‘Genel SaÄŸlık Bilgileri’ Kategorisi için ArÅŸiv

Karbonmonoksit Zehirlenmesine Dikkat

Pazar, 04 Kasım 2007

Her yıl, kış aylarında sobalarda kömürün bilinçsizce yakılması sebebiyle çıkan karbonmonoksit gazı ile zehirlenme olaylarının yaşandığını belirten uzmanlar, zehirlenmelerin en aza indirilmesi için sobaların doğru yakılması ve kaliteli kömür kullanılması gerektiğini söylüyor.

Uzmanlar, soba zehirlenmelerinin çoğunluğunun sobayı yanlış yakmak ve standart dışı sobaların kullanılması sonucu meydana geldiğine dikkat çekerek, zehirlenme olaylarının yaşanmaması için kaliteli kömür kullanılması, sobanın üstten yakılması ve sobanın hava alan bölümlerinin kapanmaması gerektiğini vurguluyor. Soba kurulurken veya şofben takılırken bilinçli bir yöntemin izlenmesi, dar alanda şofben kullanılacaksa havalandırmanın mutlaka yapılması, bacaların temizlenmesi ve lodosta kesinlikle soba yakılmaması gerekiyor. Doğalgaz ve fueloil kullanılan evlerin bacalarının da yılda bir kez mutlaka temizlenmesi gerektiğinin altını çizen uzmanlar, vatandaşın baca temizleme konusunda mahalli itfaiyeden yardım isteyebileceklerini belirtiyor.

Hayati tavsiyeler

Uzmanlar, zehirlenme olaylarının önüne geçmek için; teknik olarak uygun olmayan, standart dışı şofben ve sobaların kullanılmaması, baca temizliklerinin yapılması, lodosta soba yakılmaması, sobaya kömür atıldıktan sonra ve kömür tamamen yanmadan yatılmaması, sobanın üstten tutuşturulmasını, boruların yatay olmaması, yatay boruların en fazla iki metreyi geçmemesi, boruların sağlam şekilde izole edilmesi, kömürlü sobalarda yılda en az iki defa bacaların temizlenmesi, şofben ve kombilerin bacalarının da belirli aralıklarla temizlenmesi, şofben borusunun izole edilmesi ve uyumadan veya banyodan önce kapının aralanması gerektiğine dikkat çekiyorlar.

Soba nasıl kullanılmalı?

* Asgari yüzde 20 daha az kömürle hem ısınmak, hem de o oranda temiz bir çevrede yaşamak için mutlaka üstten yakmalı soba kullanılmalı ve sobanın büyüklüğü ısıtılacak yerin hacmine göre seçilmeli.

* Verimli yanma sağlamak için sobanın en fazla 3?te 2?si kömürle doldurulmalı.

* Tutuşma sırasında sobanın alt kapağı kapalı, üst kapağı ise açık olmalı.

* Soba söndükten ve külü boşaltıldıktan sonra yeniden kömür doldurularak üstten tutuşturulmalı.

* Yatmadan önce sobanın tamamen söndüğünden emin olunmalı.

* Sobalar hergün bacalar ise yılda en az iki defa temizlenmeli.

Kulak Temizleme

Pazar, 04 Kasım 2007

Hani çoğumuz banyodan çıkar çıkmaz kulak temizleme çubuklarına (Q-tips-kütips) saldırırız ya! Bunların nasıl icat edildiğini biliyor musunuz ?

Q-tips, Polonya asıllı bir Amerikalı olan Leo Gerstenzang tarafından 1920 de icat edilmiş. Leo nun güzel ve titiz karısı her banyodan sonra bebeğinin kulaklarını kürdana sardığı ufak bir pamuk parçasıyla temizlermiş, fakat en büyük problem kürdanın kırılıp veya pamuğun çıkıp kulak içinde kalmasıymış.

Hele hele bir gün annenin yanlış bir hareketi sonucu bebeğin kulağında zedelenme ve kanama olunca, Leo daha az riskli bir temizleyici yaratmayı aklına koymuş. Derken bildiğimiz pamuklu çubuğu bulmuş. icat ettiği bu nesneye de ingilizce deki Quality (Kalite) kelimesinin baş harfini koyarak ?Q-tips? (Kaliteli Uçlar) adını vermiş. Gel gelelim, Leo Bey böyle bir icatla iyi mi yapmış, kötü mü, biraz bunu tartışalım. önce halk arasında kulak kiri olarak bilinen salgının ne olduğundan bahsetmek gerekir. Kulak üç kısımdan oluşur: Deriyle kaplı olan ve yağ bezleri içeren dış kulak yolu, işitmemizde önemli bir basamağı oluşturan çekiç, örs, üzengi kemikçiklerini içeren orta kulak ve sesin algılanıp beyne elektrik sinyalleri olarak iletilmesini sağlayan salyangozun yer aldığı iç kulak. Dış kulak yolundaki yağ bezleri tarafından üretilen ve deri döküntülerini de içeren kulak kiri, dış kulak yolu derisini sudan ve iltihaptan koruyan, dış ortamdan gelen tozun ve diğer partiküllerin kulağın daha iç kısımlarına gitmesini önleyen bir tabaka oluşturan faydalı bir salgıdır; asla çocuğumuzun sandığı gibi utanılacak, pis, iğrenç bir materyal değildir. Seümen veya wax (mum) da denilen kulak kirinin içeriği ve miktarı kişiden kişiye değişir.

Genellikle iki tip kulak kiri vardır: Islak ve kuru. Kuru tip genellikle Asya kıtasında yaşayanlarda görülmekteyken, ıslak (yani yağ oranı fazla) tip ise özellikle Batı Avrupa dakilere özgüdür. Kulak kirinin az üretilmesi enfeksiyon riskini artırır, fazla üretilmesi de tıkaç oluşumu ve buna bağlı işitme kaybı, tıkaç arkasında biriken materyalin enfekte olması gibi riskler taşır. Normalde kulak kiri, dış kulak yolu derisinde yer alan kıllar tarafından içeriden dışarıya doğru taşınarak vücut dışına atılır. Ancak dış kulak yolu doğuştan dar olan veya geçirilen herhangi bir kaza veya ameliyat sonrasında daralmış olan kişilerde bu işlem yavaşlar.

Q-tips vb. cisimlerle kulak temizleme alışkanlığı olanlarda ise bu mekanizma bozulup kiri dışarı yönlendiremez ve tıkaç oluşumuna yol açar. Tıkaç oluştuğunda işitme kaybı, kulakta ağrı, anormal ses veya çınlama,yabancı cisim hissi ve bizlere en sık başvurma nedeni olan yüzme veya banyo sonrası kulakta tıkanıklık şikayetleri ortaya çıkar. KBB doktorlarının hastalarına söyledikleri ünlü bir söz vardır: ?Kulağınıza dirseğinizden daha küçük bir şeyi asla sokmayınız!?

Her gün poliklinik ve muayenehanelerimizde Q-tips, saç tokası, örgü şişi,tığ, araba anahtarı veya kendi icat ettikleri herhangi bir cisimle (bir keresinde izmir de çalıştığım üniversite hastanesi polikliniğinde mıh denebilecek büyüklükte bir çivinin başını biraz değiştirerek ederek bu amaçla kullanan bir hastayla karşılaşmıştım) kulak kirlerini temizlediklerini ifade eden fazla titiz (!) hastalarla karşılaşmaktayız.

Bizler de bu kişilerin kiri içeri itip biriktirerek tıkaç oluşumuna yol açtıklarını, dış kulak yolu derisini yırtıp kanattıklarını görmekte; bu yırtık bölgesinden giren bakteri ve mantarların yarattığı,çok şiddetli ağrıyla giden dış kulak yolu enfeksiyonlarını, temizleme işlemi sırasında fazla çaba veya kazayla birisinin çarpmasına bağlı oluşan kulak zarı yırtıklarını ve bunun yol açtığı kronik orta kulak enfeksiyonlarını tedavi etmekteyiz. Bilimsel makalelerde kuru kulak kiri tipine sahip Japon halkının, bizimkinden farklı olan pamuksuz ve ucu ufak bir kaşık gibi olan çubuklarla kulak kirlerini temizlemeye çalışırken çok sık olarak kulak zarını yırtmakla kalmayıp, çekiç- örs-üzengi kemikçiklerini de kırıp dışarı çıkardıklarını (!) okumaktayız.

Nasıl temizlenmeli?

Peki öyleyse kulağımızı nasıl temizleyeceğiz diye sorabilirsiniz. Kulak kiri, kulağı korumakla görevli normal bir salgı olarak kabul edilmeli ve temizlik işi kulağa bırakılmalıdır. Tozlu ortamlarda çalışanlar kulak tıpaları kullanarak, dış kulak yoluna toz kaçmasını önleyip kulağın işini hafifletebilirler. öoezerine deri döküntüleri, toz ve partiküller yapışmış olan kir, zamanla dışarı atılacak, siz de dış kulak yolu girişine gelen bu materyali havlu kenarı veya işaret parmağınızla doladığınız bir parça pamukla oradan alabileceksiniz. Eğer kulak zarınızın yırtık veya delik olmadığından eminseniz, haftada bir kez banyo öncesi birkaç damla gliserin veya bebe yağını kulağınıza damlatmak da uygulanabilecek metotlardan biridir. Sonrasında o kulak üstte olacak şekilde bir süre yan yatıp,ardından altına havlu koyarak diğer tarafa yatarsanız, yumuşayan kulak kirinizin kendiliğinden dışarı aktığını göreceksiniz

Diğer yöntem:

Başka bir metot ise 6 ay-l yıllık aralarla düzenli olarak bir Kulak-Burun-Boğaz doktoruna başvurarak kulaklarınızı temizletmektir. Halk arasındaki yanlış bir inanışa göre ?Kulak bir kez temizlendi mi,alışkanlık yapar, devamlı temizlenmesi gerekir?.

Sık kulak temizletenlere sorulsa, mutlaka hepsi Q-tips vb. kullanan ve tıkaç oluşumuna kendileri yol açan kişilerdir. Yani kulak temizletmek bir alışkanlığa yol açmaz, tam tersi yanlış bir alışkanlık sık kulak temizletme ihtiyacını doğurur!

Ancak yukarıda belirtilen şikayetler ortaya çıktıysa, bir kulak tıkacınız var demektir. Q-tips vb. Cisimleri kullanarak bunu çıkarmaya asla çalışmamalı, temiz (!) olacağım diye kulağınıza hasar verebileceğinizi unutmamalı ve en kısa sürede bir bilene başvurmalısınız. Evet, şimdi tekrar düşünürsek, sizce Leo Bey iyi bir şey mi icat etmiş, yoksa kötü bir şey mi?

Dövme (Tatuaj)

Pazar, 04 Kasım 2007

Özellikle gençler arasında giderek yaygınlaşan ve cilt altına enjekte edilerek kalıcı renk değişikliği sağlayan dövmenin birçok hastalığa davetiye çıkarttığı bildirildi.

?İşlem sırasında kanamalara yol açılması, iğnelerin birden fazla kişide kullanılması, işlem sırasında ve sonrasında hijyenik şartların sağlanmaması ve en önemlisi uygulayan kişilerin sağlık konusunda eğitimsiz ve lisanssız olması nedeniyle sterilite kurallarına uyulmadığından Hepatit B, Hepatit C, AIDS ve benzeri kan yoluyla bulaşan hastalıkların yaygınlaşmasına sebep olmaktadır?

E-maılle Dertlerınızı Paylasın

Pazar, 04 Kasım 2007

Derdini elektronik posta ile paylaÅŸanlar psikolojik olarak rahatlayabiliyor.

ABD?de Teksas Üniversitesi?nde yapılan bir araştırmada, sorunlarını ve yaşadıkları sıkıntıları elektronik posta yoluyla arkadaşlarıyla paylaşabilenlerin psikolojik olarak rahatladıkları ortaya çıktı.

Öğrenciler arasında yapılan araştırmada, sorunlarını elektronik posta yoluyla yakınlarına ve arkadaşlarına bildirenler, elektronik posta yazışmalarında rutin konulara yer veren deneklere göre psikolojik olarak daha sağlıklı bulundu.

Dr. William Grazino, duygusal sıkıntılar içinde olan deneklerin, elektronik posta yoluyla dertleşmeleri sonucunda, birkaç haftada sağlıklarına kavuşabildiklerini belirtti. Özellikle farklı yollar kullanarak dertleşebilenlerin ruh sağlıklarını daha kolay kontrol edebildiklerini kaydeden uzmanlar, internet teknolojisinin bu açıdan eşsiz bir kaynak olduğunu ifade ettiler.

Araştırmadan önce sorunları nedeniyle derslerinde başarısız olan öğrencilerin, sorunlarını elektronik posta yoluyla paylaşmalarından sonra yeniden başarılı oldukları gözlendi.

150 öğrenci arasında yapılan araştırma genişletilerek, 500 denek üzerinde tekrarlanacak. Elektronik mesajın rahat ortamlarda yazılabildiğini hatırlatan uzmanlar, aynı anda birkaç kişi ile yazışabilmenin daha da olumlu sonuç verebileceğini söylediler.

Araştırma sonucu, Amerikan Psikoloji kuruluşu tarafından, Ağustos ayında Chicago?da yapılacak genel kurulda açıklanacak.

Ecza Dolab

Pazar, 04 Kasım 2007

Her evde ve işyerinde içinde gerekli alet ve ilaçların bulunduğu bir ecza dolabı olmalıdır. Evde ecza dolabının bulunması doktor çağrıldığı zaman oldukça yararlı olabilir.

Ancak ecza dolaplarının birtakım özelliklere sahip olması ve sürekli olarak mevcut ilaçların kontrol edilerek, sağlık riski oluşturmaması sağlanmalıdır.

Ecza dolabı üzerine genel bilgiler:

Ecza dolabı kilitlenebilen cinsten olmalı ve serin, kuru bir yerde çocukların kolaylıkla uzanamayacakları yükseklikte, duvara asılmalıdır. Ecza dolabının içi düzenli olmalı; aranılan ilaç kolayca bulunabilmelidir.

Bir ecza dolabında bulunması yararlı olan şeyler şunlardır:

Hasta tedavisi için gerekli araç-gereçler: Derece, küçük bir makas, pens, damlalık, muşamba, termofor, lavaj için gerekli araç-gereç, çengelli iğne.

Sargı araç-gereçleri: Çeşitli sargı bezleri, bantlar, çeşitli ölçülerde gaz bezi, pamuk, flaster, kan durdurmak için kullanılan turnikeler, üçgen şeklinde sargı bezleri.

Dıştan kullanılacak ilaçlar: Batikon veya zefiran gibi dezenfektan maddeler, 70 derecelik alkol, dezenfekte için ilaçlar, oksijenli su, çeşitli merhemler, talk pudrası vb.

Diğer ilaçlar: Ağrı kesici ilaçlar, sakarin, karın ve mide gazları için ilaç, müshil, sülfamitler vb.

Hastalık döneminden artan ilaçlar ecza dolabına KONMAMALIDIR, çünkü bu ilaçlar bir süre sonra özelliklerini ve etkilerini yitirirler.

Bozulmuş ilaçlarda görülen belirtiler:

Tozlar - Topaklanma.

Tabletler - Renk değişimi ve kırılma.

Drajeler - Şekerli kabukta dökülme.

Sıvı ilaçlar - Tortu birikimi.

Merhemler - Kuruma, koku, küf.

Ölçüler Ve Miktarlar

Sıvı maddeler için:

1 su bardağı: 200 gr.

1 fincan: 150 gr.

1 şarap bardağı: 100 gr.

1 likör kadehi: 20 gr.

1 çorba kaşığı: 15 gr.

1 tatlı kaşığı: 10 gr.

1 çay kaşığı: 5 gr.

Şuruplarda yukarıda belirtilen ölçülerin 1,5 misli alınır.

Toz maddeler için:

1 dolu çorba kaşığı: 10 gr.

1 dolu çay kaşığı: 3 gr.

1 silme çay kaşığı: 1,5 gr.

1 dolu çay kaşığı tuz: 6 gr.

1 silme çay kaşığı tuz: 3 gr.

1 bıçak ucu: 0,5-1 gr.

1 gr. sıvıdaki damla sayısı:

Sıvılar: 20 damla

bitki suları: 40 damla

yağlı sıvılar: 50 damla

tentürdiyot ve ispirto: 60 damla

eter: 80 damla.

Evde Hayvan Beslemek

Pazar, 04 Kasım 2007

Evinde hayvan beslenen çocukların bağışıklık sistemi daha güçlü, ancak yine de dikkatli olmak gerekli.

İngiltere?de yapılan bir araştırma, evlerinde hayvan beslenen çocukların bağışıklık sisteminin daha güçlü olduğunu ve hastalık nedeniyle okula gitmeme oranlarının düşük çıktığını ortaya koydu.

Evde hayvan beslemenin en çok faydasının görüldüğü yaşların 5 ila 8 arası olduğunu da belirten uzmanlar, ?ancak bütün yaşlardaki çocukların bunun büyük faydasını gördüğü ve hastalık nedeniyle devamsızlık yapmaktan kurtulduğu görülüyor? dedi.

Warwick Üniversitesi?nde yapılan araştırmaya başkanlık eden Dr. June McNicholas, evinde hayvan beslenen çocukların beslenmeyenlere oranla her öğrenim yılında okula ortalama 18 gün daha fazla gidebildiğinin tespit edildiğini bildirdi.

Araştırma ayrıca, çocukların hayvanlarından edindikleri diğer bazı faydaları gözler önüne seriyor. Çocukların yüzde 30?u korktuğu zamanlar hayvanları sayesinde sakinleşirken, yüzde 28?i de aile üyeleriyle anlaşmazlıklarından sonra besledikleri hayvanın şefkatine sığınıyor.

YİNE DE DİKKATLİ OLMAK GEREK

Dr. McNicholas, bütün faydalarına rağmen hayvanların çocuklarda yaratabileceği sağlık problemlerine karşı dikkatli olunması uyarısını da yinelerken, hayvanlarda bulunan bazı parazitlerin çocuklarda karın ağrısından göz tahribatına kadar çeşitli rahatsızlıkla yaratabildiğini kaydetti.

Dr. McNicholas, ?yine de hayvan sahibi olmanın çocuk üzerindeki yararları, zararlarıyla karşılaştırılamayacak kadar çok? dedi.

Fizik Ortamın Fikir Üretimi Ve Verimliliğe Etkisi

Pazar, 04 Kasım 2007

BARINMA HİJYENİ

İnsanın çalıştığı yaşam odalarını havalandırması, aydınlatması ısıtması, ses kirliliği, elektromanyetik kirlilik, genel temizliği gibi alt başlıklarda düşünülecek çevre bilincine barınma hijyeni diyebiliriz.

İDEAL BARINMA ALANI

Duvar yüksekliği evlerde 2,25 m olmalı, insan sayısına göre hesaplanmalıdır. Isı dağılışının en iyi olduğu doğal malzemeler en idealidir. Kişi başına oda hacmi 15 m olmalıdır (saatte iki defa tazelendiğinde).

OKSİJEN

İnsan beyni ağırlık olarak vücudun % 2 sidir. Fakat solunan havadaki oksijenin % 25 ini kullanır. Atmosferdeki oksijende % 1 azalma, beyne giden oksijenin % 12,5 azalması demektir. Doğaya yakın ortamda % 20-21 olan oksijen, şehirlerde % 19 a düşer. Her yüzde bir düşüş beynimizin veriminin % 12,5 düşüşü demektir.

Beynimiz anlama, kavrama, algılama, karar verme, plan yapma, strateji üretme, farklı düşünme, sosyal sınırları belirleme gibi zihinsel işlevleri alın lobları aracılığı ile yapar. Havadaki oksijenin % 2 azalmasının, beynin bu işlevlerinin % 25 azalmasını netice vereceği düşünülürse, barınma hijyeninde en önemli unsurun havalandırmanın olduğu ortaya çıkar.

KARBON DİOKSİT

Bir erişkin solunumla saatte 22,6 litre karbon dioksit çıkartır. Taze havada on binde 3 olan karbon dioksit on binde 7 ye çıktığı zaman kokusu değişir. Bir kişinin bir saatte taze hava ihtiyacı 33 metreküptür. Kanda karbon dioksit gazının yükselmesi fiziksel ve zihinsel yorgunluğu hızlandırır.

ISITMA

Oda sıcaklığı 18 derecenin altına düştüğünde çevre damarları büzülür, vücut enerjisini savunma amacıyla kısar, zihinsel verim düşer. 25 derecenin üzerinde veya terleme yapan bir ortamda damarlar genişler, beyne giden kan azalır, uykuya eğilim artar.

Isıtıcı araçlarının çevreye verecekleri ısı radyasyonu doğrudan organizmaya ulaştığında hoş bir duygu verse de güneş çarpması etkisine benzer etki oluşturur. Tansiyon düşer, beyne giden kan azalır, zihinsel verim azalır.

Verimli bir çalışma ortamının meydana getirilmesi için, odanın termal konforunun sağlanmasına, yani ısının homojen yayılmasına ve devamlılığına dikkat etmek gerekir.

AYDINLATMA

Işık duyusu, elektromanyetik spektrumu 0,4-0,8 mikron dalgaboyundaki ışınların görme sinirlerini uyarması ile meydana gelir. Doğal ışın günün her saatinde değiştiği için yapay ışıkla aydınlanma zorunlu olmaktadır.

Doğal ışığa yakın spektrum ve yumuşaklıktaki ışık kaynağını gün ışığı rengindeki floresan lambalar verir. Göz fizyolojisi açısından en çok önerilen aydınlatma bu olmaktadır.

Lambalar 80 cm çevreye morötesi ışın yaydıkları için, bu yakınlık içerisinde uzun süre kalmamak gerekir.

Yetersiz aydınlatma, incelenen maddeye 25-35 cm den daha kısa mesafeden bakılması sonucunu doğurur. Bir süre sonra uyum güçlükleri başlar. Göz konverjans kasları fazla kasılır ve yorulur, ağrılar başlar. Başağrısı, göz kızarması, zihinsel yorgunluk başlar. Çalışma verimi düşer. İş kazaları artar, ruhsal depresyon tetiklenir.

Yeterli bir aydınlanma, yaşlılar için daha önemlidir. 20 yaşındaki bir çalışana göre 60 yaşındaki bir çalışan 2-5 misli daha fazla aydınlığa ihtiyaç duyar.

Güneşlenme

Pazar, 04 Kasım 2007

Tatillerde bilinçsiz güneşlenme nedeniyle olaşan birinci derece güneş yanıklarının cilt kanseri riskini artırdığı, bu nedenle tatilin ilk birkaç günü güneşlenilmemesi gerektiği bildirildi.

İnsan vücudunda savunmasız tek organ olan cildin korunması, sağlıklı yaşam için çok önemlidir. Çeşitli nedenlerle ciltte oluşan yanıklar içinde, en az dikkat edilen ve tedavisine gerekli özen gösterilmeyen tek yanık türü güneş yanıklarıdır , tatillerde yapılan en büyük yanlışın bilinçsiz güneşlenmedir.Ozon tabakasındaki incelme nedeniyle güneşin zararlı ultraviyole ışınlarının yeterince süzülmeden gelir ve cilt sağlığı için ciddi tehlikeler oluşturur, ? Hiçbir koruyucu önlem almadan güneşlenmek cildimizi ve kendimizi bile bile yakmak anlamına gelir?

Tıpta, derin güneş yanıklarının birinci derecede yanık olarak kabul edilmektedir, ? Güneş kremi ve yağı kullanmadan güneşlenmek, özellikle açık renkli ciltlerde kanser riskini önemli ölçüde artırmaktadır. Çünkü bu kişilerde, derinin alt hücrelerini güneş ışınlarından koruyacak renk (pigment) hücreleri azdır? . Deride oluşacak güneş yanıklarının, özellikle ten rengi açık olan kişileri ciddi bir sağlık riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır, ? Güneşten gelen zararlı ışıklar sadece derinin yüzeyini yakmakla kalmaz, alt bölümlerdeki hücrelere de kalıcı zararlar verebilir. Genetik olarak cilt kanseri görülme ihtimali yüksek olan kişilerin derilerinde oluşacak güneş yanıklarının, ultraviyole ışınlarına bağlı cilt kanserinin oluşmasını kolaylaştırdığı gözardı edilmemelidir?

? BRONZLAŞMAK İÇİN BİRKAÇ GÜN SABREDİN?

Güneş yanığının yüzeysel tedavisinin diğer yanıklara göre daha kısa zaman aldığını ancak, kanser riskini artırması nedeniyle çok daha tehlikelidir : ? Tatillerde en çok yapılan hatalardan biri, plaja gelir gelmez giyilen tişörtlerin çıkarılmasıdır. Cildi yavaş yavaş güneşe alıştırmak yerine, plaja kavuşmanın psikolojik etkisiyle hemen güneşlenmeye başlamak çok zararlıdır. Cildi güneşin tehlikelerinden korumak için yapılacak en doğru davranış, tatilde ilk birkaç gün hiç güneşlenmemektir. Plaj ve kumun ilk heyecanı yatıştıktan sonra, gerekli pomatları cilde sürerek yavaş yavaş güneşlenmek gerekir.?

Ayrıca, güneş yağı ve kremler gün boyu koruyucu etki yapmamakta, üzerinde yazan 10-20-30 gibi faktörlerin bu pomatların etkili olduğu zaman dilimini anlatmaktadır.

Ayakkabı Alırken Topuğuna Dikkat Edin

Pazar, 04 Kasım 2007

Ayak sağlığının korunması için kısa ve geniş topuklu ayakkabıların tercih edilmesi gerektiği belirtiliyor.

Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Baktır, ayakkabıların yeri daha iyi kavraması için mümkün olduğu kadar geniş topuklu olması gerektiğini kaydetti.

Erkek ayakkabılarında topuğun boyunun 2-3 santimetreyi, kadınlarda da 3-4 santimetreyi geçmemesi gerektiğini belirten Baktır, şu bilgileri verdi: Topuk ne kadar geniş olursa birim alana düşen yük, o kadar azalır. Bu da ayak sağlığının korunmasında önemli rol oynar. 7-8 santimetre uzunluğunda topuğu bulunan ayakkabı, birim alana düşen yükü artırır ve yükü ayak uçlarına bindirir. Bu da hallux valgus denilen çıkıntılı başparmak sakatlanmasına neden olur. Ayrıca, biyomekanik vücut dengesinin bozulmasına bağlı olarak ayakta kalıcı ağrı ve fonksiyon bozukluklarına yol açar. Topuksuz ayakkabılar ise düztabanlığa sebep olur. Baktır, ayakkabıların ayak tarak kemiğini sıkmaması gerektiğine işaret ederek, ayakkabıda ayağın yerleştiği kısmın, burun sivri bile olsa geniş olması gerektiğini bildirdi.

Bahar YorgunluÄŸu

Pazar, 04 Kasım 2007

Uzmanlar, hareket etmeyi, bol güneşlenmeyi, yürüyüş yapmayı ve b ve c vitamini almayı öneriyor.

Göğüs ve kalp hastalıkları uzmanları, psikiyatrisiler ve diyetisyenler, bahar aylarında ısınan havaların özellikle romatizma, astım, kalp, mide ülserleri ve hipertansiyon gibi rahatsızlıkları bulunanları etkileyebileceğini belirterek, önlem alınmasını istiyor.

Uzmanlar, bahar aylarında insan metabolizmasında oluşan değişikliklerin beraberinde yorgunluğu da getirdiğine işaret ederek, bahar yorgunluğunun bir hastalık olarak tanımlanmadığını ama önlem alınmazsa kronikleşebileceğini kaydediyor.

Uzmanlara göre, havaların yavaş yavaş ısınmasıyla birçok kişide halsizlik, yorgunluk, eklem ağrıları, uyku isteği gibi ortak şikayetler görülüyor. Bu yakınmaların çoğu bahar yorgunluğuna bağlanıyor. Bu yorgunluğa bağlı olarak kalp ve romatizma hastalarında yakınmaların arttığı da belirtiliyor.

Havadaki elektrik artıyor

Uzmanlar, bahar mevsiminde havadaki elektrik yükünün arttığını, bu yükün iyonlar aracılığıyla taşındığını belirterek, pozitif ve negatif değerde iki tür iyondan pozitif olanlar arttıkça vücuda zindelik geldiğini, negatif yüklü iyonların artmasının ise yorgunluk, halsizlik ve gerginliklere neden olduğunu ifade ediyor.

Uzmanlara göre, havadaki elektrik yükü şehirlerde daha fazla görülüyor ve taşıtların havayı kirletmesi, sanayi atıkları, trafik elektrik yükünü artırıyor.

Elektrik yükünün yoğunluğu, bahar mevsiminde sinir gerginliğini ve stresi tırmandırıyor. Bu durum, damarlardaki büzülmeyi artırıyor. Damarlardaki büzülme midede olursa ülsere bile neden olabiliyor.

Diyetisyenler ise bahar mevsiminde sebze ve meyvelerin yanı sıra bol sulu gıdalar yenmesini öneriyor. Çünkü meteorolojik değişiklikler yüzünden vücuttaki su oranında bozukluklar görülebiliyor.

Önlemler

Baharda vücudun daha çok vitamin ve minerale ihtiyacı olduğunu belirten uzmanlar, şu uyarılarda bulunuyor:

-Vücut özellikle de B ve C vitaminleri ile potasyuma ihtiyaç duyar. B ve C vitaminleri sebze ve meyvelerde, potasyum da domates, patates ve kayısıda bol miktarda bulunur. Bu nedenle meyve, sebze, patates, kayısı tüketimini artırın.

-Günde 3 litre su için. Yemek yemeden ve yatmadan önce azar azar içerek vücudunuza ihtiyacı olan suyu sağlayın.

-Uyku ritmine dikkat edin. Rahat bir uyku için yatağa girmeden önce günlük bütün stres nedenlerinizi aklınızdan uzaklaştırın. Hoşunuza giden konuları düşünün veya hoşlandığınız bir film seyredin.

-Hareket edin, bol bol güneşlenin, yürüyüş yapın.

-Alkol kullanıyorsanız, mümkün olduğunca azaltın. Çünkü yorgunluktan kurtulmak için alkole sarılmak çözümü zor problemleri ortaya çıkarabilir


eXTReMe Tracker