‘Kalp Sağlığı’ Kategorisi için Arşiv

Transözefageal Ekokardiyografi

Pazar, 04 Kasım 2007

Transözefageal ekokardiyografi (TÖE), ekokardiyografik incelemenin göğüs duvarı yerine yemek borusundan yapılmasıdır. Yemek borusu kalbin taban (arka) ısmına çok yakındır. Ayrıca yemek borusunun duvar kalınlığı göğüs duvarına göre çok daha azdır. Bu nedenlerden dolayı, TÖE sırasında daha kaliteli görüntü elde edilir, daha arkadaki oluşumlar incelenebilir. TÖE, özellikle şu hastalarda yapılmalıdır: 1. Göğüs duvarının kalın olduğu, ancak ekokardiyografinin mutlaka yapılmasının gerektiği hastalar 2. Kalbin taban kısmında bir bozukluk düşünülen hastalar 3. Protez kapak replasmanı uygulanmış hastalar 4. İnfektif endokardit düşünülen hastalar

1.UYGULANMA ŞEKLİ:

TÖE, endoskopiye çok benzer. Hastadan yaklaşık 30-50 cm?lik bir boruyu yutması istenir. Hastalar için görünüşte hoş olmayan bu işlem, önceden yatıştırıcı verilmesi ve hastanın boğazının uyuşturulması nedeniyle oldukça kolaylaşmaktadır. Başlangıçta hastada bulantı ve öğürme hissi olabilir ancak bir süre sonra bu yakınmalar kaybolur. Hastanın tetkikin yapılması konusunda doktora yardımcı olması işlemin hem kısa sürmesini, hem de daha kaliteli olmasını sağlar. Yemek borusu üzerinden yapılan bu işlem yaklaşık 5 dk. sürer. Elde edilen görüntüler bir video kaydedici aracılığıyla video-kasete kaydedilir. Daha sonra bu kasetler yeniden seyredilerek ve gerekirse çeşitli ölçümler yapılarak rapor hazırlanır. Unutmayın ki, ne kadar nahoş olsa da bu işlemi yapma zorunluluğu olmasaydı doktorunuz sizden bu tetkiki istemezdi.

2.RİSKLER:

TÖE, riski çok düşük bir tetkiktir. Doktorunuz, işlem öncesinde size boğazınızla ilgili bir anormallik olup olmadığını soracaktır. Eğer, boğaz ağrısı varsa yutkunma güçlüğü varsa, sık sık bademciklerinizden rahatsızlanıyorsanız mutlaka belirtiniz. bunun dışında önemli olabileceğini hissettiğiniz tüm yakınmaları belirtmekten kaçınmayınız. Anestezik maddelere alerjiniz olması da doktorunuz için çok önemidir. Böyle bir durum varsa mutlaka bildiriniz. Doktorunuz bu soruları sorduktan sonra kısa bir ağız ve boğaz muayenesi yapacaktır. Kuşkulanılan en küçük bir durumda bile işlem ertelenecektir. Bu nedenle işlemin yapılmasına karar verildiyse riskler açısından güvende olduğunuzu unutmayınız. Bütün bunlara karşın aşağıdaki riskler çok az da olsa mevcuttur:

1. Bulantı, öğürme;

2. Geçici yutkunma zorluğu;

3. Yemek borusunda zedelenme ( TÖE kliniğimizde 10 yıldır yapılmaktadır ve yemek borusunda zedelenme hiç olmamıştır.);

4. Çeşitli ritim bozuklukları ( İşlem sırasında hem ekokardiyografik hem de elektrokardiyografik takip yapıldığından bu riskin gerçekleşmesi, gerçekleşse de kötü bir sonuca gitmesi olasılığı çok düşüktür. Kliniğimizde şu ana kadar ciddi aritmi olmamıştır.);

5. Kana enfeksiyon ajanlarının geçmesi (Potansiyel olarak mevcut olan bu risk, diş fırçalamaktan daha fazla riske sahip değildir. Bunun yanında, işlem steril malzeme ile yapılmaktadır.)

3.İŞLEMDEN SONRA:

İşlem sırasında boğazınız uyuşturulduğundan yutma refleksinizde geçici bir kayıp olabilir. Bu kayıp yaklaşık 2 saat sürer. Bu nedenle işlemden sonra 2 saat boyunca birşey yiyip içmeyiniz.

Raporunuz kısa sürede verilecektir. ancak çok karmaşık durumlarda kasetin tekrar tekrar izlenmesi gerekebilir. Böyle durumlarda raporunuzu alacağınız tarih ve saat size bildirilir. Aksi takdirde raporunuz size 30 dk. içinde teslim edilecektir. Raporunuzu tetkiki isteyen ya da takibinizi yapan doktora göstermeyi unutmayınız.

Ventriküler Septal Defekt Vsd Çcocukta Kalp Deliği

Pazar, 04 Kasım 2007

KÜÇÜK VENTRİKÜLER SEPTAL DEFEKT (VSD)

Kalbin iki karıncığı arasındaki duvarda açıklık olmasıdır (Şekil 2). Bu açıklık vasıtasıyla sol taraftaki temiz kanın bir kısmı sağ tarafa geçer. Bu olay akciğer atardamarında hafif bir basınç yükselmesine sebep olabilir. Hastanın şikayetlerinin ciddiyeti ve tedavi şekli (ilaç veya ameliyat) büyük ölçüde açıklığın büyüklüğüne, yani buradan geçen kanın miktarına bağlıdır. Küçük VSD?li hastalarda genellikkle hiçbir çikayet görülmez.

Tanı nasıl konulabilir ?

Tanı genellikle herhangi bir nedenle doktora gidildiğinde muayene sırasında üfürümün duyulması ile tesadüfen konur. Kesin tanı çocuk kardiyoloji uzmanınca yapılan muayene ve ekokardiyografi ile konur.

Tedavide ne yapılabilir ?

Küçük defektlerde genellikle tedavi gerekmez. Ancak sünnet, diş çekimi, diş dolgusu gibi bazı girişimler öncesinde endokardite (kalbin iç tabakasının iltihabı) karşı koruyucu tedaviye ihtiyaç gösterirler.

İleriye dönük yapılması gerekenler :

Defektin kendiliğinden kapanma ihtimali olduğu unutulmamalıdır. Hasta doktorun önereceği belli kontrol aralıkları ile takibe gelmelidir.

GENİŞ VENTRİKÜLER SEPTAL DEFEKT

(VSD)

Kalbin iki karıncığı arasındaki duvarda büyük bir açıklık olmasıdır (Şekil 3). Bu açıklık vasıtasıyla sol kalpteki temiz kan sağ kalbe, buradan da akciğerlere gider. Bu olay bir taraftan akciğer atardamarlarında basınç yükselmesine sebep olur, diğer taraftan artan kan akımı kalbin daha fazla çalışmasına ve daha fazla yorulmasına sebep olur.

Tanı nasıl konulur ?

Bu bebeklerde hızlı nefes alıp verme, özellikle emerken aşırı terleme, yeterli kilo alamama ve emme sırasında yorulma dikkati çeker. Tanı, muayene sırasında üfürüm duyulması ile ve kalp yetersizliği bulgularını belirleme ile konur. Bu hastalarda sık sık zatürre, bronşit gibi akciğer hastalıkları da sık görülür. Genellikle çocuk doktora hasta olduğunda götürüldüğünden, böyle ağır hasta ve huzursuz bir bebekte diğer bulgular zor farkedilir. Bu hastaların bir kısmı akciğer enfeksiyonu tadavileri ile kısmen düzelmekle birlikte, kesin tanı konulması bu nedenle çok gecikebilmektedir. Erken tanı için ülkemizde sağlıklı çocukların da doktor kontrolüne götürülmesi alışkanlığının kazanılması şarttır. Kesin tanı çocuk kardiyoloji uzmanınca yapılan muayene ve ekokardiyografi ile konur.

Tedavide ne yapılabilir ?

Kalbin çalışma gücü ilaç tedavisi ile arttırılmaya çalışılır. Çocuk büyüdükçe açıklığın küçülüp küçülmediğine bakılır. Düzelme saptanmayan hastalarda bu açıklığın cerrahi olarak kapatılması gerekebilir. Bazı hastalarda cerrahi öncesinde kalp kateterizasyonu yapılması gerekebilir. Cerrahi için uygun zaman genellikle 6 ay civarıdır. Açıklık bir yama ile kapatılıp, kan geçmesi engellenir. Ameliyatın az da olsa risk taşıdığı bilinmelidir.

İleriye dönük yapılması gerekenler :

Sünnet, diş çekimi, diş dolgusu gibi bazı girişimler öncesinde endokardite ( kalbin iç tabakasının iltihabı) karşı koruyucu tedaviye ihtiyaç gösterirler. Bu ameliyat olmuş hastalar için de 4-5 yıl süre geçerlidir. Hastaların belli aralıklarla doktor kontrolünde olmalı gerekir.

Hipertansiyon Her Yönüyle

Pazar, 04 Kasım 2007

Hipertansiyona Hızlı Bakış

Kan dolaşımının sağlanması için bir basınç gereklidir. Bu basıncın normalden fazla olmasına hipertansiyon denir. Hipertansiyon için kullanılan diğer bir isim ise YÜKSEK TANSİYON?dur.

Kan basıncı ölçülürken 2 kan basıncı değerine bakılır; Büyük tansiyon (sistolik kan basıncı) ve Küçük tansiyon (diyastolik kan basıncı). Kalbin kasılması sırasında ölçülen kan basıncı, büyük tansiyon, kalbin gevşemesi esnasında ölçülen kan basıncı ise küçük tansiyondur. Hem büyük tansiyon hem de küçük tansiyonun normalden fazla olması HİPERTANSİYON?dur. Hipertansiyon tanısı için büyük ve küçük tansiyondan birisinin normalden yüksek olması yeterlidir. Gerek büyük tansiyon gerekse de küçük tansiyonun normalden yüksek olması önemlidir. Bu konu unutulmamalıdır. Bazı hastalar küçük tansiyondaki yüksekliği önemsememektedir; bu çok yanlıştır.

Hipertansiyon çok yaygın bir hastalıktır. Hipertansiyon kalıcı sakatlık ve ölüm nedeni olan toplumsal bir sorundur. Hastaların azımsanmayacak bir kısmının kan basıncı yüksekliğinin farkında olmaması,hipertansiyonun önemini artırmaktadır. Toplumdaki 5-6 erişkinden birinde kan basıncı yüksekliği vardır. Hipertansiyon değişik böbrek, kalp, damar hastalıklarına, felçlere ve görme kaybına yol açabilir. Tuz tüketiminin fazla olduğu toplumlarda, kan basıncı yüksekliğine daha sık rastlanır.

Belirtiler

Hipertansiyonun başlıca belirtileri baş ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, yorgunluk, burun kanaması, yol yürüme ve merdiven çıkmada zorlanma, bazen çok sık idrara çıkma, gece uyurken uykudan kalkıp idrar yapma ve bacaklarda şişliktir. Kan basıncının çok yükseldiği durumlarda, çift görme, dilde peltekleşme, yüzde veya vücutta karıncalanma olabilir. Bu belirtilerin hiçbirisi hipertansiyona özgü değildir, başka hastalıklarda da izlenebilir. Ancak hastaların önemli bir kısmında hiçbir belirti yoktur. Bu hastalarda hipertansiyon tanısı, sadece kan basıncı ölçümü ile mümkündür. Bu nedenle hipertansif olmasa bile tüm hastalar, yılda en az 1-2 kez kan basıncını ölçtürmelidir.

Kan basıncı ölçümü

Kan basıncı pratikte sfigmomanometre diye isimlendirilen tansiyon aleti ile ölçülmektedir, en yaygın 2 tip; civalı ve aneroit manometrelerdir. Genel olarak, civalı manometrelerin aneroit manometrelere göre bakımı, daha kolay ve hassasiyeti daha fazladır. Aneroit manometreler daha pratiktir ve kırılma tehlikesi yoktur. Piyasada klasik civalı veya aneroit manometrelerden farklı olarak çok sayıda otomatik ve yarı otomatik sfigmomanometreler satılmaktadır. Genel olarak, bu cihazların çoğu, standart civalı manometrelerden daha pahalı olmalarına karşın onlar kadar hassas değildir. Parmak ucundan kan basıncı ölçen cihazların daha az hassas olduğu unutulmamalıdır.

Sağlıklı bir kan basıncı ölçümü yapılabilmesi için aşağıdaki noktalara dikkat edilmelidir:

1. Hasta, kan basıncı ölçümünden yarım saat önce egzersizden kaçınmalı, birşey yememeli, kafein almamalı ve sigara içmemelidir. Hasta en az 5 dakika istirahat etmelidir.

2. Basıncın ölçüldüğü kol, dördüncü interkostal aralığın (kaburgalar arası aralık) sternum (göğsün önünün ortasındaki kemik) ile birleştiği yerde yatay olarak aynı düzlemde bulunmalıdır ve kasılmayı engellemek için kol desteklenmelidir.

3. Koldan tüm giysiler çıkarılmalıdır.

4. Brakiyel arter (kol ön yüzünde ve dirseğin 2-3 cm yukarısındaki atardamar) elle hissedilmeli ve manşon süratle nabzın kaybolma noktasının 30 mm Hg üzerine kadar şişirilmeli ve daha sonra yavaşça boşaltılmalıdır (Her kalp atımında veya saniyede 2-3 mm Hg hızla).

5. Steteskop brakiyel arterin üzerine yerleştirilmelidir. Steteskop sıkıca ve dengeli bir biçimde tutulmalı fakat aşırı basınç uygulanmamalıdır.

6. Basınçlar en yakın 2 mm Hg?ya göre kaydedilmelidir. Hem büyük hem küçük tansiyon kaydedilmelidir. Örneğin; 146 / 88 mm Hg gibi.

7. İlk ölçümde hipertansiyon tanısı koymaktan kaçınılmalıdır. Sistolik kan basıncı, gün boyunca 100 mm Hg?ya kadar değişkenlik gösterebilir. Bu nedenle hipertansiyon tanısı koymadan veya tedaviye başlamadan önce, değişik zamanlarda en az 2 kez daha ölçülmelidir. Pratikte tanı veya tedavi ile ilgili kesin yargıya varmadan önce, kan basıncı, haftalar hatta aylar süren dönemlerde, tekrar tekrar ölçülmektedir. Ancak ilk ölçülen kan basıncı değeri, 210 / 120 mm Hg?dan fazla ise hipertansiyon kabul edilmelidir.

8. Pratikte, sağ veya sol koldan kan basıncı ölçülmesi önem taşımaz ancak kan basıncı ilk muayenede her iki koldan da değerlendirilmelidir. Tekrarlayan üç ölçümde, eğer sistolik/diyastolik kan basıncında 20 / 10 mm Hg?dan fazla farklılık olursa, eş zamanlı ölçüm yapılmalıdır.

Bir sonraki konu

Tanım ve sınıflandırma

Hipertansiyonun tanımı ve sınıflandırması; ülke, zaman veya araştırmacıya göre değişiklik göstermektedir. Genel olarak, sistolik kan basıncının (büyük tansiyon) 14 cm Hg (140 mm Hg) ve diyastolik kan basıncının (küçük tansiyon) 9 cm Hg?dan (90 mm Hg) yüksek olması hipertansiyon olarak kabul edilir. Daha önce mevcut olan hafif-orta hipertansiyon gibi tanımlar, hipertansiyonun yol açtığı hedef organ hasarı riskini saptamada yetersiz kaldığı için yeni bir hipertansiyon tanım ve sınıflandırması yapılmıştır. Hipertansiyonun tanım ve sınıflandırılması yapılırken günümüzde risk faktörleri de değerlendirilmelidir.

Nedenleri

Hipertansiyonun nedeni, % 90-95 hastada bilinmemektedir (primer hipertansiyon, esansiyel hipertansiyon) yani bilinen bir hastalığa bağlı değildir. Yüzde 5-10 hastada ise hipertansiyon başka bir hastalığa bağlıdır (sekonder hipertansiyon). Hipertansiyona yol açan hastalıkların önemli kısmı böbrek kaynaklıdır. Endokrin (hormonal) sebepler ise önemli diğer bir grubu oluşturmaktadır. Bu hastalıkların önemli bir kısmının tedavi edilebilir nitelikte olması, hastalıkların tedavisi ile de hipertansiyonun kalıcı tedavisinin mümkün olması her hastanın sekonder hipertansiyon açısından değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.

Hipertansiyon gelişiminde tuzun ve böbreklerin önemi

Hipertansiyon gelişiminde, tuzun çok büyük önemi vardır. Bazı insanlarda, böbreğin tuz (NaCl) atma kapasitesi sınırlı olabilir ve gereğinden fazla tuz alınması, hipertansiyonun ortaya çıkmasına veya hipertansiyonun tedavisinde başarısızlığa yol açabilir. Gerek hayvan deneyleri gerekse insanlar üzerinde yapılan çalışmalar, hipertansiyon gelişiminde, tuzun rolünün olduğunu ispatlamıştır.

Böbreklerin hipertansiyon gelişimindeki rolü çok önemlidir. Hipertansiyonu olan bir hastada, % 5 olasılıkla bir böbrek hastalığı vardır. Bu nedenle, tüm hipertansif hastalar böbrek hastalıkları yönünden incelenmelidir. Bu amaçla, basit bir idrar incelemesi bile çoğu zaman yeterlidir. Hipertansiyonu olan bir hastada, böbrek hastalığının saptanması, böbrek hastalığının erken tanısına ve tedavisine de olanak sağlar. Zaten böbrek hastalığına bağlı bir hipertansiyon söz konusu ise, böbrek hastalığı tedavi edilmeden hipertansiyonun kontrol altına alınması çok zordur. Bazı durumlarda, hipertansiyon da böbrek hastalığına yol açabilir; ?hipertansiyon mu önce olmuştur böbrek hastalığı mı önce olmuştur? bunu ayırmak zor olabilir. Bu durum, aynen ?tavuk mu önce olmuştur yumurta mı önce olmuştur? ayırımı gibi karmaşık bir hal alabilir.

Hipertansiyonun vücuda verdiği zararlar

İnsan vücudunda, tüm organ ve dokuları besleyen damarlar bulunur. Hipertansiyon, kan damarlarında basıncın artması durumudur. Evimizdeki musluklara suyu taşıyan su borularındaki gibi bir basınç, tüm damarlarda mevcuttur. Nasıl su borularında basınç artışı, tıkanma ve patlamalara yol açarsa, hipertansiyon da damarlarda patlamalara ve tıkanmalara yol açar. Tüm organ ve dokularda damar olduğu için hipertansiyon tüm vücudu etkileyebilir. Hipertansiyondan en çok etkilenen organlar; kalp, beyin, böbrekler, büyük atardamarlar ve gözlerdir. Hipertansiyon bu organları etkileyerek kalıcı sakatlıklara ve ölümlere yol açabilir. Hipertansiyonun vücuda verdiği başlıca zararlar, aşağıda özetlenmiştir:

1. Kalp yetmezliği, kalp büyümesi, kalbi besleyen damarlarda daralma (koroner arter darlığı), kalbi besleyen damarlarda tıkanma (kalp krizi)

2. Beyin kanaması, felç, beyin damarlarında daralma ve tıkanma

3. Böbrek yetmezliği, böbrek fonksiyonlarında bozulma

4. Görme azalması ve körlük

5. Büyük atardamarlarda genişleme, bu genişlemelerin yırtılması, bu damarlarda tıkanma. Bunların sonucu, kangren veya ani kanamalara bağlı ölüm gelişir.

Hipertansiyonun vücuda verdiği bu zararlar, hastaların moralini bozmamalıdır. Hipertansiyon tedavi edilebilir bir hastalıktır ve yeterli tedavi ile bu zararlar minimuma indirilebilir. Bu zararları minimuma indirebilmek için hastalarımızın Sık Yapılan Hatalar bölümünü mutlaka okumaları gereklidir. Hipertansiyon zamanında teşhis edilip, uygun şekilde tedavi edilirse, yukarıda sayılan hastalıklar ve bunlara bağlı ölümler önlenebilir.

Hipertansif hasta nasıl değerlendirilmelidir?

Hipertansiyon tanısı almış bir hasta değerlendirilirken 3 konuya dikkat edilmelidir.

1. Hipertansiyon yaratan başka bir hastalık (böbrek hastalığı, hormonal hastalık?) olup olmadığı yani sekonder bir hipertansiyon araştırılmalıdır: Hastaların % 10?undan azında hipertansiyona yol açan, % 5?inden azında ise düzeltilebilecek bir hastalık saptanabilir.

2. Hipertansiyonun vücuda vermiş olduğu hasar ve eşlik eden diğer hastalıklar saptanmalıdır. Bu saptama, hem hastanın geleceğinin belirlenmesinde hem de tedavi seçiminde yardımcı olur.

3. Diğer kardiyovasküler risk faktörleri incelenmelidir: Hipertansiyon, kardiyovasküler ölüm ve sakatlıklara yol açan bir kardiyovasküler risk faktörüdür, bu nedenle diğer kardiyovasküler risk faktörleri incelenmeli ve mümkünse düzeltilmelidir.

Hipertansif hastalarda, kardiyovasküler risk faktörlerinin değerlendirilmesi ve mümkünse değiştirilmesi, tedavinin temel noktalarından birisidir. Hipertansif hastalarda, hipertansiyon dışındaki kardiyovasküler risk faktörlerine de sık rastlanır ve bu kardiyovasküler risk faktörlerinin düzeltilmesi ile kardiyovasküler kalıcı hasar ve ölüm riski kesin olarak azaltılır. Günümüzde, hipertansiyon tanım ve sınıflandırmasında da, kardiyovasküler risk faktörlerinin önemi giderek artmaktadır.

Hipertansiyon, her yaş, cins, ırk için önemli bir kardiyovasküler risk faktörüdür ve hem sistolik hem diyastolik hipertansiyonun şiddeti arttıkça kardiyovasküler risk artmaktadır. Hipertansiyon tedavisi ile kardiyovasküler risk azalmaktadır. Lipid (yağ) metabolizması bozuklukları majör ve düzeltilebilir kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Şişmanlık ile koroner arter hastalığı arasındaki ilişki birçok çalışmada gösterilmiştir. Yetersiz egzersiz kardiyovasküler riski arttırır. Diyabetes mellitus (şeker hastalığı) iyi bilinen bir kardiyovasküler risk faktörüdür. Ayrıca diyabetik hastalarda lipid (yağ) metabolizması bozuklukları, hipertansiyon, şişmanlık gibi diğer kardiyovasküler risk faktörleri de sıktır. Sigara, koroner arter hastalığı sıklığını arttırdığı gibi diğer kardiyovasküler risk faktörlerinin etkisini de arttırır. Sigara içimi, Türkiye?deki en önemli sağlık problemlerinden birisidir ve ne yazık ki kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Sigaranın bırakılması ile koroner arter hastalığı riski azalır ve bu azalma 12 ay sonra en belirgin hale gelir.

Tedavi

Hipertansiyon tedavisinde temel amaç, hedef organ hasarını önleyerek sakatlık ve ölümleri azaltmaktır. Öncelikle mevcut olan diğer kardiyovasküler risk faktörleri ve hedef organ hasarları tedavi edilmelidir. Sekonder hipertansiyon olan hastalarda yani hipertansiyonu başka bir hastalığa bağlı olan hastalarda hipertansiyona yol açan hastalık tedavi edilmelidir.Hipertansiyonun nedeni saptanamaz ise kan basıncı, hastaların yaşam düzeni değiştirilerek veya ilaçla düşürülmelidir. Hastalarda yaşam düzeninin değiştirilmesi (ilaçsız tedavi) kesinlikle ihmal edilmemelidir.

Hipertansiyon tedavisi planlanırken tartışılan iki konu şunlardır:

1. Hangi kan basıncı değerlerinde antihipertansif ilaç başlanmalıdır?

Kan basıncı sistolik (büyük) 160 mm Hg veya diyastolik (küçük) 100 mm Hg?nın üzerinde ise antihipertansif tedaviye hemen başlanmalıdır. Üzerinde tartışılan değerler, sistolik kan basıncı (büyük tansiyon) için 140-160 mm Hg ve diyastolik kan basıncı (küçük tansiyon) için 90-100 mm Hg?dır. Antihipertansif tedavi ile kan basıncı düşürüldükçe, kardiyovasküler risk doğru orantılı olarak azalmaktadır. Birleşik Ulusal Komite?nin (Joint National Committee, JNC) 6. raporu ve Dünya Sağlık Örgütü?nün ( World Health Organization) bu konudaki görüşleri farklı olmakla birlikte birbirine benzer. Genel eğilim, hastada başka kardiyovasküler risk faktörleri varsa, sistolik kan basıncı (büyük tansiyon) için 140-160 mm Hg ve diyastolik kan basıncı (küçük tansiyon) için 90-100 mm Hg değerlerinde de ilaç tedavisine başlamaktır.

2. Antihipertansif tedavi ile kan basıncı hangi sınırlara düşürülmelidir?

Antihipertansif tedavi ile kan basıncı düşürüldükçe kardiyovasküler risk doğru orantılı olarak azalmaktadır. Belli bir diyastolik kan basıncı değerine ulaşıldıktan sonra, kan basıncının daha da düşürülmesi, kardiyovasküler hastalık riskini arttırmaktadır. Günümüzdeki bilgilerle, kan basıncının çok düşürülmesi sakıncalı olabilir. Bu konuda doktor karar vermelidir.

Birleşik Ulusal Komite?nin 6. raporuna göre, kan basıncı, kesinlikle 140/90 mm Hg?nın altına düşürülmelidir. Kan basıncı, 140/85 mm Hg?ya indirilebilir ancak daha fazla düşürülmesinin yararı belirsizdir.

Dünya Sağlık Örgütü raporuna göre ise kan basıncı, yaşlılarda 140/90 mm Hg?nın altına, gençlerde ise 120-130/80 mm Hg?ya indirilmelidir.

Diyabetik hastalarda (şeker hastalarında), kan basıncı 130/85 mm Hg?nın altına indirilmelidir. Böbrek hastalığı olan hastalarda, kan basıncı daha da aşağı değerlere düşürülmelidir. Bu değerler konusunda, hastaların doktorlarına başvurmaları gereklidir.

İlaçsız tedavi yani yaşam düzeninin değiştirilmesi, kan basıncı yüksekliğini kontrol etmenin yanısıra hipertansiyonunun önlenmesinde de yararlıdır. Hastalar, ilaçsız tedaviyi kesinlikle ihmal etmemelidir. Şişmanlık, şeker hastalığı veya kanında yağı yüksek (hiperlipidemi) olan hastalarda, yaşam düzeninin değiştirilmesinin önemi daha da artar. Yaşam düzeninin değiştirilmesi, hipertansiyonu tek başına kontrol edebileceği gibi ilaç gereken durumlarda, ilaç dozunun azaltılmasına da olanak sağlar.

Diyetle tuz alınımının günde 100 mmol?ün (6 gram NaCl [tuz]) altına düşürülmesinin kan basıncını düşürdüğü, birçok çalışmada gösterilmiştir. Yaşlı, diyabetik (şeker hastaları) veya hipertansif hastalarda, diyette tuz kısıtlamasının kan basıncını düşürücü etkisi, daha belirgindir. Diyetle tuz kısıtlaması, kan basıncı kontrolünü kolaylaştırır, antihipertansif ilaç ihtiyacını azaltır ve kalp büyümesini geriletebilir. Diyette tuz kısıtlaması yapmak için gerekenler tuzsuz ekmek kullanılması, yemek pişirilirken tuz atılmaması, sofraya konulmuş yemeklere, tadına bile bakmadan tuz atma alışkanlığının terkedilmesi ve gıda seçiminde gıdaların tuz içeriğine bakılmasıdır. Doktora danışmadan yapay tuz kullanmak zararlı olabilir. Bunun 2 nedeni vardır;

1. Yapay tuzlarda, sınırlı da olsa tuz bulunabilir.

2. Bazı antihipertansif ilaçlarla yapay tuzların birlikte kullanılması, sakıncalı olabilir.

Şişman hastalar mutlaka zayıflatılmalı ve ideal kiloya getirilmelidir. 4-5 kilo kaybı bile kan basıncı kontrolünü kolaylaştırabilir. Şişman hastalar en az 10 kg zayıflatılmalıdır. Kilonun kontrol altına alınması, yağ metabolizması bozuklukları veya diyabetes mellitus (şeker hastalığı) gibi diğer kardiyovasküler risk faktörlerin de kontrol edilmesini kolaylaştırır.

Düzenli aerobik egzersiz (yürüme, koşma, yüzme, bisiklete binme vb.) kilo kaybını hızlandırır, kan basıncı kontrolunu kolaylaştırır, kardiyovasküler riski ve mortaliteyi azaltır. Ağırlık kaldırma, vücut geliştirme gibi izotonik egzersizlerden kaçınılmalıdır. Egzersiz sıklığı haftada en az 3 kez, tercihen 5 kez, 30-45 dakika süreli olmalıdır. Egzersizin 2 hafta bırakılması, olumlu etkisini ortadan kaldırır. Kalp hastalığı gibi sorunları olanlar egzersiz programına başlamadan önce, doktor kontrolünden geçmelidirler. Hastalar araba kullanmaktansa toplu taşım araçlarını kullanmalı, kısa mesafelerde yürüyüş yapmalı, asansöre binmektense yürümelidir. Günlük yaşantıda, fiziksel aktivite arttırılmalıdır.

Sigara kesinlikle bırakılmalıdır. Her sigara, kan basıncını anlamlı derecede yükseltir. Sigara, antihipertansif tedavi ile sağlanan kardiyovasküler risk korunmasını da azaltır. Sigara ayrıca koroner arter hastalığı, inme (felç), subaraknoid kanama (beyin kanaması), kanser, ani ölüm ve akciğer hastalığı riskini arttırır. Sigaranın bırakılmasının kan basıncının düşürülmesine uzun sürede net bir etkisi yoktur ancak sigara diğer kardiyovasküler riskleri de etkiler. Sigaranın bırakılmasını takiben kilo alınmamasına dikkat edilmelidir. Hastasına sigara içmemesini söyleyen doktorun inandırıcı olabilmesi için kendisinin de sigara içmemesi gerekir. Türkiye?de ne yazık ki sigara içen doktor sayısı çok fazladır. Ancak her hasta kendisinden sorumlu olduğunu unutmamalıdır.

Alkol tüketimi sınırlandırılmalıdır. Günde 30 ml ethanolden daha az alkol tüketilmelidir. 720 ml bira, 300 ml şarap, 60 ml 100 derece viski ve 60 ml rakıda 30 ml ethanol bulunur. Zayıf insanlarda ve kadınlarda, ethanol alımı, günde 15 ml ile sınırlandırılmalıdır. Uygun miktarda alınan alkolün, koroner arter hastalığı üzerine olumlu etkileri vardır. Aşırı alkol tüketimi kesinlikle engellenmelidir.

İlaçsız tedavinin yeterli kan basıncı kontrolü sağlamadığı hastalarda, ilaçla tedaviye başlanmalıdır. Kan basıncı, sistolik (büyük) 160 mm Hg veya diyastolik (küçük) 100 mm Hg?nın üzerinde ise antihipertansif tedaviye hemen başlanmalıdır. Genel eğilim, hastada başka kardiyovasküler risk faktörleri varsa, sistolik kan basıncı (büyük tansiyon) için 140-160 mm Hg ve diyastolik kan basıncı (küçük tansiyon) için 90-100 mm Hg değerlerinde de ilaç tedavisine başlamaktır.

Kan basıncı yüksekliğine birçok mekanizma yol açar. Bu nedenle, etki mekanizmaları değişik olan çok sayıda ilaç geliştirilmiştir. Bu ilaçlardan birçoğu, geçmişte yaygın olarak kullanılmasına karşın günümüzde, artık kullanılmamaktadır. Günümüzde kullanılan ilaçlarla kan basıncını kontrol altına almak hastaların neredeyse tamamında mümkündür. Birçok hasta veya hasta yakını ülkemizdeki ilaçları yeterli bulmayıp yurt dışından ilaç getirmektedir veya yurt dışında yaşayan yakınları bu ilaçlar daha etkili diye hastalarımıza göndermektedir. Ülkemizde bulunan ilaçlar, çok az sayıda hasta dışında yeterlidir. Bu nedenle hastaların önemli kısmında yurt dışından ilaç getirmeye gerek yoktur.

İlaç seçiminde, 30-40 yıl önce geçerli olan basamak tedavisinde kullanılan ilaçların bir kısmı günümüzde kullanılmamaktadır; bu nedenle ve yeni ilaçların geliştirilmesi ile günümüzde basamak tedavisi terkedilmiştir. Günümüzde, hastanın hedef organ hasarını, yaşam kalitesini, eşlik eden hastalıkları ve diğer kardiyovasküler risk faktörlerini dikkate alan ve tedavinin bu veriler altında planlanmasını öngören bireyselleştirilmiş tedavi yaklaşımına geçilmiştir. İlaç tedavisinde önemli noktalardan bir tanesi, tedavi maliyetidir. Ancak tedavi maliyetinin ilaç maliyetinden başka laboratuvar incelemeleri, vizite ücreti, hekim ile hastanın kaybettikleri ve yan etki maliyeti gibi unsurları da içerdiği unutulmamalıdır.

Günümüzde, basamak tedavisi yerine bireyselleştirilmiş tedavi kullanılmalıdır. Bireysel tedavide, ilaçların yan etkileri ve hipertansiyona eşlik eden hastalıklar gözönünde tutulur. Genel olarak, bu ilaçların antihipertansif etkinlikleri birbirine benzer ve hastaların yaklaşık % 5-10?u verilen ilacı, yan etkisi nedeni ile bırakmak zorunda kalır. Tedaviye ikinci bir ilaç eklenmesi söz konusu ise uygun kombinasyon seçilmelidir. Tedaviye tek ilaçla başlanmış ise tedavi değiştirilmeden (ciddi yan etki yok ise) önce, 4-6 hafta beklenmelidir. Tedavi değişikliği, doz artırımı veya ikinci ilaç eklenmesi şeklinde olabilir. Şiddetli hipertansiyon (Diyastolik kan basıncı 130 mmHg?dan fazla ise) veya hipertansiyona bağlı ciddi organ fonksiyon bozukluğu var ise, tedaviye birden fazla ilaçla başlanabilir.

İlaç seçiminde, ?yeni ilaçların eski ilaçlardan daha iyi olduğu? düşüncesi, her zaman doğru değildir. Yeni ilaçların reklamı daha fazla yapılmaktadır. Unutulmamalıdır ki, iyi ilacın reklamı olmaz.İlaç seçimi, kesinlikle bir doktor tarafından yapılmalıdır. Antihipertansif ilaçlar hakkında, daha ayrıntılı bilgi edinmek isteyen hastalar, daha sonra hazırlanacak İlaçlar bölümünden yararlanabilirler.

Tedavide başarısızlık

Birçok hastada, önerilen tedaviye rağmen kan basıncı kontrol altına alınamaz. Hipertansiyon tedavisinde değişiklik yapmadan önce, tedavide başarısızlığa yol açabilecek nedenler, gözden geçirilmelidir.

Tedavide başarısızlığa yol açan nedenler :

1. Tedaviye uyumsuzluk

2. İlaçla ilişkili nedenler

3. Hasta ile ilişkili durumlar

4. Sekonder hipertansiyon

5. Sıvı fazlalığı

6. Yalancı hipertansiyon

Hipotansyon Düşük Tansiyon Düşmesi

Pazar, 04 Kasım 2007

Alternatif isimler

Düşük kan basıncı

Tanım

Kan basıncının normal değerinden daha düşük olmasıdır.

Doktorunuza başvurun

kan basıncında ani bir düşme olursa ( hemen bir ambulans veya doktorunuzu çağırın ve ilk yardım isteyin )

devam eden ve açıklanamayan kan basıncı düşüklüğü varsa

bayılma veya bilinç kaybı meydana gelirse ( hemen bir ambulans veya doktorunuzu çağırın ve ilk yardım isteyin ) ?

Nedir

Normal kan basıncı 90 / 60 mmHg nın üstündedir. Kan basıncı daha düşük bir değere inerse kalp , beyin ve diğer yaşamsal öneme sahip organlara giden kan akımı azalır.

Bir kişi için düşük kan basıncı sınırı başka birisi için normal olabilir. Kişinin kendi normal tansiyon sınırının altındaki değerler , düşük kan basıncı olarak değerlendirilebilir.

Sık rastlanan nedenleri şok stres veya travma anaflaksi dehidratasyon ilaçlara karşı oluşan allerjik reaksiyon alkol toksisitesi , anestezi ilaçlar vagus sinirinin uyarısına kan damarlarının cevabı ( vasovagal senkop olarak adlandırılır ) genellikle yatar pozisyondan ayağa kalkma gibi vücut pozisyonundaki ani değişiklikler ( ortostatik hipotansiyon )

NOT : Hipotansiyonun başka sebepleri de vardır. Bu liste hepsini içermemektedir. Sebepler hem kişinin yaşı , cinsiyeti hem de belirtinin özelliği , zamanı , kötüleştiren faktörler , iyileştiren faktörler ve beraberindeki şikayetler gibi spesifik karakterleriyle değişiklik gösterebilir.

İlk yaklaşım

ilaçla tedavi edilir.

yatak istirahati ve yardımcı aktiviteler önerilebilir.

Muayene sırasında sorulabilecek sorular

Acil durumda öncelikle stabilizasyon sağlanmalıdır. Sonra tıbbi hikaye alınır ve fizik muayene yapılır. Yaşamsal belirtilerin ( ısı , nabız , solunum hızı , kan basıncı ) monitörize edilmesi faydalı olabilir.

Tıbbi hikaye soruları şunları içerebilir : kişinin kan basıncı kaç ? kişinin normal kan basıncı kaç ? kullandığı herhangi bir ilaç var mı ? yakın bir tarihte herhangi bir hastalık veya kaza geçirdi mi ? başka belirtiler de eşlik ediyor mu ?

Tanısal testler şunları içerebilir : tam kan sayımı elektrokardiyografi idrar tahlili karın filmi göğüs filmi

Koroner Anjiografi Ve Anjioplasti Balon

Pazar, 04 Kasım 2007

Daralmış veya kendisine kan gelmeyen arterler kalp krizi, anjina veya öteki problemlerin meydana gelmesine sebep olurlar. Bazı yakalarda özel diyet ve ilaçlar bu tür arteryel sorunların önlenmesi için iyi bir tedavi yöntemi olabilirler. Diğer vakalarda ise by-pass ameliyatı ve koroner anjiyoplasti ameliyatı en iyi çaredir.

Koroner Arter anjiyoplastisinin tam adı Perkütan Transluminal Koroner Angioplasti (PTCA) dır. Bu deri içine (percutaneous) ve kalp damarları içinde (koroner transluminal) ameliyatın yapılması ve bu şekilde damarların genişletilmesi (angioplasti) anlamına gelir. Bu yöntem ismi kadar zor bir yöntem değildir ve lokal anestezi (uyuşturma) altında uygulanır. Bu yöntem ?Koroner Anjiografl denilen ve teşhis koymaya yarar yönteme benzer.

Uygulama Yöntemi

Omuz veya kasık bölgesine uyuşturucu verildikten sonra doktor rehber kateter i (ince boru) bacak ve kol damarına sokar. Doktor televizyonlu röntgen ekranından kateter (boru) ve kan damarlarının durumunu izlerken kateteri daralmış arterin içine sokar. Çok küçük bir Radyoopak boya bu kateterden o bölgeye bırakılır. Bu şekilde anjiyogramdaki tıkalı kalp damarları belirlenir. Daha sonra daha küçük bir kateter (boru), rehber kataterin içine yerleştirilir. Bu küçük kateterin ucu balon şeklindedir. Bu uç koroner arter içindeki tıkanık sahaya vardığında yarım dakika için arterin tıkanmış kısmında şişirilir. Bu genişleme (şişme) esnasında kişi, göğüs ağrısı duyar. şişlik indirildiğinde ağrı azalır. Bu şişirme ve indirmenin birkaç kez tekrarlanması gerekir. Balon kateter hareket ettirildiğinde kan akışının nasıl hızlandığı anjiyogramdan görülebilir. Bu yöntemin tamamlanması 30-90 dakikada olur.

Bu yöntem bacak da dahil olmak üzere vücudun tüm tıkanmış arterlerini tedavi etmek amacıyla kullanılır.

Sonuçlar

Kan akışında artma, ilgili arterdeki kan basıncında artma, damardaki tıkanmanın ezilmesi veya parçalanması, arter duvarının gerilerek genişlemesi bu yöntemin istenilen sonuçlarıdır.

Vakaların çok düşük bir yüzdesinde bu yöntem başarısız olup by-pass ameliyatı gerekir. Genelde by-pass ameliyatını yapan cerrahlar takım halinde çalışırlar. Anjiyoplasti tek başına başarılı olduğunda daha büyük ameliyatlara gerek kalmaz. Yukarıda anlatılan ameliyatın maliyeti oldukça düşüktür ve kişinin hastanede kalış süresini birkaç haftadan birkaç güne düşürür.

İyileşme ve Rehabilitasyon

Bu yöntemi takiben 24 saat süreyle kalp atışı ve ritmi ile diğer bulgular ekrandan takip edilir. Bu yöntemin deri altından damarlara boru yerleştirme olayını kapsaması dolayısıyla yara yeri çok küçüktür ve çoğu insanlar bu yöntemden 1 hafta sonra işlerine tekrar dönebilmektedirler.

Kimlere PTCA Yapılması Gerekir?

İlaçlarla geçmeyen anjina pektorisli kişiler PTCA yapılacak olanlardır. PTCA birçok tıkanmış arteri iyileştirebilmesine rağmen bunun için ideal kişi sadece tek arteri tıkanmış olan kişidir. By-pass ameliyatından ziyade PTcA nın yapılmasına karar verdiren faktörler, arterde tıkanmanın lokalizasyonu, tıkanan arter sayısı, tıkanma şiddeti ve kalbin bütün fonksiyonlarıdır.

Bununla birlikte PTCA yöntemi tıkanmayı yapan hastalıkları tedavi edemez.

Ayrıca bu yöntemin aynı tıkanık arteri veya başka bir arteri tekrar genişletmek için tekrarlanması gerekebilir.

Gelecek yıllarda doktorlar damar içindeki birikmeleri lazer ışını veya mekanik aletler kullanarak yok edebileceklerdir.

Koroner Kalp Hastalığı

Pazar, 04 Kasım 2007

Koroner Kalp Hastalığı ( KKH ) NEDİR

Kalbin kasılmasını sağlayan myokard adı verilen kas tabakasının

beslenmesi (oksijenlenmesi) , ?koroner? denen (kalbe özel) damarlar vasıtasıyla gerçekleştirilir.

Özellikle hayvansal gıdalarda bulunan ve fazla miktarda alındığında damar iç yüzeyine yapışan ?kolesterol? isimli yağ türü, normalde esnek olan damarlarımızın esnekliğini azaltır ve damar duvarlarında birikerek damar boşluğunu daraltır. Damar duvarındaki bu sertleşme veya damarın tıkanması durumuna ?ateroskleroz? denir. Yüksek tansiyon, yaşın ilerlemesiyle damar yapısının bozulması, sigara kullanımı vb etmenler de aterosklerozu hızlandırır.

Ateroskleroz veya başka bir nedenle myokard?a gelen kan miktarı azalırsa myokard yeterli seviyede oksijenlenemez;?iskemi? (dokunun kanlanamaması)

oluşur. İskemi, KKH?na neden olur. Kalbin myokard kas tabakası tam beslenemediği için yeterli kasılamaz, bu da hastada kendini ?angina pectoris? (göğüs ağrısı) şeklinde gösterir.

KKH?nın diğer adları ?koroner arter hastalığı?, ?iskemik kalp hastalığı? ve ?aterosklerotik kalp hastalığı?dır.

KKH için ? RİSK FAKTÖRLERİ ? Nelerdir

A- Değiştirilemeyecek risk faktörleri :

* Yaşın ileri olması ; Erkeklerde 45, kadınlarda 55 yaş üzeri ve postmenapozal (adetten kesilme sonrası) dönemde olmak

* Cinsiyet ; KKH daha çok erkeklerde görülür.

* Kalıtım ; Ailede bu hastalığın bulunması

B- Değiştirilebilir (önlenebilir) risk faktörleri :

* Sigara kullanımı

* Hipertansiyon ; Kan basıncının ( 140 / 90 mmHg?dan ) yüksek olması

* Diabet ; Şeker hastalığı

* Stres

* Kandaki ?Total Kolesterol? düzeyinin ( 200 mg/dL?den ) yüksek olması

* Kandaki ?HDL Kolesterol? düzeyinin ( 35 mg/dL?den ) düşük olması

* Diğerleri : Şişmanlık, hareketsiz yaşam, gut hastalığı, aşırı alkol ve kahve tüketimi, hiperkalsemi (kan kalsiyum düzeyinin yüksek olması), kadınlar için oral kontraseptif (doğum kontrol hapı) kullanımı .

Koroner Kalp Hastalığı?ndan KORUNMA :

Yaş, cinsiyet, kalıtım gibi unsurlardan kaçamayız. Kadınlarda menapozu geciktirici ilaç kullanmak ise (bu ilaçların dolaylı olarak KKH oluşumunda rol oynaması nedeniyle) sakıncalıdır.

İkinci grup unsurları değiştirmek ve koroner kalp hastalığından korunmak ise bizim elimizdedir.

Sigara bırakılabilir, en azından azaltılır.

Hipertansiyon tuz kullanımı kısıtlanarak ve ilaçlarla kontrol edilebilir.

Diabet (şeker hastalığı) diyet ve ilaçlarla kontrol altına alınabilir.

Alkol ve kahve kullanımı azaltılmalıdır.

Değiştirilebilir faktörler içinde önlenmesi belki de en zor olanı strestir. Kişinin kendi iradesi, çevre ve ailesinin yardımı, gerekirse psikiyatrist ve psikologların tedavisi ile stres yenilebilir. Sürekli stres altında kalan kişiler öncelikle stresin nedenlerini düşünmeli, bunları ortadan kaldırmaya çalışmalı veya bunlardan mümkün olduğunca uzak durmalıdır.

Bir çeşit kan yağı olan kolesterol total (toplam) düzeyinin azaltılması ve kolesterolün bir alt ünitesi olan HDL-Kolesterol düzeyinin artırılması diyet ve (gerekirse) ilaçlarla sağlanabilir.

Şişmanlık da önemli bir risk faktörüdür. Zayıflamak için çeşitli yöntemler kullanılabilir : Diyet, düzenli spor ve egzersiz, akupunktur, bitki çayları, (hekim gerekli görürse) ilaç tedavisi ve cerrahi tedavi (ameliyat). Bunlar yapılırken dikkat edilmesi gereken nokta kiloların yavaş yavaş ve uzun zamanda verilmesidir; unutulmamalıdır ki hızlı verilen kilolar yine hızlı bir şekilde yerine gelebilir.

Hareketsiz (sedanter) yaşamdan mümkün olduğunca kaçınmalı; örneğin yakın mesafeler için araba kullanmamalı, asansör yerine merdivenleri tercih etmeli, hergün düzenli yürüyüşler ve egzersizler yapmalıdır. Yalnız sporu yaşımıza ve bünyemize göre yapmalı, vücuda aşırı yüklenmemelidir.

Gut hastalığı varsa hekimin vereceği ilacı düzenli kullamalı, protein diyetine uyulmalıdır.

İçme suyumuz yeterli sertlik seviyesinde olmalıdır, ancak aşırı sert sular da kullanılmamalıdır (böbrek, mide vb rahatsızlıklara sebep olur) .

Hiperkalsemi (kan kalsiyum düzeyinin yüksek olması) kan tahlillerinde saptanmışsa doktora başvurmalıdır, kontrol altına alınmalıdır.

Bayanların oral kontraseptif denen doğum kontrol haplarını uzun süreli kullanmaları KKH açısından sakıncalıdır, mümkünse diğer doğum kontrol yöntemleri kullanılmalıdır. Bu ilaçlar kullanılmadan önce hekime danışmada fayda vardır.

Hastalığın Bulguları

Koroner kalp hastalığında şu bulgulardan bir veya birkaçı görülebilir :

- Göğüs ağrısı (sol omuz ve sol kola yayılabilir)

- Egzersiz kapasitesinin kısıtlanması; çabuk yorulma

- Eforla gelen nefes darlığı

- Senkop (bayılma)

- Ani ölüm

Klinik Formlar

KKH hastada şu klinik formlardan herhangi biri olarak ortaya çıkabilir :

- Semptomsuz koroner arter hastalığı (sessiz iskemi)

- Ani ölüm

- Stabil angina pectoris

- Anstabil angina pectoris

- Akut myokard infarktüsü (kalp krizi)

- Kalp yetmezliği

- Aritmi (ritim bozukluğu)

KKH Tanısında Kullanılan Yöntemler

- Doktor muayenesi

- Kan tahlilleri

- EKG (elektrokardiografi)

- Efor testi

- Ekokardiografi

- Holter monitörizasyonu

- Koroner anjiografi

- SPECT (myokard perfüzyon sintigrafisi)

Hastalığın Seyri

Koroner kalp hastalığında en çok korkulan olay; koroner damarlardan hiçbirinin kalp kasının kanlanmasını (dolayısıyla oksijenlenmesini) yeterince sağlayamaması, böylece kalbin kasılamaması ve vücuda kan gönderememesidir. Bu olay halk arasında kalp krizi olarak bilinen ?myokard infarktüsü?dür.

Koroner kalp hastalığı bu safhalara gelinmemesi için zamanında teşhis konulup tedavi edilmelidir; en güzeli ise şüphesiz, daha hiç bu rahatsızlıklar yokken risk faktörlerinin belirlenip bunlardan mümkün olduğunca korunmaktır.

Özellikle belli bir yaştan sonra düzenli aralıklarla kalp muayenesi, tansiyon ölçümleri ve check-up yaptırmak hayati önem taşır.

Koroner Kalp Hastalığı Risk Faktörleri

Pazar, 04 Kasım 2007

Damar sertliği (aterosleroz) vücuttaki atardamarların yavaş seyreden ilerleyici bir hastalığıdır. Atardamar duvarının en iç tabakasının yağ ve köpük hücreleri denen vücut hücrelerinin birikimiyle kalınlaşmasıdır. Damar sertliğinin oluşumu ilk olaydır, zamanla bu zemin üzerinde pıhtı oluşmaktadır. Damar sertliğinin en sık yerleştiği atardamarlar koroner (kalp kasını besleyen) ve beyindeki atardamarlar olup, miyokard infarktüsü (kalp krizi) ve beyin infarktüsü (inme) gibi ciddi olaylara yol açabilmektedir. Damar sertliği ABD?de yıllık ölümlerin yarısından fazlasından sorumludur. Koroner damar hastalığı için bugün kabul edilen risk faktörleri ?değiştirilebilir? ve ?değiştirilemez? olmak üzere 2 gruba ayrılmıştır ;

Değiştirilebilir Risk Faktörleri

*Sigara içilmesi (10 adet/gün?den fazla)

*Hipertansiyon

*Kolesterol yüksekliği

*Lipoprotein a Yüksekliği

*Fiziksel Aktivite Azlığı (hareketsizlik)

*Doğum Kontrol Hapı Kullanımı

*Alkol Kullanımı

Değiştirilemez Risk Faktörleri

*İleri Yaş

*Erkek Cinsiyet

*Ailede erken (55 yaş altında) koroner Damar Hastalığı

Hikayesi Bulunması

*Şeker Hastalığı

*Kişilik Yapısı (stresli yaşantı)

*Şişmanlık (obesite)

Damar sertliği oluşmasında ana rolü kolestrol yüksekliği oynar Kolestrol seviyesi 265?in üzerinde olan 35-40 yaşlarındaki insanlardaki koroner damar hastalığı riski, 220?nin altında olanlara göre 5 kat daha yüksek bulunmuştur. Koroner damar hastalığı olan kişilerde yapılan bir çok çalışmalar, kolesterol seviyesinin diyetle veya ilaçlarla düşürülmesinin koroner damarlardaki darlağın ilerlemesini önleyebileceği gösterilmiştir. Şimdi, bütün risk faktörleri içinde sigara içimi en önlenebilir olanıdır. Koroner damar hastalığından ölüm riski içenlerde, içmeyenlere oranla yaklaşık 2 kat artmaktadır. Sigarayı bırakanlarda, koroner kalp hastalığı riski azalır. Hipertansiyon; damar sertliği, koroner damar hastalığı ve inme gelişmesi için risk faktörüdür. 160 / 95 mm HG?dan yüksek değerlerde koroner kalp hastalığı riski 2 -3 kat daha fazladır. Dihastörik (küçük tansiyon) tansiyondaki artış daha önemlidir. Diyet ve ilaç tedavisiyle hipertansiyonun düşürülmesi uzun süreli koroner damar hastalığı gelişme riskini azaltmaktadır. Şeker hastalığı damar sertliği için bir risk faktörüdür. Genellikle kolesterol yüksekliği ve hipertansiyonla beraber bulunduğundan, koroner damar hastalığı için risk derecesini belirlemek güçtür. İdeal vücut ağırlığının % 30 veya daha fazla üzerinde olan şişmanlık (obesite) koroner kalp hastalığı için bir risk faktörüdür. İdeal vücut ağırlığına dönen şişmanlarda koroner damar hastalığından ölüm riski belirgin şekilde düşmektedir. ?A? tipi kişiliğe sahip stresli, aceleci ve agresif kişilerde koroner damar hastalığına daha sık rastlanmaktadır. Doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda kan kolesterol seviyeleri, kullanmayanlara oranla %20 daha yüksek bulunmuştur. İnfarktüs (kalp krizi) geçirme oranı 50 yaş altındaki hap kullananlarda, kullanmayanlara göre 3-4 kat daha yüksektir. Genç kadınlarda koroner kalp hastalığı riski erkeklere oranla düşüktür, fakt bu oran 60-70 yaşlarında her iki cinsiyette eşitlenmektedir. Fizik aktivitesi düşük olanlarda ise kolesterol olarak tanımlanan HDL-Kolesterol seviyesi düşük bulunmaktadır. Düzenli egzersiz yapanlarda HDL-Kolesterol seviyesi kanda artmaktadır. HDL-kolesterol damar sertliği gelişimine karşı koruyucu bir etkiye sahiptir

Koroner Stent

Pazar, 04 Kasım 2007

Doktorunuz size koroner arter hastası olduğunuzu söylediğinde bunun anlamı kalbinizi besleyen damarların bir ya da birkaçında tıkanma ya da daralma olduğudur. Koroner damar hastalığı göğsünüzde baskı, sıkıntı, ağrı yapabilir ve kalp krizi hatta ölüme neden olabilir. Bu sorunun tedavisinde doktorunuz size STENT yerleştirilmesini önerebilir.

1. STENT NEDİR ?

Stent daralmış ya da tıkanmış damara kateter adı verilen ince uzun bir tüp yardımı ile yerleştirilen yine tüp şeklinde üçük bir metal alettir. Stent damarınızı açık tutar ve tekrar tıkanma olasılığı azaltılır. Stent takılmasını takip eden dönemde hastanede 1-2 gün kalacaksınız ve kanın pıhtılaşmasını önleyen aspirin, tiklopidin gibi ilaçlar kullanacaksınız.

2. STENTİN GENEL VE KALP SAĞLIĞI ÜZERİNE ETKİLERİ NEDİR ?

Stent KORONER DAMAR HASTALIĞI tedavisinde yardımcı olan bir tedavi şeklidir, ancak tam tedavi sağlamamaktadır. Sağlıklı bir yaşamla uyuşmayan ve risk faktörü adı verilen alışkanlıklarınızı da aynı zamanda değiştirmeniz gerekmektedir. Bu değişiklikler sağlığınız üzerinde olumlu sonuçlar doğuracaktır.

3. RİSKLER:

Kardiyoloji Kliniği?nde koroner anjyoplasti işlemi, bu konuda yıllardır deneyimli hekimlerce yapılmaktadır. Ayrıca bu işlemin riski zaten çok düşüktür. Sağlayacağı yararlar göz önüne alındığında rsikleri ihmal edilebilir düzeydedir.

* İşlem yapılan damarda yırtılma,

* Kasığınızdaki damar giriş yerinde kanama,

* İşlem sırasında koroner damarınızı görüntülemek için için kullanılan ilaca bağlı yan etkiler: kaşıntı, titreme gibi önemsiz allerjik reaksiyonlar

* Nadiren kalp krizi, inme, çok nadiren baypas operasyonu gerekmesi

4. İŞLEM ÖNCESİ:

İşlem öncesinde aşağıdaki bilgilere sahip olmanız yararlı olacaktır:

* Kanama problemleriniz, iyoda allerjiniz varsa bunları doktorunuza mutlaka iletmelisiniz,

* Stent takılması öncesindeki günde gece yarısından sonra sıvı ya da katı gıda almayınız,

* İşlem öncesi rutin kan testleriniz, EKG, göğüs filminiz alınabilir,

* Aksi söylenmemişse sağ kasığınızı temizleyiniz,

* İşlemden önce gerekli ilaç ve sıvıları vermek için damar yolunuz açılacaktır,

* Sakinleşmeniz için size ilaç verilecektir,

* 1-2 saat süren işlem sırasında uyanık kalacaksınız.

5.İŞLEM SIRASINDA

Koroner anjiyoplasti size daha önce yapılan koroner anjiyografiye çok benzerdir. Daralmış damarınızın açılabilmesi için aynı yolla hasta bölgede bir balon şişirilerek darlık ortadan kaldırılacaktır.

6. İŞLEM SONRASI:

Stent takıldıktan sonra takip edilmek üzere özel bir odaya ya da kalp bakım ünitesine alınacaksınız. İşlem sonrası1-2 gün içinde evinize dönebileceksiniz. Doktorunuz size daha sonraki durumunuz hakkında önerilerde bulunacak, ilaçlarınızı nasıl kullanacağınızı anlatacak ve ne zaman takiplere geleceğinizi bildirecektir.

7. HASTANEDE KALIŞ

işlem sırasında takılan kılıf kasığınızda saatler bazen bir gece boyunca kalacaktır. Kılıf çekilmesi öncesi çekildikten sonra 6 saat boyunca işlem yapılan ayağınızı hareket ettirmeyiniz. Hareket kanamaya neden olabilir. Hemşire kan basıncı ve nabzınızı sık sık ölçecek ve aynı zamanda kanama olup olmadığına bakacaktır. Pıhtılaşma ile ilgili olarak yapılabilecek kan testleri doktorunuzun pıhtılaşmayı önleyen ilaçların dozunu ayarlamasına yardımcı olacaktır. Günlük aktiviteleriniz işlem sonrası bir gün için kısmen kısıtlanacaktır.

8. EVE DÖNÜŞ

Doktorunuz sağlığınız için gerekli önerileri size bildirecektir. Aşağıdaki durumlarda doktorunuzu arayınız.

* Damar giriş yerinde giderek artan şişme, ağrı, kızarıklık, kanama, sızıntı olması,

* Ateşinizin olması

* Göğüs ağrınızın olması

* İşlemin yapıldığı bacağınızda (veya kolunuzda) şiddetli ağrı, soğukluk, mor renk gelişimi olması,

* Ayağınıza bandaj uygulanmış ise işlemin ertesi günü ılık bir duş sırasında bandajı çıkarabilirsiniz.

9. İLAÇLAR

Doktorunuz size aspirin ve tiklopidin gibi pıhtılamayı önleyici diğer ilaçları pıhtı oluşmasını önlemek için bir süre verebilir. Pıhtılşmayı önleyici ilaç kullanırken ilaç dozunuzun doğru ayarlanması için doktorunuzun önereceği şekilde kanama ve pıhtılaşma testlerini yaptırınız. Bazı yiyecekler ve alkollü içkiler bu ilaçların etkilerini değiştirebilir. Yine bu tip ilaçları kullanırken yaralanma ve kanamaya neden olabilecek aktiviteleden kaçınınız. Başka doktora ya da diş hekimine başvurduğunuzda bu laçları kullandığınızı söylemeyi unutmayınız. Doktorunuza danışmadan, kullandığınız ilacı bırakmayınız.

10. İŞE DÖNÜŞ VE TAKİP

İşlem sonrasında 1-2 hafta içinde işinize dönebilirsiniz. İlk başta ağır çalışmayınız. Kalbinize ek yük getiren ağırlık kaldırma gibi aktivitelerden kaçınınız. Kan testleri dışında doktorunuz ilk 6 ay genelde egzersiz testi gibi testler isteyebilir. Bu testlerle damarınızın hala açık olup olmadığı hakkında fikir edinilir.

Kroner Anjiografi Sık Sorulan Sorular

Pazar, 04 Kasım 2007

KORONER ANJİOGRAFİ

Koroner anjiografi, özel bir kamera ile kalbinizin atar damarlarının incelendiği bir röntgen film çekimidir. İşlemi kateter laboratuarında gerçekleştirilir. İşlemi gerçekleştiren doktorunuz kolunuzdaki veya bacağınızda büyük atar damarların birine ince küçük bükülebilir bir boruyu (katater) yerleştirir. Daha sonra kalbinizi besleyen küçük atar damarların (koroner damarlar) çıktığı en büyük atar damara (aorta) kadar ilerletir. Daha sonra katater koronerlerin aortaya giriş yerlerine yerleştirilerek, koroner arterlerinize, boyalı bir madde verilir. Böylece çekilen filmlerde koroner damarlarınız görüntülenebilir ve hangi bölgelerinde ne kadar darlık olduğu tesbit edilebilir.

Anjiografi doktora hangi bilgileri verir?

Anjiografi koroner arter hastalığı bulunup bulunmadığını gösteren en doğru yöntemdir. Damar sertliği nedeni ile koroner arterlerin hangi bölgesinin ne kadar daraldığını ve / veya tıkanığını tesbit edebilir. Kalp kateterizasyonu ile kalp kapaklarının ve duvarlarının işlevlerindeki kusurlar da gösterilebilir. Anevrizma (kalbin bir bölümünün, kalp krizi sonrası, dışarı doğru bombelenmesi) veya kalp delikleri gibi doğumsal kalp hastalıklaının teşhisi için de kullanılabilir.

Doktor kataterin nereye yönlendiğini nasıl görebilir?

İşlem bir röntgen kamerası kullanılarak gerçekleştirilir. Doktorunuz, katateri bu kamera aracılığı ile görüntüleyerek yönlendirir. Siz kataterin bu hareketinin farkında bile olmazsınız.

Katater yerine yerleştirildikten sonra ne olur?

Katater yerine yerleştirildikten sonra doktorunuz katater aracılığı ile vücudunuz için zararlı olmayan bir boyalı maddeyi, kataterin içersinden enjekte edecektir. Bu boya kan ile karıştığında, tüm koroner damar sistemimiz, röntgen kamerası tarafından görüntülenip kaydedilebilecektir. Doktorunuz değişik açılardan film kayıtları yaparken bu boyalı maddeyi birkaç kez enjekte edecektir.

Anjiografi sırasında ağrı duyacak mıyım?

Katater laboratuarına girmeden önce biraz rahatlamanızı sağlayacak sakinleştirici bir ilaç verilecektir. Çoğu kişi işlem sırasında ağrı hissetmez. Bazı hastalar ise canlarının hafif acıdığını ifade etmektedirler. Aynı dişçide olduğu gibi işlemin uygulanacağı bölge lokal bir anestezik ile uyuşturulacaktır. Bu sırada bir iğne batması hissedeceksiniz. Boyalı maddenin enjeksiyonu ağrı hissi vermeyecektir. Bu madde verilirken, sıcak basması ve kızarma hissedebilirsiniz. Bu his 20-30 saniye sürecektir. İşlemin sonunda, kalbinizin içini görüntülemek için, daha büyük miktarda boyalı madde verilecek ve bu sırada daha fazla sıcaklık hissedeceksiniz. Bu his acı vermeyecek ve çok kısa sürede geçecektir.

Bazı kişilerde boyalı maddeye karşı allerji buna bağlı kaşıntı ve kızarıklıklar gelişmekte bu işlem sırasında verilen ilaçlarla tedavi edilebilmektedir. Daha önce allerji veya astım öykünüz var ise veya daha önce örneğin böbrek filmi veya diğer damarlarınızın filmi çekilirken allerjik reaksiyon gelişti ise işlemden önce bunu doktorunuza söylemelisiniz.

İşlem sırasında kısa süreli göğüs ağrınız olabilir. Olduğu takdirde doktorunuza haber vermelisiniz.

Boyalı madde neden gereklidir?

Kalp ve koroner damarlar içersindeki kan röntgen filmi ile görüntülenemez. Boya veya kontrast madde, koroner damarları ve kalbin içini X ışınları ile görünür hale getirir.

ANJİOGRAFİ ÖNCESİNDE VE İŞLEM SIRASINDA YAPILMASI GEREKEN İŞLEMLER

Her hastanenin koroner anjiografi için uyguladığı olaığn işlemler değişiktir. Bu nedenle sorularınıza verilen cevaplar genelde uygulanan metodları tarif edecektir.

Bunlarda her hastaneye özgü değişiklikler olabilecektir.

Koroner anjiografi için hastaneye yatmam gerekecek mi?

Evet. Koroner anjiografi için hastaneye yatış işlemlerinizin yapılması gerekmektedir. Ancak işleminizin günün erken saatlerinde yapılabildiği takdirde o gece de kalabilirsiniz.

İşlem nerede yapılıyor?

Anjiografi, katater laboratuarı denilen özel donanımlı bir laboratuarda uygulanmaktadır.

İşlemden önce herhangi bir test yaptırmak gerekiyor mu?

Doktorunuz gerekli testleri yaptıracaktır. İşlem için geldiğiniz gün daha önce yapılan tüm tetkikleri yanınızda getirmeniz gerekecektir. (Kan testleri, akciğer röntgeni, elektrokardiyogram var ise önceki anjiografi veya ameliyat raporlarınız vs.)

Anjiografiden önce yemek yiyebilir miyim?

Doktorunuz bir gün önce yiyecekleriniz için size bilgi verecektir. Sürekli kullandığınız ilaçlar var ise bunları anjiografi sabahı alıp almayacağınızı doktorunuza sorun. Genellikle işlemin uygulanacağı gün, sabah kahvaltı etmeden gelmeniz gereklidir. Şeker hastası iseniz, sabah kan şekerin düşürücü ilaçlar alıyorsanız, ilacınızı almadan aç olarak geliniz ve gelir gelmez durumunuzu hemşirenize bildiriniz. Anjiografi hemen yapılmadığı takdirde, kan şekerinizin çok düşmemesi için hafif bir öğün yemenize izin verilecektir.

Anjiografiye nasıl hazırlanmalıyım?

Anjiografi için hangi alanın kullanııacağına bağlı olarak kol veya bacak, kasık traşı olmanız ve o bölgeyi temizlememiz gerekmektedir. Bu alan işlem sırasında tamamen steril (mikropsuz) bir örtü ile kapatılacaktır. Laboratuvar personeli de tamamen mikroptan arındırılmış giysi ve eldivenler giymiş olacaklardır. Dolaşımınızın daha iyi izlenebilmesi için tırnak cilalarınızın silinmiş olması gereklidir.

Laboratuvarın neresinde olacağım?

Genellikle laboratuvarın ortasında yerleştirilmiş, bir muayene masasına yatmanız istenecektir. Bu masa filmlerinizi çeken kameranın hemen altında olacaktır.

Kamera hareket edecek mi?

Evet. Damarları çeşitli açılardan görüntülemek için her poz alındıktan sonra kameranın yeri değişecektir.

Laboratuvarda başka cihazlar var mı?

Evet. İşlem sırasında kan basıncınızı ve kalp ritminizin izlendiği ekranlara bağlanacaksınız.

İşlem sırasında uyanık mı olacağım?

Test sırasında doktorunuzun sorduğu soruları cevaplamak için uyanık olacaksınız. İşlemden 1 saat önce gevşemenizi sağlayacak sakinleştirici bir ilaç verilecektir. Ancak bu sizi uyutmayacaktır. Filmler çekilirken derin nefes alıp, nefesinizi tutmanız istenecektir. Bundan sonra nefes almanız veya öksürmeniz istenebilir.

Neler olup bittiğini görebilecek miyim?

Evet. İstediğiniz takdirde işlemin bir kısmını televizyon ekranından izleyebilirsiniz. Zaman zaman işlemi yapan ekip elemanları görüntünüzü engellese de ekranda kalbinizin hareketini koroner damarlarınızı görebilirsiniz.

Katater ne zaman uygulanacak?

Kataterin girişini hiç hissetmeyeceksiniz çünkü kataterin uygulandığı alan daha önceden uyuşturulmuş olacak. İşlemin başladığını ilk kez ekranda kalbinizi gördüğünüzde anlayacaksınız. Bunu hissetmeden önce doktorunuz size haber verecektir.

Kataterin, boyalı maddeyi iletmekten başka işlevi var mı?

Evet. Bir ölçüm cihazına bağlanarak, katater aracılığı ile kalp boşluklarında ve büyük damarlardaki basınçları ölçülebilir. Yine boşluklardan kan örnekleri alınarak, oksijen miktarları ölçülebilir.

Anjiografi işlemi ne kadar sürecek?

Her bir katater için gereken süre değişiktir. Hasta ile ilgili kişisel faktörlere, doktorun ne aradığına ve başka diğer faktörlere bağlıdır..

İŞLEMDEN SONRASI

Katater ne zaman çıkarılacak?

İşlem bittiğinde katater yerinden çıkartılarak, kanamayı önlemek için kataterin uygulandığı alana basınç uygulanacaktır. Uygulama alanı kasıkta ise, bir süre bunun üzerine, yine kanamayı önlemek için kum torbalaıı konacaktır. 6-8 saat süre ile bu bacağı haraket ettirmeden yatmanız gerekecektir. Katater uygulanan alan kol ise buraya sıkı bir sargı uygulanacaktır.

Anjiografiden hemen sonra ne olacak?

Katater laboratuvarından yatağınıza döndüğünüzde doktorunuz da onayladığı takdirde hemen yemek yiyebilirsiniz. Uyuyabilirsiniz. Ancak zaman zaman hemşireniz, kan basıncınız, nabız ve katater uygulanan yerin muayenesi için sizi uyandırabilecektir.

Anjiografiden sonra ağrı duyacak mıyım?

Kataterin uyguladığı bölgede hassasiyet ve rahatsızlık hissi duyabilirsiniz. Bu sizi çok rahatsız ediyor ise doktoronuza veya hemşirenize haber veriniz. Sizi rahatlatacak bir ağrı kesici verecektir. Uygulama alanında morluk ve hafif şişlik hissederseniz paniğe kapılmayın. Bu renk deıişikliıi genişlerse veya başka bir rahatsızlık hissederseniz bunu hemşirenize haber vermekten çekinmeyin.

ANJİOGRAFİ SONUÇLARI

Doktorunuzun size anlatacaklarını tam olarak anlayabilmeniz için kalbin basitçe nasıl işlediğini anlamak gerekir. Vücudun alt ve üst bölümlerinden gelen kan, toplar damarlar (venler) aracılığı ile sağ kalbe gelmekte ve sağ kulakçığıa dolmaktadır. Daha sonra, bir kapaktan geçerek, daha aşağıda bulunan bir başka boşluğa, sağ karıncığa dolmaktadır. Sağ karıncıktan akciğere pompalanarak burada karbondioksit içeriğini boşaltıp, oksijenlenir. Akciğerde oksijenlenen kan bu kez kalbin sol odacıklarına gelerek, kalpten çıkan büyük damar (aort) aracılığı ile tüm vücuda pompalanır.

Anjiografi ile doktorum hangi bilgilere ulaşabilir?

Anjiografi ile koroner damarların hangi bölgesinde ne kadar darlık olduğu veya hangi bölgenin tıkandığını saptayabilir. Bu noktalarda kan damarda serbestçe akamaz ve göğüs ağrısına (anjina pektoris) neden olur. Bazen koroner anjiografiyi değerlendirerek doktorunuz cerrahi ve balon ile tedavi önerebilir.

Daralmış olan koroner damarlar neden göğüs ağrısına neden olur?

Vücudun her yerinde o bölgeye kan, dolayısı ile de dokunun kullanacağı gıda maddeleri ve oksijeni taşıyan damar sistemleri vardır. Koroner damarlar da kalbin kendisini besler. Kalbi besleyen atar damarlarda daralma veya tıkanıklık olduğunda kalp gerekli gıda ve oksijeni alamaz. Kalp gereğinden daha az besin ve oksijenle çalışmak zorunda kalır. Fizik yorgunluk, stres ve ağır yemeklerden sonra kalbin daha fazla çalışması gerektiğinden oksijen ihtiyacı artar. Daralmış olan damar yatağı oksijen ihtiyacını karşılayamaz ve bu göğüs ağrısına neden olur. Şemaya baktığınızda, koroner damarların kalbin dış yüzünü sardığını görürüz. Bu damarların hepsi açıksa sorun yoktur. Biri veya bir kaçının iç hacmi daralmış ise göğüs ağrısı (anjina) oluşur. Eğer damar tamamen tıkanır ve kan akımı durursa, kalp krizi gelişir.

Doktorum test sonuçlarını bana anlatacak mı?

Evet. Koroner anjiografi işlemleri bittikten sonra, işlemi yapan doktor hastaları tek tek dolaşarak, sonuçları ve önerdiği tedavi şekillerini (ilaç tedavisi, balon anjioplasti veya cerrahi tedavi) açıklayacaktır. Sizinle tedavi seçeneklerini tartışacaktır

Kroner Bypass Cerrahisi By-pass

Pazar, 04 Kasım 2007

KORONER BYPASS CERRAHİSİ NEDİR ?

Koroner bypass cerrahisi veya kısaca CABG ( İngilizce Coronary Artery Bypass Grafting baş harflerinden oluşan kısa yazılış) olarak adlandırılan ameliyat tüm dünya da ve ülkemizde en sık yapılan kalp ameliyatı tipini oluşturmaktadır. Kalp kasını besleyen koroner damarlarında meydana gelen darlık veya tıkanıklığı, göğüsten (meme atar damarı), koldan (kol atar damarı), bacaktan (bacak toplar damarı) damarlar alarak, tıkanıklığın alt seviyesine dikilerek yapılan köprüleme ameliyatlarıdır. Koroner arterler kalbe oksijen ve besin maddelerini sağlayan atar damarlardır. Kalp tüm vücuda kan pompalayan organ olup, onu oluşturan kalp kaslarının devamlı çalışması, hiç durmaması nedeniyle vücudumuzdaki diğer kaslardan farklılık gösterir. Kalp kasına bu gücü veren koroner damarlardır. Koroner damarlarda meydana gelecek bir darlık ya da tıkanıklık kalp kasına yeterli oksijeni getiremeyeceği için kalp kasının ölümüne neden olur ki bu da kalp krizi veya miyokard infarktüsü olarak adlandırılır.

KORONER DAMARLARDA MEYDANA GELEN TIKANIKLIK KALP TE NELERE YOL AÇABİLİR ? NELER YAPILABİLİR?

Koroner damarlarda meydana gelen bir tıkanıklık önceleri kısa süreli göğüs ağrıları (angina pektoris) olarak görülebildiği gibi (birkaç dakika sürebilen dinlenmekle veya alınan ilaçla

geçebilen ağrılardır) ani olarak gelişebilen kalp krizi ile de karşımıza çıkabilir. Bazı hastalarda, özellikle de şeker hastalığı olanlarda ağrı olmadan da kalp krizi meydana gelebilmekte olup bu ??sessiz kalp krizi ?? olarak adlandırılmaktadır. Unutulmamalıdır ki elektrokardiogramı normal olup daha önce hiçbir şikayeti olmayan kişilerde de ani olarak kalp krizi gelişebilmektedir. Kendiniz veya doktorunuz sizdeki mevcut klinik bulgulardan ve mevcut risk faktörleriniz dolayısı ile bir koroner arter hastalığından kuşkulanabilir veya doktorunuz tarafından koroner arter hastalığı ön tanısı konulabilir. Koroner arter hastalığındaki risk faktörleri; erkek cinsiyet (kadınlarda menopoz sonrası bu risk faktörü erkekler ile eşitlenir. ), yüksek kolesterol, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, sigara olarak sayılabilir. Koroner arter hastalığının teşhisi girişimsel olmayan teknikler (efor testi ve talyum testi) ve girişimsel olan teknik (koroner arter anjiografisi) ile konur. Efor testi ve talyum testi poliklinikten ayakta yapılırken, anjiografi için hastanın yatması gerekmektedir. Efor testi veya talyum testi ile ancak ön tanı konulabilmektedir. Kesin tanı için mutlaka koroner anjiografiye gerek vardır. Koroner anjiografi bacak veya koldan atar damardan sokularak koroner damar ağızlarına kadar gönderilen küçük bir kateter aracılığı ile boyalı bir madde verilerek damarlardaki tıkanıklığın gösterilmesi temeline dayanır. Koroner arter hastalığı teşhisinin anjiografi ile kesin olarak konmasından sonra çeşitli tedavi şekilleri olup bu hastadaki mevcut durum ile değişkenlikler gösterebilmektedir. Tedavi şekilleri; ilaç (medikal), balon veya kafes (stent) ve cerrahi olabilmektedir.

KORONER BYPASS CERRAHİSİNİN AMELİYAT ENDİKASYONLARI NELERDİR ?

İlaçla tedaviye cevap vermeyen ciddi ağrıları olan hastalar. (Bu grupta ki hastalar 1, 2 veya 3 damar sistemini de ilgilendirebilir. )

Kararsız (unstable) ağrıları olan hasta grubu (ağrıları istirahatta gelip, 2-3 dakikadan fazla süren ve ilaçlara cevap vermeyen grup).

Sol ana koroner damar tıkanıklığı olan hasta grubu.

3 damar hastalığı olup aynı zamanda klinik olarak belirti veren hasta grubu.

Başarısız balon ve stent girişimleri.

Kalp krizi sonrası ağrıları devam eden hastalar (post-infarkt angina).

Kardiyojenik şok.

Yukarı da sayılan endikasyonlar dışında unutulmaması gereken durum, koroner arter hastalığının komplike bir olay olduğu her hasta için ameliyat endikasyonlarının farklılıklar gösterebileceği akılda bulundurulmamalıdır. Böylesi bir durumda doktorunuzdan mutlaka bilgi almalısınız.

KORONER BYPASS CERRAHİSİNİN ALTERNATİFLERİ VAR MI ?

İlaç tedavisi, balon ve stent girişimleri koroner bypass cerrahisine ancak uygun, seçilmiş olgularda alternatif olabilir. Ancak unutmayınız ki sizin için ameliyat kararı verildiği anda, öncesinde bu alternatifler değerlendirilip, bunların sizin için uygun olmadığı sonucuna varılmıştır. Kafanızda oluşabilecek soruları kardioloğunuz ve cerrahınızla görüşüp, cevap alınız.

KORONER BYPASS OPERASYONU NASIL YAPILIR?

Operasyonların büyük bir bölümünde göğüs kemiği orta hattan aşağıya doğru kesilir ki bu median sternotomi olarak adlandırılır. Bu kesi ile cerrah çalışabileceği en rahat görüş alanınını elde eder. Hasta ameliyatta kalp-akciğer makinesi olarak adlandırılan cihaza bağlanır. Daha sonra kardiopleji olarak isimlendirilen özel kimyasal bir solüsyon ile kalp durdurulur ve bu aşamadan itibaren göğüs, bacak ya da koldan alınmış olan damarların kalp üzerindeki koroner damarlar üzerine dikilmeleri(anostomozları) tamamlandıktan sonra kalp çalıştırılır. Damarların boşta kalan uçları kalp ten çıkan büyük damar olan aort üzerine dikilir (göğüs atardamarının ucu zaten aorta bağlı olduğu için buna gereksinim yoktur). Bu işlemler tamamlandıktan sonra kalp-akciğer makinesinden hasta ayırtılarak göğüs kemiği kapatılır ve ameliyat sonlandırılır.

Diğer operasyon teknikleri olarak seçilmiş vakalarda yapılan atan kalpte yapılan bypass (bu operasyon tipin de kalp-akciğer makinesine hasta bağlanmadan anostomozlar yapılır). Uzun dönem sonuçları henüz net olarak alınmayan bu tekniği biz ekip olarak sadece kalp-akciğer makinesine girmesinde sakınca olan hastalara uyguluyoruz (böbrek, karaciğer yetersizliği, kanser olan hasta grubu gibi).

Yine median sternotomi yerine daha küçük kesiler yaparak kalp-akciğer makinesi kullanarak ya da kullanılmadan yapılan ameliyatlar ki bu teknik minimal invaziv kalp cerrahisi olarak adlandırılır. Bu ameliyat tekniğini yine seçilmiş olgularda kullanıyoruz.

Yine son 1-2 yıldır kullanıma giren ancak daha henüz emekleme döneminde bulunan robotik cerrahide başka bir operasyon tekniğidir.

KORONER BYPASS CERRAHİSİNİN RİSKLERİ VE KARŞILAŞILABİLİNECEK KOMPLİKASYONLARI NELERDİR ?

Kardioloğunuz ve cerrahınız sizin için ilaç, balon ya da stent tedavisinin başarısız veya yararsız olacağına karar verdikleri, mevcut durumdaki riskin ameliyat riskinden fazla olduğu anda operasyon seçeneğini size sunacaktır. Koroner bypass cerrahisinde beklenebilecek komplikasyonlar; kanama, infeksiyon, felç (ileri yaş ve daha önce geçirilmiş olan felç ile risk artabilir), böbrek yetersizliği (cerrahi öncesi mevcut böbrek yetersizliği ile provoke olabilir), ameliyat sırasında kalp krizi gibi komplikasyonları taşımaktadır. Bu komplikasyonların görülme olasılıklarının az ancak mevcut olduğu unutulmamalıdır.

KORONER BYPASS CERRAHİSİ SONRASI ERKEN DÖNEM SONUÇLARI NASILDIR?

Başarılı bir koroner bypass sonrası hastaların göğüs ağrısı problemleri tamamıyla kaybolur. Bazı hastalarda cerrahi kesinin olduğu bölgede ağrıları devam eder ancak bu ağrılar ameliyat öncesi ağrılardan tamamıyla farklı olup ağrı kesicilere cevap verirler. İlk 48-72 saat sonrasında bu ağrılar kaybolur. Operasyon sonrasında hastalar ameliyat travmasına rağmen kendilerini yıkanmış gibi rahat hissederler çünkü göğüsleri üzerinde baskı, sıkıntı yaratan ağrıdan kurtulmuşlardır.

BAŞARILI BİR KORONER BYPASS AMELİYATI SONRASI UZUN DÖNEM SONUÇLARI NEDİR ?

Koroner bypass cerrahisinin uzun dönem sonuçları mükemmeldir. Hastaların büyük bir çoğunluğu ağrı şikayetlerinin tamamıyla geçtiği, nefes darlığı şikayetlerinin kalmadığı, gerek iş yaşamlarında gerekse özel yaşamlarında performanslarının arttığı, mükemmel bir yaşam sürdüklerini ifade etmektedir. Hastaların küçük bir bölümünde 10 yıl veya daha uzun süre içerisinde ameliyat tekrarı gerekebilmektedir.