‘Heberler’ Kategorisi için Arşiv

Reflü Tedavisinde Türk Başarısı

Pazar, 04 Kasım 2007

Mide reflüsünün yama tekniğiyle yapılan ameliyatla tekrar ortaya çıkma riskinin önemli ölçüde düşürüldüğü bildirildi.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Türkçapar, 600 hasta üzerinde yaptıkları 6 yıllık karşılaştırmalı çalışma sonucunda, yama uygulanan hastalarla uygulanmayan hastalar arasında, ameliyat sonrası nüksün yama sayesinde ?anlamlı derecede? önlediğini kanıtladıklarını açıkladı.

Türkçapar, çalışmanın dünyanın sayılı cerrahi dergilerinden The World Journal of Surgery tarafından yayınlanmaya değer bulunduğunu anlattı. Türkçapar yama konulan hastalarda nüksün yüzde 1,2, konulmayan hastalarda yüzde 5 düzeyinde olduğunu gözlediklerini ve bu çalışmanın şu ana kadar dünyada en çok hastayla yapılan karşılaştırmalı çalışma olarak kabul gördüğünü belirtti.

HER 5 KİŞİDEN BİRİNDE REFLÜ GÖRÜLÜYOR

Reflünün, ?midedekilerin yemek borusuna kaçması? olarak tanımlandığını söyleyen Prof. Dr. Ahmet Türkçapar, midedeki içeriğin kendisine zararı olmadığını, ancak bu içerik yemek borusuna kaçtığında iç döşemenin dayanıksız olması nedeniyle rahatsızlık meydana geldiğini anlattı.

Türkçapar, halk arasında mide reflüsü olarak bilinen gastroözofageal reflü hastalığının her 5 kişiden birinde görüldüğünü söyledi

LAPAROSKOPİK CERRAHİDE YAMA UYGULAMASI

Türkçapar, tıp dünyasının devamlı ilaç kullanmak yerine ?kalıcı tedavi olarak ne yapılabileceği uğraşısı? içinde olduğunu hatırlatarak, bu alanda ön planda olan ve uzun dönemli sonuçları bilinen tek kalıcı tedavinin laparoskopik cerrahi olduğunu söyledi.

Tecrübeli merkezlerde bu ameliyatlardaki başarı oranının yüzde 90?ın üzerinde olduğunu belirten Türkçapar, ameliyatlardan sonra yüzde 10 oranında nüks görülebildiğini bildirdi.

Cerrahi dünyasının nükslerin yani hastalığın tekrarındaki en önemli nedenin diyaframlara konulan dikişlerin açılması olarak gördüğünü söyleyen Türkçapar, yaptıkları çalışmayı şöyle özetledi: ?600?den fazla hasta üzerinde yaptığımız 6 yıllık çalışma sonuçları, dünyanın saygın dergilerinden The World Journal of Surgery?in bilim komitesi tarafından yayınlanmaya değer bulundu.

Çalışmanın özelliği şuydu, laparoskopik reflü ameliyatında, diyaframa atılan dikişlerin üzerine özel maddelerden yapılmış olan yamayı titanyum kliplerle sabitledik ve dikişin üzerine ek tamir yapmış olduk.

Sonuçta, hastaların uzun takibinde, 2 ve 3 yıl sonrasında yama yapmadığımız grupta yüzde 5 oranında bir nüks görülürken, yama yaptığımız grupta nüksün yüzde 1?lere düştüğünü gözlemledik. İstatistiksel olarak incelediğimizde de yamanın, reflü ameliyatları sonrası nüksü anlamlı derecede ortadan kaldırdığını tespit ettik.

KİM CERRAHİ TEDAVİYE YÖNELMELİ?

Prof. Dr. Ahmet Türkçapar, mide reflüsünde laparoskopik cerrahinin, sürekli ilaç içmek zorunda kalanlar, ilacı kestiğinde şikayeti tekrarlayanlar, ilaca rağmen yemek borusundaki yaraları geçmeyenler ya da yemek borusundaki yaralar ilaç kesildikten hemen sonra tekrar açılanlar, yemek borusunda kanamaya neden olan yaraları olanlar, yemek borusunda ileri safhada hücresel değişiklik gelişenlere özellikle de genç yaş grubunda olanlara önerildiğini ifade etti.

Ameliyatlarda kullandıkları yamaların vücuda zararlı olmadığını vurgulayan Türkçapar, yamaların hiçbir enfeksiyon riski olmadığını, 50 yıllık kullanım süresi olan bu yamaların 6 ay sonra aynı bölge incelendiğinde doku içerisinde bulunamadığını kaydetti. Türkçapar, ?Yama tamamıyla vücutla bütünleşiyor, bu yüzden herhangi bir enfeksiyon yapma olasılığı da yok? dedi.

Dünya Aşılatıyor Bizimki Karşı

Pazar, 04 Kasım 2007

Kanada, Avustralya ve Teksas?ta zorunlu olan, İtalya?da ücretsiz yapılan kanser aşısına Kanser Daire Başkanı karşı çıktı: Çocuğuma yaptırmam.

9-12 yaş arası çocuklara uygulanan aşı için Sağlık Bakanlığı Kanser Daire Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer, ?Türkiye?de rahim ağzı kanseri yaygın değil. Aşı bence gereksiz. Çocuklarımın cinsel hayatlarıyla ilgili kararları ben bugünden veremem. Kızım tek eşli hayat planlıyor olabilir. Bu durumda zaten hastalıktan korunmuş olur? dedi.

?SADECE 600 KİŞİYİ KORURUZ?

Cinsel yolla ve tuvaletten bulaştığı bilinen hastalığa karşı uygulanan aşının üç dozunun bin YTL olduğunu da söyleyen Prof. Tuncer, ?Biz 10 milyon kişiyi aşılarsak sadece 600 kişiyi kanserden koruyabiliyoruz. Üç dozluk bir aşı 1000 YTL?yi buluyor. 10 milyon kişiye bakanlığın bütçesi yetmez? diye ekledi.

TÜRK DOKTORLAR BÖLÜNDÜ

Prof. Çamlıbel: Hastalık salgın gibi, çocuklar aşılansın.

Prof. Şahmay: Aşı şart değil. Firmaların pazarlaması.

Doç. Karaman: Lüks olabilir ama kim çok eşli bilinmez.

Prof. Uludağ: Ben olsam çocuklarıma yaptırmam.

46 ülke yaptırıyor, bizim başkan ise ?hayır? diyor

Şu ana kadar 46 ülkenin onayladığı ve Türkiye?de ruhsat verilen rahim ağzı kanseri aşısına Kanser Daire Başkanı karşı çıktı: Ben kızıma yaptırmazdım. Cinsel hayatı için kararları bugünden veremem.

Çok sayıda ülkede hayata geçirilen ve en son dün İtalya?da 12 yaşındaki kızlara bedava uygulanacağı açıklanan rahim ağzı kanseri (HPV) aşısı, Türkiye?de ruhsat alır almaz hararetli tartışmaları da beraberinde getirdi. Konu hakkında konuşan Sağlık Bakanlığı Kanser Daire Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer, ?Ben çocuklarıma bu aşıyı yaptırmam? diyerek aşıya taraftar olmadığını ifade etti. Murat Tuncer bu düşüncesini şu sözlerle açıkladı: ?Çocuklarımın cinsel hayatlarıyla ilgili kararları bugünden veremem. Bu hastalıktan başka korunma yolları da var. Kızım tek eşli bir hayat planlıyor olabilir. Bu durumda zaten hastalıktan korunmuş olur. Kızıma yine de aşı yaptırırsam o zaman da olası damadıma şimdiden güvenmiyorum demektir. Çocuklarımın cinsel yolla bulaşabilecek bir virüse karşı şimdiden aşılanmasını garip buluyorum.?

ERKEK ÇOÇUKLARA DA YAPILIYOR

Türkiye?de rahim ağzı kanserinin toplam 1300 kadında görüldüğüne dikkat çeken Tuncer, ?Rahim ağzı kanseri Türkiye?de o denli yaygın değil. Biz 10 milyon kadını aşılayarak ancak 600 kişinin kanser olmasını engelleyebiliriz. Aşının maliyeti üç dozdan toplam bin YTL?yi buluyor. 10 milyon kadına bu aşıyı yaptırmaya kalkarsak Sağlık Bakanlığı?nın toplam bütçesini aşarız? dedi. Tuncer aşının HPV virüsüne karşı etkili olup olmadığını araştıramadıklarını da anlattı. Murat Tuncer bir süre önce de, ?Kurbanımı kanser derneklerine bağışlamam. Lösemili çocuklar sömürülüyor? açıklamasıyla dikkatleri üzerine çekmişti. Ağırlıklı olarak cinsel yolla, düşük ihtimalle de tuvaletten bulaşan HPV aşısı, sünnetsiz erkeklerde penis kanserinden koruduğu ve bulaştırma riskini azalttığı için erkek çocuklarına da öneriliyor.

Taraftar olanlar

?Salgın gibi yayılıyor?

* Prof. Dr. Teksen Çamlıbel: Ben aşıyı şimdiden riskli hastalara uygulamaya başladım. Çünkü hastalık bir salgın gibi yayılıyor. Tek dezavantajı maliyeti. Ailelere çocuklarını ilkokul sonunda aşılatmalarını öneririm.

* Doç. Dr. Yücel Karaman: Rahim ağzı kanseri seksüel özgürlüğün fazla olduğu ülkelerde daha çok görülüyor. Türkiye için bu aşı lüks olabilir ama kimin çok eşli kimin tek eşli olduğunu bilemezsiniz.

Karşı çıkanlar

?Çocuğuma yaptırmam?

* Prof. Dr. Seyfettin Uludağ: Bu aşı insanları korunmasız cinsel ilişkiye itebilir. Bu da daha riskli sonuçlar doğurur. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda hijyen ve tek eşlilik gibi çok daha etkili yöntemler bulunuyor. Ben çocuklarıma bu aşıyı yaptırmam.

* Prof. Dr. Sezai Şahmay: Nasıl grip aşısı herkesi koruyamıyorsa, bu aşı için de aynısı söz konusu. Çok eşli kişilerde bu sorun oluyor. Bu ilaç firmalarının pazarlama taktiğidir.

Sağlık Bakanlığı aşı ruhsatı için onay verdi

Kadınları rahim ağzı kanserine yol açan HPV?ye (Human Papilloma Virüs) karşı koruyucu aşı yakında Türkiye?de de yapılabilecek. MSD ilaç şirketinin Sağlık Bakanlığı?na yaptığı ruhsat başvurusuna onay verildi. GlaxoSmith- Kline firmasının aşısının incelemeleri ise sürüyor. Ruhsat alan firma üretimini yaptıktan sonra Sağlık Bakanlığı?na satış izni için başvuracak. İlaç Eczacılık Genel Müdürlüğü?nün izin vermesinden sonra aşı yakında eczanelerde satılabilecek. Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Başkanı Tezer Kutluk, maliyet-etkinlik çalışmalarının, rahim ağzı kanserine karşı aşılamanın en akılcı yaklaşım olacağını söyledi.

Aşıyı en son uygulamaya koyan İtalya oldu

Cinsel ilişki ile geçen ve rahim ağzı kanserine yol açan HPV?ye (Human Papilloma Virüsü) karşı koruma sağlayan aşı İtalya?da da önceki gün piyasaya çıktı. İtalya Sağlık Bakanlığı 12 yaşındaki kızlara aşının bedava yapılacağını, daha büyük olanların ise para ödemesi gerektiğini açıkladı. Avusturya, Fransa, İsveç, İngiltere gibi 46 ülkede izin verilen aşı ABD?nin Teksas eyaleti ile Avustralya ve Kanada?da ise mecburi. Kanada 9, Avustralya ise 12 yaşında aşıyı mecburi koşuyor. Aşı izin verilen 46 ülkenin bir kısmında ise bedava olarak uygulanıyor. Aşının ergenlik çağına yaklaşırken birey henüz aktif cinselliğe başlamadan yapılması öneriliyor. Aşının 3 aşamada birer doz olmak üzere 1 yılda yapılması gerekiyor.

Ücretsiz Kanser Muayenesi

Pazar, 04 Kasım 2007

Kanser Haftası dolayısıyla, Özel Business Esnaf Hastanesi?nde 14 Nisana kadar ücretsiz meme ve rahim kanseri muayenesi yapılacağı bildirildi.

Hastane Mesul Müdürü Hakan Bilgen yaptığı yazılı açıklamada, düzenli yapılacak kanser tarama testleriyle, kanserle savaşı kazanmanın artık eskisi kadar zor olmadığını vurguladı.

Erken tanının kanserde hayat kurtardığını hatırlatan Bilgen, bu bilincin yerleşmesi için Kanser Haftası dolayısıyla, 14 Nisana kadar ücretsiz meme ve rahim kanseri muayenesi yapacaklarını kaydetti.

Bilgen, başta meme ve rahim kanseri olmak üzere birçok kanser türünün tarama testleriyle erken dönemde tanısının konulabildiğini, bunun için tek yapılması gerekenin belirli aralıklarla tarama testlerinden geçmek olduğunu anımsattı..

Kafein Alımına Dikkat

Pazar, 04 Kasım 2007

Günde ortalama 150-300 miligram kafein kullanan hamile bir kadının, düşük kiloda bebek doğurma ihtimalinin iki kat arttığı, kafein miktarının 300 miligramın üzerine çıkması halinde, bu riske, erken doğum ve düşük riskinin de eklendiği bildirildi.

Çocuklarda, özellikle kafein içeren enerji içeceklerinin endişe, yatak ıslatma ve uyku problemlerine neden olduğu belirtildi.

Kocaeli Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu öğretim üyesi Ydr. Doç. Dr.

Nermin Küçer, kafeinin yaygın olarak kullanılan bir uyarıcı olduğunu, kahve, çay, kola, çikolata, bazı uyarıcı haplar, ağrı kesiciler, diyet hapları ile çeşitli reçeteli ilaçların kafeinin ana kaynağı olduğunu söyledi.

300 MİLİGRAMI GEÇMEMELİ

Kafeinin etkilerinin insandan insana değiştiğini, kafeine karşı duyarlılığın, tüketim sıklığı, alınan miktar, vücut ağırlığı ve fiziksel koşullar gibi birden fazla etmene bağlı olduğunu ifade eden Küçer, pek çok çalışmada yetişkinler için güvenli olarak tüketilebilecek kafein miktarının günde 300 miligram (yaklaşık 3-4 fincan kahve ya da 5-6 büyük bardak çay) olduğunun belirtildiğini bildirdi.

Çocukların tüketeceği kafein miktarının günde 35-40 miligramı geçmemesi

gerektiğini vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Küçer, çocuklarda kafein kullanımının,

özellikle kafein içeren enerji içeceklerinin endişe, yatak ıslatma ve uyku

problemlerine yol açtığını kaydetti.

ETKİSİNİ 15 DAKİKADA GÖSTERİYOR

Kafeinin sinir sistemini uyaran bir kimyasal olduğunu, kana karışmasının ardından 15 dakika sonra hissedilen etkisinin yaklaşık 12 saat sürebildiğini

ifade eden Küçer, kısa dönemde vücudun enerji seviyesinin artması, uyanık ve dinç olma, keyif ve rahatlık hissi gibi etkisinin olduğunu belirtti.

Kafeinin ayrıca, kan basıncını, nabız atışını hızlandırdığını, kas hareketlerini yavaşlattığını, kan damarlarında daralmayla el ve ayaklarda ısının düşmesine yol açtığını, nefes almayı kolaylaştırtığını, mide asit seviyesini yükselttiğini dile getiren Küçer, bu durumun, vücudun stres altında verdiği tepkilere yakın olduğuna dikkati çekti.

Ydr. Doç. Dr. Nermin Küçer, kafeinin diğer etkilerini ise şu şekilde sıraladı: ?Beyne giden kan damarlarının daralması beyne kan akışını azaltır. Beyin bunu bir tehdit olarak algılar ve vücudu korumak için atağa geçer. Bu durum, uykunun ertelenmesine, stres hormonlarının ise yükselmesine neden olur. Vücut daha aktif ve daha atak hale gelir.?

AŞIRI KAFEİN ALIMINDA ÖLÜM RİSKİ

Kafeinin, sadece stres hormonlarının değil, mutluluk hormonu adı verilen adrenalin hormonunun da salgısını artırdığını anlatan Küçer, şunları söyledi: ?Bunun yanında dopamin depolarının da harekete geçmesi, kafeinin keyif

verici etkisini göstermekte, bu etki kafeinin bağımlılık yaratmasının en önemli

nedenlerinden biri olarak görülmektedir. Aşırı kafein alımında ciddi zarar ve ölüm olabilmektedir. Yetişkin bir kişinin günde alacağı aşırı doz 5-10 gram olarak belirlenmiştir. Bu 57 bardak neskafe, 86 kahve fincanı kahve, 161 çay bardağı çaya karşılık gelmektedir. Küçük çocukların günde alacağı aşırı doz 1 gramdan daha az olarak belirlenmiştir. Bu 22 kutu kolaya karşılık gelmektedir.

Kafein yüksek miktarlarda alındığında huzursuzluk, sinirlilik, titreme, endişe, uyku bozuklukları ve mide bulantısı gibi etkileri beraberinde getirir. Yüksek dozda alınan kafein aynı zamanda uykusuzluğa, hızlı ve düzensiz kalp atışına, kan şekerinin ve kolesterolün yükselmesine, mide asit salgısında aşırı artışa da neden olmaktadır. Bu etkiler aşırı kaygıya ve hatta bazı durumlarda depresyona bile neden olmaktadır.?

UZUN DÖNEMDE ETKİLERİ

Nermin Küçer, Amerika Birleşik Devletleri Yiyecek ve Uyuşturucu Madde Kurumu tarafından yapılan bir araştırmada, kafeinin uzun vadede insan sağlığı üzerinde, kalbin ritmik atışının bozulmasına yatkın olan kişilerde kafeinin bu durumu tetiklediği, panik atak kişilerin daha da kötüleştiği, depresyon oluşumuyla da yakından ilişkili olduğunun belirlendiğini bildirdi.

Kafeinin kaynağı ve dozuna bağlı olarak bağırsaklarda kalsiyum emilimini

engellediğini, uykuyu geciktirdiğini, toplam uyku süresini azalttığını belirten

Küçer, kemik mineral yoğunluğunu azalma yönünde etkilendiğinin varsayıldığını, kafeinin bu olumsuz etkisini azaltmak için günde bir bardak süt içilmesinin

önerildiğini vurguladı.

Günde ortalama 150-300 miligram kafein kullanan hamile bir kadının, normalden düşük kiloda bebek doğurma ihtimalinin iki kat arttığını, kafein miktarının 300 miligramın üzerine çıkması durumunda ise erken doğum, normalin altında kiloya sahip bebek doğurma ve düşük riskinin oldukça yükseldiğini ifade eden Küçer, şöyle dedi:?Ruh halini ve davranışları etkilemek, değiştirmek amacıyla kullanılan psikoaktif maddelerden biri olan kafein, fiziksel ve psikolojik bağımlılığa yol

açmaktadır. Sosyal bir alışkanlığa dönüşen kafein kullanımı, keyif ve enerji verici etkileriyle hayatımızdaki yerini her geçen gün biraz daha sağlamlaştırmış ve bu durum birçok kişinin hayatında bağımlılığa kadar ulaşmıştır.?

KAFEİN YOKSUNLUĞU

Yetişkinlerde kafeinin en çok çay, kahve, gençlerde ise kafeinli gazlı içecekler sayesinde alındığını belirten Ydr. Doç. Dr. Nermin Küçer, düzenli olarak kullanılan kafeinin kesilmesi halinde, baş ağrısı, yorgunluk,halsizlik,uykusuzluk, uykulu olma hali, konsantrasyon eksikliği, motivasyon ve dikkat eksikliği, düşük performans, huzursuzluk, depresyon, sinirlilik, düşünsel aktivitede ve hafızada yavaşlık gibi yan etkiler gösterdiğini kaydetti. Küçer, bu yan etkilerin en şiddetli olduğu zamanın 20 ile 48 saat arası olarak belirlendiğini, bu durumun ortalama 2 günden 1 haftaya kadar sürdüğünü ifade etti.

Her Gün Duş Alın

Pazar, 04 Kasım 2007

Yaz aylarında hastalıklara karşı vücut temizliğine daha fazla özen gösterilmesi gerekiyor. Mikroorganizmaların gıdalar dışında en fazla üredikleri ve tehlikeli oldukları yerlerin insan vücudu olduğu dikakte alınarak, ? Günde en az bir kez duş alın. Sigara dumanının çok olduğu kahvehane gibi kapalı ortamlardan uzak durun. Ortak kullanılan para ve cihazlarla temas eden kişiler, yemekten önce ellerini mutlaka yıkamalı.?

Soğuk olan kış aylarına göre, yazın mikroorganizma faaliyetlerinde büyük oranda artış yaşanmakta, bu da birçok sağlık sorununu beraberinde getirmektedir. 20 ile 37 dereceye kadar olan sıcaklıkların hastalık yapıcı özellik taşıyan mikroorganizmaların üremesi için ideal ortamlardır, ? Özellikle yiyecek ve içeceklerde etkin duruma gelerek vücuda giren mikroplar, mide-bağırsak enfeksiyonları başta olmak üzere tifo, dizanteri ve kolera gibi hastalıklara yol açmaktadır? .

VÜCUT TEMİZLİĞİNE ÖZEN GÖSTERİN

Mikroorganizmaların gıdalar dışında en fazla üredikleri ve tehlikeli oldukları yerlerin uygun sıcaklık ortamında olan insan vücududur, hastalıklara karşı vücut temizliğine yaz aylarında daha fazla özen gösterilmesi gerekir.

Yaz aylarında koltuk altı ve bacak aralarının daha fazla terlemesi nedeniyle hastalık yapıcı bakterilerin üremesi için uygun ortamlar oluşur: ? Yaz sıcaklarında daha fazla üreyen mikroorganizmadan korunmak için günde en az bir kez duş almak gerekir. Temiz olan vücutlarda mikrooganizmaların faaliyetleri yavaşlayacağından, kişinin hasta olma riski de en aza indirgenmiş olacaktır.?

Yiyeceklerin sıcak nedeniyle daha kolay bozulabilecekleri düşünülerek gıda zehirlenmelerine karşı yazın daha fazla özen gösterilmesi gerekir? Birçok mikrobun el temizliğine özen gösterilmemesi nedeniyle ve gün içinde ayaküstü atıştırılan yiyeceklerden bulaştığı tespit edilmiştir?

SİGARA DUMANI

Yaz aylarında, özellikle çocuklarda görülen ishallerin en büyük nedeninin el ve yüzün sık sık yıkanmamasından kaynaklanır : ? Sigara dumanı, onu üfleyen kişinin vücudundaki mikropları da içermektedir. Mikroorganizma üremesinin arttığı yaz aylarında özellikle sigara dumanının çok olduğu kahvehane gibi kapalı ortamlardan uzak durulmalıdır. Ayrıca, sürekli paraya dokunan, toplu taşıma araçlarında yolculuk eden ve ankesörlü telefonlar gibi herkesin ortak kullandığı cihazlarla temas eden kişiler, yemekten önce ellerini güzelce sabunla yıkamalıdır. Eller yıkandıktan sonra uzun süre temizliğini koruyabilmesi için ise mutlaka kurulanmalıdır.?

Hos Koku Iyı Gelıyor

Pazar, 04 Kasım 2007

Hoş kokular, özellikle kadınlarda acıyı gideriyor. Kanada`daki Quebec Üniversitesi`nden Dr. Serge Marchand ve Dr. Pierre Arsenault, kadınlarla erkeklerin güzel kokular aldıklarında kendilerini daha iyi hissederken, kötü kokulara maruz kalınca ruhsal durumlarının bozulduğunu saptadılar.

20 kadın ve 20 erkekle yapılan araştırma, kadınların güzel koku aldıklarında kendini iyi hissetmesinin yanı sıra hoş kokuların, acılarını azalttığını da ortaya koydu. Araştırmada, ellerini çok sıcak suya sokan kadınlar hoş koku alırken acıyı daha az hissettiklerini, kötü kokuda ise ağrılarının arttığını belirttiler. Ancak bilim adamları, kokunun erkeklerin acısını etkilemediğini saptadı.

Çocuklar Hangi Tehlikenin İçinde

Pazar, 04 Kasım 2007

3 yaşından küçük çocukların yiyecek ve içeceklerine konması yasaklanmış olan tatlandırıcı, renklendirici ve prezervatif özellikleri olan katkı maddelerinin bebek ve küçük çocuklara verilen ilaçlara serbestçe konduğu ortaya çıktı.

Hayır, bu bir Uğur Dündar haberi değil. İngiltere? de yapılmış olan bir araştırmanın sonucu.

Food Magazine isimli dergide yayınlanan araştırmaya göre, 3 yaşından küçük çocuklar için reçetesiz satılan ve öksürük kesici, ateş düşürücü? olarak kullanılan 41 ilacın sadece 1?inde katkı maddesi bulunmadığı ortaya çıkmış. Food Magazine, İngiltere? de güvenli beslenme için çalışan bağımsız bir kuruluş olan Food Commission (Gıda Komitesi)? un yayın organı.

Rasgele seçilen bu 41 ilaçta, katkı maddesi olarak azo boyaları gibi renklendiriciler, sülfit ve benzoatlar gibi prezervatifler ve çeşitli tatlandırıcılar olduğu belirlenmiş. Hatta bu ilaçların birinde, daha önceleri anestezide kullanılan fakat 1980? den beri yiyeceklere konması yasaklanan kloroform olduğu da anlaşılmış.

İlaçlarda bulunan katkı maddelerinin miktarlarının çok düşük olması ve kısa bir süre alındıkları için fazla sorun yaratmayacakları ileri sürülse de, bunların deri döküntüsü ve alerjik reaksiyonlara, astım krizlerine, mide bozukluğu ve ishale neden olabilecekleri biliniyor. Ayrıca katkı maddeleri çocuklarda hiperaktivite, saldırganlık, uykusuzluk, sinirlilik?gibi şikayetlere neden olmakla da suçlanıyor.

NE YAPILMALI?

Derginini basın sözcüsü Ian Tokolove , ilaçlara konan yapay azo boyaları yerine, yiyeceklerde olduğu gibi doğal yağlar ve beta-karoten gibi doğal renklendiricilerden ve tatlandırıcılardan yararlanılabileceğini söylüyor. İlaçların raf ömrünü uzatmak için eklenen prezervatiflerin gerekli olup olmadıkları ise çok tartışmalı. Çünkü, bazı ilaçlarda birkaç tür prezervatif bulunurken benzer bir ilaçta hiçbir prezervatif madde bulunmayabiliyor.

Yabancı Doktor Yasasında Geri Adım

Pazar, 04 Kasım 2007

Yabancı doktor yasasında geri adım

Yabancı doktor yasasında geri adım Hükümet, yabancı doktorların Türkiye?de çalışmasına olanak sağlayan ve Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından veto edilen yasada geri adım attı.

Yabancı doktorların Türkiye?de çalışmasına olanak sağlayan yasa, Cumhurbaşkanı Sezer?in veto gerekçelerine aynen uyularak TBMM Genel Kurulu?nda kabul edildi. Yabancı doktorların Türkiye?de çalışması, doktorlara zorunlu mali sorumluluk sigortası, şef ve şef yardımcılarının atamalarının oluşturulacak jüri tarafından yapılması, anestezi teknisyenlerinin anestezi uzmanı olmayan yerde ameliyathanelere girmesini öngören hükümler, daha önce Plan ve Bütçe Komisyonu?nda yasadan çıkarılmıştı. Kabul edilen yasaya göre, zorunlu hizmete tabi doktorlar, bulundukları illerde sözleşmeli aile hekimi olarak çalışabilecek veya ihtiyaç halinde aile hekimliği uygulamaları için görevlendirilebilecek. Aile hekimliğinde alınan görevler de zorunlu hizmetten sayılacak.

Dr. Tuzcu, Abd

Pazar, 04 Kasım 2007

Dr. Tuzcu, ABD?de 30 bin kişilik tıp kongresini yönetti

Dr. Tuzcu, ABD?de 30 bin kişilik tıp kongresini yönetti ABD?deki ünlü Cleveland Kliniği?nin kalp hastalıkları uzmanlarından Dr. Murat Tuzcu, Amerikan tıbbına damgasını vurdu. Dr. Tuzcu, American College of Cardiology?nin (ACC) seçimiyle Amerika içinden ve dışından en fazla sayıda kardiyoloğun üyesi olduğu kurumun bu yılki geleneksel kongresinin yönetimini üstlendi.

Uzman kardiyolog ve kalp cerrahlarının yer aldığı Bilimsel Planlama Komitesi?nin başkanlığını yürüten Dr. Murat Tuzcu, şu açıklamayı yaptı:

?Bu yıl bilimsel programa 17 bin doktor katılıyor. Amerika dışından gelen kardiyologların sayısı 4 bin. Aralarında 7 de Türk doktoru var. Bu rakama ilaveten tıbbi ilaç ve cihaz sanayii temsilcilerinin sayısı ise 10 bin. 30 bini aşkın katılımlı kongrenin planlaması gibi önemli bir görevin bana layık görülmesinden bir Türk doktoru olarak onur duydum. Amerika?da her yıl bu görevi yapmak üzere bir doktor seçiliyor. 20 bin kadar kardiyolog arasında beni seçmelerini kişisel başarı olarak gördüğüm gibi Türkiye?de yetişmiş biri olarak ne kadar önemli olduğunu anlatamam. Herkes benim Türk olduğumu biliyor.?

Amerikan ve uluslararası kalp-damar hastalıklarının en kapsamlı bilim toplantılar serisi diye bilinen kurultay bu yıl New Orleans?da yapıldı.

New Orleans Convention Center?da dört gün süren kongrenin en önemli seansı ilaç sanayii ile damar açıcı balon ve stent?leri imal eden firma temsilcilerin tartışmalarıyla geçti. Kurultayda 1650 bilim adamı kalp ve damar hastalıkları üzerinde konferanslar verdiler, sempozyumlarda yeni araştırma ve buluşlar tartışıldı.

Organ Bekleyen 100 Bin Hastaya Müjde

Pazar, 04 Kasım 2007

Organ nakli devrimi!

Organ bekleyen 100 bin hastaya müjde: Antalya?da 22 yaşındaki gence kan uyumu aranmaksızın böbrek nakli gerçekleştirildi.

BİNLERCE HASTAYA UMUT

Daha önce doku uyumu olmadan böbrek nakli yapılan Antalya Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi?nde bu kez de kan uyumu aranmadan 22 yaşındaki Can Akgün?e böbrek nakledildi. Nakil, organ bekleyen binlerce hastaya umut oldu.

SIRADA KARACİĞER VAR

Profesör Alper Demirbaş, uygulamanın böbrek dışında karaciğer nakli için de geçerli olduğunu söyledi. Demirbaş, ?Dünyada birkaç merkezde uygulanan bu teknik sayesinde, Türkiye?de organ nakilleri yüzde 30 artacak? diye konuştu.

Organ naklinde yeni bir çağ

Böbrek naklinde, Antalyalı doktorlar ?çığır? açtı. Sıfır kan grubundan 22 yaşındaki Can Akgün?e, A1 kan grubundaki babasından böbrek nakli gerçekleştirildi.

Akdeniz Üniversitesi?nde doku uyumsuz böbrek naklinin ardından şimdi de kan uyumu olmadan böbrek nakli gerçekleştirildi. Sıfır kan grubuna sahip Can Akın Akgün, A1 kan gruplu babasının tek böbreğiyle yeniden hayata bağlandı. Antalya Üniversitesi Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Alper Demirbaş yaptıkları operasyonu ?organ naklinde devrim? olarak adlandırırken, ?Bundan sonra canlıdan organ nakilleri yüzde 30 oranında artacak? dedi. Annesi ve babasıyla kan grubu ile doku uyumu bulunmayan Can Akgün (22) diyalizle hayatını sürdürüyordu. Bu sırada SABAH?ta ?kan uyumsuz böbrek nakli yapılacak? haberini okuyan Adanalı Mehmet Akgün, oğlunun adını bu operasyon için yazdırdı. Daha önce ?Kan gruplarınız uymuyor organ nakli yapılamaz? diye geri çevrilen baba-oğul bu kez uygulama için seçildi.

?HİÇ TEREDDÜT ETMEDİM?

Geçen çarşamba yapılan ameliyat sonrası sağlığına kavuşan Can Akgün çok mutlu olduğunu söylerken, baba Mehmet Akgün de, ?Oğluma böbreğimi vermekte bir an bile tereddüt etmedim? dedi. Can?ın sağlık durumunun çok iyi olduğu da belirtildi.

? A1 grubundan nakil en zoru ?

Prof Dr. Alper Demirbaş şimdilik yalnızca böbrek nakli için kullanılan yöntemin karaciğer nakli için de tatbik edilebileceğini ve kan gruplarının pozitif ya da negatif olmasının önemli olmadığı belirterek şunları söyledi: ?19 Mayıs Üniversitesi?nde A2 grubundan sıfır grubuna nakil gerçekleştirildi. Ancak A2 sıfır gibi genel verici özellik taşır. A1 grubundan organ nakli ise en zor transferlerdendir. Bu ameliyat organ nakli için bekleyen 100 bin kişiye yeni bir umut oldu.?