‘Heberler’ Kategorisi için Arşiv

Kickboks, Beyinde Hasara Yol Açıyor

Pazar, 04 Kasım 2007

Kickboks, beyinde hasara yol açıyor

İngiliz Yayın Kurumu BBC, Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi?nin kickboks?un zararlarıyla ilgili araştırmasına yer verdi.

Habere göre Prof. Dr. Fahrettin Keleştimur liderliğindeki ekibin yaptığı araştırma, kickboks?ta baş bölgesine alınan darbelerin beynin hormon üretimini kontrol eden bölümünde hasara yol açtığını ortaya koydu. Sporcuların fark edemediği bu tür hasarlar, metabolizmayı ve vücudun stres karşısında verdiği tepkiyi etkiliyor. Sporcular üzerinde yapılan beyin taraması sonucu ortaya çıkan bu tür travmaların düzenli taramalarla tespit edilmesi gerekiyor. Dünya çapında yaklaşık bir milyon kişinin bu sporla uğraştığı belirtiliyor.

Migreni Tetikleyen Besinler

Pazar, 04 Kasım 2007

Ataklar halinde oluşan bir tür baş ağrısı olarak tanımlanan migreni hangi faktörlerin tetiklediğini bilmeniz önemlidir. Bunun için atak geldiği sırada neler yiyip içtiğinizi düşünebilirsiniz. Beklenen bir krizden yaklaşık üç gün önce, bir günlük meyve ve sebze orucu tutun. Sonraki iki gün şunlardan kaçının: Kahve, şeker, peynir ve süt, mayalı ürünler, narenciye, konserve ürünler, kızarmış yiyecekler, baharatlı yiyecekler, fıstık, alkol.

Kriz döneminden önceki 4 - 6 hafta içindeki her haftada 1 gün bol bol su için. Kriz sırasında 2 kivi, 1 orta boy elma yiyin. İlk belirtilerin gözlenmesinden önceki üç gün boyunca, günde iki defa naneli yeşil çay için. En az bir defa boyun ve omuz bölgesine derin doku masajı yaptırın. Her sabah 10 - 15 dakika yoga yapın. Akşam yemeğini en geç saat 20.00?de, yavaş yavaş yiyin. Fırsatınız olursa yürüyün ya da yüzün. Gece geç vakte kadar uyanık kalmaktan kaçının.

Fırında kabak

Malzemeler: 1 kg kabak, 2 domates, 45 sivri biber, 45 diş sarmısak, yarım demet dereotu, 1 yemek kaşığı zeytinyağı, tuz.

Hazırlanışı: Kabaklar soyulur, halkalar halinde dilimlenir. Bir tepsiye yayılır. Üzerine soyulup doğranmış domatesler, iri parçalar halinde biberler ve küçük doğranmış sarmısaklar konur, tuzlanır. İnce kıyılmış dereotu da en üste yayıldıktan sonra zeytinyağı gezdirilip fırında kızarıncaya kadar pişirilir. Afiyet olsun.

Ağrılı günlerde ne yemelisiniz?

Sebze çorbası, rafadan yumurta, patates ve diğer sebzelerin püreleri, ızgara balık, muz, elma ve armut, papatya ve nane çayı, bol su.

Asitli ve baharatlı yiyeceklerden ise kaçının.

Sağlık Karnesiyle Sünnet

Pazar, 04 Kasım 2007

Sağlık Bakanlığı, sünneti sağlık güvencesi kapsamına almak için çalışma başlattı.

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, tüp bebek tedavisi gibi sünnetin de sağlık karnesi ile verilen hizmetler arasına alınması için talimat verdi. Sünnetin tedavi tebliğine alınmasının SSK, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur?luların bu hizmeti devlet kuruluşlarından ücretsiz alma imkanı doğacağı belirtildi. Yeşil kartlı vatandaşlar da aynı şekilde sağlık kuruluşlarında ücretsiz sünnet yaptırabilecekler. Bakanlık, bu konudaki çalışmasını tamamladıktan sonra kamuoyuna duyuracak.

Kök Hücreyle Kalbi Onardılar

Pazar, 04 Kasım 2007

Kök hücreyle kalbi onardılar

Yetişkinlerden alınan kök hücrelerle kalbin onarımı konusunda ümit verici iki yöntem denendi.

ABD?nin New Orleans kentinde toplanan Amerikan Kardiyoloji Kongresi?ne sunulan bildirilere göre, miyokard enfarktüsü sonucu hasar gören kalp kaslarının tedavisi için denenen yöntemler ümit var sonuçlar sağladı.

Deneylerden birinde, ilikten alınan kök hücreler kullanıldı. Miami üniversitesinden Joshua Hare başkanlığındaki ekip, yetişkinlerden alınan ilik kök hücrelerini kalpte ilk kez kullandı. Bu hücrelerin birçok avantaj sağladığını belirten Doktor Hare, hücrelerin genetik bakımdan farklı vericilerden alınabildiğini ve hücrelerin, yaralanan bölgede toplanmaya eğilimli olduğunu anlattı.

Klinik deneyi, kalp krizi geçirdikten sonraki ilk 10 gün içinde 53 hasta arasında yapıldı. Damar yoluyla zerk edilen değişik dozlardaki kök hücreler, kardiyo-vasküler sistem ve akciğerlerin çalışmasını 6 ay sonunda bariz şekilde iyileştirdi.İkinci tedavi yöntemi, California üniversitesinden Dr. Nebil Dib tarafından denendi.

Dr. Dib, hastanın değişik kaslarından aldığı kök hücrelerden yararlandı. Doktor, bu hücreleri, zarar gören kalbin iç duvarlarına kateter yardımıyla yerleştirdi.

Yöntem, kalbi enfarktüs yüzünden çok zayıflamış ve durumları gittikçe kötüleşen 23 hastada denendi. Aradan 6 ay geçtikten sonra 11 hasta, kayda değer iyileşme gösterdi.

Ölümcül Bakteriye Dikkat

Pazar, 04 Kasım 2007

Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Ünitesi Öğretim Üyesi Prof. Mehmet Ceyhan, yaptığı açıklamada, Türkiye?deki ölümlerin en büyük nedeninin bulaşıcı hastalıklar olduğunu söyledi.

Türkiye?de salgın hastalıklara yol açan mikroplar arasında, en tehlikelisinin ve en çok ölümlere yol açanın ?pnömokok? bakterisi olduğunu vurgulayan Ceyhan, hastalığın insandan insana hava yolu ile bulaştığını, ilkbaharın ilk bölümü ile kış aylarında sık rastlanıldığını vurguladı.

Ceyhan, pnömokokların sağlıklı insanların burun, geniz ve boğazında yaygın olarak bulunduğunu, kendisinde herhangi bir belirti gözlenmeyen enfekte olmuş kişinin, zatürre, menenjit, orta kulak iltihabı, sinüzit ve bakteriyemi gibi enfeksiyon hastalıklarına yol açan bakteriyi başkasına bulaştırabildiğini ifade etti.

Türkiye?deki ölümlerin en büyük nedeninin bulaşıcı hastalıklar olduğuna dikkati çeken Ceyhan, şöyle devam etti:

?Salgın yaratan mikroplar arasında en tehlikelisi pnömokoktur. Dünyada her yıl 4.5 milyon insan zatürreden hayatını kaybediyor. Bunların yüzde 70?inde neden bu pnömokok bakterisidir. Menenjitte de bu bakteri en büyük etkendir. Tedavi imkanlarına rağmen yüzde 20 civarında hasta pnömokok menenjitinden hayatını kaybetmektedir. Bu vakaların yüzde 20-30 kadarı da sağırlıkla sonuçlanıyor.?

KORUNMAK MÜMKÜN

Ceyhan, dünyada her yıl 800 bin kişinin pnömokok bakterilerinden hayatını kaybettiğini vurgulayarak, korunmanın aşılama ile mümkün olacağını söyledi. Bakteri ve yol açabileceği hastalıklardan korunmak için mutlaka aşılama yapılması gerektiğine dikkati çeken Ceyhan, şunları kaydetti:

?Pnömokok enfeksiyonlarını önlemenin en etkili yolu aşılamadır. Bakteriye karşı aşı son yıllarda başarılı oldu ve önce ABD?de sonra da diğer ülkelerde rutin aşı programına konuldu. Gelişmiş ülkelerde bu aşıyı belirli yaşa gelen herkese yapılıyor. Türkiye?de ise henüz aşı programa konulmadı. Ama, aşı piyasada var, alınabiliyor ve uygulanabiliyor. Bu ölümcül bakteriye karşı aşı yapılması son derece gerekli ve önemlidir. Bu nedenle dernek olarak, olanaklar ölçüsünde bilgilendirme toplantıları düzenleyerek aşının önemini ve yapılması gerektiğini anlatmaya çalışıyoruz.?

Ceylan, annelere uyarıda bulunarak, ?Çocuklarının ellerini düzenli olarak su ve sabun ile yıkayın, bu enfeksiyonun bulaşmasını ve yayılmasını önleyecektir. Aynı zamanda solunumu olumsuz etkileyebilen ve çocukların hastalanma olasılığını artıran toz, sigara dumanı ve diğer maddelerden kaçınılmalıdır? şeklinde konuştu.

Ruh Sağlığımız Risk Altında

Pazar, 04 Kasım 2007

İzmir?in Karaburun İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından Mordoğan beldesinde düzenlenen ?Ruh Sağlığı? konulu konferansa konuşmacı olarak katılan Türkiye Psikiyatri Derneği İzmir Şubesi 2. Başkanı ve Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Psikiyatri Anabilim Dalı?nda görevli Uzman Psikiyatrist Dr. Halis Ulaş, çarpıcı açıklamalarda bulundu. Türkiye?de yaklaşık 14 milyon kişinin ruhsal hastalıklara yakalanma riski taşıdığını belirten Dr. Ulaş, herhangi bir psikiyatri hastalığının ülkemizde görülme olasılığının ise yaklaşık yüzde 20 olduğunu söyledi. Dr. Ulaş, ?Yapılan bilimsel araştırma sonuçları ele alındığında ülkemizde her 5 kişiden birinin yaşamlarının belirli bir döneminde ruhsal hastalıklara yakalanması söz konusu olacaktır. Son yıllarda ülkemizde büyük kentlerdeki güvenlik sorunları, yaşam stresi, şiddet olgusu ve sosyoekonomik olumsuzluklar ruhsal hastalıklarda artışa neden olmaktadır? dedi.

Halis Ulaş, yoksullukla ruhsal hastalıklar arasında ilişki bulunduğunu, gelir düzeyi düşük olan toplum kesimlerinde ruhsal hastalıkların görülme oranının arttığını kaydederek, ?Yoksulluğun ve sosyoekonomik olumsuzlukların büyük oranda görüldüğü ülkelerde, ruhsal hastalıkların da buna paralel olarak arttığı dikkati çekmiştir. Ülkemiz de dahil olmak üzere yoksulluğun görüldüğü varoş bölgelerinde ruhsal hastalıklar sosyoekonomik ve sosyokültürel düzeyi yüksek bölgelere göre daha fazla görülmektedir. Ruh sağlığı hizmetlerinin herkese eşit, ulaşılabilir ve ücretsiz olarak sunulabilmesi için devletin üzerine düşen görev ve sorumluluğu yerine getirmesi gerekir? diye konuştu.

Ulaş, Türkiye?nin belirlenmiş bir ruh sağlığı yasası ve politikasının bulunmadığını, bizden de geri kalmış olarak nitelendirilen Zambiya, Zimbabve, Burkına Faso, Togo ve Kenya gibi Afrika ülkelerinde ruh sağlığı yasası ve yönetmelikleri bulunmasına rağmen ülkemizde halen ruh sağlığı yasasının çıkartılmamasının bu hastalıkların toplumsal bir sağlık sorunu olmasına neden olduğunu söyledi.

Ulaş, Türkiye?de sağlık hizmetlerine ayrılan toplam bütçenin gayri safi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 6. 5?ini oluşturduğunu vurgulayarak, ?Gelişmiş ülkelerde toplam sağlık bütçesinin yaklaşık yüzde 10?u ruh sağlığı hizmetlerine ayrılmışken, Türkiye?de ruh sağlığı hizmetleri için planlanmış ayrı bir bütçe bulunmamaktadır. Bu durum ülkemizdeki ruh sağlığı sorunlarını çözümsüzlüğe götürmektedir. TBMM?de yasa taslağı olarak bekletilen ruh sağlığı yasasının bir an önce çıkartılması gerekmektedir. Meclis bu yasayı çıkartarak, hem önemli bir sorumluluğu yerine getirmiş olacak, hem de Türkiye?nin ruh sağlığı sorununa katkıda bulunmuş olacaktır? şeklinde konuştu.

Bruksizm(Diş Gıcırdatma)

Pazar, 04 Kasım 2007

ıp dilinde ?Bruksizm? denilen, uyku sırasında dişleri sıkma ve gıcırdatma hastalığının en önemli kaynağı stres.

Uzmanlara göre, diş gıcırdatmanın şiddeti ve sıklığı dişlere zarar verecek boyutlara ulaşabiliyor.

Sürekli birbirine sürtünen dişlerin minelerinin zarar gördüğünü ve dişlerin boylarının kısaldığını ifade eden uzmanlar, ?Köklerinde basınçtan dolayı kistik oluşumlar meydana gelir. Dişi çene kemiğine bağlayan bağlarda gevşemeler olur ve bu yüzden dişlerde sallanmalar başlar. Diş eti dokuları zarar görür. Dokunulduğunda kanar ve gittikçe koyu renkli bir görünüm alırlar.? diyor.

Uzmanlar, dişlerin korunması için ağza kişiye özel silikon esaslı maddeden yapılmış bir gece plağını tavsiye ederken, bu sayede şikayetlerin azaldığını bildiriyor.

Aspirinin Kadınlara Faydaları

Pazar, 04 Kasım 2007

Amerikan ?Archives of Internal Medicine? dergisinde yayınlanan makaleye göre, 24 yıl boyunca yaklaşık 80 bin kadın arasında yürütülen araştırma, aspirin içen kadınlarda kardiyovasküler hastalıklardan ölüm oranının yüzde 38, kanserden ölüm oranının da yüzde 12 azaldığını gösterdi.

Araştırmaya imza atan ekipten Andrew Chan, 1 ila 5 yıl oyunca aspirin içmenin, kalp-damar hastalıklarından ölümleri önemli ölçüde azalttığı yorumunu yaptı. Harvard üniversitesi uzmanlarından Dr. Chan, bu sonuçların sadece az veya ortalama dozda aspirin kullananlar arasında gözlemlendiğini vurguladı. İlacın etkisinin, özellikle ileri derecede kardiyovasküler rahatsızlık riski taşıyan orta yaş üzeri kadınlar açısından daha önemli olduğu kaydedildi.

Dr. Chan, kanserden ölüm riskinin azalabilmesi için de aspirinin en az 10 yıl kullanılmış olması gerektiğini belirtti.

1980 yılında başlayan araştırmaya katılan 80 bine yakın kadından 45 bini hiç aspirin içmedi. 30 bin denek haftada en fazla 14 aspirin içerken 5 bin denek de haftada 14?ten fazla ilaç içti.

Araştırmaya imza atan uzmanlar, aspirinin doktora danışmadan önleyici ilaç olarak kullanılmaması gerektiğini de vurguladı.

Kanseri Önleyici Beslenme Önerileri

Pazar, 04 Kasım 2007

Kanser sanki bulaşıcı bir hastalık salgını gibi, sürekli artıyor? Tıptaki ilerleme kanserdeki artışı azaltmadığı gibi ilerlemesini de engelleyemiyor!. Uzmanlar kanserin ancak erken teşhisinin (mamografi, prostat spesifik antijen; PSA ve diğer tümör belirteçleri vb.) yapılabileceğini ve ilerlemesinin de ilaç, ışın ve ameliyat ile mümkün olduğunu anlatıyorlar. Bu erken teşhis çabalarının tıp sektörüne para kazandırmakta olan başarısı ile kanserin tedavi başarısı maalesef aynı paralellikte gitmemektedir. Bu çevreler rant getirmediği için kanserin erken önlenmesi adına neredeyse hiç çaba sarf etmemektedirler.

Kanser vakalarının yarısını akciğer, kalın bağırsak, meme ve prostat tümörleri oluşturur. Kalın bağırsak (kolon), meme ve prostat kanserlerinin %80?inde neden beslenme hatalarıdır ve rahatlıkla önlenebilirler.

Kanser nedir?

Hayatımızı sürdürebilmemiz için hücrelerimizin sürekli yenilenmesi, yani bölünüp çoğalmaları gerekir. Yaşam süresini dolduran hücreler vücuttan atılırlarken yerlerine yenileri gelir. Bu denge genlerin kontrolü altındadır. Bazı genler hücrelerin bölünüp çoğalmasını sağlarken, bazıları da aşırı hücre üremesini dizginlerler. Çocukluk çağı dışında yaşlanan hücrelerle yeni yapılanlar hemen hemen birbirine eşittir. Aşırı hücre üremesinin dizginlenememesine, yani yıkımdan çok yapım olmasına kanser denir.

Kanser oluşum mekanizmaları

Beslenme, hava kirliliği, radyasyon, sigara, çevre kirliliği, gıda katkı maddeleri ve çeşitli toksinler yaptıkları hasarla gen fonksiyonlarını bozarlar (mütasyon) ve hücreler aşırı şekilde ürerler. Hücrelerin aşırı şekilde üremesini dizginleyen genler ise aktiviteleri azaldığı ya da bu aşırılıklarla baş edemediği için kanser oluşur.

Diyetteki mutajenik (mütasyon yapan) ya da kanserojen ajanlar DNA?ya bağlanarak onu hasara uğratırlar. Hasar kritik bir düzeye ulaşınca normal hücreler kanserli hücreler haline dönüşür. DNA onarım enzimleri ve diğer gen koruyucu mekanizmalar 24 saat içinde hasarın %90?ını temizler. En mükemmel DNA onarım mekanizmaları insanlarda bulunur.

Her insan hücresinde günde 10,000 mütasyon olur. Eğer DNA onarım enzimleri yoksa ya da yetersiz çalışıyorlarsa bu mütasyonlar hızla kansere yol açarlar.

Hücrelerin DNA onarım kapasiteleri sınırlıdır. Bu nedenle gen koruyucu mekanizmalar son derece önemlidir.

Kanser-ölüm oranları

Kanserler organların işlevlerini bozarak yaşamımızı tehlikeye atarlar. Kanser tüm dünyada en çok ölüme neden olan iki hastalıktan biridir (diğeri koroner kalp hastalığıdır).

Tarihte kanser

Hırvatistanda M.Ö 5300 ile M.S 1850 yılları arasında yaşamış 3160 insanın (ortalama yaş 35) iskeletleri birincil kemik tümörleri ve ikincil ya da metastatik (başka organdan kemiğe sıçrayan) kemik tümörleri açısından incelenmiş ve günümüze göre son derece düşük sayıda kemik tümörü saptanmıştır. Tümör sayısı günümüzdeki ile kıyaslandığında o kadar düşüktür ki bunu sadece yaşam süresinin kısalığı ile izah etmek mümkün değildir.

Gelişmekte olan ülkelerde çok az kanser olgusu vardır. Burada yaşayan insanlar gelişmiş ülkelere göç ettiklerinde, bir-iki nesil sonra bunların akrabalarında kanser sıklığı artmaktadır. Bu durum kanserin genetik nedenlerden çok, çevresel nedenlere bağlı olduğunu ve bunların önlenebileceğini düşündürmektedir.

Kanser nedenleri

Amerika Kanser Derneği?nin bildirdiğine göre 2005?te 1.3 milyon kanserli olgudan 570,280?i ölmüştür. Bunların üçte biri sigaraya, üçte biri de beslenmedeki yanlışlıklara bağlıdır. Kalan üçte birin büyük bir bölümünü bilinmeyen nedenler ve diğer nadir nedenler oluşturmaktadır. Kanser nedenlerinde beslenme hataları %35?lik bir oran ile başı çekmektedir. İkinci sırada %30 ile sigara yer alır. Kanserin diğer nedenleri enfeksiyon hastalıkları (%10), mesleki hastalıklar (%4), alkol (%3), çevre kirliliği (%2), gıdalara konan katkı maddeleri (%1) ve bilinmeyenler (%15)?dir.

Kanser vakalarının yarısını akciğer, kalın bağırsak, meme ve prostat tümörleri oluşturur. Kalın bağırsak (kolon), meme ve prostat kanserlerinin %80?inde neden beslenme hatalarıdır ve rahatlıkla önlenebilirler.

Kanser tedavisi çok güçtür. Ayrıca trilyonlarca dolarlık büyük bir pazardır. Bu nedenle özellikle son yıllarda kanseri önleme ile ilgili halk sağlığı önlemleri son derece ihmal edilmiştir. Erken önleme tedbirlerinin yerini erken teşhis tedbirleri almıştır.

Kanserin başlaması ve/veya ilerlemesinin önlenmesi

Kanserin başlaması ve/veya ilerlemesinin önlenmesinin hemen hemen her aşamasında beslenme unsurlarının önemli bir rolü vardır.

Önleme yolları

Kanseri aktifleştirecek enzimlerin inhibisyonu

DNA?ya hasar veren serbest radikallerin temizlenmesi

Kanser zehirlerini (toksin) temizleyen (detoks) enzimlerin aktivasyonu

DNA onarım mekanizmalarının harekete geçirilmesi

DNA?ya hasar veren serbest radikallerin temizlenmesi

İltihabın (enflamasyon) azaltılması

Normal hücre ölümünün (apoptozis) gecikmesinin önlenmesi

Bağışıklığın güçlendirilmesi

Tümörün damarlanarak (anjiyogenezis) çevre organlara sıçramasının (metastaz) engellenmesi

Aşağıdaki tedbirlerle kanserlerin en az üçte ikisi önlenebilir.

? Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin.

? Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren ?light? hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin.

? Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin. Taş devri diyetini uygulayın.

? Bol taze sebze ve meyve yiyin.

? Yeterli omega-3 alın; ayçiçeği, mısır, soya, pamuk ve margarin gibi yağları diyetinizden çıkartın. Bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani yağları (tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı) yiyin.

? Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden (faydalı mikroplar) zengin gıdalarla beslenin.

? Özgür dolaşan hayvanların etini ve yumurtasını yiyin.

? Pastörize sütlerden mümkün olduğunca kaçının. Kutu sütü tüketmeyin. Mümkünse mandıra sütü kullanın. Süt yerine süt ürünlerini (yoğurt, peynir) tercih edin.

? Günde iki diş sarımsak ve/veya 1 baş kuru soğan tüketin.

? Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin

? Yeşil ve siyah çay tüketin (şekersiz!)

? Stresten uzak durun.

? İyi uyuyun.

? Çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durum.

? D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenin ya da D vitamini takviyesi alın.

? Yeteri derecede egzersiz yapın.

? Aşırı alkol kullanmayın.

? İşlenmiş soya ürünü yemeyin.

? Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin. Turbo fırınlar da kullanılabilir.

? Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen olabilirler.

? Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin. Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir.

? Teflon ve alüminyumu ise kesinlikle kullanmayın.

Hekimler Ve Personel Aynı Parayı Alamaz

Pazar, 04 Kasım 2007

Hekimler ve personel aynı parayı alamaz

Anayasa Mahkemesi, hekimler ile sağlık personelinin aynı durumda bulunmamaları nedeniyle eşitlik ilkesi gereğince aynı ödemelerden yararlandırılması gerektiğinin ileri sürülmeyeceğini bildirdi.

Anayasa Mahkemesi?nin, 209 sayılı Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun?un, ?tabiplere, yardımcı hizmetler ve yardımcı sağlık personeline sağlanan ödemeden daha fazla ek ödeme? yapılmasını öngören hükmün iptal isteminin reddine ilişkin kararı, Resmi Gazete?de yayımlandı.

Danıştay 11. Dairesi, 209 sayılı Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun?un 5. maddesinin 4618 sayılı Yasa?nın 1. maddesiyle değiştirilen 3. fıkrasının b bendinde yer alan ??(tabipler hariç)? ibaresinin Anayasa?ya aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkamesi?ne başvurmuştu.

Anayasa Mahkemesi, söz konusu hükmü Anayasa?ya aykırı bulmayarak, iptal istemini reddetmişti. Yüksek mahkemenin gerekçesinde, kanuna eklenen hüküm ile yardımcı hizmetler ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfına dahil personele bunların bir yılda alacakları aylık yan ödeme ve he türlü tazminat tutarının yüzde 80?ini, içinde tabiplerin de bulunduğu diğer personele ise yüzde 100?ünü aşmamak üzere ek ödeme yapılabileceğini hükme bağladığı belirtildi.

Böylece tabiplere, yardımcı hizmetler ve yardımcı sağlık personeline sağlanan ödemeden daha fazla oranda ek ödeme yapılmasının öngörüldüğü kaydedilen gerekçede, şöyle denildi:

?Yardımcı sağlık personeli ile hekimlerin, eğitim ve öğretim aşamasında farklı süreçlerden geçmek suretiyle göreve gelmeleri, üstlendikleri sorumluluk, yerine getirdikleri görev ve hizmetlerin farklı olması nedeniyle itiraza konu olan yasa kuralı da dahil olmak üzere farklı kurallara tabi tutulmuşlardır. Hekimler ile sağlık personelinin aynı durumda bulunmamaları nedeniyle eşitlik ilkesi gereğince aynı ödemelerden yararlandırılması gerektiği ileri sürülmez.Yoğun bakım, doğumhane, yeni doğan, süt çocuğu, yanık, diyaliz, ameliyathane ve acil serviste çalışan sağlık personelinin anestezi uzman ve asistanlarına, diğer tabipler hariç olmak üzere yüzde 50 fazlasıyla döner sermayeden pay ödenmesi Anayasa?nın eşitlik ilkesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.?