‘Kanser’ Kategorisi için ArÅŸiv

Kemoterapi Kanser De İlaç Tedavisi

Pazar, 04 Kasım 2007

KEMOTERAPİ NEDİR ve NASIL UYGULANIR?

Size uygulanan kemoterapinin şekli,özellikle kanserin türü,vücudun neresinden başladığı,kanser hücrelerinin tipi ve bu hücrelerin ne kadar yayıldığı gibi bir çok nedenlere bağlıdır.Kemoterapi, kanser hücrelerini yok etmek için anti-kanser (sitotoksik) ilaçların kullanılmasıdır.Kemoterapi, kimyasal madde(ilaç) ve tedavi kelimelerinin birleşiminden oluşmuştur.Bu tedavide mevcut bulunan yaklaşık kırk değişik ilaçtan seçilen bir veya birkaç ilaç uygulanır.Kemoterapi,kanser tedavisinde,tek başına veya cerrahi işlemle ve/veya radyoterapi ile birlikte uygulanabilir.

Kemoterapide kullanılan ilaçlar sizde deneme için yapılmamaktadır.Siz bir denek değilsiniz.Bu ilaçların değerlendirmeleri yapılmış ve yıllardır kullanılmaktadır.Eğer bir deney ilacı gerekir ise, doktorunuz ilacın fayda ve zararlarını sizinle tartışır ve bu konuda sizinle anlaşırsa uygulamaya geçer.Bu nedenlerle,değerlendirilmesi yapılmamış veya yapılarak değersiz oldukları ortaya konulmuş bazı maddeleri ve metodları tedavi edici olarak uygulayan ve bilimsel ciddiyet taşımayan bu kişilerin iddialarına ve uygulamalarına itibar etmeyiniz.

Kemoterapi,kanser tipine ve kullanılan ilaçlara göre çok çeşitli yollarla verilebilir.En yaygın yolları damara enjekte etmek ve ağız yoluyla vermektir.Daha ender olarak adeleye veya deri altına enjekte edilir.Özel durumlarda omuriliğe de enjekte edilebilir.Bazı hastalarda,bu yollardan bir kaçı birlikte kullanılabilir.Hangi yolla verilirse verilsin ilaçlar kana karışarak vücudun her tarafına tabii ki kanser hücrelerine de ulaşırlar.

İlaçların Damar Yoluyla Verilmesi

Bazen ilaçlar çok miktarda sıvı içinde sulandırılarak damla damla kolunuzdaki bir damara verilir. Damardan kemoterapi yapılan bazı kişiler,serumun gittiği damardan zaman zaman yanma ve ağrı hissi duyabilirler.Bu durumda doktor veya hemşireye haber vererek serumun yavaşlatılmasını isteyebilirsiniz.Damar içinde kemoterapi vermenin bir başka yolu da,plastik bir kateterin (plastik ince bir hortum) cerrahi bir işlemle göğsünüzdeki bir damara yerleştirilmesidir.Hickman kateteri en yaygın olarak kullanılanıdır.Koldaki damar için kullanılan kateterden farklı olarak,lokal veya genel anestezi ile yerleştirilir.Yerleştirildikten sonra damardan çıkmaması için göğsünüze sıkıca bantlanır ve damar içinde aylarca kalabilir,böylece damar için kemoterapi verilirken iğneye ihtiyacınız olmayacaktır.Test için gereken kan da bu kateter aracılığıyla alınabilir.Bu kataterin olası problemleri enfeksiyon ve pıhtılaşarak tıkanmasıdır.Kateter haftada bir kez heparinle (pıhtılaşmayı engelleyen bir ilaç)yıkanacaktır.Banyo yapıp duş almanızda sakınca yoktur,ama günlük yaşamınıza birkaç kısıtlama getirebilir.Hickman kateterinini gerektiği gibi bakımı konusunda endişeliriniz varsa,evinize dönmeden önce bu hususu doktorunuzla konuşun.

Damar içi kemoterapi ilaçları,genellikle yarım saatten birkaç saate veya bazen birkaç güne kadar değişen bir süre verilir.Eğer sadece birkaç saat sürerse hastanede kalmanıza gerek yoktur, birkaç gün sürerse bir süre hastanede kalabilirsiniz.İnfüzyon pompaları,kemoterapi vermenin oldukça yaygın bir şeklidir.Bir çok değişik tipten oluşan bu pompalar,belirli bir miktar ilacın belli bir sürede verilmesi için kullanılır.

İlaçların ağız yoluyla verilmesi

Tedavinizin tamamı veya bir kısmı tablet şeklinde ağızdan verilebilir.İlaçları nasıl ve ne zaman alacığınız bütün ayrıntılarıyla anlatılır.Verilen bu tabletleri herhangi bir sebeple alamıyorsanız derhal doktorunuza durumu bildirin.

KEMOTERAPİNİN GENEL YAN ETKİLERİ VE BAZI UYARILAR

Kemoterapi gören herkes yan tesirlerden etkilenmez.Kanser tedavileri,değişik insanlarda değişik reaksiyonlar gösterir,bu reaksiyonlar tedaviden tedaviye değişir.Hemen hemen bütün yan etkileri geçici olduklarını ve tedavi biter bitmez ortadan kalkacaklarını bilmeniz sizin için rahatlatıcı olacaktır.

Ağız,sindirim sistemi,cilt,saçlar,kemik iliği(kemiğin içindeki yeni kan hücreleri üzeten süngerimsi madde) ve üreme hücreleri (kadın ve erkek yumurtalık hücreleri) gibi vücudunuzun belli başlı bölümleri kemoterapiden değişik düzeylerde etkilenebilir.

Bazı ilaçlar sizde huzursuzluk ve hassasiyet yaratabilir,bunu önemsemeyiziniz,geçicidir.İlaç tedavisi yapılırken hep sağduyulu olmalısınız.Yorgunluk hissederseniz istirahat edin.Tedavi esnasında üzerinde önemle durmanız gereken konulardan bir tanesi de özellikle ideal kilonuzun devam ettirilmedir.Bunun için arzu ettiğiniz şeyleri yiyebilirsiniz.Karaciğer ve diğer sakatat,peynir, deniz ürünleri,çok yapraklı taze yeşil sebzeler,yoğurt,hububat,fındık ve fasulye,bakla ve bezelye gibi yiyecekler en uygunudur.Günlük içeceğiniz su ve sulu şeyler en az iki litre olmalıdır.Eğer özel bir beslenme şekli gerekiyorsa bunu size doktorunuz önerecektir.

Yorgunluk ve halsizlik en sık görülen yan etkilerden bir tanesidir.Bu durum kesinlikle hastalığın ilerlemiş olduğunun işareti değildir,kemoterapi bittikten sonra azalarak kaybolacaktır.En güzel önlem dinlenmektir.Kemoterapi öncesi ve sonrası dinlenin ve erken yatıp geç kalkın.Yukarıda açıklanan gıdaları almaya ve belirtilen miktarda su ve sulu şeyler içmeye özen gösterin.Bunların yanında akşam saat altıdan sonra kafeinli içecekler ve yiyeceklerden sakının.

Kemoterapi yapılan kişiler soğuk algınlığı ve grip gibi hastalıklara karşı çok hassas olurlar.Bu tip hastalığı olan kişilerden uzak durun.Bu gibi hastalıklar durumunda doktorunuz önermedikçe başka ilaç almayın.

Kendi kemoterapinizin sebep olabileceği yan etkiler konusunda daha fazla bilgi edinmek isterseniz, kesin olarak hangi ilacı aldığınızı bilen doktorunuzla konuşun.Doktorunuz,durumunuza yardımcı olacak ilaçlar verebilir veya yan etkileri azaltmak için tedavinizin şeklinde bir takım değişiklikler yapabilir.

KEMOTERAPİ KISIRLIĞA NEDEN OLUR MU?

Bütün kemoterapi ilaçları kısırlığa neden olmasa da maalesef bazıları olurlar.Kısırlık aldığınız ilaca bağlı olarak geçici veya kalıcı olabilir.Tedaviye başlamadan önce doktorunuzla kısırlık konusunda görüşün ve varsa eşinizle beraber bu görüşmeye gidin.

Kendisi veya eşi kemoterapi gören bir kadının tedavi sırasında hamile kalması sakıncalıdır.Çünkü ilaçlar bebeği etkiler.Bu yüzden doktorunuz,tedavi boyunca güvenli bir doğum kontrol metodu kullanmanızı önerir.

Kadınlarda kısırlık sorunu

Bütün kemoterapi ilaçları kısırlığa neden olmasa da bazıları yumurtalıkları etkileyip faaliyetlerini tamamen veya bir süre için durdurabilirler.Yumurtalıkların faaliyetlerinin tamamen durması bir daha hamile kalamayacaksınız demektir.Bu durumda menopoz belirtileri de başlar.Adetleriniz düzensizleşip tamamen bitebilir ve belki sıcak basmaları,cilt ve vajina kurulukları görülebilir.

Kemoterapiye başlamadan önce doktorunuz kanser tipinizi olumsuz etkilemeyecek,menoposa bağlı şikayetlerini azaltacak hormon ilaçları önerir.Bu ilaclar yumurtalıkların yeniden faaliyete başlamalarını sağlamaz ve kısırlığı önlemez.Cilt ve vajina kurulukları için doktorunuz bazı kremler önerebilir.

Eğer kısırlık geçici ise tedavi tamamlandıktan sonra yumurtalıklar yeniden faaliyete geçer,adetler düzene girer.Fakat bu kadınların ancak 1/3?i tekrar doğurganlık kazanabilir.

Hamilelikte Kemoterapi

Hastalığınız teşhis edilip ve kemoterapiye başlamadan önce hamile iseniz, hamileliğin devam edip etmeyeceğini doktorunuzla görüşmeniz gerekir.Bazen,kemoterapi,kanserin tipine,büyüklüğüne ve alacağınız ilaçlara bağlı olarak doğum sonrasına ertelenebilir.Bu ender bir durumdur.Hamileliğinizi doktorunuzla açıkça konuşup,karar vermeden önce bütün risk ve alternatifleri ve tüm ayrıntıları ile öğrenmeniz şarttır.

Erkeklerde kısırlık sorunu

Bazı kemoterapi ilacları kısırlığa neden olmazken,bazıları sperm sayınızı azaltıp spermlerinizin dişi yumurtalarına ulaşma ve döllenme kabiliyetlerini düşürebilir.Bunun anlamı bir daha çocuğunuz olmayacağıdır.Cinsel yaşamınız tedaviye başlamadan önce olduğu gibi devam edecektir.Hiçbir kemoterapi ilaci cinsel gücünüzü etkilemez. Kemoterapi,kısırlığa neden olduysa,tedavileri biten bazı erkekler kısır kalırken birkaçının spermleri nörmale döner.Bazen bu durum birkaç sene alabilir.Doktorunuz tedavi bittikten sonra kısırlık durumunu kontrol etmek için sperm sayınızı ölçebilir.

Bazen tedaviye başlamadan önce spermler dondurularak eşler çocuk yapmaya hazır olana kadar depolanıp senelerce bekletilen metotlarda vardır.Bu işlem,henüz ülkemizde bulunmayan sperm bankaları tarafından yapılır

KEMOTERAPİ ve CİNSEL YAŞAMINIZ

Kemoterapi gören birçok hastanın cinsel yaşamı tedaviden etkilenmez.Ama bazı hastalar tedavileri süresince cinsel yaşamlarında geçici olarak bir kısım değişiklikler farkedebilirler. Herhangi bir değişiklik olursa,bunlar genellikle basit ve kısa sürelidir.Cinsel yaşamınızda uzun süreli bir etki olmaz.Örneğin,kendinizi yorgun hissettiğiniz zamanlar olabilir veya belki de cinsel ilişki esnasında yeterli fiziksel güç gösteremeyebilirsiniz.Eğer yan etkilerden çok şikayetçi iseniz bir süre için,tamamen cinsellikten uzaklaşabilirsiniz.Cinsellikten uzaklaşmanızın başkaca nedenleri kanserden kurtulma şansınız,hastalığınızın aile bireyleri üzerindeki etkisi,mali durumunuz v.b. gibi endileyer olabilir.

Bunlar genellikle önemsiz,kısa süreli değişikliklerdir.Kemoterapi kürünüz sırasında sizi cinsellikten uzaklaştıracak hiçbir tıbbi sebep yoktur.Kemoterapi ilaçlarının sizin veya eşinizin cinsel yaşamınıza uzun süreli etkisi olmaz.Fakat bu dönemde eşleri etkin bir doğum kontrol metodu kullanması çok önemlidir.

Kemoterapinin etkisiyle erken menopoza giren kadınlarda menopoza bağlı olarak vajinal kuruluk,cinsel ilişkileri zorlaştırıyorsa doktorunuz bir krem önerebilir.

Birçok kanser tipinde hormon tedavisinin olumsuz etkisi yoktur.Doktorların endişe ettiği özellikle hormona bağlı kanser tipleridir.Örneğin meme kanserinde doktor hormon tedavisinin verilip verilmeyeceğini çok dikkat edecektir.

Kemoterapinin cinsel yaşamınızı etkilemesinden endişe duyuyorsanız bunları tedavi başlamadan önce doktorunuzla konuşun.Olası cinsel problemleri doktorunuza sorarken utanmayın.Tedavinizin tüm boyutlarını bilmeniz gereklidir ve eğer cinsellik yaşamınızın önemli bir bölümünü teşkil ediyorsa olası değişiklikler hakkında bilgi sahibi olmalısınız.

Duygu ve endişelerinizi varsa eşinizle paylaşmanız rahatlatıcı olabilir.Sizin hiçbir cinsel probleminiz olmasa da eşinizin birtakım endişeleri olabilir.Bu yüzden doktorunuzla görüşmeye giderken,eşinizin de sizinle gelmesi iyi olur.

Cinsel ve başka türlü sorunları yenmeye gayret ederken aynı zamanda kanseri kabullenmeye çalışmanız ve kemoterapiye uyum sağlamanız sizin için çetin bir savaşım olabilir. Kemoterapinin yorgunluk,mide bulantıları (ki bunlar cinsel yaşamınızı da etkileyebilir) gibi yan etkilerinin geçici olduğunu,tedaviniz bitince bu yan etkilerin ortadan kalkacağını bilmeniz size bu çetin savaşınızda destek olacaktır.

Kanser TeÅŸhisi

Pazar, 04 Kasım 2007

Kanserin en iyi teşhisi, erken yapılan teşhistir. Kanser ne kadar erken belirlenirse, vücutta diğer organ veya dokulara yayılmadan önce tedavi edilebilme şansı da o kadar yüksektir. Günümüzde varolan kanser tarama metodlan ile artık birçok kanser tedavi için yeterli olacak şekilde erken teşhis edilmektedir.

Kanser teşhisinde amaç kanserin çeşidini ve yerleştiği yeri belirlemektir. Her kanser çeşidinin kendine özgü büyüme oranı, yayılma eğilimi ve yayılma eğilimi gösteren hedef niteliğinde özel doku veya organ grupları vardır.

Kanserin çeşidinin belirlenmesi ile doktorunuz bunun nasıl gelişeceğini tahmin edecek ve uygun tedavi işlemlerini planlayabilecek duruma gelir. Kanserin şimdiki durumda ne kadar yayılmış olduğunu (evreleme) belirlemek de, teşhis olayı içerisindedir. Evreleme: kötü huylu tümörleri, tedaviye yön verme amacıyla, klinik belirtileri ve yayılma derecelerine göre evrelere ayırma. Sonuçta doktorunuzun kanserleşme eğiliminin nasıl etkileneceği veya sizin sağlığınızı nasıl etkileyeceğini değerlendirmesi gerekir.

Diğer şeylerin yanı sıra, bu türden belirlemeler de sizin kanser çeşidinize uygun tedavi biçiminin belirlenmesi açısından doktorunuza yol gösterecektir. Eğer hastalığın teşhisi veya yayılma derecesinin devrelere ayrılması birkaç günü veya haftayı gerektirirse paniğe kapılmayın. Sizin bütünlüklü tedavinizin dayanacağı kesin bir teşhis, genellikle laboratuvarda bir doku numunesinin incelenmesini (biyopsi), röntgen ve diğer laboratuvar işlemlerini gerektirir

Kanser De İmmünopterapi Bağışıklık Tedavisi

Pazar, 04 Kasım 2007

Vücuttaki immün sistem (bağışıklık sistemi), yabancı madde olarak adlandırılan maddelere karşı denetleyici bir sistem olarak hareket eder. Örneğin ilgisiz bir organ bağışçısından nakledilen bir organın varlığına verilen immün yanıt, bu organın reddedilmesi şeklinde olabilir.

Kanser hücreleri de yabancı olarak kabul edilirler. Yıllardan bu yana araştırmacılar kanser hücrelerine karşı doğal immün reaksiyonu artırmaya çalışmaktadırlar. Böylesi bir metod bir tedavi metodu olarak kullanıldığında, bu tekniğe immünoterapi denir.

Beyaz kan hücreleri (antikor) tarafından normal olarak üretilen ve lenfokinler olarak bilinen biyolojik aktif maddelerin kullanımı immünoterapiye dahildir. En iyi kanıtlanmış olan immünoterapi aktif maddesi, viral bir enfeksiyona cevap olarak vücut tarafından üretilen interferondur.

Son zamanlara kadar kanser karşısında immünoterapinin sonuçları şaşırtıcıydı. Ancak araştırmacılar son sıralarda interferon alfa denilen bir interferon çeşidi ile birkaç çeşit kanserin kontrol altına alınmasında başarı elde etmişlerdir. Özellikle interferon nadir görülen ve saçaklı hücreli lösemi olarak bilinen kanser rahatsızlığı olan kişilerde dikkate değer gelişmeleri ortaya çıkarmıştır. Bu, aynı zamanda belli tipte lenf dokusu kanserleri karşısında sınırlı yararları da ortaya çıkarmaktadır. Ne yazık ki interferon tedavisi akciğer, göğüs ve sindirim yollarında görülen ana kanser öldürücüler karşısında ya çok az düzelme sağlar ya da hiç sağlamaz.

İmmün sistemin habis (kanserleşme eğilimi gösteren) hücreleri nasıl tanıdığı ve bunlara karşı saldırıya geçtiği hakkında her gün daha fazla şey öğrenmekteyiz. Bu ana kanser araştırma konusu birçok kanser çeşitleri karşısında etkili immünoterapi tekniklerini ortaya çıkarabilir.

Lenfoma Lenfomalar

Pazar, 04 Kasım 2007

Vücudumuzda ?lenf? adı verilen renksiz sıvıyı taşıyan çok küçük damarlardan oluşmuş bir ağ vardır. Bu ağa ?lenfatik sistem? denir. Lenf sıvısı içinde, vücudumuzdaki enfeksiyonlara ve hastalıklara karşı savaşan lenfosit adlı beyaz kan hücreleri (akyuvarlar) bulunur. Vücudumuzdaki bu geniş ağın bağlantı noktaları bezelye büyüklüğündeki lenf düğümleridir. Lenf düğümleri koltukaltında, ensede, kasıkta, göğüste ve karında yoğunlaşmıştır. Lenf düğümleri, lenf sıvısını filtre ederek bağışıklık yanıtının oluşmasını sağlar. Dalak, timüs bezi, bademcikler ve kemik iliği de lenfatik sisteme dahil olan organlardır.

TANIM

Bazı durumlarda lenfositlerde kanser gelişebilir ve kanserli lenfositler çoğalarak normal yapıdaki lenfositlerin yerini almaya başlar. Sonuçta vücudun bağışıklık sistemi baskılanır ve görevini yerine getiremez hale gelir.

Tüm kanserlerin yaklaşık %5?ini oluşturur. Lenfoma, kolay tedavi edilen kanserler arasındadır. Farklı lenfoma tipleri vardır. Bazı lenfomalar 15-30 yaşlar arasında sık görülürken bazıları ise ileri yaşlarda görülür.

BELİRTİ ve BULGULAR

? Lenf düğümlerindeki büyümeye bağlı olarak ensede, koltukaltında ve kasıkta ele gelen yaygın, ağrısız, yüzeysel şişlikler

? Vücut genelinde şiddetli kaşıntı

? AteÅŸ, titreme, gece terlemesi

? Sürekli halsizlik hissi, kilo kaybı, iştah kaybı

? Sürekli öksürme, nefes darlığı, göğüste rahatsızlık hissi

? Karaciğer ve dalakta büyüme

? Enfeksiyonlara karşı duyarlılığın artması

NEDENLERİ

Kesin olarak bilinmemektedir. Virüs gibi enfeksiyona neden olan bir mikroorganizmayı düşündüren bazı dolaylı kanıtlar ileri sürülmüştür.

TEŞHİS YÖNTEMLERİ

Şüpheli vakalarda aşağıdaki yöntemlerle tanıya gidilmeye çalışılır.

? Kan hücrelerinin çeşitli yöntemlerle incelenmesi

? Kemik iliği örneği alınması

? Kemik iliÄŸi biyopsisi

? İmmünolojik araştırmalar yapılması ve serumdaki immünglobulinlerin incelenmesi

? Radyolojik incelemeler: Akciğer ve iskelet sistemi filmleri, İVP, bipedal lenfanjiografi, ultrason ve bilgisayarlı tomografi (BT)

? Karın içi organların ameliyatla incelenmesi ve organ biyopsileri alınması

TEDAVİ

Lenfoma tipine ve evreye bağlı olarak radyoterapi ve/veya kemoterapi uygulanır. Kemoterapide uygulanan çeşitli ilaç protokolleri vardır.

Mide Kanseri

Pazar, 04 Kasım 2007

MİDE KANSERİ

Dünya üzerinde bazı ülkelerde sık görülmesi, bu kanserin genetik faktörlerle ve yeme alışkanlıkları ile ilgisi olduğunu göstermektedir. Özellikle Japonya başta olmak üzere, Çin ve İrlanda da bu hastalık sık görülmektedir.

Erkeklerde kadınlardan 2 kat daha sık görülür. Bu hastalık genellikle 60-70 yaşlarında sık olarak görülmektedir.

Mide kanserinin en sık görüldüğü yer küçük kurvatur ve antrumdur.

EPİDEMİYOLOJİ

Dünya üzerinde bazı ülkelerde sık görülmesi bu kanserin genetik faktörlerle ve yeme alışkanlıkları ile ilgisi olduğunu göstermektedir. Özellikle Japonya başta olmak üzere, Çin ve İrlanda da bu hastalık sık görülmektedir. Erkeklerde kadınlardan 2 kat daha sık görülür. Bu hastalık genellikle 60-70 yaşlarında sık olarak görülmektedir.

RİSK FAKTÖRLERİ

Düşük sosyo-ekonomik düzey

Çevre şartları

Diyet (Nitratlar, dumanlı yiyecekler, yüksek derecede tuzlu gıdalar)

Birinci derece akrabalarında mide kanseri hikayesi olanlar.

Atrofik gastriti olanlar

Helicobacterpylori enfeksiyonu olanlar

Billroth-2 ameliyatı olanlar (Mide ülserlerinde uygulanan bir ameliyattır)

Adenomatöz mide polipi hastalığı olanlar

Menetrier hastalığı olanlar

A kan grubu

MİDE KANSERLERİ EN ÇOK NERELERDE GÖRÜLÜR

Mide kanserlerinin büyük bir kısmı antrum veya küçük kurvatur üzerindeki bölgelerde görülür.

MİDE KANSERLERİ EN ÇOK PATOLOJİK FORM OLARAK KARŞIMIZA NASIL ÇIKAR?

Mide kanserlerinin büyük bir kısmı adenokarsinom olarak patolojik olarak saptanır.

MİDE KANSERİ BELİRTİLERİ NELERDİR?

Karın üzerinde mide bölgesi ve onun etrafındaki bölgede rahatsızlık hissi ağrı ve ağırlık hissi?

Kısa sürede kilo kaybı (Bunu aylarla ifade etmemiz sanırım doğru olacaktır). Kanserli hastalar genellikle kısa sürede yüksek kilo kaybına uğrarlar.

Bulantı ve kusma

Kaşeksi (Şiddetli zayıflama)

Yemeklerden sonra rahatsızlık hissi

Sindirim sisteminde kanama veya gizli kanama

Erken doyma hissi

Hastaların 2/3?ünde demir eksikliği anemisi

TEŞHİS

1.) Çift kontrastlı baryumlu mide grafisi:

Halk arasında ilaçlı mide filmi denilen görüntüleme yöntemidir.

2.) Gastroskopi (endoskopi):

Ağızdan girilerek mideye kadar gönderilen içerisinde optik bir görüntüleme sistemi olan bir boru yardımıyla yapılır. En duyarlı ve en özgün teşhis yöntemi budur. Bu yöntemle hekim mide yüzeyini çıplak gözle görebilir ve şüphe edilen bölgelerden biyopsi ile parça alıp patolojik incelemeye gönderir, buda şüphe edilen ülser veya kanser dokusunun özelliklerini ayırt edilmesini sağlar.

MİDE KANSERİNDE TEDAVİ

Adenokarsinomlarda tedavi:

Gastrektomi (Midenin tamamen alınması): Bu tür tedavi yaklaşımı hastalarda hastalığın sağaltımı için yegane yoldur. Sadece tümör dokusunu çıkarılması, ender vakalarda sadece mukozada sınırlı tümörlerde yapılabilir. Bu tür bir tümörün varlığında mutlaka bilgisayarlı tomografi, veya endoskopik ultrasonografi yaparak tümör dokusunun çıkarılmasına karar verilebilir.

Lenfomalarda tedavi:

1.) Düşük dereceli lemfomalarda tedavi:

Helicobacter pylori enfeksiyonunu tedavi etmek hastaların yarıya yakınında iyileşmeyi sağlar. Bunun dışında kalan vakalara kemoterapi (CHOP tedavisi denilen 4 lü tedavi) uygulanır. Bunlar;

· Cycloposhosphamide

· Doxorubicin

· Vincristine

· Prednisone

2.) Yaygın geniş hücreli lenfomada tedavi:

İki tür tedavi yöntemi vardır;

a.) Yanlızca kemoterapi( ilaç tedavisi )

b.) Mide dokusunun ameliyatla bir kısımının çıkarılması+ameliyatı takiben kemoterapi (İlaç tedavisinin uygulanması)

Leiyomyosarkomlarda tedavi:

Bunlarda kanserli dokunun çıkarılması ile hastaların büyük bir kısmı tedavi edilebilmektedir

MİDE KANSERİ VE HELİCOBACTER PYLORİ (HP)

Mide kanseri dünyada ikinci önemli ölüm nedenidir. 1980 yıllarda 750 000 hasta da mide kanseri tanısı konmuş bunların 600 000 ni yılda, mide kanserinden öldü. Mide kanseri ile HP infeksiyonu ilişkisi ilk defa Marshall tarafından 1983 de işaret edildi. On yıl sonra 1994 de Uluslararası kanser çalışma grubu HP infeksiyon grup 1 i karsinogenik olarak belirledi. Üç prospektiv epidemiyolojik çalışmanın meta-analiz sonuçları HP + ( HP pozitif ) hastaların normallere göre 4 kat daha kanser gelişme riski taşıdığını göstermiştir. Gelişmiş ülkelerde HP + ve kanser riski ilişkisi %49 ( genel HP pozitifliği %35 ) iken gelişmekte olan ülkelerde ise % 70 e ( genel HP pozitifliği % 85 ) çıkmaktadır. Değişik çalışmalarda farklı yöntemler kullanılarak farklı sonuçlar çıkmasına rağmen en iyimser tahminlerde, gelişmiş ülkelerde en az % 31, gelişmekte olan ülkelerde % 52 mide kanseri, HP infeksiyonu ile ilişkilidir. Bu ortalama kanserlilerin üçte birinin sebebi HP infeksiyonu anlamına gelir. Tütün, İnsan pailloma virusleri ve hepatit viruslerinin de benzer şekilde kanser riski taşıdığı bilinmektedir. Bu gün hangi yaşta tarama yapılmalı ve HP eredikasyon tedavisinde nasıl bir yöntem takip edilmeli bunun için uzun dönem, yaş, cins, aile hikayesi, ve etnik grupları içine alan randomize kontrollu çalışmalara ihtiyaç vardır. Bu arada hangi tedavi protokollerinin uygulanacağının da belirlenmesine ihtiyaç vardır. HP direkt mutogenik ve karsinogenik değildir. İndirekt karsinojenik etkisi olan bir çok madde vardır. HP amonyak üretir bu da hücre bölünmesini ve fosfolipazları etkileyerek hücre epitel membranlarını hasara uğratır, citotoksinlerle defans mekanizmasını bozar ve kronik inflamasyon oluşur. Aynı zamanda ortamda askorbik asid azalır ki antıoksidan ve antikanser etkisi vardır. Son olarak HP; mide mukozasında kronik dejenerasyona neden olarak mide kanserinin başlamasına neden olabilir. Ancak neden infekte hastaların çok az bir kısmında kanser geliştiği ve ne kadar zaman sonra kanserleşme başlayacağı ve koruyucu çalışmaların ne zaman başlaması gerektiği konuları bu gün açıklığa kavuşturulamamıştır.

HP infeksiyonu ile direkt ilişkilendirilen ikinci tümöral oluşum mide lenfomasıdır. Bunun ile ilgili önemli bir çalışmayıda size aktarmak istiyorum. Mide lenfoması ( MALT ) mukoza ile ilişkili lenfoid doku tümörüdür. Konturek, P.L. ve ark. ( 2000 ) yaptıkları araştırmalarda ; Mide kanserlerinde Cag-A + H. Pylori yüksek miktarda pozitiv bu da gastrin ve gastrin reseptorleri yoluyla otokrın yolla tümör büyümesini uyarabileceğini belirterek aşagıdaki araştırma sunuçlarını yayınlamıştır. MALT lenfomada HP infeksiyonu ilişkisi mide kanserinden çok daha belirgindir. Lenfomada HP infekiyon pozitifliği % 90 dır. Cag-A pozitıfliği ise % 70 dir. Kontrol grupların da ise %56 ve %33 dür. Serum gastrin seviyesi kontrol grupuna göre lenfomalılarda 6 kat fazladır. Lümen içi gastrin ise hastalarda 70 kez daha fazla bulunmuştur. Antrum mukozasına göre tümör dokusunda gastrin 10 kat fazladır. Çalışma da MALT lenfomasında Cag-A HP pozitifliğinin önemli olduğu görülmektedir

Yutma Güçlüğü Disfaji Yemek Borusu Hastalıkları Tümörleri Kanserleri

Pazar, 04 Kasım 2007

Yutma güçlüğüne (Disfaji) özellikle yaşlılarda olmak üzere tüm yaş gruplarında yaygın olarak rastlanır. Disfaji terimi yemeklerin ve sıvıların ağızdan mideye geçmesi sırasında zorluk hissetmeyi ifade eder. Bu duruma çoğu tehlikeli olmayan ve geçici olan birçok faktör neden olabilir. Yutma güçlüğü nadiren tümör veya ilerleyici nörolojik hastalık gibi daha önemli patolojiye işaret eder. Kısa bir süre içerisinde yutma güçlüğü kendiliğinden iyileşmez ise kulak burun boğaz uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.

Nasıl Yutarız?

İnsanlar katı yiyecekleri yemek sıvıları içmek ve vücudun ürettiği tükürük ve mukusu yutmak için günde yüzlerce kez yutma işlevini gerçekleştirirler. Yutma işlevinin dört fazı vardır:

1) Birinci faz yiyecek ve içeceklerin çiğnenerek yutmaya hazır hale getirildiği dönem.

2) Ağız fazı boyunca, dil yiyecek ve içecekleri ağızın arka bölümüne iterek yutma yanıtını başlatır.

3) Yutak fazında yiyecek ve içecekler hızlıca yutaktan yemek borusuna geçer.

4) Son faz olan yemek borusu fazında yiyecek ve içecekler yemek borusundan mideye geçer.

Birinci ve ikinci fazlar istemli kontrol altında oluşurken,üçüncü ve dördüncü fazlar kendiliğinden oluşur.

Yutma Hastalıklarının Nedenleri Nelerdir?

Yutma işlevi sırasındaki herhangi bir kesinti yutma güçlüğüne neden olabilir. Yutma güçlüğü sağlıksız dişler, uygun olmayan takma dişler veya soğuk algınlığı gibi basit nedenlere bağlı olabilir. Yutma güçlüğünün en yaygın nedenlerinden biri mideden yemek borusuna geri kaçıştır. Bu durum mide asitinin yemek borusundan yutağa doğru yukarı hareketinin sonucu oluşur. Diğer nedenler arasında felç, ilerleyici nörolojik hastalık, trakeostomi tüpü varlığı, hareketsiz ses teli, ağız, gırtlak veya yemek borusu tümörü ile baş boyun bölgesine uygulanan cerrahi operasyonlar sayılabilir.

Yutma Hastalıklarını Kim Değerlendirir ve Tedavi Eder?

Yutma güçlüğü inatçı ise ve nedeni bilinmiyor ise bir kulak burun boğaz uzmanı, söz konusu hastanın hikayesini ele alarak muayenesini yapacaktır.

Bu muayene, aynalar veya özel optik sistemle görüntüleme sağlayan endoskoplar kullanarak dilin arka bölümünün, boğaz ve larenksin incelenmesi yoluyla yapılır. Eğer gerekli ise yemek borusu, mide ve oniki parmak bağırsağı incelemesi, kulak burun boğaz uzmanı veya mide ve barsak hastalıkları uzmanı tarafından yapılır.

Bunun sonucuna göre baryumlu yemek borusu geçiş filmi ile yutma mekanizması fonksiyonlarının değerlendirilmesi gerekebilir.

Eğer özel patolojiler söz konusu ise,üst mide- barsak sistem filmi veya videofloroskopi ile beraber radyologla temasa geçilebilir. Böylece yutmanın her dört fazınında değerlendirmesi yapılır. Değişik kıvamda yiyecek ve içecekler kullanarak ve hastaya değişik pozisyonlar verdirerek, yutma yeteneğini değerlendirilebilir. Eğer yutma güçlüğü felç veya ilerleyici nörolojik hastalıklara bağlı ise nörolog tarafından değerlendirilmelidir.

Semptomlar

Yutma güçlüğünün semptomları şunlardır.

Ağızda tükürük artışı

Yiyecek ve içeceklerin boğaza takılması hissi

Boğaz ve göğüste rahatsızlık hissi( Mideden yemek borusuna kaçış var ise - Reflu)

Boğazda yabancı cisim veya parça hissi

Uzamış veya belirgin yutma güçlüğüne bağlı yetersiz beslenme ve kilo kaybı

Yutma sırasında kolayca geçmeyen yiyecek parçaları sıvı ve tükürüğe ve bunların akciğerlere aspire edilmesine bağlı olarak gelişen öksürük ve boğulma hissi

Mümkün Olan Tedaviler:

Neden belirlenebilmişse, yutma güçlüğü tıbbi tedavi, yutma tedavisi veya cerrahi yöntemlerle tedavi edilebilir.

Bu hastalıkların birçoğu tıbbi tedavi ile tedavi edilebilir. Mide asit salgısını engelleyen ilaçlar kas gevşeticiler ve asit gidericiler var olan ilaçlardan birkaçıdır. Tedavi yutma hastalığının nedenine göre düzenlenir. Mideden yemek borusuna kaçış sıklıkla beslenme ve yaşama alışkanlıklarını değiştirerek tedavi edilebilir. Örneğin :

Hazmı kolay yiyeceklerden oluşan bir diyet ile sık aralıklarla ve az miktarlarda beslenmek

Alkol ve kafeinden uzak durmak

Kilo ve stresi azaltmak

Uyku vaktinden önceki üç saat boyunca yemek yemekten sakınmak

Geceleri yatağın başını yükseltmek.

Eğer bunlar yardımcı olmazsa yemekler arasında ve uyku vaktinden önce asit giderici kullanmak rahatlama sağlayabilir.

Birçok yutma hastalığı yutma tedavisinden yarar görebilir. Yutma kaslarının beraber çalışmasını sağlayan ve yutma refleksinin oluşmasını sağlayan sinirleri uyaran özel egzersizler yaptırılabilir.

Hastalara ayrıca yutma işleminin başarılı şekilde yapılmasına yardımcı olacak vücut ve baş pozisyonlarını öğretebilir.

Yutma güçlüğü olan hastalardan bazıları yetersiz beslenme problemi ile karşılaşırlar. Mesleki terapist beslenme teknikleri hakkında hasta ve ailesine yardımcı olabilir. Bu teknikler hastayı olabildiğince bağımsız kılar. Diyetisyen veya beslenme uzmanı hasta için gerekli olan yiyecek ve içecek miktarını ve ek besinlerin gerekli olup olmadığını belirler.

Cerrahi tedavi belirli bazı problemlerin tedavisinde kullanılır. Darlık veya yapışıklık varlığında söz konusu alanın genişletilmesi gerekli olabilir. Kasların ileri derecede kasılması varlığında ilgili kasların genişletilmesi ve hatta serbestleştirilmesi gerekli olabilir. Bu yöntem kas kesilmesi olarak adlandırılır ve kulak burun boğaz uzmanı tarafından gerçekleştirilir.

Yutma güçlüğünün birçok sebebi vardır. Eğer inatçı bir yutma güçlüğünüz varsa bir Kulak Burun Boğaz uzmanına gitmeniz gerekmektedir.

farenksten mideye kadar uzanan düz ve çizgili kastan oluşan tüp şeklinde bir organdır.Erişkinlerde uzunluğu 25cm-30cm.arasındadır.Endoskopik olarak kesici dişlerden itibaren mide ye kadar 40 cm. olarak kabul edilir.Genişliği ise 20-30mm. Olarak kabul edilir. 3 kısım da değerlendirilir.

1.Boyun

2. Göğüs

3. Karın

Kas yapısı dışta uzunlamasına seyreden tabaka, içte sirküler tabaka dan oluşur. Boyun göğüs kısmında her iki tabaka çizgili adaledir.Alt 1/3 bölümünde her iki tabaka düz adaleden oluşur. Alt özofağus sfınkter bölgesinde sirküler tabakanın yoğunlaştığı kabul edilir.

Görevi ; yutma eyleminin gerçekleşmesini sağlar.Yutma işlevi yemek borusu kas tabakası ile sinir sisteminin uyumlu çalışması ile oluşur.

Yemek borusunda dogal sfinkter bölgeleri bölgeleri vardır. Proksimal girişte ,orta bölgede , alt sfinkter bölgesidir.

Yemek borusunda motor fonksiyonlarda vardır. Bunlar Primer ve sekonder peristaltik dalgalar oluşur. Alt sfinkter bölgesi yutma refleksi sonrasında gevşer.

YEMEK BORUSU HASTALIKLARI

1. Motor Fonksiyon Bozuklukları

2. Organik Hastalıkları

Motor Fonksiyon bozuklukları

Akalazya ; yemek borusunda primer peristaltik dalganın olmayışı , alt sfınter basıncının artması ve yutma refleksine gevşeme ile yanıt verememesidir. Nedeni tam olarak bilinmiyor.Yıllık 100 000 de 1 kişide her yaşta görülebilir.

Hastalar yutma güçlüğü,yediklerinin ağzına gelmesi , kilo kaybı, ağrı gibi yakınmaları vardır.

TANI: Radyoloji Monometrik tetkik Endoskopik tetkik

TEDAVİ : ilaç Dilatasyon Myotomi (Cerrahi )

Yaygın Özofagus Spazmıralıklı göğüs ağrısı,yutma güçlüğü gibi semptomlara rağmen organik lezyon olmaması ile karakterizedir.Daha çok 50 yaşından sonra ortaya çıkar ancak seyrek görülen bir hastalıktır .

Nedeni tam olarak bilinmiyor.

TEDAVİ :

Bazı ilaçlar semptomatik iyileşme sağlayabilir.

İkincil Motor Fonksiyon Bozuklukları

Yaygın sistemik hastalıkların bir çoğunda ikincil motor fonksiyon bozuklukları görülür. Bunların başlıcaları ;

Sistemik sklerozis

Kollagen hastalıklar Kas hastalıkları Merkezi sinir sistemi hastalıkları Periferik nöropati

Organik Özofagus Hastalıları

Reflü Özofajitis

Mide suyunun sıklıkla yemek borusu alt bölgesine geri dönmesi ve mukoza ile teması bu bölgede inflamasyona neden olur. Yutma güçlüğü ,ağrı ,hatta kanama ve darlığa neden olabilir.Alt sfinkter yetersizliği ve hiatal hernia gibi durumlarda mide suyu günde birkaç kez yemek borusuna dönebilir.

Özetle ;

Daha sık reflü olur Fazla miktarda reflü olur Özofagus boşalması gecikir Daha fazla irritan sıvı gelir Mukoza savunması azalır

Hiatal Hernia ;

Mide fundus ve korpusunun kısmen yemek borusu içine doğru dönmesidir.Ancak her zaman reflü ozofajit nedeni olmaz.

Semptomlar ;

Yanma Ağrı Regürjitasyon Kusma Sternum arkasında yanma tarzında şikayetler Yutma güçlüğü Kanama Solunum sistemi bulguları (kronik bronşit,tekrarlayan pnömoni,astma)

TANI:

Hasta da yukardaki semtomların varlığı Baryumlu özofagus grafisi Üst sindirim sistemi endoskopisi tercihan kullanılır, sadece özofajit değil peptik ülser ,kanser gibi bulguların varlığı araştırılabilir.Ayrıca biyopsi alınarak inflamasyonun özellikleri ortaya konur Özofagus perfüzyon testi Özofagus lümen içi Ph tayini Özofagusun radyoizotop çalışması Boya testi Monometrik teslerle tanı konur.

TEDAVİ : Fazla kilolar verilmeli Sigara içilmemeli Yağlı yiyeçekler , çikilota ,kahveden uzak durulmalı, Akşam geç saatlerde yemek yenmemelidir. İlaçlar

Barrett Sendromu;

Barrett özofagusun yassı epitel hücre yapısı ile midenin kolumnar epitelinin kesiştiği bölgenin düzeninin kaybolduğu ve kolumnar mukozanın yassı epitel içine doğru devam ettiği ve bu bölgede peptik ülser geliştiğini göstermiştir. Asid reflüksünün bunun oluşumunda önemli olduğu düşünülmektedir.

Semptomları özofajitlerle aynıdır. Bu tür oluşum olanlarda normal özofaguslulara göre kanser gelişme oranı oldukça fazladır.Bu neden ile Barrett özofagus malign lezyon olarak kabul edilir.

Bu olguların yılda bir endoskopik gözlemi ve biyopsi alınması önerilir.

Özöfagus Darlıkları;

Alkali,asid maddeler;

Yemek borusu duvarında ki patolojik oluşumlar nedeni ile lümenin daralmasıdır.Bu çoğunlukla kronik inflamasyon , ülserasyon ve netbe dokusu gelişmesi ile olur. Kanser de daima hatırlanmalıdır.Bu darlıklar bazen geçici olarak ortaya çıkar radyolojik olarak saptanır ama yutma güçlüğüne neden olmaz.

Sebebler ;

Yaygın kuvvetli alkali ve asid li maddelerin özofagus mukozasına yaptığı hasar , maddenin kuvvetine ve temas süresine göre değişir.Bazen bütün duvarı tutar hatta perforasyona neden olabilir. 3 hafta içinde daralığa kadar giden fibrozis gelişir.

Bir çok ilaç lökal inflamasyona neden olabilir.(Bakır sulfat ,E.Bromide,Potasyum Klorid, Tetrasiklin v.s.)

Gastroözofajiyal Reflü ;

Daha ziyade uzun dönem devam eden reflü ve inflamasyona bağlı fibroz doku artışı ve darlık gelişebilirse de yaşlılarda birden ortaya çıkabilir.

Semptomlar ;

Yemek borusu darlığının yegane semptomu yutma güçlüğüdür. Ktoziv madde içenlerde bulgular erken başlarken , reflü özofajitlerde uzun yıllar sonra gelişir.Yutma güçlüğü katı gıdalarda daha belirgin iken sıvı gıdalar daha kolay yutulur.

Tanı;

Rayoloji , Baryumlu özofagus pasaj grafisi ile darlığın yeri ,darlığın uzunluğu ve yapısı hakkında bilgi alınabilir.

Endoskopi , Yutma güçlüğü olan hastaya mutlaka endoskopik tetkik yapılmalı gözlem sırasında darlık,darlığığn özellikleri, gerekirse biyopsi alınması mümkündür. Endoskopik tetkik ile lezyon saptanmaması yutma güçlüğünün motor fonksiyon la ilgili olduğunu düşündürür.

Tedavi;

Tabletlerle oluşan darlılara bir kez yapılan dilatasyon yeterli olabilir.Kroziv maddelerle oluşanlarda 3 derece ye kadar darlıklar periyodik bujinaj tedavisi gerektirir. Sonuç alınamayan veya daha ileri darlıklarda cerrahi tedavi planlanır.

Peptik Özofajite Bağlı Darlıklar ;

Reflüksün sebep olduğu darlılarda esas tedavi tıbbıdir.Ödem azaltılır,spazm azaltılır ve motor fonksiyonun iyileştirilmesi sağlanabilir.

Bütün bunlara rağmen başa çıkılamazsa devamlı tıbbı tedavi düşünülebilir.Nadiren bujinaj hatta cerrahi girişim gerekebilir.

Özofagus Tümörleri;

Özofagus tümörleri iyi huylu ve kötü huylu olabilir.

İyi huylu tümörler ;

Epitel hücrelerinden menşeini alan tümörler , Mezodermal tümörler, Kistik lezyonlardır.

Epitel hücrelilerden papillom ve adenomlar oldukça seyrektir.Potansiyel malign özellik gösterebilirler.Papillomlar ağızda boğazda üst özofagusta yerleşebilirler.Çoğunlukla semptomsuzdur.

Adenom?lar alt özofagusta oluşur ,inflamasyon içerir saplı veya sapsız olabilir.

Mezodermal orijinli tümörlerin en sık görüleni leimyoma?dır. Alt özofagusda yerleşir büyüklüğüne bağlı olarak darlığı neden olabilir veya kanamaya neden olabilir.

Kist; doğuştan veya sonradan olabilir daralığa neden olabilir.

Radyolojik ve endoskopik yöntemlerle tetkik yapılabilir.endoskopik yöntem ile koterize edilebilir. Buna uygun olmayanlar da cerrahi tedavi uygulanır.

Kötü Huylu Tümörler ;

Yemek borusu tümörleri ya kendi dokusundan orijinini alır veya komşu organ tümörlerinin invazyonu ile oluşur. Primer tümörler başlıca kanserler ve sarkomlardır. 4 çeşit epitelyal tümör gelişir.

1.Yassı epitel hücreli,

2.Adenokanser,

3.Melenokanser,

4. Oatsel hücreli kanserler.

Son üçü sık görülmez. Yassı epitel hücreli ve melenokanser yemek borusunun her hangi bir yerinden orjinini alabilir.

Adenokanser ise çoğunlukla alt özofagustan menşeini alır.(Barrett send.) Yemek borusunda staz oluşturan (Akalazya) , inflamasyona neden olan reflü özofajitis ,hiatal hernia gibi oluşumlar kanserleşme riskini normalden 8 katı kadar arttırabilir.Sıklığı bölgeden bölgeye farklılık gösterir.Beslenme yetersizliği, tütün , nitrozaminler, alkol ,taninli gıdalar, çok sıcak ve baharatlı yiyecekler hazırlayıcı faktörler olabilir.

Özellikle İran ,Çin , Güney Afrika nın bir bölümü ve ülkemizin doğu bölgesinde sık görülür.

Patoloji ; 3 ana morfolojik tipi vardır. 1. polipoid ,2. Ülseröz, 3. Skiröz .

Komşuluk yoluyla kolay yayılır perforasyona ve fistülizasyona neden olabilir.

Klinik ; Yutma güçlüğü başlangıçta katı sonra sıvı gıdalarda belirgindir. Kilo kaybı ; kıs sürede gelişir. Ağrı önceleri yemek yerken sonra ise sürekli olabilir.

Muayene de omuz bölgesi gibi yakın bölgelerde lenf bezleri ,karaciğer büyüklüğü , ses kısıklığı ,horlama gibi bulgular tespit edilebilir.

TANI ;

Radyoloji Endoskopi Endoskopi + Biyopsi Ak Ciğergrafisi Bronkoskopi Bilgi Sayarlı Tomografi Tam kan , KC Fonk. Testler den yararlanılır. Tedavi ve Proğnozu Etkileyen Faktörler; Tümörün üst özofagusa yerleşmesi Tümörün adenokanser yapısında olması 5 cm daha büyük tümör olması Düzensiz ve yaygın olması Uzak yayılmanın varlığı ve hastanın ileri yaşta olması prognozu etkiler.

Tedavi ;

Cerrahi İntubasyon Laser Cerrahi by pass Radyoterapi Özellikle yassı epitel hücreli tümörler için Kemoterapi dir.

Özofagusun Diğer Hastalıkları ;

Divertiküller;

Özofagus webleri

Paterson-Kelly sendromu

Özofajiyal ring Schatki-Kramer

Özofajitler ;

Mantara bağlı özofajitler Viral özofajitler Varicelle,zoster,herpes simplex,cytomegalovirus.

Özofagusta yabancı cisim,

Özofagus perforasyon,

Kimyasal maddeler

Sıvı Alkaliler Sıvı Asidler İlaçlar;

Tetrasiklin , clindamisin, doksicilin,potasyum, ağrı kesici ilaçlar, Sitotoksik İlaçlar Radyasyon özofajitis

Granülomatöz özofajitler;

Crohn Hastalığı Sakoidoz Tüberkülöz Behçet Hastalığı.

Hiatal Hernia (Mide Fıtığı)

En sık görülen hiatal herni sliding tip herni dir ki mide özofagus içine doğru kayar. Diğeri paraözofajiyal tip herni dir daha seyrek rastlanır ancak klinik olarak daha önemlidir.

Diğer herniler ise diafragmanın zayıf noktalarından mide ve bağırsağın göğüs boşluğuna geçmesi şeklindedir.( Bochdalek , Morgagni)

Sliding Hiatal Hernia;

Özofagus,kardia ,mide aksı normal yapıda ancak kardia diafragmanın üzerindedir. Paraözofajiyal tip hernilerde kardia aşagıda kalır,mide fundusu özofagusun yanından yukarı doğru yükselir.

Özofagus içine doğru herniasyon ögürtü ve kusma esnasında geçici olarak oluşur.

Etyoloji; kesin olarak bilinmiyor kardioözofajiyal anatomik yapıda bazı yetersizliklerin olduğu düşünülmektedir.

Klinik ; Hiatal hernili olguların çoğunda semptom yoktur.Hafif semtomlar kolaylıkla kontrol edilir. Bazı olgular da semptomlar yanma , reflü , solunum sistemi bulguları , Yutma güçlüğüdür hatta perforasyon gelişebilir.

Tanı :

Sliding tip herni olanlarda çoğunlukla tanı kolaydır.Klinik olarak şikayetleri olan hastalara rayolojik , endoskopik tetkikler yapılabilir. Özellik ile endoskopi; drekt gözlem gerekirse biyopsi olanağı hatta darlık olanlarda dilatasyon olanağı sağlayabilir.

Asid perfüsyon testi , Özofagusta Ph tayini , Asid clearing test ,özofagusta manometrik çalışma gibi tetkikler yapılabilir.

Tedavi :

Tıbbı Tedavi

Zayıflama Pozisyon ayarlama İlaçlar Sigara içilmemesi Öğünler düzenlenmeli Gevşek giysiler giyilmesi önlemler alınabilir

Hodgkin Hastalığı Lenfoması Lenfoma

Pazar, 04 Kasım 2007

Alternatif isimler

Hodgkin lenfoma

Tanım

Lenf düğümleri , dalak , karaciğer ve kemik iliğinde bulunan lenfoid dokunun habasetidir.

Nedenleri,Görülme sıklığı,Risk faktörleri

Bilinen bir sebep olmaksızın lenf düğümlerinde büyüme olursa hastalığın varlığından şüphelenilir.

Hastalık komşu lenf düğümlerine yayılır , geç dönemde kana yayılım olabilir.

Hücrelerin mikroskopik çalışmasıyla ( histolojik değerlendirme ) karakteristik Reed-sternberg hücreleri görülebilir.

Hastalığın sebebi ve risk faktörleri bilinmemektedir.

Hastalık 10.000 kişinin 2 sinde görülmektedir. En sık görüldüğü yaşlar 15-35 yaş ve 50-70 yaş arasıdır.

Korunma

Bilinmiyor.

Belirtiler boyun , koltukaltı ve kasıktaki lenf düğümlerinde ağrısız büyüme ateş ve titreme gece terlemesi yorgunluk kilo kaybı iştahsızlık yaygın kaşıntı aşırı terleme boyun ağrısı saç dökülmesi ( kaybı ) deride kızarıklık dalak büyümesi böğür ağrısı el ve ayak parmaklarında çomaklaşma

Tanı/Teşhis lenf düğümü biyopsisi kemik iliği biyopsisi şüpheli dokunun biyopsisi biyopsi materyalinde Reed-Sternberg hücrelerinin görülmesi

Tümörün evrelemesi için ( evreleme: tümörün yayılım derecesinin değerlendirilmesi ) şunlar yapılır: fizik muayene karın bilgisayarlı tomografisi lenfanjiogram ( lenf sisteminin kontrast madde yardımıyla görüntülenmesi ) eksploratris laparotomi ( karnın cerrahi olarak açılıp incelenmesi ) veya karaciğer biyopsisi göğüs filmi kan kimyasıyla ilgili çalışmalar gerektiğinde manyetik rezonans veya diğer görüntüleme yöntemleri

Hastalığın gidişini aşağıdaki test sonuçları değiştirebilir: T lenfosit sayımı ince barsak biyopsisi periton sıvısı analizi mediastinoskopi ve biyopsi galyum sintigrafisi ferritin plevra sıvısının hücresel analizi kriyoglobülinler kemik iliği aspirasyonu Schirmer testi ACE düzeyi (ACE: anjiotensin dönüştürücü enzim ) beyaz kan hücrelerinin sayılması

Tedavi Tedavi şemasını oluşturmak için evre değerlendirilmesi yapılmalıdır. evre 1 : bir lenf düğümü tutulumu evre 2 : diyaframın aynı tarafında iki lenf düğümü tutulumu evre 3: diyaframın her iki tarafındaki lenf düğümlerinin tutulumu evre 4: hastalığın kemik iliği veya karaciğere yayılımı tedavi hastalığın evresine göre değişir. evre 1 ve evre 2 de (sınırlı hastalık ) lokal radyoterapi uygulanır. evre 3 ve evre 4 ( yaygın hastalık ) kemoterapi ile tedavi edilir. herhangi bir dış kanamada basınç ve buz uygulanır. Kişisel temizlik için yumuşak diş fırçası ve elektrikli traş makinesi kullanılmalıdır. diyetteki protein ve karbonhidrat miktarının arttırılması kemoterapiye bağlı yan etkilerin azalmasında yardımcı olabilir. Dinlenme periyotları ve günlük aktivitelerin programlanması anemiye bağlı yorgunluğu önlemede faydalı olabilmektedir.

Prognoz/Hastalığın gidişi

Tedavi sonrası evre 1 veya evre 2 hodgkin?li hastaların %70-80 inde yaşam süresi en az 10 yıldır. Yaygın hastalıkta 5 yıllık yaşam oranı %20-50 dir.

Komplikasyonlar/Riskler olası bir non-hodgkin lenfoma karaciğer yetmezliği radyoterapi ve kemoterapiye bağlı yan etkiler olası bir akut non-lenfositik lösemi ( ANLL )

Doktorunuza başvurun hodgkin hastalığı belirtileri varsa hodgkin hastalığı için tedavi görüyorsanız ve radyoterapi-kemoterapinin bulantı , kusma , iştahsızlık , ishal , ateş veya kanama gibi yan etkileri oluşmuşsa ?

KaraciÄŸer Kanseri

Pazar, 04 Kasım 2007

Karaciğerin primer (kendine has) malign (kötü huylu) tümörleri, bir başka deyişle kanserleri şunlardır: Hepatosellüler karsinom, intrahepatik kolanjiosellüler karsinom, hepatokolanjiokarsinom, hepatoblastom, anjiosarkom, epiteloid hemanjioepitelioma ve diğer sarkomlar (leiomyosarkom, rabdomyosarkom, indiferansiye embriyonel sarkom). Karaciğer kanserlerinin tümüne yakınını hepatosellüler karsinom (HSK) ve intrahepatik kolanjiosellüler karsinom oluşturur.

1- Hepatosellüler Karsinom (HSK) :

Karaciğerin en sık (%75) rastlanan primer tümörüdür. Diğer adı hepatomadır. Erkeklerde kadınlardan 5 misli daha fazla görülür. En sık 40-60 yaşlardadır. Kısacası en fazla orta yaş erkeklerde görülür. Dünyada en fazla Güneydoğu Asya ve Güney Afrika?da görülür. ABD?de ise seyrektir; tüm kanserlerin ancak %2,5?udur.

Etyolojisi bilinmemektedir. Ancak HSK için bazı risk faktörleri mevcuttur: Siroz HSK?li olguların büyük çoğunluğunda (%75-95?inde) risk faktörüdür. Hepatit B enfeksiyonu siroza neden olarak dünyadaki en önemli HSK sebebidir. Hepatit B enfeksiyonu olanlarda olmayanlara göre 20-200 kat daha fazla HSK oluşur. Ayrıca siroz yapan bütün hastalıklar, hepatit C enfeksiyonu, alkol kullanımı, vs. hastalıklar HSK?a yol açabilir.

Postnekrotik sirozlar, alkolik sirozlar, hemokromatosis, alfa-1-antitripsin eksikliğinde kanser olma riski yüksektir. Primer bilier siroz, kardiak siroz, Wilson hastalığında da orta derecede risk vardır. Aspergillus flavus adlı mantar tarafından üretiien Aflatoksin ile kontamine olmuş tahıl ve yer fıstığı yeme sonucu Aflatoksin alınmasıyla HSK gelişme riski vardır. Uzun süreli androjen kullanımında da HSK sıktır. Şistozomiazis ve klonorşiazis denen parazit hastalıklarının sık görülmesi de risk faktörüdür.

Klinik bulguları: Hepatomegali (karaciğer büyümesi) Karaciğer üzerinde üfürüm ve frotman olması Assit (karında sıvı birikmesi). Assit hastaların yarısında kanlıdır. Halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, karın ağrısı (her 3 hastadan birinde) Sirozu olan stabil bir hastada kliniğin aniden bozulması ve ALP artışı Karında kitle olması ve karında sağ üst kadranda ağrı ise karaciğer kanserinde en sık doktora başvurma sebepleridir.

Tanı : ALP (alkalen fosfataz) belirgin ölçüde artar. Transaminazlar ise (SGOT ve SGPT) hafif artar. AFP (alfa feto protein) artar. Galyum sintigrafisi (fokal dolma defekti olur). Ultrason ile kitle görülebilir, portal vene kitlenin invazyonu gösterilir. BT?de (bilgisayarlı tomografi) kitle görülür. Anjiografide hipervasküler ve tümör kızarıklığı gösteren kitle görülür. Karaciğer biyopsisi yapılarak kesin teşhis konur.

Tedavi : Etkin bir tedavi yoktur. Tanıyı takiben ortalama yaşam süresi 6 aydır. Tümör karaciğerin tek bir lobunu tutmuşsa o lob ameliyatla çıkartılır. Bu şekilde hastaların %10?u en az 5 yıl yaşama şansına kavuşur. Lezyon bir odağa lokalize ve 3 cm?den küçük ise tümör çıkartıldıktan sonra hastaların yarısında kanser tekerrür etmez. Ana damarlarda tutulum yoksa karaciğer nakli ve kemoterapi denenebilir. Karaciğer kanserinde (HSK) radyoterapi ve kemoterapi tedavisi ile genellikle başarılı sonuçlar alınamaz. Bazı vakalarda radyoaktif işaretli transferin tedavisi yarar sağlamaktadır.

Metastaz : % 50 olguda metastaz (tümörün başka bir dokuya yayılması) olur. En çok hiler lenf ganglionlarına ve akciğere metastaz yapar.

2- İntrahepatik kolanjiosellüler karsinom :

Karaciğer içi safra kanallarının kanseridir. Karaciğer içi safra kanallarının herhangi bir yerinde oluşabilir. Karaciğerin hilusu veya periferik kısımlarında gelişebilir. Karaciğer primer tümörlerinin % 8-25?ini oluşturur.

Etyoloji : Nedeni büyük ölçüde bilinmemektedir. Hastaların % 10?unda tümör şu etmenlerle ilişkilidir: Kronik ülseratif kolit (tipik olarak primer sklerozan kolanjit ile birlikte oluşur), Caroli hastalığı (idiopatik intrahepatik safra kanalları genişlemesi), konjenital hepatik fibrozis, klonorşiazis, opistorşiazis, hemokromatozis, thorotrast uygulanması, vs. Bu tip kanserlilerin %10?unda siroz vardır. Ancak intrahepatik kolanjiokarsinom?un Hepatit B ile hiçbir ilişkisi yoktur.

Klinik bulguları : Karın ağrısı, halsizlik, ateş ve kilo kaybı olur. Tipik olarak 50-70 yaşlarında görülür.

Tanı : Ultrason, BT, ALP artışı ve biopsi (patolojik tanı).

Tedavi ve prognoz: Hastaların çoğu tanı konulduktan sonra en fazla 1 yıl yaşar. Tümör çıkartılırsa bu süre biraz daha uzayabilir.

Metastaz : % 75 olguda metastaz olur. En çok lenf ganglionlarına, periton yüzeylerine ve akciğere metastaz yapar.

Kalın Bağırsak Kanserleri Kolon Rektum Kanseri

Pazar, 04 Kasım 2007

Kolo - Rektal kanserler A.B.D. de her iki cinsde en sık görülen 2. kanser türüdür. Yılda ortalama 140.000 kişi hastalığa yakalanmakta ve yılda ortalama 60.000 kişide bu hastalıktan kaybedilmektedir. Yurdumuzda da tanı yöntemlerinin artması, kişilerin hastalık belirtilerini daha iyi algılamaları ve hekime başvurma olanaklarının artması, beslenme alışkanlığımızında giderek daha çok endüstriyel gıdalara kayması sonucu bu kanserlerle daha sık karşılaşmamıza neden olmaktadır. Ancak erken teşhis ve tedavi yöntemleri uygulanabildiği takdirde Kolo - Rektal Kanserler tedaviden ençok yararlanan iç organ kanserleridir. Hatta TARAMA ( Screening) testleri ile hastalık oluşmadan, oluşmuş ise belirtileri daha ortaya çıkmadan saptanabilmekte ve gerekli tedavisi yapılarak tam şifa sağlanabilmektedir. Çünkü genelde ( % 95 ) Kolo-Rektal kanserler POLİP lerden gelişmektedir.

Henüz kanser gelişmeden bu polipler tarama testlerinde saptanarak POLİPEKTOMİ ( Kolonoskop ile polipin barsaktan alınması) ile çıkarılırsa ilerde oluşabilecek veya henüz çok küçük seviyede oluşmuş bir kanser barsaktan uzaklaştırılmış olacaktır.

KİMLER RİSK ALTINDADIR ?

Genelde olguların büyük çoğunluğu 45-50 yaş üzerindeki kişilerde görülmektedir.Bu Nedenle;

45-50 yaş üzerindeki kişiler

Anne, baba, kardeş gibi yakın aile bireylerinde kolorektal kanseri veya polipleri olanlar,

Uterus ( rahim ), over ( yumurtalık ) veya meme kanseri olan kadınlar,

Ülseratif Kolit veya Crohn gibi hastalıkları olanlar.

RİSKİ AZALTMAK İÇİN NELER YAPILMALIDIR ?

Risk altındaki kişiler, bu riski azaltmak için hastalık belirtileri ortaya çıkmadan yapılması gereken TARAMA (Screening ) testlerini yaptırmalıdırlar. Diyetlerini bol lifli - sebzeli, meyvalı, az yağlı ve az kırmızı etli bir şekile dönüştürmelidirler. Alkol ve sigara alışkanlığı varsa iyice azaltmalı, hatta bırakmalıdırlar. Hergün 20 - 30 dakika hafif egzersiz yapmalıdırlar.

TARAMA TESTLERİ NELERDİR ?

Kolo - Rektal kanserlerin klinik belirtileri ortaya çıkmadan yukarıda belirtilen RİSK altındaki kişilere yapılan testlerdir.Bu kanserlerin oluşmasında esas neden % 95 oranında poliplerdir. Bu polipler zaman içerisinde kansere dönüşebilmektedir. O nedenle tarama tetkiklerinde amaç bu polipleri henüz kansere dönüşmeden, eğer dönüşmüş ise çok erken devrede henüz klinik belirti vermeden teşhis etmek ve POLİPEKTOMİ ile ( kolonoskop yardımı ile polipin barsaktan uzaklaştırılması) çıkarılmalarını sağlamaktır. Bu takdirde bu hastalar % 90 nın üzerinde ki bir oranda tam şifaya kavuşmaktadırlar. Tarama testleri şunlardır :

45 yaş üzerinde yılda bir kez rektal tuşe muayenesi,

50 yaş üzerinde yılda bir kez gaitada gizli kan aranması,

50 yaş üzerinde 3 - 5 yılda bir defa KOLONOSKOPİ veya Sigmoidoskopi,

50 yaş üzerinde 5 yılda bir defa Kolon grafisi,

Ailesinde kolorektal kanseri olanlar 45 yaşdan sonra 2 - 3 yılda bir defa kolonoskopik tetkik,

Ülseratif Koliti olanlar yılda bir defa kolonoskopi ve biyopsi yaptırmalıdırlar.

KOLO - REKTAL KANSERLERDE KLİNİK BELİRTİLER NELERDİR ?

Genelde kadın ve erkekte eşit oranda görülen Kalın barsak - Rektum kanserleri sinsi seyreder. Hastalık aşağıdaki belirtilerle ortaya çıkar.

Rektumdan kan gelmesi ( rektal kanama ), gaitanın kanla bulaşık olması,

Tuvalete çıkma alışkanlığında değişiklik

Gaitanın eskiye oranla incelmesi,

Kabızlık ? İshal durumlarının ortaya çıkması,

Sık sık tuvalete çıkma isteği, buna rağmen tam boşalamama hissi,

Karında gaz ağrıları,

Kansızlık (anemi),

İzah edilemeyen zayıflama

Bu belirtilerin herhangi birinin 1 - 2 hafta devam etmesi veya aralıklarla tek rarlaması durumunda mutlaka hekime başvurulmalıdır.

TEŞHİS NASIL KONUR ?

Kolo - Rektal kanserlerde kesin teşhis barsak içerisindeki tümörden endoskopik yöntemlerden ( Rektoskopi, Fleksibl Sigmoidoskopi, KOLONOSKOPİ ) biriyle yapılacak tetkik ve alınacak parçanın patolog tarafından mikroskopik tanısı ile konur.

TEDAVİ NASIL YAPILIR?

Kolo-Rektal kanserlerin esas tedavisi tümörlü kısmın ameliyatla çıkarılması ve barsak pasajının sağlanması için çıkarılan kısmın alt ve üst uclarının tekrar karşılıklı ağızlaştırılmalarıdır.Kolonlar uzun olduğu için bu işlem kolaylıkla uygulanabilir. Ancak REKTUM kanserlerinin tedavisinde bu durum biraz farklıdır. Rektum kısa bir organ (15 cm) olması nedeni ile özellikle anüse yakın yerleşim gösteren tümörlerde ( anüs girişinden 5-6 cm yukarıda) , hastalıklı kısımın çıkarılmasını temin için anüsün tamamen çıkarılıp,iptal edilerek kolon, karın duvarına ağızlaştırılır ( KOLOSTOMİ ).

Daha önceleri çok daha sıklıkla uygulanan bu yöntem, günümüzde gerek teknolojik gelişmeler ( Stappler aleti vs.) ve gerekse bu konuda eğitilmiş ve deneyim kazanmış özellikle Kolo - Rektal cerrahi ile uğraşan cerrahlar tarafından yapılan ameliyatlarda çok az sayıda hastaya uygulanmaktadır.Bazen kolostomi rektumda yapılan ameliyatın iyileşmesini sağlamak için geçici olarak ( birkaç ay ) yapılabilir. Daha sonra bu kolostomi kapatılır. Ameliyata ek olarak, rektum tümörlerinde bazen ameliyattan önce, bazen ameliyattan sonra gerek olursa RADYOTERAPİ de yapılabilir . Kolon tümörlerinde radyoterapinin yeri yoktur. Her iki organın tümörlerinde ameliyattan sonra duruma göre KEMOTERAPİ yapılabilir.

Anüs kanserlerinde genellikle radyoterapi tercih edilmektedir. Bazı durumlarda Cerrahi tedavide yapılabilir.

AMELİYAT SONRASI BU HASTALAR NASIL İZLENMELİ ?

Kolo - Rektal Kanserlerde ameliyat sonrası nüks etme şansı hastalığın evresine göre değişir. Nüksler genellikle ilk 2 yıl içerisinde ortaya çıkarlar. Bu nedenle bu hastaların ameliyat sonrası ilk 2 yıl içerisinde çok sıkı izlenmeleri gerekir. Eğer nüks saptanacak olursa yeni yapılacak girişimlerle hastanın yaşam şansı artırılır. Ayrıca bu hastalarda geriye bırakılan kolon kısmında yeni tümör oluşma şansı azda olsa vardır. Bunların çok küçükken saptanması ve çıkarılması hastaya tam şifa sağlayacaktır.Bu izlemelerde hastalara 3-6 aylık aralıklarla kan testleri tümör belirleyicileri ( CEA ), US, Tomografi; Akciğer grafisi, Kolonoskopi gibi tetkikler dönüşümlü olarak yapılır. 2 yıldan sonra senelik kontroller ile hasta 5 yıl izlenmelidir.

Mesane Kanseri

Pazar, 04 Kasım 2007

Mesane idrar depolayan ve işemeyi sağlayan organdır. Mesane kanseri, genitoüriner kanserlerin ikinci sıklıkla görülenidir. Ortalama görülme yaşı 65 tir. Erkek ler kadınlardan 2 - 3 kat daha fazla mesane kanserine yakalanırlar. Tanı konulduğunda %85 kanser mesaneye sınırlı, %15 inde ise lenf nodülleri tutulumu veya uzak metastazlar mevcuttur.

Mesane Kanseri Derecelendirme:

TIS : Karsinoma insutu

Ta tümör mukozada sınırlı

T1 tümör submukozada

T2 : Tümör yüzeyel adalede

T3a : Tümör tüm mesane adelesini tutmuş, fakat ekstravezikül yayılım yok.

T3b : Tümör extravezikal yayılım mevcut

T4 : Lenf nodülü veya komşu organ metastazı mevcut, uzak organ metastazı mevcut.

Mesane kanserlerinin %98 i epitelyal ve bunlarda çoğu transizyonel hücreli karsinomlardır. Tüm mesane kanserlerinin %90 ı transizyonel hücreli karsinomlardır. Bu lezyonlar genellikle papiller özellik gösterir ve mesane içeriside yer işgal eden bir lezyondur.

Tümörün invazyonu, rekürrensi ve progresyonu sıklıkla tümörün gradesi ile yakın ilişkidedir. Düşük gradeli tümörde 10 yıllık yaşam %98 iken yüksek gradeli tümörde ise %35 dir.

Mesane kanserli hastaların %85-90 ında kanlı idrar (hematüri) ilk gözlenen semptomdur. Hematüri genellikle ağrısızdırü, aşikar veya mikroskobik, aralıklı veya sürekli olabilir. Bazı hastalarda sık sık idrara çıkma, idrarını yetiştirememe ve yanma gibi belirtiler olabilir.

Mesane tümörü için birçok görüntüleme tekniği kullanılmasına rağmen, sistoskopi ve biopsi ile doğrulama gereği vardır.

İntravenöz ürografi hematürinin tanımlanması için sıklıkla kullanılan bir tetkiktir. IVP de mesane içerisine doğru uzanan papillamatoz oluşum dolma defekti şeklinde kendini göstermektedir. Abdominal ultrasonografi ile mesane tümörleri ve üst üriner sistem değerlendirilebilir. Mesane doldurulduğunda mesane içerisinde yer işgal eden lezyon tanımlanabilir.

Tanı ve başlangıç derecelendirme için, sistoskopi ve transüretral rezeksiyon yapılmalıdır. Sistoskopi sırasında tümör önce belirlenir ve rezeksiyon yapılır.

Yüzeyel (mesane duvarında derinleşmemiş) mesane kanserli hastalar, transüretral rezeksiyon ve intravezikal tedavi ile takip edilebilir. Başlangıçta düşük grade küçük tümör ve progresyon için düşük riske sahip olanları ise intravezikal tedavi vermeksizin transüretral rezeksiyonla izlenebilir. T1 tümörlü bir hastadan eğer; multiple lezyon varsa, tümör büyükse ve rekürren tümör varsa bu hasta intravezikal kemoterapi için adaydır. T1 grade III lü hastalar için bazı klinikler progresyon oranının yüksek olması nedeni ile sistektomi önermektedirler. T1 tümörlü hastalarda intravezikal tedavi ile rekürrens oranı azalmakta isede rekürrens olduğunda agresif tedaviye ihtiyaç olmaktadır.

T2, T3 hastalığı olan hastalarda seçilecek tedavi agresif olmaktadır.(parsiyel veya radikal sistektomi) veya sistektomi+kombine tedaviler seçilebilir.(Radyoterapi veya kemoterapi)

Mesane kanseri için tedavi alternatifleri

TIS TUR+intravezikal kemoterapi

(BCG)

Ta(tek, düşük grade TUR (Yanlızca)

rekürrens yok)

Ta (geniÅŸ, multiple TUR+intravezikal kemoterapi

yüksek grade ve (BCG)

rekürrens var)

T1 TUR+İntravezikal kemoterapi

T2,4 a) Radikal sistektomi,

b)Neoadjuvankemoterapi+Radikal sistektomi

c) Radikal sistektomi+Adjuvan kemoterapi

d) Kombine

T, N+,M+ Sistemik kemoterapi+sistektomi veya radyoterapi

TEDAVİ

A- İntravezikal Kemoterapi: Süperfisiyal mesane kanserli hastalarda en büyük problem, tümörlerin nüksetmesidir. İleri stage ve gradli tümörlerde nüks oranı daha fazladır. Nüksü önlemek önemlidir. İmmuno veya kemoterapik ajanların üretral kateterden mesaneye verilmesi rekürrens oranını azaltmak içindir. İntravezikal tedavinin 2 amacı vardır; birincisi profilaktik diğeri ise tedavi amacıdır. Kullanılan ajanlar 6-8 hafta, haftada bir kullanılmakta ve sonra aylık veya iki ayda bir sürdürülmektedir. Teropatik ajanların intravezikal verilmesi ile, primer olarak irriratif semptomlar gözlenmesi doğaldır. Sistemik yan etkilerinin görülmesi azdır. Çünkü mesaneye verilen ilaçların mesane lümenini geçmesi oldukça sınırlıdır. Gross hematürisi olan hastalarda intravezikal kemoterapinin verilmemesi de sistemik komplikasyonları önleyecektir. İntravezikal ajan verildikten sonra mesanedeki ilacın kalış süresi 1-2 saat olmalıdır. Günümüzde en sık kullanılan ajanlar, Mitomycin-C, Thiotepa, Doxorubicin, Bacillus Calmette-Gurih (BCG) dir.

1- Mitomycin-C: Mitomycin-C; Antitümoral, DNA sentezini inhibe eden bir ajandır. Moleküler ağırlığı 329, sistemik toksitesi minimaldir. Mitomycin-c ile komplete cevap %36-78 oranında değişmektedir. Transüretral rezeksiyondan sonra rekürrensi %33 oranda azaltmaktadır. Yan etkileri %10-43 oranındadır. Yan etkileri oranında daha ziyade irritatif semptomlar yer almaktadır. Mitomycin-C alanların %6?sında ellerde ve genital bölgede kızarıklar gözlenebilir.

2- Thiotepa: Alkille edici bir ajandır, monokül ağırlığı 189 ve 30 mg. haftalık dozlarda kullanılır. Komplet cevap %55 civarındadır. Rekürren oranı oldukça azdır. Sistemik yan etkileri fazladır. Trombositopeni ve lokopeni %9 oranında gözlenir. İrritatif semptomlar oldukça azdır. Hastalara ilaç verilmeden önce kan sayımı yapılmalıdır.

3- Doxorubicin: Monokül ağırlığı 580 dir ve sistemik yan etkileri oldukça azdır. Komplet cevap %38 dir. Profilaktik bir ajandır. Sistit görülen yan etkilerindendir.

4- BCG Bacilius Calmette Gurih: BCG, mikobacterium, bovinin canlı şusudur. BCG?nin antitümöral etki mekanizması bilinmektedir. İntravezikal instilasyondan sonra mukozal ülserasyon ve granüloma oluşumu görülmektedir. Böylece helper T lenfositlerini aktive etmektedir. Karsinoma insituda BCG teropatik ve profilaktik amaçla oldukça etkilidir. Komplet cevap %36-71 oranındadır. Rekürren oranı, transüretral rezeksiyondan sonra %11-27 oranındadır. Hastaların çoğunluğunda irritatif semptomlar gözlenmektedir. Hemorajik sistit %7 oranında gözlenir. Sistemik enfeksiyon %2 oranında gözlenir. Hastalardaki orta ve ılımlı enfeksiyonda isoniazit (INH) (300 mg. günlük) verilir vede BCG dozu azaltılır. İsoniazit intravezikal BCG verilmeden 1 gün önceden başlanır. (Hastada şiddetli şikayetler varsa intravezikal BCG verilmesi durdurulur. INH ve Rifampicin (600 mg./gün) verilir. Hastada septik tablo varsa (ateş, konfüzyon, hypotansiyon, respiratuar yetersizlik) INH+rifampicin+etambutol (1200 mg.) ve Siklosporin (500 mg. günde iki kez) verilmelidir.

CERRAHİ

1- Transuretrel rezeksiyon: TUR, tüm mesane kanserleri için başlangıç tedavi formudur. Hastalığın stage ve gradesini tanımlamada yararlı olmaktadır. Hastada, tek, düşük grade ve non ınvazıf tümör sözkonusu ise yanlızca TUR-B yapmak yeterli olacaktır.

2- Parsiyel sistektomi: Mesanenin lateral veya kubbesinde soliter infilitratif tümörü olan (T1,T3) hastada veyahutda mesane divertikülü içerisinde tümörü olan hastalar parsiyel sistektomi adaylarıdır. Tümörlü hücrenin yara dudaklarına implantasyonu için bu hastalara küçük dozlarda (1000-1600 cGy) ve intravezikal kemoterapi preoperatif verilmesi uygundur.

3- Radikal sistektomi: Radikal sistektomi; anterior pelvik organların kaldırılmasıdır. Erkekte; mesane ve çevre yağ dokuları, periton, prostat ve seminal veziküller. Kadında; mesane ve çevre yağ dokusu, periton, cervix, uterus, anterior vagina, urethra ve overler rezeke edilmektedir. Eğer erkekte prostatik üretdada invazyon sözkonusu ise üretrektomide aynı anda yapılmalıdır.

4- Radyoterapi: 5000-7000 cGy, 5-8 haftalık sürelerde verilir. İnfintratif hastalıkta radikal sistektomiye alternatiftir. Genellikle iyi tolere edilmesine rağmen, %15 hastafada barsak, mesane ve rektal komplikasyonlar gözlenir. Beş yıllık yaşam T2 ve T3 için %41-18 oranında değişir.

5- Kemoterapi: Mesane kanseri tanı konulduğunda %15 oranında bölgesel veya uzak metastaz sözkonusudur. İnvazive hastalığı olan hastalarda radikal sistektomi veya radikal radyoterapi sonrasında %30-40 oranında uzak metastaz sözkonusudur. Bu hastalara tedavi verilmez ise yaşam oldukça sınırlıdır. Tek ve kombine kemoterapik ajanlar hastalarda yararlı olmaktadır. Tek başına kullanılan cisplatin ile cevap %30 dur. Diğer etkili ajanlar ise methotroxate, doxorubicin, Vinblantine, 5-gluorouracil dir. Kombine tedavide cevap oranı yükselmektedir. Son zamanlarda Methotrexate, Vinblastine, doxorubicin ve cisplatin (MVAC); Cisplatine, methotrexate ve cyclophonphanide (CISCA) kullanılmaktadır. Ortalama yaşam bir yıldır.

E- Kombine tedaviler: Metastatik mesane kanserlerinde (T2-T4) kombine tedaviler gündeme gelmiştir. Radikal sistektomi öncesi kemoterapi (neoadjuvant) verilerek mesane korunmaktadır. Seçilmiş hastalarda %22-43 oranında, yanlızca kemoterapiyle cevap elde edilmiştir. Alternatif olarak T3-T4 veya N+ olan hastalar da radikal sistektomi sonrası kemoterapi (adjuvant) verilmesi ile rekürrens riski azalmaktadır.

Radyoterapi sonrası lokal ve sistemik hastalık görüldüğünde ilave kemoterapi verilebilir


Destekliyoruz arkadaþ - arkadas - partner - partner - arkadaþ - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - wordpress - wordpress tema - seo - backlink - video izle - jinekolog - kadýn dogum doktoru - kadýn doðum uzmaný -