu durumda hasta enfeksiyonlara karşı duarlı hale gelir. Dahası, kanser hücreleri kemiklerde ve kemik iliklerinde toplanarak, kemik dokusunu harap eden tümörler (kitleler) meydana getirirler, bu durum kemiklerin zayıflamasına ve kırıklara neden olabilir.

Multiple myelom, son derece nadir bir kanser türüdür, ABD de her 100.000 kişide 3-4 kişide görülür. Bu hastalıkta yaş önemli bir risktir, hastalık genelde 60 yaş civarında ortaya çıkar. Di er risk faktörleri; radyasyon, asbest, benzen ve pestisidlerdir.

Hastalı ın ilk başlarında herhangi bir şikayet olmayabilir. Bununla birlikte multipl myelom geliştikçe, aşa ıdaki belirtiler ortaya çıkabilir:

- Kemik a rıları, özellikle sırt, kaburga ve bazen de kollarda. Bu a rıların ortaya çıkabilmesi için myelom hücrelerinin sayısı kemikte harabiyet oluşturabilecek kadar çok olmalıdır,

- Sık sık enfeksiyonlara yakalanmak,

- Halsizlik,

- Kanamaların artması, özellikle burun ve dişetlerinde,

- Vücutta kolayca çürüklerin meydana gelmesi,

- Ciltte genel bir hissizlik,

- Ciddi böbrek şikayetleri,

- Tat duyusunun kaybolması,

- Bulantı ve kusma,

- Zihin bulanıklı ı.

Tanının konmasında doktorunuzun şüphelenmesi, ve kan tahlilleri yönlendiricidir. Kanser hücrelerinin kemik ili ini işgal etmesine ba lı olarak, normal kırmızı kan hücrelerinin üretimi azalır ve hastada kansızlık (anemi) ortaya çıkar. Kan testlerinde ayrıca artmış immünglobülinlerden dolayı protein miktarınd artış saptanır. 24 saatlik idrarda, hastalı a yönelik anormal proteinler saptanabilir.

Vücuttaki uzun kemiklerin, kafatası ve gö üs röntgenlerinin çekilmeis myelom tanısının konmasında destekleyici bilgiler verir ve kemiklerdeki zayıflamayı ortaya koyar. Plazma hücrelerinin anormal derecede arttı ını ispatlamak için kemik ili i biyopsisi yapmalıdır. Normalde plazma hücreleri kemik ili indeki hücrelerin %5 inden daha azını teşkil ederler. Ancak myelomlu hastalarda bu oran %10-%90 arasında olabilir. Tanısal amaçla yapılan kemik ili i biyopsisinde, %30 dan fazla plazma hücresi saptanası multipl myelom tanısı koydurur.

Tanı konduktan sonra, kanserin yaygınlı ını saptamaya yönelik testler yapılmalarak hastalı ın evresi saptanmalıdır. Evreleme karmaşık bir işlem sayılabilir ve protein düzeyine, kalsiyum seviyelerine, böbrek fonksiyonlarına ve kemik hasarına göre belirlenir. Aşa ıdaki evreleme, her klinik tarafından uygulanmıyor olabilir veya de iştirilerek uygulanıyor olabilir.

- Evre - I : az miktarda kanseri hücresi vücuda yayılmıştır ve hastada herhangi bir şikayet olmayabilir.

- Evre - II : yayılım birinci evreye göre daha fazladır.

- Evre - III : çok sayıda kanser hücresi vücuda yayılmıştır. Aynı zamanda kansızlık, kemik hücrelerinin yıkımına ba lı olarak kan kalsiyum miktarının artışı, üçten fazla kemikte tümöral kitle veya kanda M-protein adı verilen protein miktarının artışı olabilir.

Hastaların yaklaşık olarak %15 i tanı konulduktan sonraki ilk üç ay içinde yaşamlarını yitirirler. Ço u hastada ise hastalık 2-5 yıl süresinde yavaş yavaş ilerler ve durumun aniden kötüleşti i bir dönemle sona erer.

Kişileri radyasyon, asbest, benzen ve pestisidlerden koruyarak multiple myelomalı hastaların sayısını bir miktar azaltmak mümkündür.

Tedavi

E er hastada her hangi bir belirti (şikayet) yoksa tedavi hastalık ilerleyene kadar ertelenebilir, ancak hastanın genel durumu iyi de erlendirilmelidir. Tedavi başladı ında :

- 1 veya 2 yıl boyunca sürecek 4-6 haftalık ilaç tedavileri (kemoterapi) uygulanır. Bu tedavi ile hastaların %70 inde bir miktar iyileşme ve %10 unda tam remisyon (tam iyileşme dönemi) elde edilebilir.

- belirli kemiklerin tutuldu u hastalarda radyasyon tedavisi uygulanabilir.

- ciddi enfeksiyonların oluşmasının engellenmesi için intravenöz (damar içine) immünglobülin verilebilir.

- kemik ili i transplantasyonu. Bu tedavi 65 yaşın altındaki hastalarda ve özellikle hastalı ın ilk başlarında fayda sa layabilir.

- ancak yukarıda açıklanan tedavi yöntemlerinden herhangi birinin hastaları tam olarak tedavi edebile i kesin de ildir, ancak bu yöntemler hastaların uzun yıllar yaşamasına katkıda bulunabilir.

E er sizde sık sık enfeksiyon gelişiyorsa, kemik a rısı, sık burun kanaması, küçük bir kesik sonucu uzun süreli kanama, kolay çürük oluşumu ve anormal derecede halsizlik şikayetleriniz varsa vakit geçirmeden hekiminize müracaat edin. Özellikle 50 yaşın üzerindeki kişiler bu tür şikayetler konusunda dikaktli olmalıdır.

Multipl myelomlu hastaların %29 u tanı konulduktan sonra 5 yıldan fazla yaşamaktadırlar. Ancak multipl myelomlu her hangi bir hasta için 5 yıllık yaşam süresi, hastalı ın evresine ba lıdır:

- Evre I : %25 - %40

- Evre II : %15 - %30

- Evre III : %10 - 25

Sarımsak Kansere Etkili

Pazar, 04 Kasım 2007

Sarımsak her derde deva. Şimdi de sarımsakta sıtma ve kansere karşı savaşta önemli rol oynayan bileşimler bulundu u ortaya çıktı. Kanada nın Toronto Üniversitesi nde yapılan bir araştırmada, sarmısa ın, sıtma hastalı ında oldu u gibi kanserle savaşta da önemli rol oynadı ı saptandı.

Sarmısa ın içinde bulunan bileşimlerin sıtmada enfeksiyon oluşmasını önledi i biliniyordu. Sarmısakta bulunan bileşimlerin, sıtmadaki enfeksiyonu önleme mekanizmasının, kanserle savaşta ortaya konulan mekanizmayla aynı oldu u belirtildi.

?Disulfides? adı verilen sarmısa ın içindeki bileşimler, do al olarak so an ve mohogany a acında da bulunuyor. Sarmısaktaki bileşimlerin, anti-mantar, anti-kanserojen ve anti-bakteriyel özellik taşıdı ı açıklandı.

Daha önce sarmısa ın sıtma üzerinde etkili olup olmadı ını hayvanlarda deneyen bilim adamları, disulfides bileşimlerinden sadece birinin, sıtma paraziti üzerinde etkili oldu unu saptadı. Disulfides bileşimlerini kanser hücreleri üzerinde deneyen uzmanlar, sarmısa ın içindeki bileşimlerden bazılarının, kanser hücrelerini öldürebildi ini belirledi.

Sıtma parazitinin hücreler üzerinde meydana getirdi i enfeksiyonu inceleyen araştırmacılar, kanser hücreleriyle sıtma enfeksiyonu taşıyan hücrelerin aynı profilde oldu unu gözledi.

Sarmısa ın içinde bulunan bileşimlerden biri olan Ajoenenin, hücreler için önemi bulunan glutathione sistemi üzerinde etkisi bulundu u gözlendi.

Ajoenenin, glutathione sisteminin eksilmesini önleyerek, hücrelerin oksidativ strese karşı etkili olmasını ve normal metabolizmanın oluşabilmesini sa ladı ını belirtiliyor.

Bilim adamları, günün birinde sarmısa ın içinde bulunan bu bileşimlerden, sıtma paraziti ve bazı kanserler için ilaç elde edilebilece ini düşünüyor.

Bir ilacın elde edilmesi durumunda ilacın sarmısak kokup kokmayaca ıyla ilgili düşünceleri sorulan uzmanlar, ?Laboratuvarda bileşimlerin oldu u küçük şişeyi açtı ımızda, herkes laboratuvardan kaçmaya çalışıyordu? diye yanıt verdi.

Sarmısak araştırmasıyla ilgili rapor, ABD nin Atlanta kentinde başlayan, ?American Society of Tropical Medicine and Hygiene? genel kurulunda açıklandı.