‘Heberler’ Kategorisi için ArÅŸiv

İyi Kolesterol

Pazar, 04 Kasım 2007

?İyi kolesterol?den kötü haber!

Türk ve ABD?li uzmanların yaptığı bir araştırmaya göre, kalp hastalıklarına karşı koruyucu olduğu bilinen ve iyi kolesterol olarak adlandırılan HDL?nin Türkler de genetik olarak diğer ırklara oranla düşük olduğu belirlendi.

Uzun yıllardır tartışılan HDL?nin düşük olduğuna dair şüpheler, Moleküler Tıp Kongresi?ne sunulan yeni araştırmayla bir kez daha gündeme geldi. ABD?den Prof. Dr. Robert Mahley, ABD?deki Gladstone Enstitüsü Kardiyovasküler Hastalıklar Bölümü ile Hacettepe Üniversitesi?nin birlikte yaptıkları araştırma sonuçlarını açıkladı. Erkeklerde HDL?nin 34-39 mg/dl, kadınlarda ise 39-45 mg/dl olduğunu söyleyen Mahley, ?Türkler de ABD ve Avrupalılar?a göre gerçekten çok düşük HDL düzeyleri var. Türkler?in yüzde 25-30?unda ?Heptatic Lipase? geni düşük HDL?yle bir şekilde ilintili. Hepatic Lipase sadece Türk nüfusunda görülüyor. Bu karmaşık bir gen. ve henüz çözmüş değiliz? dedi. Mahley, sigara içiciliğinin hem kadın hem erkekte HDL?yi 5-6 mg düşürdüğünü de belirtti.

Çalışmaya destek veren İstanbul Tıp Fakültesi?nden Dr. Hülya Yılmaz da 6 bölgede 9 bin kişinin katıldığı çalışma hakkında şu bilgileri verdi: ?Türk toplumunda erkeklerin yüzde 75?i ve kadınların yüzde 50?sinde HDL?nin 40 mg/dl?nin altında olduğu görülüyor.?

Tv

Pazar, 04 Kasım 2007

İngiliz bilim adamı psikolog Aric Sigman?a göre kız çocukları 1950?lere göre daha erken büluğ çağına eriyor. Bunun sebebini TV olarak açıklayan Sigman, çocukların daha az televizyon izlemesi sağlanabilirse obezitenin, kalıcı görme bozukluğunun ve otizm gibi hastalıkların azalacağını belirtiyor.

İngiliz bilim adamı Aric Sigman tarafından Biyologist Dergisi?nde yayınlanan rapora göre televizyon başında saatlerini geçiren çocuklara televizyonun zararı zannedilenden çok daha büyük. Rapora göre özellikle okulöncesi döneminde uzun süre televizyon izlemek kalıcı görme bozuklukları, şişmanlık, erken büluğ çağı ve otizm gibi problemlere yakalanma riskini artırıyor veya bu problemleri tetikliyor.

Raporun sonunda İngiltere?de çocukların televizyon izleme saatlerini azaltmanın sağlık sistemine daha az para harcanmasına sebep olacağı belirtildi. Bilimsel bulgulara göre televizyon melatonin hormonunun üretiminin azalmasına sebep oluyor. Bu da kişinin bağışıklık sistemini, uyku düzenini ve büluğ çağının başlama yaşını etkiliyor. Psikolog Aric Sigman, kızların ergenliğe 1950?lere göre daha erken yaşta ulaşmalarının sebebinin düşük melatonin değerleri olabileceğini söylüyor. Sigman, bunun kızların ortalama kilosunun da artmasının sebebi olduğunu belirtti. Bazı çalışmalarda ise düşük melatonin değerlerinin hücre DNA?sının kansere sebep olabilecek mutasyonları üretmesinin de sebebi olabileceği yer alıyor.

Dr. Sigman, televizyon izleme saatini azaltmanın obeziteyi önlemede egzersiz ve diyetten daha önemli olabileceğini düşünüyor. Raporda yer alan bulgulara göre 20-60 yaş arasında günde bir saat ekstra televizyon izlemenin alzheimer riskini artırdığı belirtildi. Ayrıca 0-3 yaş arası çocuklarda televizyon uyku düzeninin bozulmasına sebep olabiliyor ve ileride tip-2 şeker hastalığı olma riskini artırıyor.

Dr. Sigman?ın, ?Remotely Controlled: How Television is Damaging Our Lives? (Uzaktan Kumandalı: Televizyon Hayatımıza Nasıl Zarar Veriyor?) isimli bir kitabı bulunuyor.

Karaciğer Yağlanmasına Dikkat

Pazar, 04 Kasım 2007

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi?nde görev yapan Prof. Dr. Tamer Tetiker, karaciğer yağlanmasının günün en önemli sağlık sorunlarından biri olduğunu, hastalıkla ilgili şikayetlerin her geçen gün arttığını söyledi.

Karaciğer yağlanmasının genel olarak, düzensiz beslenme, alkol kullanımı ve obeziteyle birlikte ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Tetiker, ?Yıllar içinde karaciğerin fonksiyonlarının bozulmasına yol açan yağlanma, genel olarak yaşam kalitesini de önemli ölçüde düşürür? dedi.

Prof. Dr. Tetiker, teknolojik gelişmeler ve hazır yiyecek tüketiminin obezite sorununu ortaya çıkardığını anlattı:

?Genellikle tesadüfen bulunan karaciğer yağlanması, günümüzde sıkça karşılaşılan bir sağlık sorunudur. Tıp dilinde ?hepatosteatoz? diye anılan hastalık, karaciğer hücrelerinde aşırı yağ birikmesi anlamına gelir.

Şişmanlık, şeker hastalığı, bazı ilaçların kullanımları ve alkol kullanımıyla ortaya çıkan yağlanma, devamı halinde ise siroz gibi karaciğerin fonksiyonlarını yitirmesine yol açabilir, hatta ölümle bile sonuçlanabilir.?

Spor yapın, sebze ağırlıklı beslenin

Prof. Dr. Tetiker, karaciğer yağlanmasının önüne geçmek için spor yapmak ve düzenli beslenmek gerektiğini belirterek, ?Günlük yaşamda monotonluktan kurtularak, hareketli bir yaşam tarzı benimsenmeli? dedi.

Katı yağların azaltılarak, yağlı yemeklerden uzak durulmasını da öneren Prof. Dr. Tetiker, sebze ağırlıklı beslenilmesi ve alkol kullanımından uzak durulması gerektiğini kaydetti.

Karaciğer yağlanmasından şüphelenilen kişilerde hastalıkların mutlaka araştırılması ve sonuca göre tedaviye başlanmasının önemine dikkati çeken Prof. Dr. Tetiker, yılda bir kez de

Gıda Zehirlenmesine Artık Son

Pazar, 04 Kasım 2007

BBC?nin internet sitesindeki habere göre, Güney Carolina Üniversitesi bilim adamları, yiyeceğe batırılan çubuğun, yaklaşık 5 dakika içinde, hastalıklara yol açan bakterilerin yaydığı kimyasalların bulunup bulunmadığını gösterdiğini bildirdi.

Amerikan Kimya Derneğinin bir toplantısında tanıtılan çubuğun renginin mordan kırmızıya dönmesi, yiyeceğin bozulmakta olduğu, sarıya dönmesiyse bozuk olduğu anlamına geliyor.

Yapılan ilk testlerde, som balığı ve ton balığına batırılan çubukların, bu konuda kesin sonuç verdiği görüldü. Çubuk, proteinler bakteriler tarafından bozulurken ortaya çıkan bileşikleri saptayabiliyor.

Bilim adamları, sebze ve meyvelerdeki protein seviyesinin daha düşük olduğunu hatırlatarak, geliştirdikleri çubuğun bu tür yiyeceklerdeki bozulmayı da gösterdiğini söylediler.

Çubuğu daha da geliştirmek için araştırmalarını sürdüreceklerini söyleyen bilim adamları, çubuğun birkaç sene içinde tüketicilerin kullanımına sunulmasını hedefliyor.

Araştırmayı yapan ekibin başkanı Dr. John Lavigne, bununla birlikte çubuğun, yiyecekte gıda zehirlenmesine yol açacak hangi tür bakterinin bulunduğunuysa göstermediğini söyledi.

Sosyal Güvenlik Reformu 2008

Pazar, 04 Kasım 2007

Sosyal Güvenlik Reformu 2008?e kaldı

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu, Sosyal Güvenlik Reformuna ilişkin yasanın yürürlük tarihinin 2008 yılı başına erteleneceğini söyledi.

Başesgioğlu,Türk-İş?e bağlı Koop-İş sendikasının Tes-İş toplantı salonunda yapılacak genel kuruluna gelişinde basın mensuplarının Sosyal Güvenlik Reformu?na ilişkin sorularını yanıtladı.

Anayasa Mahkemesi?nin iptal kararıyla birlikte Sosyal Güvenlik Reformu

üzerinde bazı değişikliklerin yapılmasının ?kaçınılmaz hale geldiğini? belirten Başesgioğlu, bu nedenle Sosyal Güvenlik Reformu?nun yürürlük tarihini 6 ay ertelemek durumunda kaldıklarını hatırlattı.

Başesgioğlu, yaptıkları değerlendirmeler neticesinde parlamentonun yasama ?takviminin çok sıkışık olması nedeniyle kapsamlı bir değişikliği yasalaştırma imkanının görülmediğini? belirterek, şunları söyledi:

?Dolayısıyla revize sosyal güvenlik yasamızın 2008 yılında yürürlüğe

girmesi daha makul bir alternatif olarak karşımıza çıktı. Bu sebeple yeni

parlamentonun ilk açılışıyla birlikte değiştirilmiş yasa tasarımızı parlamentoya sunmayı hedefliyoruz. Ancak bu zamana kadar reform üzerindeki çalışmalar yapılacak.

Anayasa Mahkememizin iptal gerekçeleri dikkate alınarak mümkün olan en geniş uzlaşmayla bu yeni parametreleri tekrar hayata geçirmek istiyoruz. Biz Bakanlık olarak çalışacağız, bürokratlarımız çalışacak. Bu arada, sosyal taraflarla yasa tasarısının yeni halini tartışacağız. Yeni parlamentonun açılışıyla beraber

değişiklik yapılan tasarıyı parlamentoya sunacağız. Bu takvim, haliyle bir

ertelemeyi beraberinde getiriyor. 2008 yılı başına bu yürürlük tarihi

ertelenecek.?

Başesgioğlu, bu görüşlerini Sosyal Güvenlik Yüksek Danışma Kurulu?na getirip kurul üyeleriyle paylaşacaklarını ifade ederek, bu konudaki mutabakatın sağlanmasıyla 1 maddelik erteleme yasasıyla Sosyal Güvenlik Reformu?nun yürürlük tarihini 2008 yılı başına erteleyeceklerini kaydetti.

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

Sosyal Güvenlik Reformu kapsamında, sosyal güvenlik kuruluşlarının tek çatı altında birleştirilmesi ve sağlık sigortasına ilişkin düzenlemeler getiren Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu?nun bazı maddelerinin yürürlüğü Anayasa Mahkemesi?nce durdurulmuştu.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer?in yanı sıra CHP?nin de başvurusu inceleyen Anayasa Mahkemesi heyeti, 15 Aralık 2006?da açıklanan kararı, yasanın ?kamu çalışanlarına ilişkin bölümlerinin ayrı bir düzenlemede ele alınması? gerekçesine dayandırılmıştı.

Bu gelişme üzerine 1 Ocak 2007?den itibaren uygulanması öngörülen yasanın yürürlük tarihi 1 Temmuz 2007 tarihine ertelenmişti.

Hastane, Firma Ve Doktorlar Stent Fiyat Farkını Paylaştı

Pazar, 04 Kasım 2007

Hastane, firma ve doktorlar stent fiyat farkını paylaştı

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, SSK?ya tıbbî cihaz alımında yolsuzluk yapılmasına ilişkin davanın gerekçeli kararını tamamladı.

Kararda, stentlerdeki fiyat farkının doktorlar, özel hastaneler ve firmalar arasında paylaşıldığına dikkat çekildi. Açıklamada, ?1998 yılında protokoller tek taraflı feshedildi, yeni fiyatlar 4 yıl boyunca tespit edilemedi ve kamu zarara uğradı. Alım yapılan mal piyasadaki gerçek değerinin çok altına düşmesine rağmen kurumlar uzun yıllar, önceki protokol fiyatlarına göre alım yaptı. Aradaki fark, doktorlar, özel hastaneler ve firmalar arasında paylaşıldı.? ifadelerine yer verildi. Gerekçeli kararda, piyasa fiyatı 100-300 dolar olan stentlerin SSK?ya 2.450 dolara satıldığı vurgulandı. Dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan, SSK Yönetim Kurulu üyeleri ve üst düzey bürokratlar hakkında savcılığa yapılan suç duyurusuyla ilgili nedenler sıralandı. Harcamalarından bilgi sahibi olması gereken Okuyan?ın sıkıntı çıktıktan sonra haberdar olduğu vurgulandı.

Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi

Pazar, 04 Kasım 2007

2004 yılında Eskişehir?de İstasyon Caddesi?nde bir çöp bidonunun içinde kullanılmamış ve kupürleri kesilmiş halde bulunan 30 bin YTL değerindeki ilaçların daha sonra eczanesini kapatan Ecz. A.S?ye ait olduğu, 2004 yılının ilk sekiz ayında gazi ve yakınlarına ait yaklaşık yüz yetmiş sahte reçete yazıldığı saptanmıştı.

Gazi ve yakınlarına ait sağlık karnelerinde evrakta sahtecilik yaparak ilaç yazdığı iddiasıyla eczanenin sahibi olan A. S. ve 4 kalfa hakkında dava açılmış,. kalfa H. Ö, bir süre tutuklu yargılandıktan sonra tahliye edilmişti.

Eskişehir?de bir belediye başkanının eşi olan eczacı ve 5 kişinin Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi?nde yargılandığı davanın duruşmasında, gazi ve yakınlarına ait sağlık karnelerine sahte reçete yazılması suretiyle kamu kurumunun dolandırılması hakkında hazırladıkları raporu sunan Emekli Sandığı Teftiş Kurulu Başkanlığı, 23 kişiye bir yıl süreyle sağlık karnesi düzenlenmemesini kararlaştırdı.

Emekli Sandığı, ayrıca yirmi beş kişinin karnelerine, kayıtlarda yer almayan tarih ve protokol numaralarıyla reçete yazdıkları iddia edilen Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi?nde görevli on üç doktor hakkında da idari ve hukuki işlemlerin yapılmasını istedi. T.C Emekli Sandığı Teftiş Kurulu?nun raporunun Cumhuriyet Başsavcılığı?nın yanı sıra Yüksek Öğretim Kurumu?na (YÖK) da gönderilmesine karar verildi.

Genetik Testle Seçilen Çocuklar

Pazar, 04 Kasım 2007

Genetik testle seçilen çocuklar

Genetik testle seçilen çocuklar Embriyonlar arasından genetik testle seçilerek dünyaya gelen bu bebeklerden üçünün de ortak özelliği mavi gözlü ve kumral olmaları. Ailelerindeki sağlık sorunları nedeniyle, anne rahmine yerleştirilmeden, henüz 7-8 hücreye bölünmüş embriyonken genetik testle ayıklanan Damla, Ali ve Zeynep bilimin ulaştığı noktanın canlı kanıtları.

Tıp teknolojisi ve birikimi sağlıksız bebeklerin daha hücre halindeyken tanınmasını sağlıyor. Yaklaşık 200 genetik hastalık, PGT (Preimplantasyon Genetik Tanı) yöntemiyle saptanabiliyor. Sorunlu embriyonlar elenerek, yerlerine sağlıklı olanlar seçiliyor. Gebelik bunlarla devam ediyor. Gelişmeler aynı hızla devam ederse aileler gelecekte belki de bebeklerini ısmarlayabilecek. Sarışın, kızıl, uzun boylu, zeki, resim ya da müzik yeteneği olan, naif, suça eğilimi olmayan diye sipariş verilebilecek!

İlk kez ABD?li moleküler biyolog Alan Handyside?nin 1990?da kullandığı PGT, sadece sağlıklı embriyonların seçilmesine hizmet etmiyor. Hastalıkların kuşaktan kuşağa taşınmasını da önleyebiliyor. Bugüne kadar PGT uygulanmış, dünyada 5 binden fazla, Türkiye?de yaklaşık 300 bebeğin doğduğu tahmin ediliyor.

Bugün için 200 civarında kalıtsal hastalık PGT yardımıyla ayıklanıyor. Tanımlanmış genetik hastalık sayısının, çoğu nadir görülen 2 binin üzerinde olduğu düşünülürse ?bu sayı hálá az?.

Doğmamış bebeğe PGT yapabilmek için tüp bebek yöntemleri diye bilinen yardımla üreme tekniklerinin kullanılması şart. Yani anneden toplanan yumurtalarla, babadan alınan spermlerin laboratuvar ortamında döllenmesi. Döllenmeyle elde edilen embriyonlar üç gün (bazı merkezde beş gün) bekletiliyor. Böylece tek hücreden ortalama sekiz hücre gelişiyor. Hücrelerden biri embriyon biyopsisi denilen işlemle yani çok ince bir iğneyle çıkarılıyor.

Alınan tek hücrenin henüz herhangi bir organ ya da doku yapma görevi bulunmadığı için embriyon işlemden zarar görmüyor. Aranan hastalığa göre ya kromozom ya da DNA?sına ileri teknik araçlar ve yöntemlerle bakılıyor. Down sendromu gibi sorunlar kromozomda, talasemi, kistik fibrozis gibi hastalıklar ise DNA?da aranıyor.

Genetik test en geç 24 saat içinde tamamlanıyor. Embriyonda sorun yoksa, anne rahmine girmeye hak kazanıyor! Bu nedenle aynı anda çok sayıda hastalık aramak mümkün değil. Sorun yoksa embriyon dördüncü, en geç beşinci günde rahme yerleştiriliyor.

Anne gebeliği sırasında rutin tarama testlerini sürdürüyor.

HAYAT KURTARMAK İÇİN DE AYNI YÖNTEM

Hayat kurtarmak için dünyaya getirilen bebekler de aynı yöntemle seçiliyor. Örneğin talasemi veya lösemi hastası çocuk sahibi aileler, kök hücre nakli için sağlıklı bebek yapıyorlar. PGT ile yine sağlıklı embriyonların seçilmesinin yanında, HLA denilen doku uyum testi de yapılıyor.

Doğacak bebeğin, hasta bebek gibi hastalık taşımamasının yanında, kök hücre verebilmesi de garantileniyor. Seçilen bebekler, talasemi, orak hücre anemisi ve Fankoni anemisi, lösemi gibi birçok ağır kan hastalığının tedavisinde kullanılan kök hücre nakli için hücre kaynağı oluyor.

Talasemi, orak hücre anemisi, kistik fibrozis, spinal musküler atrofi (SMA), San Filippo sendromu, histiositozis, ailevi akdeniz ateşi (FMF), mukopolisakkaridozis Tip 6 (MPS6), glukoz 6 fosfat dehidrogenaz enzim eksikliği ve daha birçok hastalık sık tarananlar arasında. PGT testi yaklaşık 1250 dolar tutuyor.

KARAKTER ISMARLANAMIYOR!

Gen haritası ?İnsan Genom Projesi?yle tanımlandı. Ancak bu genlerin çalışmaları ve bazı mekanizmalar halen inceleniyor. PGT, tipi, fiziği, ruhuyla daha detaylı tanımlanan bebek doğurmak isteyenlere henüz hizmet etmiyor. Zira fiziksel özellikler birçok genetik faktörün etkileşmesiyle çıkıyor. Dolayısıyla bugün itibarıyla tüm karakterleri ?ısmarlama? bir bebekten söz etmek mümkün değil.

Özel Sağlık Grupları Tıp Fakültesi Kurmak İçin Yarış İçinde

Pazar, 04 Kasım 2007

Özel sağlık grupları tıp fakültesi kurmak için yarış içinde

Sağlık gruplarının üniversite kurarak tıp bölümleri açmasına köklü okullardan da destek geldi. Yatırımların kaliteyi ve istihdamı artıracağı görüşü hakim.

Özel sağlık grupları, bir yandan Türkiye?nin çeşitli illerinde ek tesisler için temel atma planları yaparken bir yandan kendi bünyelerinde ?tıp üniversiteleri? kurmaya hazırlanıyor. Amaç başta uzman doktorlar olmak üzere hemşire ve diğer sağlık personelini bizzat yetiştirmek. Bu konudaki ilk adımı bir süre önce Florence Nightingale Hastaneleri attı ve diğer gruplara adeta örnek oldu. Grubun bünyesinde kurulan Bilim Üniversitesi, şu anda 384 öğrencisiyle yoluna devam ediyor. 15 milyon dolarlık yatırımla kurulan üniversite, doktor, hemşire, sağlık teknikeri ve uzman sağlık ekipleri yetiştirmeyi amaçlıyor. Okul, 94 tam zamanlı, 21 yarı zamanlı olmak üzere 115 öğretim üyesine sahip. Florence Nightingale?i sektörün diğer üç büyüğü takip ediyor. 17 farklı ilde toplam 800 milyon dolarlık sağlık tesisi yatırımı yapmaya hazırlanan Universal Hospitals Group, Rönesans Üniversitesi?ni kurmak için iki hafta önce Yüksek Öğrenim Kurumu?na (YÖK) başvurdu. 2008?e kadar 140 milyon dolarlık bir yatırımı gündemine alan Acıbadem Sağlık Grubu, üniversite projesini hayata geçirmek amacıyla beş yıldır hazırlık yapıyor. Acıbadem Üniversitesi adıyla kurulacak okulun 2008 yılında eğitime başlaması bekleniyor. Bu yıl Konya ve Ankara?da yapacağı hastane yatırımlarıyla adından söz ettiren Medicana Hastaneler Grubu ise kuracağı üniversitenin öğrenci kabulüne 2010 yılında başlamasını hedefliyor.

İhtiyaç hızlandırdı

Sağlık gruplarının yöneticileri, bu girişimlerin temelinde kendi bünyelerinde çalışacak personeli ihtiyacın gerektirdiği standartlarda yetiştirme arzusu yattığını belirtiyor. Bulunduğumuz coğrafyada sağlık turizmi merkezi haline gelme iddiası taşıyan Türkiye?de, yine belirtildiğine göre hastane sayısında yaşanan artış, tıp personeli talebini de katlamış durumda. Her ne kadar her yıl tıp fakültelerinden binlerce genç doktor ve hemşire mezun olsa da kişi başına düşen sağlık personeli konusunda rakamlar pek iyimser değil. Dünya Sağlık Örgütü?nün (WHO) yaptığı 53 ülkeyi kapsayan araştırmaya göre Türkiye, kişi başına düşen doktor sayısı açısından 52?nci, AB ülkeleri arasında ise son sırada yer alıyor. Aynı rapora göre Avrupa bölgesindeki ülkelerde 100 bin kişiye 338 doktor düşerken bu oran Türkiye?de 149?a kadar iniyor. 2006 yılında özel sağlık kurumlarının yaptığı yatırımlara paralel olarak artan eleman ihtiyacı uzman hekimlerde yüzde 25?e varıyor. Sağlık sektöründeki hızlı dönüşüme paralel çalışanların sayısının artmaması, özel sektöre büyük bir sorun olarak yansıyor. Kamunun sağlık hizmetlerinde de aynı sıkıntı söz konusu. Devlet hastanelerinde yaşanan personel ihtiyacı sebebiyle özel sektörde görev yapan doktor ve hemşirelerin, yarı zamanlı olarak kamuda çalışmaya başladığı belirtiliyor. Uzmanlar Türkiye?de 2008 ve sonrasında istihdam krizinin daha büyük boyutlara ulaşacağının altını çiziyor. Faaliyete geçmelerine paralel ülke çapında yaşanan sağlık personeli ihtiyacına yanıt verecek olan ?tıp üniversiteleri?nin hazırlık aşamalarına gelince?

Rönesans Üniversitesi

Universal Hospitals Group?un Çamlıca?da İstanbul Rönesans Üniversitesi adıyla açmayı planladığı üniversite ve bağlı olacağı hastane için yaklaşık 75 milyon dolarlık yatırım yapması bekleniyor. Birkaç hafta önce onay için YÖK?e başvurusu yapılan üniversitede başta Tıp Fakültesi olmak üzere; Hemşirelik Yüksek Okulu, Biomedikal Cihaz Teknolojisi Meslek Yüksek Okulu, Tıbbi Sekreterlik Meslek Yüksek Okulu, Mimarlık Fakültesi, İletişim Fakültesi ve Güzel Sanatlar Fakültesi gibi bölümler olacak. Universal Hospitals Group Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Azmi Ofluoğlu, ?Donanımlı personelimizi bizzat kendimiz eğitmek istiyoruz. Bu durum, bizi bir üniversite kurmaya yönelten en önemli sebeplerden biri oldu. Adından da anlaşılabileceği gibi, bu üniversiteyle ?Eğitimde Rönesans?ı gerçekleştirmeyi umut ediyoruz? dedi. Ofluoğlu, üniversitenin tüm bölümlerinde, branşlarındaki en iyi öğretim görevlilerinin eğitim vereceğini belirtti.

Medicana 2010?da

Sektörün diğer iddialı isimlerinden Medicana Hastaneler Grubu?nun açmayı planladığı üniversite ise önümüzdeki üç yıl içinde faaliyete geçecek. Medicana?nın yönetim kurulu başkanı Dr. Hüseyin Bozkurt, ?Devlet piyasadan eleman almaya başladı. Bu durum bizim için kalifiye eleman bulmayı daha da zorlaştırdı. Yaşanan olaylar bize kadrolarımızı kendimizin yetiştirmesi gerektiğini düşündürdü? dedi. Kuracağı üniversitede Tıp Fakültesi, Hemşirelik Meslek Yüksek Okulu, Sağlık Meslek Yüksek Okulu, Sağlık İşletmeciliği ve Diş Hekimliği gibi bölümler açmayı planlayan Medicana, ayrıca bünyesinde çalışan uzmanların akademik kariyerlerini de bu üniversitede devam ettirmesi için çalışma yapmayı hedefliyor. Bozkurt, ?Uzmanlarımız için gerekirse yurtdışındaki diğer okullarla bağlantıya geçerek tüm bilgilerin en üst seviyede elde edilmesini sağlarız. Biz sadece grubumuza değil insanlığa yardımı dokunabilecek doktorlar yetiştirmeyi amaçlıyoruz. Onlarca hastane açmaktansa bu proje bizi daha çok motive ediyor? dedi.

Acıbadem gün sayıyor

Acıbadem Eğitim ve Sağlık Vakfı tarafından kurulan Acıbadem Üniversitesi?nde ise tıp fakültesinin yanı sıra fen - edebiyat fakültesi kurulması da planlanıyor. 2008 yılı içinde faaliyete geçmesi düşünülen üniversitenin henüz kampus alanı belli değil. Açacakları üniversitede burslu öğrencilerin sayısının fazla olacağını belirten Acıbadem Sağlık Grubu Tıbbi Yürütme Başkanı Prof. Dr. Necmettin Pamir, daha önce yaptığı bir açıklamada ?Türkiye?de kaliteli eğitim almış sağlık personeli yaratmak için yola çıktık. Yaklaşık beş yıldır bu projeyi planlıyoruz. Sağlık sektöründeki birikimimizi yurtdışındaki örneklerde olduğu gibi eğitimle destekleyeceğiz? şeklinde yaptıkları hazırlıkları anlattı. Öğrencilerini kendi bünyesinde istihdam etmeyi planlayan grup, hastane laboratuarlarını ve birimlerini de eğitim için değerlendirmeyi planlıyor. Okulun eğitim programı Harvard Medical International?ın önerilerine göre şekillenecek. Vakıf üniversitelerinin verdiği eğitimin devlet üniversitelerindekilere göre daha avantajlı olduğunu belirten İstanbul Bilim Üniversitesi RektörüProf. Dr. Canan Efendigil Karatay, ?Vakıf üniversitesindeki eğitimlerde her üç öğrenciye bir öğretim üyesi düşüyor. Eğitim 300 - 400 kişilik büyük amfiler yerine, çağdaş tıp eğitiminin öngördüğü şekilde altı kişilik gruplar halinde uygulanıyor. Nitekim Dünya Sağlık Organizasyonu Sağlık Personeli Yetiştirme Kılavuzu?nda öğrenci oranının bu nispette olmasını öneriliyor. Bu açıdan vakıf üniversitelerindeki eğitim, devlet üniversitelerinin tıp fakültelerinden üstün olacaktır? dedi.

Risklere dikkat

Ancak sektörde özel üniversitelerden mezun personel konusunda yaşanan kafa karışıklığı henüz geçmiş değil. Daha önce kurulan bazı tıp fakültelerinin başarılı sayılamayacağını belirten Medicana?nın Kurucusu Dr. Hüseyin Bozkurt, ?Birkaç vakıf üniversitesinde daha önce tıp fakülteleri kuruldu ama maalesef çok başarılı olamadı. Bu işi yapmak için iyi bir hastanenizin ve kadrolarınızın olması lazım. Başka hastanelerden hizmet almaya çalışmak çözüm olamaz. Bundan sonra açılacak üniversiteler farklı olacak. Konuşulan grupların ciddi performansları ve hastaneleri var. Geçmişle kıyaslanamayacak kadar farklı olacağını tahmin ediyorum? dedi. Türkiye?nin en köklü tıp fakültelerinden birinin bağlı olduğu Hacettepe Üniversitesi?nden Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Sarp Saraç ise bu alana yeni girecek kuruluşların faaliyetlerine ilişkin olumlu bir değerlendirme yaptı. ?Özel sağlık gruplarının eğitim yatırımlarının tıp sektörü için kazanç olduğunu düşünüyorum. Yeterli ekipman ve insan gücüyle verilecek bir tıp eğitimi hem iyi yetişmiş hekim sayısını arttıracak hem de hekimlere üniversitelerde istihdam olanağı sağlayacak? diyen Saraç, ancak tıp eğitiminin sadece hastanede verilmediğine dikkat çekerek, temel tıp bilimlerinde yeterli sayıda öğretim üyesinin ve laboratuar olanaklarının çok önemli olduğunu söyledi. Saraç ayrıca, gerekli koşulları yerine getirdikleri takdirde vakıf tıp fakültelerinin şu anda varolan fakültelerle rekabete girmek suretiyle ülkedeki tıp eğitiminin kalitesini yükselteceğini de sözlerine ekledi.

Tıbbın Dışında Farklı Branşlar

Rönesans Üniversitesi

İstanbul Rönesans Üniversitesi?nde başta Tıp Fakültesi olmak üzere, Hemşirelik Yüksek Okulu, Biomedikal Cihaz Teknolojisi Meslek Yüksek Okulu, Tıbbi Sekreterlik Meslek Yüksek Okulu, Mimarlık Fakültesi, İletişim Fakültesi ve Güzel Sanatlar Fakültesi gibi bölümler olacak. İstanbul Rönesans Üniversitesi?nin her dalında yabancı dile ağırlık verilecek ancak eğitim Türkçe yapılacak. Birinci sınıfın hazırlık sınıfı olacağı üniversitede, giriş öncesi yapılacak yabancı dil sınavını kazananlara hazırlık sınıfında ikinci bir yabancı dil öğretilmesi planlanıyor.

Medicana Sağlık Grubu

Tıp Fakültesi, Hemşirelik Meslek Yüksek Okulu, Sağlık Meslek Yüksek Okulu, Sağlık İşletmeciliği ve Diş Hekimliği gibi bölümler açmayı planlayan grup, yurtdışındaki diğer üniversitelerle işbirliği yapmayı hedefliyor. 2010 yılında öğrenci kabulüne başlanması öngörülen okuldan, grup çalışanları da faydalanabilecek.

Acıbadem Üniversitesi

Acıbadem Üniversitesi?nde Tıp Fakültesi?nin yanı sıra Fen - Edebiyat Fakültesi kurulması da planlanıyor. 2008 yılında eğitime başlayacak üniversitede Harvard Medical International?ın eğitim programı baz alınacak.

Depresyonu Hafife Almayın

Pazar, 04 Kasım 2007

Genç-yaşlı, kadın-erkek birçok insan, anlık mutsuzluklarını aynı sözcükle anlatıyor: Depresyon? Peki nedir depresyon? Hangi belirtileri verir, nasıl tedavi edilir, kendi kendine geçer mi?

Anadolu Sağlık Merkezi?nden Psikiyatrist Dr. Banu Büyükkal, ülkemizde neredeyse her 10 kişiden 1?inde görülen depresyonun, gerek yüksek görülme sıklığı, gerekse sosyoekonomik sonuçları nedeniyle son derece önemli bir hastalık olduğunun altını çiziyor.

Dr. Büyükkal depresyonu, ?kişinin duygularını, bedenini, düşüncelerini kısacası bütününü her alanda ele geçirebilen çok boyutlu bir rahatsızlık? olarak tanımlıyor ve ekliyor:

?Depresyon kişinin yemek yemesini, uykusunu, sosyal işlevlerini tamamen etkiler. Kısacası insanların, ?Topla kendini artık, sen bunu kendi kendine yapıyorsun. Kendi aklınla da çözebilirsin? şeklindeki iyi niyetli çabalarının sonuç vermeyeceği bir durumdur.?

Dünya Sağlık Örgütü?nün istatistiklerine göre, dünyada herhangi bir anda 120 milyon kişi depresyonla mücadele ediyor. Global hastalık yükü anlamında dünyada 4. sırada yer alan depresyonun tedavisi, ABD?de yılda 30 ila 80 milyar dolara mal oluyor.

BİYOKİMYASAL BİR OLAY MI?

Depresyonun kaynağının ne olduğu ve beyindeki kimyasal değişimlerin depresyon üzerinde ne gibi etkilere sahip olduğu, bugün cevabı en merak edilen sorulardan bazıları. Depresyonun çok faktörlü bir hastalık olduğunu söyleyen Dr. Büyükkal, depresyon durumunda beyinde bazı biyokimyasal değişikliklerin görülebildiğini söylüyor.

MEVSİMSEL DEPRESYON

Depresyonun ortaya çıkışında, çevresel faktörler ve hatta mevsimler bile etkili oluyor. Daha sık olarak sonbahar ve kış aylarında ortaya çıkan bir depresyon tipi olduğunu söyleyen Dr. Büyükkal, ?Işığın, her insanın duygu durumu üzerinde mutlaka etkisi var. Mevsimsel duygu durum bozukluğu adı verilen grup ise, depresyonun bir alt grubu olarak kabul ediliyor. Bu mekanizmanın işleyişinde, ?serotonin? ve ?noradrenalin? gibi, normalde depresyonla ilişkilendirilen monoaminlerin yanı sıra ?melatonin? denen uyku sağlayıcı hormonun da etkisi olduğu ileri sürülüyor. Özellikle kış aylarında melatonin üretiminde artış oluyor? diyor.

BELİRTİLERİ NELER?

Dışarıdan da gözlenebilir içe kapanıklık, çökkünlük, mutsuzluk, ağlamaklı olmak, ilgi ve zevk kaybı, unutkanlık, iştahta değişiklikler (çoğunlukla iştah azalması, ancak kimi zaman da iştah artışı şeklinde görülür), uykuda değişiklikler (genelde azalma şeklindedir, ama artış da olabilir), kişinin hareketliliğinde azalma ya da artış, yorgunluk, enerjisizlik, kendini değersiz hissetme, aşırı özgüven eksikliği, suçluluk duygusu, ölüm ve intihar düşünceleri depresyonun belli başlı belirtileri olarak sıralanıyor.

Depresyon her iki cinste de görülüyor. Ancak kadınlarda görülme oranı erkeklere göre daha fazla. Türkiye?deki istatistiklere göre kadınlarda yüzde 25, erkeklerde ise yüzde 10 oranında depresyon görülüyor. Bu rakamların erkeklerde düşük olmasının bir nedeninin de erkeklerin tedaviye başvurmak konusundaki isteksizlikleri olabileceği düşünülüyor. Kadınlarda daha çok depresyon görülmesinin hormonal nedenleri olabileceği vurgulanıyor. Ayrıca, kadının toplumsal konumunun da depresyon sıklığında rol oynayabileceği öne sürülüyor.

DEPRESYONUN TEDAVİSİ

Depresyon tedavisinin medikal ilaçlar ve terapi ile yapıldığını, kullanılan antidepresanların mutlaka doktor gözetiminde alınması gerektiğini ifade eden Dr. Büyükkal, ?Depresyonun ilaçla tedavisi 6 ay ile 1 yıl arasında sürüyor. Birçok kişi, kendini biraz iyi hissettiğinde hemen ilaç tedavisini bırakıyor. Oysa kişi kendini iyi hissettikten sonra bile, biyokimyasal dengenin pekişmesini sağlamak için birkaç ay daha tedaviye devam etmesi gerekiyor. Bu yüzden vurgulanması gereken bir başka nokta da terapidir. Medikal tedavinin yanı sıra kişinin doktoruyla veya bir psikologla terapi işbirliğini sürdürmesi nükslerin önlenmesinde çok etkili oluyor. Terapi uzun soluklu, emek ve kaynak gerektiren bir yöntem, ama depresyonun genetik ya da biyolojik nedenleri olmasa da, psikososyal nedenlerinin anlaşılması ve çözülmesi açısından son derece yararlı? diye konuşuyor.