‘Diyabet’ Kategorisi için ArÅŸiv

İnsülin

Pazar, 04 Kasım 2007

Alt - insülin çabuk tesir elde edilmek lâzım gelen vak?alarda kullanılır. Meselâ komada, ihtilâtlarda ve ameliyatlarda. Hastalı­ğı yeni başlamış kimselerde tedaviye alt insülinle başlarız. Ve son­ra devamlı tedavi için depo insülinine geçeriz. Yalnız, bazı şeker hastaları depo insuline iyi dayanamazlar. Onlarda alt - İnsülin ile tedaviye devam edilir.

Depo insülin :

Depo - insülin veya geç tesirli insülin sürekli tedavi için kul­lanılır. Hastaların yüzde 40-50 sini bu insuline ayarlamak müm­kündür.

Depo insülinin esası alt - insuline bazı maddeler ilâve ederek insülinin zerk edilen yerde uzunca zaman kalmasını ve kana yavaş yavaş geçmesini sağlamaktır. Cilt altına veya adale içine bir mik­tar depo insülin zerk ettiğimizde âdeta hastaya bir pankreas aşı­lamış gibi oluruz.  Bu suretle kana yavaş yavaş insülin girer.

Şeker hastası, başkalarına muhtaç olmaktan kurtulmak için insülini kendisi zerk etmeyi öğrenmelidir. Bizim müşahedelerimize göre 10 yaşında çocuklar bile bunu yapabilmektedir. Daha küçük çocuklarla sakatlar yardıma muhtaçtır. İnsülin çok tesirli bir ilâç olduğu için bunu kullanacak olanlara miktar bakımından hekim kat?î talimat vermelidir. Zerk için bir santimetre küplük rekort şı­rıngaları kullanmak münasiptir. Bunlar 10 taksimata ayrılmıştır. Her taksimat 4 insülin ünitesine tekabül eder. Şırıngaları ev dışın­da da yapabilmek için hasta yanında bir şırınga takımı bulundur­malıdır. Şırınga alkolde durmalıdır. Zerkden evvel eller güzelce yıkanmalıdır. Şırınga ve iğne iki üç haftada bir esaslı surette kay­natılmalıdır. Her defasında kullanmadan evvel alkol çekerek şırın­ganın her tarafı temizlenmelidir. İnsülini çekmezden önce içerde­ki bütün alkol atılmalıdır.

Şişeden insülin çekmek için şişenin lâstik kapağı alkol veya benzinle iyice temizlenmelidir. İğneye el sürülmeksizin lâstik ka­pak delinmeli insülini havi şişe tersine çevrilmeli ve evvelâ iğne­nin içindeki hava şişeye verilmelidir. O zaman meydana gelen ba­sınç dolayısiyle insülin kendiliğinde iğneye girmeye başlar. Aksi takdirde şırınga çekilerek lâzım olan miktar insülin alınır.

Muhtelif insülin kullanmak için şırıngaya evvelâ alt - insülin çekilir. Sonra depo - insülini havi şişeye bir şırınga iğnesi sokulur. Daha sonra lâzım olan miktar depo - insülini şırıngaya çekilir.

İğneyi sokarken germelidir. îğne battıktan sonra yumuşak bı­rakılmalıdır. En iyi iğne yeri kaba etlerin dış kısmı veya göğüs, ka­rın ve koldur. Zerkden evvel cilt alkol veya benzinli eterle iyice temizlenmelidir. Zerk yerini daima değiştirmelidir.

Sabahlan sağ tarafa akşamları sol tarafa zerk etmelidir. İnsülin cildin altına bırakılır. Biraz derine gidip te adale içine .girse de bir zararı yoktur. İğneyi çektikten sonra zerk yeri pa­mukla ovulmahdır. Bir kanama olursu duruncaya kadar pamukla basmalıdır. Kullanılan iğneyi evvelâ kaynamış su ile sonra alkolle hemen temizlemelidir.

İnsülin çok tesirli bir ilâç olduğu için hastanın şu noktalara -dikkat etmesi lâzımdır.

1  ? Hasta kendiliğinden insülin tedavisini bırakmamalıdır. Bu,

koma husulüne sebep olabilir. İnsülini bırakmak için miktarı hafta­

lar zarfında yavaş yavaş azaltılmalıdır. Bazı hastalar bir defa iğ­

neye başlayınca artık hep devam etmek lâzım geldiğini sanırlar.

Bu yanlıştır. Son senelerde4-8 haftadan sonra insülini bırakmak

mümkün olmaktadır. Bu kadarlık bir tedavi vücuttaki yanmaları

uzun zaman için düzeltmeye kâfi gelir. Hastalığa yeni tutulan şiş­

manlarda hemen insülin tedavisine başlamak kısa zamanda hasta­

lığı sakin bir devreye sokar. Hasta, insülin zerklerine kâfi bir ce­

vap vermiyorsa muvakkaten cinsî hormonlar verilir.

Afyona alışmak gibi insüline dadanmak diye bir şey yoktur. Yalnız insülini rastgele kullanmak veya bir pisboğazlığa imkân hazırlamak için tatbik etmek tehlikelidir.

2   ? İnsülin bazı hastalarda daha yavaş ve daha zayıf tesir eder. Fakat ekseriya bir müddet sonra tesir kuvvetlenir.3   ? Şeker hastalığı ihtilâtlannda bilhassa ateşli hastalıklar­da insülinin tesiri daha zayıftır. Böyle hallerde hekime danışılarak doz yükseltilir.4   ? İnsülinin yanlış kullanılması nahoş arızalara sebep ola­bilir. Bu arızaları her şeker hastası bilmelidir. Başhcaları şunlar­dır :

a)     Tedavinin başlangıcında bazan bacaklarda ve ayak bilek­

lerinde hafif şişlikler olabilir. Fakat bunlar geçicidr.

b)    Bazan zerk edilen yerde yağ dokusu olabilir. Onun için zerk yerini değiştirmelidir.c)    Zerk yerinde aşırı hassasiyet alâmeti olarak kızartı ve şiş­kinlik baş gösterebilir. O zaman insülin çeşidini değiştirmelidir. Ve bu hallere karşı antistin tableti veya kalsiyum vermelidir.

d) Her hasta fazla nsülln vermekten mütevellit ve insülin şo­ku denen arızayı bilmelidir. Bu şok alt - insülinde ve depo - insü-linde farklıdır. Bu hal hastanın yemeğini muntazam yememesi, fazla yorulması veya barsak bozukluğundan dolayı görülebilir. Esas mahiyeti kan şekerinin fazlaca düşmesidir. Alt insülin şo­ku şöyle olur. Başlangıçta umumî adale za?ı, şiddetli açlık hissi, sonra huzursuzluk, ter dökmek ve kalp çarpıntısı başgösterir. Ba-zan da baygınlık olabliir. Bu arızanın erken zuhur eden bir alâmeti çift görmedir.

Depo - insülinden doğan şok isteksizlik, bitkinlik, bulantı, ya­rım baş ağrısı ile başlar. Bazan da gece olur. Depo insülin şoku alt - insülin şokundan daha nadirdir.

Şok, behemehal önlenmelidir. Daima, biraz şeker yemekle ge­çer. Onun için insülin kullananlar daima yanlarında şeker bulun­durmalıdır. Acil vak?alarda hekim çağırmalıdır. Bu gibi hallerde doz küçlütülür, fakat bırakılmaz.

insülin kullananlar yanlarında daima ne kadar insülin zerk edildiğine dair bir pusla taşımalıdırlar.

Şeker Hastası Nasıl, Yaşamalı

Pazar, 04 Kasım 2007

Şeker hastalığının üç türlü tedavisi vardır. Bunlardan birisi temel tedavi olarak gıdanın tanzimi, ikincisi gıda rejimini destek­leyecek insülin tedavisi, üçüncüsü ise adalî çalışmadır. Adale faa­liyetinin ehemmiyeti çok kere küşümseniyor. Muntazam beden hareketleri, şekerin yanmasını kolaylaştırır. Ve daha az insülin kullanılmasına yardım eder. Bu hususta her spor nev?i elverişli­dir. En iyileri vücudu harekete getiren yürüyüş, jimnastik, yüzme, ata binme, dağa tırmanmadır. İdmansız insanlar da tedricen ha­rekete ahştırılmalıdır. Oturarak çalışan şeker hastalan, beden ha­reketlerinin çâresine bakmalıdır. Bu bakımdan hastaların bahçe­lerde çalışması münasiptir. Rekor kırmaya uğraşmamalıdır. Böyle zorlamalar yedek şekerlerin çabuk yanmasına ve aseton zuhuruna sebep olur. Çok zayıflamış ve beslenmesi bozulmuş şeker hasta­larında bedenî hareket çok dikkat ister.

Bedenî çalışmayi peşinen, tedavi plânının içine almalıdır. Bu yapılmazsa hastanın ayarlanması zor olur. Bedenî hareket insülin­den tasarruf ettirir. Çünkü adalelerde şekerin yanmasını arttırır.. Kış mevsiminde şeker yanmasının bozulması hareketsizliktendir.

Şeker hastasının tedavisine erken başlayabilmek için teşhis er­ken konmalıdır, ilk alâmet olarak şiddetli açlık hissi baş gösterir. Sonra susuzluk başlar. Daha sonra hasta zayıflar ve takatten dü­şer. Yaralar süratli kapanmaz. Diş etleri hastalanır. Dişler gev­şer, sinir iltihapları ve cilt hastalıkları baş gösterirse daima şekeri düşünmelidir Göz adaleleri felci ile görem teşevvüşleri baş gösteir. Bazan gebelik ve iltihaplı hastalıklar neticesinde şekerin ağır araz­ları baş gösterir. Bazan o ana kadar teşhis edilmemiş şeker hasta­lığı ânî bir koma ile kendini belli eder. Bu başlangıç hastalığın ağır seyredeceğine bir alâmet olamaz. Tedavinin geç kalmasına de­lâlet eder.

Vücutta aseton cisimleri çoğalırsa endişeli bir durum hâsıl o-lur. En tehlikeli hal komadır. Bunun sebepleri perhizin ihmali, in-sülinin az gelmesi ve iltihaplı hastalıklardır. Koma; ilerleyen za?af bulantı, kusma, karın ağrısı, teneffüsün derinleşmesi ve zorlaşma­sı, şuur bulanıklığı ile başlayarak tam bir baygınlığa götürür. Has tanın nefesi aseton kokar, Göz yuvarlakları derine çöker ve yumu­şar, hayatı tehlikede olduğu için derhal tıbbî tedavi lâzımdır. He­kim gelinceye kadar hastayı yatırmalı, bol miktarda meyve suyu, yulaf peltesi vermeli, kusmaya karşı bir bardak suya bir çay ka­şığı tuz ilâve ederek lavman yapmalı ve bu su içerde kalmalıdır. Hekim gelince hemen insülin zerk eder ve hasta iyice sarılarak kliniğe nakledilir.

Çocukluk yaşındaki şeker hastalıkları kâhinlerinkinden farklı­dır, 4,5 aylık çocukta bile şeker görülmüştür. Çocukta şeker hasta­lığı başlamadan az önce büyüme hızlanır. Sonra ise tedavi başla­mazsa büyüme durur. Çocuğun protein ihtiyacı büyüme dolayısiyle kâhilinkinden fazladır. Çocuk hastalar peşinen insüline tedavi edil­melidir. Hattâ pek hafif vakalar bile. En büyük ehemmiyet bede­nî harekete verilmelidir. Bu bakımdan mekteple ana baba arasında bir anlaşma olmalıdır.

Bugün kimse şüphe etmiyor ki, şeker hastalığının her şekli irsî bir istidada dayanır. Hastaya iyice sorulursa akraba ve ecda­dında şeker hastaları bulunur. Hastaların yüzde 26 sında akrabada bir hasta vardır. Bu noktayı aydınlatmak için yalnız ana babayı değil, yakm uzak akrabaları hesaba katmalıdır. Ailede başka şe­ker hastası bulunmazsa bu hal bazı fertlerin hastalık yaşma gir­meden ölmüş olmalarından ileri gelir. Biz bir vakada 84 yaşında bir kadında hastalığın yeni başladığını tesbit ettik. Bu kadının yedi

çocuğu, 21 torunu, 9 torununun çocuğu vardı. Bu kadın, 83 yaşın­da ölmüş olsa idi. torunları ailelerinde şeker hastalığı olmadığını iddia edeceklerdi. Bazı ailelerde şeker hastalığı geçkin yaşlarda, bazılarında ise orta yaşlarda, bazan da çocukluk yaşında baş gös­terir. Bazıları bunu tabiatın bir istifa vasıtası sayıyorlar. Şeker hastalığı genç yaşlara doğru kaydıkça ya kadın gebe kalamıya-cak veya çocuk ana rahminde ölecektir. Yani bu suretle şeker has­talığı ve hastaları tasfiye edilmiş olacaktır.

Şeker hastalığının irsi olduğunu bilmek rapor vermek husu­sunda önemlidir. Bazı hastalar şekere hariç? sebeplerle veya ruhî sıkıntılarla tutulduklarının iddia ederler. Ve bu yüzden tazminat ve rant talep ederler. Bu hususta Umberin şu sözü rehber olma­lıdır. «Şeker hastalığı istidadı ile dünyaya gelmeyen, bu hastalığa tutulmaz.:> Bedenî ve ruhî harici sebepler şeker hastalığını meyda­na getiremezler. Yalnız mevcut istidat bazen vaktinden evvel has­talık şeklinde belirebilir. Meselâ kafatasının yaralanmasında oldu­ğu gibi.

Asidoza karşı savaş  :

Asidoza sebep olan aseton cisimleri yağların ve proteinlerin yanmasından meydana gelir. Aseton cisimlerinin tamamiyle yanıp su ve asit karbonik haline geçmeleri için glikojen bulunması şart­tır. Şeker hastalarında ise kâfi derecede glikojen bulunmadığın­dan vücutta asit beta oksibutirik, asit asetik ve aseton toplanır. İdrarda bu cisimlerden 25 gram bulunursa koma tehlikesi başgös­terir.

Asidoza karşı savaş :

1.             Karbon hidratlarla,2.             Umumî  gıdanın   azaltılması  ile,3.             İnsülinle  yapılır.

Yağlar ve aseton cisimleri ancak karbon hidratların ateşinde yandıkları için aseton tehlikesine karşı bol karbon hidrat vermek lâzımdır. Bu maksatla yulaf kürü tatbik edilir. Bu kür 150 - 200 gram yulaf, 50 gram tereyağı, 2-3 fincan kahve ve çaydan terek­küp eder. Yulaf çorba ve pelte halinde ve 4-5 öğünde verilir. Tuz azaltılır. Ayni suretle araya konan meyve kürleri de asidoza karşı tesirlidirler. Böyle günlerde 5-6 öğünde 1,5 kilo meyve verilir. Ü-züm ve portakal şeker ihtiva ettiklerinden bu rejime katılmaz. Meyve günlerinin kalorisini biraz arttırmak için bir öğün sebze verilir. Nihayet asidoza karşı da en mühim silâh insülindr.

Asidoz komasında 50 ünite insülin ile beraber % 40 lık glikoz eriyiği verit içine zerk edilir. İki saat sonra 30 ünite insülin zerk edilir. însülinle beraber şeker verilir. İcabında çok şekerli kahve veya şekerli meyve suyu içirilir ve yulaf peltesi yedirilir.

Alkole alışık şeker hastalarına koma tehlikesinde konyak veya kanyak verilebilir. Bu had tehlike anı geçtikten sonra araya iki üç gün meyve veya yulaf günü konur.

Şeker  hastalarının  metabolizma  durumlarının  tesbiti :

Asidoz tehlikesi görünmeyen vak?alarda tolerans tayinine ge­çilir. Bu maksatla hastanın aldığı ve çıkardığı şeker miktarları karşılaştırılır. Sabit kıymetli bir gıda vermek için muayyen kalo­rili bir tecrübe yemeği verilir. Üçüncü gün 24 saatlik idrar mikta­rı ile ihtiva ettiği şeker ölçülür. Meselâ bir şahsa 50 gram karbon hidrat ihtiva eden bir tecrübe yemeği verilse ve yirmi dört saatte % 0,5 şeker ihtiva eder bir idrarla 10 gram şeker çıkarsa, bu şahsın karbon hidratlara karşı toleransı 40 gramdır. Hafif şeker hastala­rında, bu tolerans 100 gram ekmek ve daha fazlası ve ağır vak?a­larda ise 100 gramın altındadır.

Tecrübe yemeği yenmesi caiz olan maddelerden terekküp et­meli ve ihtiyaçtan fazla kalori ihtiva etmemelidir. Tecrübe yeme­ğine bir örnek olarak şunu verelim :

Sabah: Bir fincan kahve, 100 gram ekmek, 20 gram tereyaÄŸ. KuÅŸluk : Salata, 50 gram ekmek.

Öğle: 100 gram patates, 20 gram yağla pişirilmiş 400 gram sebze.

ikinci :    Bir fincan çay, 50 gram ekmek, 100 gram tereyağ. Akşam :  100 gram patates, 20 gram yağla pişirilmiş 400 gram sebze, 50 gram ekmek, biraz peynir.

Bu rejimle hasta şeker çıkarmazsa yavaş yavaş ekmek ve patates arttırılır. Şeker çıkarırsa insülin verilir.

Åžekersiz diyabet (diabetes insipidus) :

Asıl şeker hastalığı ile ilgisi yoktur. Yalnız bu hastalıkta da fazla su içildiği ve fazla idrar çıkarıldığı için diyabet denmiştir. Halbuki bu hastalıkta kanda şeker artmaz ve pankreasta bozukluk yoktur.

Hastalık, hipofiz arka bölümünde İfraz edilen bir hormonun azlığı veya yokluğundan ileri gelir. Bu hormon antidiabetik hor­mondur. Vazifesi, böbrek kanallarında suyun, kısmen geriye emil­mesini yani kana karışmasını sağlamaktır.

Bu hormon bulunmazsa su geriye emilmiyeceğinden gayet su­lu ve bol idrar (günde 30 litreye varabilir) çıkarılır ve o nisbette bol su içilir. Eksik olan hormonu ilâç olarak vermek suretiyle has­talığın? belirtilerini gidermek kabildir.

Pankreas Hastalıkları

Pazar, 04 Kasım 2007

Ensülin yetmezliğinde şeker hastalığı meydana gelir : Kanda glikoz nispeti yükselir  (Bak  : şeker hastalığı rejimi).

Pankreasta hormon ifrazı yetmezliği pankreas içinde bulu­nan langerhans adacıklarındaki epitel hücrelerinin kifayetsiz ça­lışmalarından gelir.

Bu uzuvda ayrıca iltihaplar ve urlar olabilir. Urların en önem­lisi uzvun baş kısmında yer eden Pankreas başı kanseridir.

Seker Duzeyınızı Kendınız Olcun

Pazar, 04 Kasım 2007

Şeker hastalığının tedavisinde kan şekeri düzeyinin kontrol edilmesi oldukça önemlidir. Kendi kendinize kan glikoz düzeyini ölçme, şeker hastalığını kontrol altında tutmak için beslenmenizde, ilaçlarınızda ve egzersizinizde yeni düzenlemeler yapıp yapmamanız gerektiğini belirlemenin bir yoludur.

Glikoz düzeylerinin ölçümü insülin kullananlarda olduğu gibi ağızdan ilaç kullanan hastalarda da önemlidir. Hamile veya kan şekeri dengesiz olan (unstable) şeker hastalarının, günde birkaç kez kan glikoz düzeylerini ölçmeleri uygun olur. Genelde hem idrar hem de kan testleri yemeklerden ve yatmadan önce yapılmalıdır. Bu dönemlerde glikoz düzeyleri normale daha yakındır. Ayrıca doktorunuz son 6-8 haftada kan şekerinizi ne kadar kontrol edebildiğinizi belirlemek için özel bir test (glikolize hemoglobin testi) yaptırabilir.

Her ölçümün sonucunu dikkatle kaydedin: bu sonuçlar doktorunuzun tedavi programının etkili olup olmadığı ve ilaçlar, beslenme ve egzersiz programında değişiklik gerekip gerekmediğini belirlemesinde yardımcı olacaktır. Doktorunuz hangi tip testin (kan veya idrar) sizin için uygun olacağı konusunda önerilerde bulunacak ve testi ne zaman ve nasıl yapacağınızı ve kaç kez yapmanız gerektiğini belirlemede yardımcı olacaktır.

İdrar Testleri

Bu tür testlerin kullanımı oldukça kolay, kullanışlı ve ucuzdur. Bununla birlikte bu testlerin kullanımı insüline bağımlı olmayan şeker hastaları ve kan glikoz düzeyleri çok yüksek ya da çok düşük olmayan hastalarla sınırlıdır.

Piyasada birçok idrar testi bulunmaktadır; glikoz düzeyini belirlemek için bazılarında kimyasal işlem görmüş çubuklar kullanılırken, bazılarında da tabletler kullanılın Her ikisi de idrarla temas ettiğinde renk değiştirir. Renkteki değişikliğin derecesi idrardaki glikoz miktarını gösterir ve kandaki glikoz miktarını da dolaylı olarak yansıtır. İdrardaki aseton ve diğer ketonları ölçen testler de bulunmaktadır.

Kan Testleri

Kan testleri doğrudan ölçüm sağlar, ancak idrar testlerinden daha pahalı ve daha zor kullanılırlar, Bununla birlikte bebeklerde ve ergenlik dönemindeki şeker hastalarında insüline bağımlı şeker hastaları veya böbrek hastalarında ve hamile şeker hastalarında kan testi daha uygundur.

Kan testlerinin çeşitli tipleri vardır. Genellikle hepsinde parmak ucundan alınan bir kan damlası kimyasal işlem görmüş bir çubuğa damlatılır. Bu tür testleri yaparken doktorunuzun ve kullanma kılavuzunun önerilerine uyun.

Egzersiz öncesi ve sonrasında kan glikoz düzeyinin ölçülmesi önemli olabilir. Glikoz düzeyini egzersiz öncesi, egzersiz sırasında ve sonrasında ve ayrıca ilaç ve yiyecek alarak antrenmandan önce ve sonra kaydederek, egzersizin şeker hastalığının seyrine etkisi konusunda daha fazla bilgi sahibi olabilirsiniz.

Seker Hastalarına Mujde

Pazar, 04 Kasım 2007

Kol saati şeklindeki ağrısız-şeker ölçüm cihazının satışı için ABD de onay alındı|Kola takılan cihazın ciltle temas eden yüzeyine, 12 saatte bir değiştirilen ve cilde verdiği sıvıyla küçük elektrik akımı gönderen bir parça takıldığı, kandaki glikoz miktarının, sıvı yardımıyla 20 dakikada bir ölçüldüğü, şekerin fazla çıkması durumunda aletin alarmının devreye girerek hastayı uyardığı açıklandı.

Şeker hastalarının yeni aletle, uykudayken bile şekeri kontrol edebilecekleri kaydedildi. 12 saatte bir değiştirilen ölçüm parçasının her birinin, 4-5 dolara satılacağı belirtildi. Reçeteyle 18 yaş ve üzerindeki şeker hastalarına satılabilecek cihazın, 400 dolara satılacağı açıklandı.

Yeni cihazın, her seferde parmaktan kan alınarak kullanılan şeker ölçme cihazına alternatif olacağı kaydedildi.

Ancak cihazın çok küçük şeker miktarını ölçmediği, sadece şekerin yüksek olduğu durumda hastayı bilgilendirdiği ve uyardığı belirtildi.

Cihaz, kolu fazla terleyen hastalarda ölçüm yapamıyor. Şeker cihazının, klinik denemelerinde, hastaların yüzde 50 sinin kolunda deri tahrişine yol açtığı da belirlendi.

Diyabet Hastasının Ameliyata

Pazar, 04 Kasım 2007

Şeker hastasının ameliyat öncesi mutlaka kan şekeri ayarı yapılmalıdır. Bu nedenle metabolik dengeyi sağlamak üzere en az 2 gün önce hastaneye yatırılmalı, günlük kan şekeri profilleri ile şeker ayarı takip edilmeli, ameliyat öncesi, kalp damar, göz, böbrek fonksiyonları incelenmelidir. Ameliyat sonrası ağızdan şeker düşürücü ilaçlar verilmeyeceği için, hastaya geçici olarak insülin başlamak gerekebilir. Yeni insülin başlanacak hastalar kan şekeri ayarı yapılmadan ameliyata alınamazlar. Anestezi uzmanı hastanın diyabetik olduğuna dair uyarılır.

Ameliyat Günü Ve Ameliyat Sonrası Nelere Dikkat Edilmelidir ?

Pazar, 04 Kasım 2007

Şeker hastası acil durum yoksa sabah ve

mümkünse ilk hasta olarak ameliyata

alınır. Operasyon sırasında glisemi

düzeyleri normal sınırlarda tutulacak

şekilde ayarlanır. Ameliyat süresince kan

şekeri kontrolü saat başı düzenli olarak

yapılır.

Ameliyat bitiminden itibaren, ilk 6 saat,

saat başı, ikinci 6 saat ikişer saatlik, dahasonra ağızdan gıda verilinceye kadar 4-6 saatlik aralarla izlenir. Ağızdan gıda alımına geçen hastalarda günlük insülin dozları yemek programına göre ayarlanır. Cerrahi sorunların düzelmesini takiben daha önce şeker düşürücü hap alan hastalarda insülinden haplara geçilebilir. İdeal tedavi sağlamadan şeker hastası hastaneden çıkarılmaz.

Ateroskleroz

Pazar, 04 Kasım 2007

Yağların orta ve büyük kan damarlarında biriktiği birçok hastalıktan biri; damar sertliği. Damar içerisindeki bu birikme, kan akımını yavaşlatabilir veya tamamen durdurabilir. Ateroskleroz, herhangi bir kimsede görülebilirse de diyabetlilerde daha sık ve daha erken yaşta görülme eğilimine sahiptir.

Sözlük

Pazar, 04 Kasım 2007

Ateroskleroz

Yağların orta ve büyük kan damarlarında biriktiği birçok hastalıktan biri; damar sertliği. Damar içerisindeki bu birikme, kan akımını yavaşlatabilir veya tamamen durdurabilir. Ateroskleroz, herhangi bir kimsede görülebilirse de diyabetlilerde daha sık ve daha erken yaşta görülme eğilimine sahiptir.

Damar SertliÄŸi

Bkz. Ateroskleroz

Diyabet uzmanı

Diyabetli hastaların teşhis ve tedavisinde uzmanlaşmış doktor.

Diyet uzmanı

Sağlıklı olabilmek için yenilmesi uygun olan besinlerin türlerinin ve miktarlarının belirlenmesinde uzman.

Endokrinolog

Pankreas ve tiroid gibi, vücutta hormon yapan iç salgı bezleriyle ilgili hastalıkların teşhis ve tedavisinde uzmanlaşmış doktor; hormon bilim uzmanı.

Enjeksiyon Bölgeleri

Vücudun derisi üzerinde bulunan ve insülinin enjekte edilebileceği yerler:

Kolun yukarı-dış bölümü.

Belin biraz yukarısında ve aşağısında olmak üzere vücudun

ön ve yan kısımları; göbeğin çevresindeki 5 cm çapındaki alan   hariç.

Kaba etlerin yukarı bölümleri.

Bacağın yukarı kısmının ön bölümü.

Bu bölgelerin büyüklüğü, kişinin iriliğiyle orantılıdır.

Enjeksiyon Yeri

İnsülin enjeksiyonunun tam olarak yapılacağı yer. İnsülin, aynı enjeksiyon bölgesi içinde yer alan bütün enjeksiyon yerlerinden yaklaşık aynı hızla kana karışır. Deri, yağ ve kas dokularının sağlıklı durumda kalabilmesi için her enjeksiyonun başka bir enjeksiyon yerine yapılması önemlidir.

Fenilketonüri

Fenilalanin isimli aminoasidin metabolizmasındaki bozukluk sonucu Tirozin?e dönüşememesi ve bu metabolik bozukluğun göstergesi olarak idrarla atılımı.

Glikoz

Basit bir şeker. Kanda bulunan ve dokuların enerji elde etmekte kullandıkları şeker türü.

GlikozillenmiÅŸ Hemoglobin Testi

Kişinin test öncesindeki 2-3 aylık döneme ait ortalama kan şekeri düzeyini ölçen bir test. Bkz. Hemoglobin A1 ve Hemoglobin A1c

Glukagon

Vücutta bulunan ve kan şekeri düzeyini yükselten, kimyasal bir madde, bir hormon. Glukagon pankreasta yapılır; kandaki şeker düzeyi normalin altına inmeye başladığında kana verilir.

Glukagon. enjeksiyon yoluyla kullanılabilecek bir ilaç olarak da mevcuttur. Kan şekerinin çok aşırı azaldığı durumlarda, hasta bayıldığında veya ağızdan birşey aiamadığı zaman tedavi amacıyla kullanılır.

HDL Kolesterol

Yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterol; iyi kolesterol; kolesterolün vücudu terkettiği şekil. HDL kolesterol düzeyi yüksekse, kalp hastalığı riski azalır.

Hemoglobin A1 ve Hemoglobin A1c

Hemoglobin, alyuvarlarda bulunan ve oksijeni vücut dokularına taşıyan maddedir. Kandaki şeker, hemoglobine bağlanır ve alyuvar ölene kadar bu durumda kalır. Alyuvarların vücuttaki normal ömrü, 4 ay kadardır. Kandaki şeker ne kadar fazlaysa, alyuvarlara bağlanan şeker miktarı da o kadar yükselir. Bu hücrelere bağlı şeker miktarı ölçülerek, hastanın son 2-3 ay içerisindeki ortalama kan şekeri düzeyi öğrenilebilir.

Hiperglisemi

Kan şekerinin yüksek olması; diyabetin kontrol altında olmadığını gösterir. Vücutta yeterli insülin bulunmadığı ya da mevcut insülin, kandaki şekeri hücrelere sokmak için kullanılamadığı durumlarda gelişir. Aşırı açlık ve susuzluk duygusuyla sık sık idrara çıkma ihtiyacı, hiperglisemi semptomlanndandır. Tedavi edilmeyen hiperglisemi, daha ağır sağlık sorunlarına neden olabilir.

Hipoglisemi

Kan şekerinin düşük olması, insülin, besinler ve egzersiz arasındaki dengenin kan şekerinin normalden daha düşük değerlere inmesine yol açacak şekilde bozulması nedeniyle gelişir. Dermansızlık, titremeler, acıkmak, terlemek ve ağır vakalarda bilinç kaybı, hipoglisemi semptomlanndandır. Hafif hipoglisemi, şekerli birşeyler yemekle içmekle genellikle düzeltilebilir.

İktidarsızlık (İmpotans)

Erkeklerde ejekülasyon ve ereksiyon yeteneklerinin ortadan kalkması. Diyabette sinirlerin hasar görmesi ve dolaşım bozuklukları nedeniyle gelişebilir ama daha başka birçok iktidarsızlık nedeni daha vardır. İktidarsızlık, gerçek nedeninin bulunup en iyi tedavinin uygulanabilmesi için bir doktor tarafından tedavi edilmelidir.

İnfeksiyon

Mikropların, virüslerin veya benzeri organizmaların vücutta çoğalması sonucu gelişen hastalık.

İnsan İnsülini, Biyosentetik

insan vücudu tarafından yapılan insülinin vücut dışında imal edileni. Bu amaçla rekombinan DNA teknolojisi adı verilen yüksek bir teknolojiden yararlanılır.

İnsülin

Kandaki şekerin hücrelere girmesine olanak vererek kan şeker düzeyini

düşüren, kimyasal bir madde, bir hormon. Vücutta insülin, pankreasta yapılır

ve kan şekeri düzeyi normalin üzerine doğru yükselmeye başladığında kana

verilir.

İnsülin enjeksiyon yoluyla kullanılabilen bir ilaç olarak da mevcuttur ve diyabet

tedavisinde kullanılır.

İnsülin Reaksiyonu

Kan şekeri düzeyi çok aşırı azalan insanlarda görülen semptomlar. Hastada dermansızlık, titreme, asabiyet, terleme veya dalgınlık mevcut olabilir. Şiddetli insülin reaksiyonu sırasında hasta bayılabilir. Bkz. Hipoglisemi

İnsülin Ünitesi

Az miktarda saf insülin, insülin ölçümünde kullanılan temel birim. Şişelenmiş insülinlerde, belirli bir sıvı hacmi içerisinde belirli sayıda ünite insülin vardır, insülin dozları ünite olarak ölçülür, insülin enjektörlerinin üzerinde, enjektöre çekilen miktarı göstermek üzere ünite çizgileri vardır.

Kalori

Isı enerjisi birimi. Vücut tarafından yakılan besinlerden elde edilen enerjinin ölçülmesinde kullanılır. 1000 gram saf suyun sıcaklığını 1 santigrad-derece fC) yükseltmek için gereken enerji miktarı. 1 kaloridir.

Ketoasidoz

Tıp I diyabetin ağır bir komplikasyonu. Ketoasidozda vücut dokuları, zehirli ketonların birikmesi nedeniyle aşırı asit duruma geçer (bkz. Ketonlar). Ketoasidoz, vücutta çok az insülin bulunduğu zaman meydana gelir. Çok zaman hastanede olmak üzere acilen tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Yorgunluk, açıklanamayan hızlı kilo kaybı, sık sık idrara çıkmak, soluğun aseton kokusu taşıması ve derin, çabuk solunum ketoasidoz semptomlarındandır.

Ketonlar

Vücutta enerji elde etmek amacıyla yağlar yakıldığı zaman meydana gelen, zehirli kimyasal maddeler. Vücutta şekeri hücrelere sokamayacak kadar az miktarda insülin varsa vücut, gerekli enerjiyi yağlardan sağlamak üzere zorlanır ve atık ürün olarak ketonlar meydana gelir. Kandaki ketonlar, böbrekler aracılığıyla idrarla çıkarılır ve burada basit bir testle gösterilebilir. Ketonlar ayrıca vücuttan, akciğerler yoluyla da uzaklaştırılır. Bu nedenle, keton yapan bir hastanın soluğu tatlı ve aseton kokusunu andıran bir kokuya sahiptir.

Kolesterol

insan ve hayvan vücudunda yapılan, yağa-benzer bir madde. Kanda, kaslarda, karaciğerde, beyinde ve diğer dokularda mevcuttur. Gerekli miktarlarda olduğunda, önemli işlevlere sahiptir. Kandaki kolesterol düzeyi yükselirse, bu madde kan damarlarının duvarlarında birikebilir. Kan kolesterol düzeyinin 200 mg/dl?den yüksek olması, kişide kalp hastalığı riskini artırır.

Komplikasyon

Bir hastalığa bağlı olarak meydana gelen ve her hastada görülmeyebilen sağlık sorunu.

LDL Kolesterol

Düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol; kötü kolesterol. Kolesterolün kan dolaşımında bulunan şekli. Bu tür kolesterol, ateroskleroz gelişmesinde büyük bir role sahiptir. LDL kolesterol düzeylerinin 130 mg/dl?den yüksek olması, kalp hastalığı riskini artırır.

Lipid

Yağ. Vücutta çeşitli lipidler vardır. Bunlardan kolesterol gibi bazıları önemli işlevler görür. Diğer yağlar ise enerji fazlasının, daha sonra kullanılmak üzere saklanması amacıyla vardır.

mg/dl

Miligram/100 mililitre. 100 mililitre sıvıda bulunan bir maddenin miligram olarak miktarı. Kan şekeri ve vücuttaki diğer bazı kimyasal maddeler, bununla ölçülür. Miligram, metrik ölçü sisteminde gramın binde birine eşit olan, küçük bir ağırlık ölçüsü; di (desilitre) ise, litrenin onda birine eşit bir sıvı ölçüsüdür.

Nefropati

Böbrekteki nefronların, yani kanı süzen birimlerin hasar görmesi. Diyabetin uzun dönemde ortaya çıkabilen komplikasyonlarjndan biridir. Böbreklerin kanı süzme yeteneğini kaybetmesine neden olur. Bu durumda, vücutta kalması gereken bazı maddeler idrara çıkarılır; vücuttan atılması gereken bazı maddeler ise vücutta kalır.

Nöropati

Sinir dokusunun hasarı. Diyabetin uzun dönemde ortaya çıkabilen komplikasyonlarından biridir. Vücudun birçok bölümünde gelişebilir. Çok zaman ayaklarda veya bacaklarda ağrı, uyuşma ya da karıncalanma yapar. Çift-görme, ishal ve cinsel bozukluklar nöropatinin diğer sonuçlarındandır.

Oral Hipoglisemik İlaç

Tip II diyabet hastalarının kan şekerini düşürmek amacıyla ağızdan aldıkları ilaç. Genelde diyabet hapı olarak bilinir. Bu haplar vücudun kendi insülininin hem miktarını, hem de etkinliğini arttırarak faydalı olur.

Orgazm

Cinsel doyuma ulaşmak. Diyabetik nöropati, bunu olumsuz yönde etkileyebilir. Bu olumsuzluk, çeşitli ilaçlarla ve kan şekeri düşürülerek tedavi edilebilir.

Önceden-kanstırılmıs İnsülin

Kısa- ve ara-etkili insülinleri belirli oranlarda karıştırılmış olarak içeren insülin. 70/30 insülin. %70 NPH ve %30 Regüler insülin içerir.

Pankreas

Midenin aşağı bölümünün arka kısmında yer alan bir organ. Besinlerdeki besleyici maddelerin kana karışacak duruma getirilmesinde kullanılan sindirim enzimleriyle, insülin ve glukagon gibi yaşamsal önemi olan kimyasal maddeler, bu organın özel hücrelerinde yapılır.

Protein

İnsan sağlığı için gereken bir besin türü. Vücudun gelişmesinde ve onarılmasında kullanılırlar. Ayrıca bunlardan enerji de elde edilebilir. Protein, birçok besin maddesinde ve bu arada ette, balıkta, kümes hayvanlarında, sütte, yumurtada ve kuru fasulyede mevcuttur.

Rekombinan DNA Teknolojisi

Biyosentetik insan insülininin yapılmasında da kullanılan yüksek bir teknoloji. DNA, her tip hücrenin yapısını ve gelişmesini kontrol eden özel kalıtsal bilgileri taşıyan moleküldür. Biyosentetik insan insülini, DNA moleküllerinin yönetiminde olmak üzere özel, canlı hücreler tarafından imal edilir. Bu DNA molekülü, insan vücudunda yapılanın aynı insülini yapısal olarak meydana getirmek üzere gerekli proteinleri yapacak olan genler kullanılarak programlanmıştır.

Reseptör

Hücrelerin üzerinde yer alan ve yalnızca spesifik maddeyi tanıyarak bu maddenin kendisine bağlanıp hücreye girmesine olanak veren molekül grubuna reseptör denir.

Retinopati

Gözün arka kısmındaki ağ tabakanın hasar görmesi. Diyabetin uzun dönemde ortaya çıkabilen komplikasyonlarından biridir. Retinada (ağ tabaka) yüksek kan şekerinin ve yüksek tansiyonun etkisiyle hasara uğrayan birçok küçük damar vardır. Retinopati. en erken dönemlerinde hiçbir semptom vermez. Tedavi edilmezse, tam körlükle sonuçlanabilir. Tam bir göz muayenesi, retinopatinin erkenden teşhis edilmesini sağlar.

Semptom

Hastalık belirtisi.

Tip I Diyabet

Hasta vücudunun hiç insülin yapamadığı diyabet tipi. Tip I diyabet hastaları, yaşayabilmek için her gün insülin enjeksiyonları yapmak zorundadır. Bu nedenle hastalık, ?insülin gerektiren diyabet? olarak da adlandırılır. Yaşlı kimselerde de görülebilmesine karşılık daha çok gençlerde başlar. Gençlerde yaygın olması nedeniyle bir zamanlar jüvenil diyabet olarak da adlandırılırdı.

Tip II Diyabet

Vücudun yaptığı insülinin gereken şekilde kullanılamadığı diyabet tipi. Çoğu hastalar, Tip II diyabet geliştiği sıralarda aşırı kiloludur. Fazla yağ. vücudun kendi insülinini kullanma yeteneğini olumsuz yönde etkiler. Tip II diyabet en çok orta ve ileri yaştaki erişkinlerde görüldüğünden, bir zamanlar erişkin yaşta başlayan diabet olarak da adlandırılırdı.

Trigliseridler

Vücutta bulunan bir çeşit yağ. Fazla kaloriler, daha sonra kullanılmak üzere trigliserid şeklinde depolanır. Trigliseridler ayrıca kan dolaşımında da mevcuttur. Kandaki trigliserid düzeylerinin yüksekliğine, kalp hastalığı riskinde artış eşlik eder. Kan şekeri yükseldiğinde, trigliserid düzeylerinin de yüksek olma eğilimi söz konusudur.

Şeker Hastalarına Öğütler

Pazar, 04 Kasım 2007

A)    Şeker hastalığı nedir?

Şeker hastalığının tedavisini kavramak isteyenler, bu hastalı­ğın ne olduğunu bilmelidirler. Bu hastalık, ırsî istidada dayanır ve bir iç ifraz bezinde bozukluktan ve o bezi idare eden sinirlerin te-şevvüseuğramasmdan ileri gelir. Şeker hastalığının bütün şekillerin­de ağırlık merkezi, pankreas bezi işleyişinin bozulmasıdır.

Bezler, çeşitli vazifeler gören bir takım maddeleri meydana getirirler. Bunların iki çeşidi vardır.

1)    Meydana getirdikleri maddeyi, bir özel kanalla uzvun dışına akıtan bezler. Bunlara (dış ifraz bezleri) denir. Meselâ tükrük bez­leri, tükrüğü ağız boşluğuna dökerler. Mide bezleri, mide usaresini meydana getirerek mide boşluğuna dökerler. Böylece meydana ge­len maddeler, mayalardır. Bu sayede gıda maddeleri yapı taşlarına parçalanırlar, kana karışacak hale gelirler. Şeker hastalığında ha­zım umumî suretle bozulmuş değüdir.2)    Hasıl ettikleri maddeyi özel bir kanalla uzvun dışına akıt­madan derhal kana veren bezler: bunlara «iç ifraz» veya «hormon» bezleri denir. Boyundaki katkan bezi böbrek üstü bezi, hipofiz, te­nasül bezleri gibi. Bu hormonlar vücutta önemli vazifeler görürler.

Pankreas, özel ve karışık yapılı bir guddedir. Bir taraftan ma­yalar meydana getirerek barsağa döker, bir yandan da bir hor­mon yaparak kana verir. Bu hormona «insülin» derler. «İnsülin», adada meydana gelen demektir. Bu adı almasının sebebi, pankreasın Jüagerhans tarafından keşfedildiği için onun adiyle anılan adacık­larında hasıl olmasındandır.

Şeker hastalığı, pankreasın yeter derecede inüsülin yapamama­sından ileri gelir.

înüsülinin vazifesi gıda ile alınan şeker ve karbonhidratlı mad­deleri (un, hamur işleri, ekmek, patates, süt) gereği gibi değerlen­dirmek vücutta yanıp kalori meydana getirmelerini sağlamaktır. Bu yapılmazsa maddelerin yanması bozulmuş demektir. Böylece şe­ker hastalığı meydana gelir.

Son senelerde anlaşılmıştır ki, insülin teşekkülünün bozulma­sında öteki hormon bezleri ve sinir cümlesi bozukluklarının da ro­lü vardır. Hormon bezleriyle nebatî sinir cümlesi (Bunlar kalb, mi­de, karaciğer gibi uzuvlar cümlesini birbiriyle ayarlı işleten iki bü­yük sinir ve onların dallarından ibarettir. Bu sinirlerin adı vagus ve sempatikustur.) bir bütün teşkil eder irademize tâbi olmadan iş­leyen uzuvları idare eden sinirlerdir. Nebatî Hipofiz bezi bütün öte­ki bezlere hâkimdir. Onun için buna bezlerin başı denebilir. Nebatî sinir cümlesinin merkezi arabeyindedir. Bunların ikisi de «Türk eğe­ri» denilen yerde beyinin kaidesinde ve çok mahfuz bir durumda­dır. Bu arabeyinden bütün iç uzuvlara sempatik ve vagus yolu ile nebatî sinirler gider. Hipofizin ön bölümünde meydana gelen hor­monlar başka bezlere hızlandırıcı veya yavaşlatıcı tesirler yaparlar. Böbrek üstü bezinin kabuk tabakası bu tesirlere aracılık eder. Sağ­lam bir vücutta bütün bu hormon uzuvları arasında tam birahenk ve iş birliği vardır. Şeker hastalığı, işte bu tanzim sisteminde her hangi bir bozukluk baş gösterdiği zaman görülür ki, buna istidat irsidir. Bu uzuvlardan biri senelerce iyi işledikten sonra günün bi­rinde bozuk işlemeye başlar. Böylece meselâ tenasül bezleri veya böbreküstü bezinin az çalışmalarda şişmanlama, kalkan bez faa­liyetinin bozulmasında meydana gelir. Bütün bu hastalıklar, Hormon bezlerinin nizamlanma bozukluklarıdır. Şeker hastalığında pank-reasdan başkahormon bezleri de bozulmuştur. Bu yüzden şeker iyi yanmadığı gibi vücutta başka bozukluklar da başgösterir. Bu bez­lerin hastalıklarında dış tesirler de rol oynayabilir. Meselâ şeker hastalığında besleniş kusurları mühim rol oynar. En başta, fazla yağlı yemek gelir.

Ruhi sebepler de mühimdir. Her iki âmil daha ziyade medeni memleketlerde rol oynayacağından bu hastalıklara «medeniyet has­talıkları» da diyenler vardır.

Şeker ve nişasta hayat motorunun benzini gibilir. Bu madde­ler adalelerimizde yanarak onların hareketine ve böylece iş görme­mize imkân verir. Bu yanmada şeker tamamen yanarak asit karbo­nik ve su haline çevrilir. Asit karbonik nefese havasiyle su da id­rarla dışarı atılır. Böylece vücutta zararlı olabilecek bir artık kal­maz.

Şekerin böyle tam yanabümesi işin kanda yeter derecede instt-lîn bulunması lâzımdır. Şeker hastalarında kâfi insülin bulunmadığı için şeker tam olarak yanmaz. Böylece vücutta toplanır. Vücutta şekerin haddinden fazla çoğalışı kandaki miktarın artmasıyle tes-bit edilir.

Kanda daima bir miktar şeker bulunur ki, buna «kan şekeri» de­nir Bunun miktarı, sağlam insanda aç karnına hiç bir zaman yüz gramkanda 120 - 130 miligramı geçmez. Yani bir litre kanda 1,2 -1,3 gr. kadar şeker bulunur.

Sağlam insan şekerli gıda yediğinden kan şekeri 0,18 i bula­bilir fakat bunu geçmez. Ve iki saat sonra tekrar normal seviyesine düşer. Çünkü kana insülin gelir ve bu da şekerin yanmasını temin eder.

Şeker hastasında durum başka türlüdür. Bunlarda pankreas- ye­ter derecede insülin vermez. Bu hastalarda aç karnına kandaki miktarı yüzde 0,15 - 0,30 dur. Bazan daha da fazladır. Gıda aldık­larında bu miktar daha da artar. Ve iki saat sonra tabiî haddine düşmez. Çünkü kâfi insülin yoktur. Bu yüzden şeker yanamaz. Tam zamanında tedavi başlamazsa vücut şekerle öyle dolar ki, bir nevi, şekerle zehirlenme hali başgösterir.

Şeker hastalığının en emin alâmeti kanda şeker miktarının art­masıdır. İdrarda şeker aranması ve bulunması o kadar emin bir delil değildir. İnsanlar vardır ki, senelerce, idrarlarında yüzde be­şe kadar şeker çıkarabilirler. Fakat yine de şeker hastası değildir­ler. Çünkü kanlarındaki şeker normaldir, öte yandan idrarlariyle hiç şeker çıkarmadıkları veya pek az çıkardıkları halde şeker has­tası olan insanlar da vardır. Bu hal şeker hastalığının ne kadar ka­rışık bir hastalık olduğunu ve bazan tecrübeli hekimleri bile şa­şırttığını izah eder.

İdrarla şeker çıkarılmasının sebebi, dolan bir kabın taşması gibi kanda fazlalaşan şekerin böbreklerden taşmasıdır. Kanda şeker nis-beti yüzde 0,18 gr. geçerse böbrek artık bu miktar şekeri tutamaz. İdrara geçirir. Sağlam insan şeker yese bile kan şekeri nisbeti hiç bir zaman yüzde 0,18 i geçmediğinden idrarında şeker bulunmaz.

Şu var ki kanda şeker miktarı normal olduğu halde böbrekleri idrara şeker geçiren insanlar da vardır. Bu gibileri daima idrarla şe­ker çıkardıkları halde kandaki şekerleri normal olduğundan şeker hastası sayılamazlar. Öte yandan bilhassa yaşlı şeker hastalarında

kanda şeker yüzde 0,30 a yükseldiği halde bile, idrara şeker geçme­mesi vâkidir. Bu gibi adamlar idrarla şeker çıkarmadıkları halde ağır şekilde hasta olabilirler. Bundan anlaşılır ki, şeker hastalığının iyi kavranabilmesi için mutlaka kanda şekerin    aranması şarttır.

Fakat bir şeker hastasında daima kan şekeri aranması şart demek değildir. Umumî olarak idrarla çıkarılan şekere göre hesap yapmak kabildir. Çünkü her şeker hastasının böbreğinin şeker süzme dere­cesi az çok sabittir.

İnsülin şekerin tanı bir şekilde yanmasını sağlar. Fakat bir va­zifesi daha vardır. Meselâ uykuda şeker yanmasına fazla ihtiyaç ol­madığı zaman şeker depo edilecek ve çalışma zamanında gıda alın­masa da depodaki bu şeker kullanılacaktır. Bu yedek şeker karaci­ğerde, adalelerde depo edilir. Depo edilen bu şeker glikojen ha­lindedir, işte glikojenin teşekkül edebilmesi için de kçfi insüline ih­tiyaç vardır, tnsülin kıtlığında yani ağır şeker hastasında veya in­sanın uzun zaman pek az şeker ve nişasta yediğinde vücut, yedek şeker meydana getiremez.

Bunun amelî ehemmiyeti büyüktür. İnsülin kıtlığı dolayısiyle şekerlerin yanması ve yedek şeker teşekkülü bozulursa, gıda ile alınan yağlar da iyi değerlendirilemez. Yağlar da yanıp kalori veren maddelerdir. Sağlam vücutta bunlar da tam yanarak asit karbonik ve su meydana getirirler. Şeker yanması ve glikojen teşekkülü duraklarsa yağlar da tam yanamaz olur. Onların yarım yamalak yanmasından meydana gelen ara mddeleri vücutta yığılır ve zehir tesiri yapar. Bu maddeler, aseton, aset (sirke) asidi ve beta oksi-bütrik asididir. Bunların vücutta hasıl olmalarını behemehal önle­melidir. Bunun da çaresi vardır. Fakat bu tedbirler vakti zama-niyle alınmazsa ağır bir zehirlenme tablosu ve koma denen bay­gınlık meydana gelir ve ölüme sebep olabilir.

Aseton sağlam insanın idrarında da nadiren, bilhassa çok az şeker ve nişasta yiyenlerde görülebilir. Meselâ günlerce aç kalan sadece yağla beslenenlerde baş gösterebilir. Gebelerde ve süt ço­cuklarında bir kaç saat açlık, bazan aseton teşekkülüne sebep ola­bilir.

A ? Şeker hastaları ne yemeli.

Şeker hastalığı tedavisinin esası, doğru beslenmedir. Bu olma­dıkça, bütün başka tedbirler faydasızdır. Her şeker hastasında ev

velâ beslenme ve perhiz ilk iş olarak tanzim edilmelidir. Yani şeker hastası bir gıda rejimine ayarlanmalıdır. Tayin edilen rejim de­vamlı olarak tatbik edilmelidir.

însülinin keşfinden önce şöyle düşünülüyordu. Şeker hastası ma­demki şeker yakamıyor, ona hiç şeker ve karbonhidrat vermemeli Hasta bu düşünce ile uzunca bir zaman aç bırakılır ve sonra şeker yerine büyük miktarda yağ: ve albüminli gıda (et, balık, yumurta, peynir), cüzi miktarda sebze ve pek az ekmek verilirdi.

Fakat insülin keşfolunalı beri artık bu türlü harekete lüzum yoktur. Çünkü hastayı dermandan düşürür. Ve çalışma kabiliye­tini azaltır. Çünkü şeker hastasına hiç şeker verilmezse, yedek şeker yani glikojen meydana getiremez. Bu yüzden aseton teşekkül edebilir. Bol yağın başka zararları da vardır. Kan damarlarında ki-relçlenmeyi kolaylaştırır. Eskiden şeker hastalarında damar sert­liği ve genç yaşta ölüm diğer insanlara nisbetle dört misli fazla idi.

Şeker hastalarına kçfi nişasta ve kıt yağlı bir rejim lavsiye et­melidir. Maalesef bu hayırlı usul henüz umumî olarak tatbik edil­memektedir. Bizim telâkkimizin isabetini, geçirdiğimiz, harb ve kıt­lık yılları isbat etmiştir. Gıda kıtlaşmca şeker hastalığı ehemmiyetli derecede azalmış ve hafif seyretmeye başlamıştır. Çünkü hastalar bu kıtlık yıllarında yağ ve albüminli gıda bulamadıklarından ek­mek ve patates gibi nişastan gıda almaya mecbur olmuşlardır. Bu gösterir ki, vücuda az yağ girince insan daha fazla şeker yakıp değerlendirebiliyor. Harb bitip iktisadi durum biraz düzelince fazla yağ yenmeye başlanmış bu suretle hastaların miktarı arttığı gibi hastalık da ağır seyretmeye başlamıştır.

Bu söylediklerimizden anlaşılır ki, şeker hastalığında tedavinin esası, kâfi derecede karbonhidratlı gıda vermektir. Yağı azaltmak suretiyle nişastanın miktarını önemli derecede arttırmak kabildir. Unutmamalıdır ki, her hasta için tecavüz edilmesi caiz olmayan bir sınır vardır. însülin yardımı ile hastanın yakabileceği şeker mikta­rının sonsuz arttırmak kabil değildir.

Şeker hastalığının tedavisinde karbonhidratlı gıdalar başka bir bakımdan da önemlidir. Çünkü bunların içinde vitaminler vardır ki, şekerin yanmasında ve yeniden teşekkülünde mühim rol oynar. In-sülinşekerin yanmasını ancak Bl vitamini hazır bulunmak şartiyle sağlayabilir. Bu vitamin esmer ekmekde ve mayalarda bulunur. Bundan başka glikojen yapısı için başka vitaminler de    lâzımdır.

(Laktoftavin, nikotin asit amid). Meyvelerde ve patatesde bulunan C vitamini de şekerin yanmasına yardım eder. Veludiyet vitamini olan E vitamini de bu nizamlanmalarda rol oynar. Bu vitaminlerin gıdada eksikliği insülinin tesirini zayıflatır.

Şeker hastalarına saf şekerler verilmemeli, ve gıdanın umumî miktarı sağlam insanlara nisbetle yüzde 20 - 40 nisbetinde eksik ol­malıdır. Çok zayıflamış veya ağır işlerde çalışan şeker hastalarına verilecek miktar bundan biraz fazla olur.

Teferruata girmezden önce aşağıdaki cetvelde bazı umumî esas­ları hülâsa edelim:        ı

1)    Rejim : Verilen talimata göre tatbik edilme­lidir.2)    Her öğünü terazi ile tartm£(k lâzım değil­dir? Yalnız zaman zaman yağ ve nişasta mik­tarlarını  kontrol  etmelidir.3)    Gıda basit olmalıdır. Kabil olduğu kadar tabiî gıda yenmelidir. «Diabetli gıdası» adı al­tındaki   pahalı   maddelerden   vazgeçilebilir.4)    Her halde aşırı gıdadan sakınmalıdır. Şiş­manlarda   şeker  hastalığı  daha   fazla  olur.5)    Kâfi  derecede   bedenî   çalışma   lâzımdır.

Bazı şeker hastalarına seçebilecekleri bir çok rejim planları verirler. Biz bunu lüzumsuz sayarız. Bunun yerine gıdaları grup­larına göre sınıflandırırız.

Hastaları kalori hesaplariyle uğraştırmak da lüzumsuzdur.

Standart olabilecek bir rejimin ana prensibi, günün övünlerine taksim edilerek kâfi nişastalı gıda vermek ve yağı asgarî haddi­ne indirmektir. Albüminli gıdalar orta miktarlarda verilir. Son tecrübelere göre verilebilecek nişastalı gıda miktarı biraz da art­tırılmış yani 150 - 200 gram yerine 250 grama çıkarılmıştır. İca-bederse yağ miktarı daha da azaltılır.

1 ? Yağlar : Günde azamî 70 - 80 gram vermekteyiz. Yaı-nız ağır işlerde çalışanlara biraz daha fazla verilir. Fakat o za­man nişastalıların miktarım da arttırmalıdır. Şişman şeker hasta­larına 40 gram yağ verilir. Fakat bundan daha az vermemelidir ki zaten yemeğin pişirilmesi bakımından da imkânsızdır. Yemek boşaldıktan sonra tencerede kalan yağı da hesaba katmalıdır. Ve­rilecek yağın yansı tereyağ veya margarin, yarısı da zeytinyağı olabilir.

2 ? Protein : Hayvani ve nebatî çeşitleri vardır. Nebatî pro­tein kısmen nişastan gıdalarda mevcuttur, (ekmek, patates, bakli­yat). Hayvan! protein olarak günde 250 - 300 gram az yağlı et (Çiğ ağırlık). Veya bunun birbuçuk ilâ iki misli balık eti verilir. Et ve balığın yağlısı verilmemelidir. Lokantalarda ızgara yeme­lidir. Çünkü bunlara yağ katılmaz. Karaciğer ve kan sucuğu fazla yenmemelidir. Et yerine yağsız peynirler tavsiyeye şayandır. Yu­murta yaşlı şeker hastalarına iyi gelmez. Damar sertleşmesini ko­laylaştırır.

3 ? Karbonhidratlar : Bizim hazırladığımız standart perhizde günde 250 gram nişasta vardır. Zayıflamış şeker hastalarında bu miktar 300 - 350 grama kadar çıkarılabilir. Şişmanlarda daha az verilmeli fakat 200 gramın altına düşmemelidir.

Katî olarak menedilecek şeyler, şeker her nevî tatlılar, pastalar hamur işleri, şehriye ve makarna, ve baldır. Çünkü bu maddeler kolay hazım oldukları işin sür?atle kana karışırlar. O zaman kan­da anî olarak şeker artar ki, buna mani olmak lâzımdır. Sebze­lerde meyvelerde az mahzurludur. Çünkü yavaş olarak kana geçer.

Şeker yerine kaim olmak üzere sakkarin, sukrinet, dulsin (re­çetesi: dulcin 1, sipirtus ad, 20 tatlılaştırmak üzere damla damla kullanılır ve sinon verilir.) Bu son iki maddenin faydası, pişirme ve kaynatmada kullanılabilmesidir. Bütün bu tatlandırıcı maddeleri bol kullanmamalıdır.

Şeker hastasının ağzını tatlıya alıştırmamalıdır. Kahve ve çay tathlaştırılmadan içilmelidir. Bazı müstesna vesilelerle nişastası kıt cevizli,   bademli  pastalar  ve  yulaf  peltesi  verilebilir.

Standart rejimimizde biz 250 gram nişasta vermekteyiz. Pratik­te beslenme bakımından nişastaları dört gruba ayırıyoruz: Sebze -meyve, ekmek unlular, patates. Bunlardan başka nişasta bâzı di ğer gıda maddellerinde,  sütte ve  keyf maddelerinde de bulunur. Sebze:

Nişasta  miktarının  rejimde  hesaplanmasına  lü­zum   yoktur.   Ortalama   olarak   günde   iki   defa 500   -   750   gram   verilir. I Ispanak,   kuşkonmaz,   lahana,   mantarlar,   engi­nar, salatalık, domates, kuzukulağı, kabak, ba­yır turpu, kırmızı turb, ravent. Az sirke, tereyağ veya limonlu taze salata.

ilk  pişme  suyu  dökülmeli;   taze  bezelye,   taze fasulye,   şalgam,   havuç,   pancar,   lahana,   kere­viz,  soğan. 1 ? Sebze  : Bunların bir kısmı çiğ bir şekilde salata halinde verilerek şeker hastasının  daha fazla muhtaç  olduğu vitaminler ve madenî maddeler muhafaza edilmiş olur. Aynı sebepten dolayı sebzeler bazı müstesnalarla uzun zaman pişirilmeli, hafif ateşte pi­şirilmelidir. Sebzenin konesrve, kurtulmuş ve dondurulmuş şekilleri de yenebilir. Şeker hastalarının çoğu için bakliyat yasaktır. 3 nu­maralı cetvelde en mühim sebzeler kaydedilmiştir. Bazı tahditlerle bu  sebzeler,  istenildiği  kadar yenebilir.   Yer  altında  yetişen  bazı sebzelerle bol nişastalı sebzelerden gayrisi pişirilirken ilk pişirme suyu dökülmelidir. Çünkü bu suda bir kısım nişastalar erimiş bu­lunuyor. Ortalama olarak günde iki defa, bu sebzelerden 500 - 750 gram verilebilir.

Dördüncü cetvel standart diyette hesap edilmesi lâzım gelen ni­şasta  miktarı hakkında bir fikir  verir.

Standart diyette şeker hastasına günde 250 gram karbonhidrat verilecektir ki, tekabül ettiği kıymetler şunlardır : 300 gram esmer ekmek (altı dilim ekmek, 250 gram patates yumurta büyüklüğünde dört elma). Bu ni­şasta çeşitleri, kitabımızdaki mübadele cet­veline göre çeşitlendirilebilir. 2 ? Meyve   :

Şeker  hastasma  50  gram  nişastaya     tekabül edecek meyve verilir,  meyve ham ve fazla ol­gun  olmamak.   Kurutulmuş  meyve,   incir,   hur­ma, tatlı kiraz, muz ve üzüm yasaktır. Limon, kabak,    rabardar    sapı    meyveden     sayılmaz. Ceviz ve  fındık yağ  ihtiva  ettiğinden  az  yen­melidir. Meyveyi tartmaya lüzum yoktur. Yalnız zaman zaman bir iki numune almalıdır. Meyve daha zi­yade çiğ yenmelidir. Meyvenin şeker hastalarına tesiri    farklıdır. Meselâ bazı hastalarda çilek idrarda şeker çıkmasına sebep olur. Halbuki bazılarına bir şey yapmaz. Hastanın muayyen meyvelere karşı aşırı hassasiyetleri araştırılmalı ve bu çeşit meyve verilme­melidir. Meyvenin bol mevsiminde günün muhtelif öğünlerinde çe­şitli meyveler vermelidir. Meselâ güzün yalnız armut vermekle ye­tinmemeli armuttan başka elma, erik ve sair meyveler verilmeli

dir. Komposto için fazla olgun olmayan meyveler kullanılmalıdır. Jelatin, yumurta sarısı, yumurta köpüğü ile ve şeker yerine kaim olacak Sionon ve dulcin ile tatlılar yapmalıdır. Bu maksatla limon, moka yağsız peynir ilâve edilebilir. Şeker ve nişasta ile karıştırma­mak şartile az miktarda marmelat verilebilir. Meyve sularına kar­şı ihtiyatlı olmalıdır. Çünkü çok defa şeker karıştırılır.

3  ? Ekmek ve unlular : Esmer ekmeği tercih etmelidir. Çünkü

bol miktarda vitamin, bilhassa Bl vitamini ihtiva eder. Graham ek­

meği ve pahalı olan hususî ekmekler tam esmer ekmek yerine kaim

olmazlar. Onun için bunlardan vaz geçilebilir. Midesi zaif insanlara

daha az miktarlarda olmak ÅŸartiyle beyaz ekmek verilir (Cetvel

5)

Ekmeği de her zaman tartmaya lüzum yoktur. Yalnız ara sıra bir numune alarak bir dilim ekmeğin ağırlığı tartılabilir. Ekmek yerine çeşitli unsurlar ve pirinç uygun miktarlarda olmak şartiyle ikame edilebilir.   (Cetvel 5.)

4   ? Patates en mühim C vitamini kaynağıdır ve ucuzdur.5   ? Süt: 250 gram sütte 12 gram nişasta vardır. Günde 100 santimetre kübden az olmak şartiyle günün muhtelif saatlerine da­ğıtarak kahve veya çayla başka yemeklerde kullanılabilir. Kayma­ğın ihtiva ettiği yağ hesaba katılmalıdır. Şeker karıştırılmadan yapılmış kondanse süt yenebilir. Peynirin ihtiva ettiği nişasta kale alınmayabilir. Bol miktarda yağsız peynir tavsiyeye şayandır.6   ? Baharat ve keyif maddeleri, sirke, hardal ve Maggi baha­ratı aleyhine söylenecek bir şey yoktur. Tuz mutat miktarlarda alı­nabilir. Genç şeker hastalarını tuzsuz rejimle beslememelidir.

Maden sularının şeker hastalığına iyi tesir ettiği iddia edil­mektedir. Bir tesirleri olsa bile mübalâğa edilmektedir. Bizim te­lâkkimize göre maden suyu hiç  kullanılmasa da olur.

Kahve, çay ve bunlar yerine kaim olan maddeler ve kakaoya izin vardır. «Diyabet çikolatası» denen şeyden vaz geçilmelidir. Va­kıa bunların nişasta miktarı mutat çikolatadan biraz azsa da lez­zetli olduklarından fazla kaçırılır. Ve hakikî çikolata yemeğe iştah uyandırır. Kokakola yasaktır. Bira, şeker ilâve edilmiş alkollar yasaktır. Çünkü bunlar vücuttaki yanmaları bozarlar. Saf ren-Mo-sel-Bordo şarapları (çeyrek - yarım) litreyi geçmemeli içilebilir. Burgunt şarabı ve şampanya yasaktır. Az miktarda konyak ve ru-tna cevaz vardır. Fazlası vücutta yanmaları tehlikeli şekilde bo­zabilir.

Cetvel  : 5

Birbirinin yerini tutabilecek gıdalar   :

25 gram nişasta şu gıdalarda bulunur  :

50 gram esmer ekmek veya graham, knekker,

Pumpe,   nikel   ekmekleri.

40 gram beyaz ekmek.

30 gram buÄŸday ve arpa unu, mayzena, yulaf

pirinç,  sago  pirinç  unu.

50 gram bakliyat   (fasulye, mercimek, bezelye)

125   gram  patates   (yumurta   büyüklüğünde   iki

adet)

250 gram  elma,  armut,  kiraz,  şeftali.

400  gram  portakal,   mandalina,   erik,   dağçileği

500 gram çilek,  kaysı,

600 gram  haydelber,  ağaç  çileği

1000 gram yeşil dağ çileği

Muz  ve  üzüm yasak

Yarım litre saf,  (şeker katılmamış) meyve usa­resi,

Yarım litre tam veya yağsız süt

2/3  litre ayran

0,5 litre tabiî şarap

Bira yasak. Bu cetvelde nişasta ihtiva eden en mühim gıda maddeleri der-cedilmiştir. Her hasta bu cetvele göre değişik gıda seçebilir.

Mühim kaide olarak şunu söylemeliyiz: Hastaya nişastalı gıda günün muhtelif öğünlerine dağıtılarak verilmelidir ki, vücutta mik­tarları az çok sabit kalsın. Bu maksatla esas öğünler arasında kü­çük tali öğünler koymalı ve bu küçük öğünlerde meyve yenmelidir. «Vaktim yok» diyen şeker hastalarına da bu usulü tatbik ettirmeli­yiz. Aksi takdirde aseton teşekkül edebilir. 6 ncı cetvel, standart diyetin muhtelif öğünlerde taksimini gösterir.

20 gram beyaz ekmeğe tekabül eden (12 gram nişasta) gıdalar

Unlar                                               Bisküviler

 

Beyaz

 

17 gr.Muz unu

16 gr.

Yulaf bulguru                       19 gr. Yulaf  bisküvisi                             20 gr.

Yulaf unu                            18 gr.Alevron bisküvisi                           12 gr.

Yulaf peltesi                        21 gr. Badem ekmeği                               13 gr.

Makarna                              16 gr.

Sebze                                             Taze  Meyve

 

Taze bezelye

115 gr.Elma

100-150 gr.

Şeker hastaları için standart diyet şema­sı  :

(250 gram niÅŸasta, 70 gram yaÄŸ, 80 gram protein bu 2.000 kalori eder).

Sabah: 150 gram esmer ekmek - 20 gram tereyağ yahut margarin, 70 gram hafif sucuk veya peynir - kahve veya çay - az süt.

Kuşluk : 250 gram elma veya diğer mey­ve.

öğle yemeği: et suyu - 100 gram yağsız et veya 200 gram yağsız balık - 20 gram yağ sebze, salata, 125 gram patates, 125 gram el­ma veya  başka  meyve.

ikindi : 50 gram esmer ekmek - 10 gram tereyağ veya margarin - kahve veya çay -az süt.

Akşam yemeği : 70 gram yağsız sucuk veya balık veya peynir - sebze - 10 gram yağ - salata - 125 gram patates - 100 gram esmer ekmek - 10 gram tereyağ veya margarin.

Gece : 125 gram elma veya başka mey­ve veya 250 gram meyve usaresi.

Muayyen ihtilâtlarda tatbik edilmesi lâzım gelen hususî perhiz­lerden burada bahsetmeyeceğiz. Yalnız yulaf veya yulaf meyve perhizinden bahsedelim. Eski üstadımız Von Noorden müşahade et­miştir ki bilhassa aseton çıkaran şeker hastalarına yalnız nişas-talı gıda vermek esaslı bir iyilik getirmektedir. Bu rejimde yağ ve protein verilmez. Bu sayede aseton cisimleri kolayca yanar. Ve bu cisimler kaybolunca insülin tam bir surette tesir edebilir. Onun için umumî vaziyeti bozulan ve barsağmdan rahatsız olan has­talarda zaman zaman yulaf veya yulaf - meyve günleri araya koymak doğrudur. 7 inci cetvelde bir yulaf günü ve bir gün­leri bir araya koymak doğrudur. 7 inci cetvele de bir yulaf günü ve bir yulaf - meyve günü numunesi verilmiştir. Yulaf yerine diğer nişastalı gıdalar;  pirinç, bulgur,  sagon,  patates konabilir.

Yulaf günü  :

150 - 200 gram yulaf çorbası 5-6 öğünde verilir. Az tuz konur. Çorba, pelte veya büs-küvi şeklinde verilebilir. İlâveten kahve, çay, ytl-ğı alınmış buyyon verilebilir. Bundan başka az sirke ve zeytin yağlı salata ve bir bardak kır­mızı şarap verilebilir.

Yulaf - Meyve günü  :

Sabah, öğle akşam yulaf çorbası ve ilâveten arzu edildiği kadar meyve.

Çiğ ve nebatî rejim muvakkaten ve hekim nezareti altında fay­dalı olabilir. Fakat bizim iklimimizde devamlı olarak ne sağlam insana ne de şeker hastasına elverişli değildir.

îleri derecede iştahsızlık, ateş ve ishal hallerinde ve diğer ihti­lâtlarda aseton teşekkülünü önlemek için kâfi derecede nişasta ver­melidir. Bu gibi hallerde istisnai olarak iyi hesab edilmek şartiyle glikoz gibi saf karbon hidrat veya esasen memnu olan bal gibi şekerli gıdalar ve keke cevaz vardır. Yalnız şuna dikkat etmelidir ki bu maddeler süratle vücuda geçtiğinden standart diye şemasın­da gösterilen miktarların yarısı kadar alınabilir. 30 gram kek, 30 gram balda 25 gram karbon hidrat (nişasta) vardır. Bu gibi ihtilâf­lar devam ederse behemehal hekime müracaat etmelidir.

Şeker hastalarında evvelâ gıdanın tanzimi suretile başa çık maya çalışmalıdır. Fakat buna muvaffak olunamazsa yani sıkı bir rejim tatbik edildiği halde idrarla çıkarılan şeker 10 gramdan aşağıya düşmez, kandaki şeker yüzde 0,18 den aşağı düşmez veya devamlı aseton görülür, vücut, zayıflar ve çalışma kabiliyeti

azalırsa hemen insülinle tedaviye başlamalıdır. Bu tedavi bilhassa, koma halinde, ciddi, ihtilâtlarda ve genç şeker hastalarında kesin, bir zarurettir? Bir çok şeker hastalarmda insülinin devamlı veril­mesi lâzımdır. Bazılarında 4-6-8 haftalık bir Insülin tedavisinden, sonra gıda rejimi ile yetinilebilir. Başlangıçta insülin tedavisi has­taya zahmetli gelir. Fakat sonraları bu tedaviye müteşekkir olur. Çünkü bu sayede daha fazla yemek yiyebilir, daha fazla çalışa­bilir. Ihtilâtlar önlenebilir ve hasta daha fazla yaşayabilir. Bir hasta insülinsiz yüz gram nişasta ile, şöyle, yaşayabileceğine insü­lin yardımı ile 250 - 300 gram nişastan yemek yiyebilir ki bu, de­vamlı yarı açlıktan daha iyidir.

insülin 1890 da Alman bilginleri Mehring ve Minkovvski tara­fından pankreasda bir madde eksikliğinin şeker hastalığına sebep olduğu tesbit edilmesinden sonra 1922 senesinde Amerikalı Banting ve Best tarafından elde edilebilmiş sebebini bilmek pratikde önem dir.

Pankreas, evvelce söylediğimiz gibi, dış hem iç ifrazı olan bir guddedir. Bu guddenin bir baş kısmı bir orta kısmı ve bir kuyruğu, vardır. Bütün gudde boyunca ifraz kanalı geçerek bir çok dallar verir. Bezde teşekkül eden mayalar bu kanal vasıtasile 12 parmak barsağına dökülür. Bunun alt kısmında safra mecrasının açıldığı yer vardır. Bu mayalar sayesinde barsakda çeşitli gıda maddeleri hazım olarak kana karışabilecek hale gelirler.

Bundan tamamen müstakil olarak bu bezin içinde adacıklar şeklinde yapılar bulunur ki İnsülin bu adacıklarda teşekkül eder. Bunlara, kâşifin adile «Langerhans adacıklar» denir.

Son zamanlarda, pankreasda ikinci bir hormon teşekkül et­tiği anlaşılmıştır. Buna glikagon derler. Tesirli insuline zıttır. Sı-hatli insanda insülin ve glikagon ifrazı bir muvazene halinde bu­lunur. Bazı şeker hastalıklarında glikagon tesiri ağır basar. Ve-böylece insülinin tesirini zayıflatır.

Pankreasda insülin ancak gıda ile nişasta alınmak şartile te­şekkül eder.

İnsülin teşekkülü bir sinirin de tesiri altındadır, (vagus). Ye­meklerden sonra kanda şeker miktarı artınca bu sinir tahrişe uğ­rar. O da pankreası tenbih eder. Böylece insülin teşekkül eder. Sağlam insanda süratle insülin teşekkülü için ve bu sayede kanda ki fazla şeker hemen yanacağı için kan şekeri miktarı yüzde 0,18 i geçemez. Şeker hastasında ise pankreas hasta olduğu için kâfi de­recede insülin yapılamaz.  Bazan  da sinir yolu  ile  işlemediği  için.

insülin teşekkül edemez. Bu sinir sistemim sıhhatli bir yaşayış ve bazı ilâçlarla (lüminal, bellergal) teskin etmek ve böyle maddele­rin yanmasını düzeltmek kabildir.

Aynı sebepten dolayı insülin ağızdan alınamaz, zerk edilmesi lâzımdır. Çünkü ağızdan alınsa, barsağa geçince pankreasdan ge^ len mayalar yüzünden hemen tahrib edilir.

tnsülinden başka hormonlar, fermentler, vitaminler ve sinir ilâçları bazan faydalı olursa da hiç bir zaman insülinin yerini tuta­mazlar.

însülinle tedavi zamanla gelişmiştir. Bu ilâç şeker hastasının yaşamasını kolaylaştırmış ve daha fazla gıda alabilmesine imkân vermiştir. Yalnız hekimin vazifesi güçleşmiştir. Çünkü her hasta­ya uygun insülin dozunu bulmak bir san?attır.

İnsülin üç şekilde kullanılır. Alt - insülin, depo - insülin ve bunların ilcisini birden ihtiva eden muhtelit insülin. Bu ilâçların her birinin tatbik edilebileceği vak?alar vardır.

insülin ünitelerle hesaplanır. Bir ünite vücutta ortalama iki gram nişastanın yanmasına veya yedek şeker haline geçmesine yeten miktardır.

Umumî kaide olarak, ihtilatsız şeker hastalığı vak?alarında 24 saatte 80 üniteyi geçmemelidir. Hastaların çığuna 20-60 ünite kâfi gelir. Daha yüksek dozlar kullanan hastalar, gıdanın tanzimi ile daha küçük dozlara geçmeye gayret etmelidir. Yalnız ihtilâtlar da meselâ ateşli hastalıklarda ve tüberkülozda muvakkaten büyük dozlar kullanmak lâzımdır. Hasta, hekimine danışmadan insUIini bırakmamalıdır.

Şeker hastası kabil olduğu kadar ayni insülin preparatım kul­lanmalıdır. Değişiklik yapılınca bazan teşevvüşler baş gösterir.

Alt - insülin :

Bu madde insülinin berrak, asit, sulu bir eriyiğidir. Bunun mahzuru çok sür?atli tesir etmesidir. Vücuda normal bir pankrea­sın ifrazından daha büyük bir sür?atle ve miktarda karışır. Tesiri bir saat sonra başlayarak 3-4 saat sonra zail olur. Onun için 24 saat zarfında sık sık küçük dozlar zerk etmek lâzımdır. Bu ilâcın ikinci bir mahzuru, her zerkden yarım saat sonra nişastalı gıda verilmesi zaruretidir.

Şeker hastasını Alt - insüline ayarlamak için bir ünitenin 2 gram şekeri yakabildiği hesaba katılır.

Şoka mâni olmak için bir defada 24 üniteden fazla zerk etme­melidir. Sabahleyin biraz fazlaca, öğleyin orta ve akşam küçük bir doz vermek münasibdtr.


eXTReMe Tracker