‘Diyabet’ Kategorisi için Arşiv

Diabet/şeker Hastalığı 7

Pazar, 04 Kasım 2007

Diabet ve Beslenme

Diyet,

diabet tedavisinin vazgeçilmez bir parçası. Medikal tedaviye eşlik eden diyet tedavisi, Tip 2 diabetlilerde bazen tedavinin tümünü de oluşturabilmektedir.

Diyet tedavisinde en önemli görev hastaya düşer. Diyet konusunda gerektiği gibi bilgilenen bir diabetlinin diyetini çok daha başarıyla sürdürebileceğini

öngörüyoruz.

Diabet açısından diyet tedavisinin amaçlarını şöyle sıralayabiliriz:

Diabetlinin tüm hayatı boyunca uygulayabileceği ideal beslenme programını oluşturmak,

Hiperglisemi ve hipoglisemiyi önlemek

İdeal vücut ağırlığını sağlamak ve korumak,

Hastalıkla ilgili olarak uzun dönemde gelişebilecek komplikasyonları önlemek,

Tip 1 diabetlilerde çocukluk ve adolesan döneminde normal büyüme ve gelişmeyi sağlamak,

Diabetik gebe ve emziklilerde yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlamak, kısaca hastanın yaşam kalitesini artırmak ve yaşam süresini uzatmak.

Tip 1 ve Tip 2 diabetliler için diyet

Diyette iki ayrı tip diabet için farklı hedefler söz konusudur. Diyetin temel hedefi uygun vücut ağırlığını sağlamak ve sürdürmektir.

Tip 1 diabetlilerin genellikle genç , zayıf ya da ideal kilosunda olduklarını görürüz. O halde Tip 1 diabette diyetin temel hedefi ideal kilonun

sürdürülmesine yardımcı olmalıdır. Bu hastaların günlük kalori gereksinimleri tespit edilerek düzenli aralıklarla beslenmeleri sağlanmalıdır. Diyetin diabetle

ilgili önemli hedeflerinden diğer bazılar ise şöyle sıralanabilir: Çocukların büyüme ve gelişmesini sağlamak, hiper ve hipoglisemileri önlemek. İnsüline

bağımlı olmayan Tip 2 diabetlilerin % 80 - 85?inin ideal kilolarının üzerinde olduklarını görürüz. Bu gibi Tip 2 diabetliler için diyetin temel hedefi ideal

kiloya indirmektir. Diyet tedavisi ile normal kilosuna inen hastaların da kilolarını koruyabilecekleri bir kalori tespit edilerek, tedaviye devam edilir.

Diyet, diabetlinin yaşına, boyuna, kilosuna, fiziksel aktivite düzeyine, kullandığı ilaçlara, beslenme alışkanlıklarına ve fizyolojik şartlara uygun

olarak hazırlanır. Günlük kalori miktarı ve alınacak enerji, hastayı ideal vücut ağırlığına ulaştıracak biçimde ayarlanır. Bireyin bazal metabolizma hızı (BMH),

fiziksel aktivite ve besinlerin termik etkisi toplam enerji harcamasını belirler. Ancak yaş, cins, boy-ağırlık, büyüme-gelişme, enfeksiyon, fiziksel

aktivite, diyetin bileşimi gibi etmenler bazal metabolizmayı etkilediğinden değişik aktivite düzeyleri için ağırlığa göre enerji gereksiniminin hesaplanması

daha pratik bir yöntemdir.

Diabetlinin diyeti için besin öğelerinin oranlarını sıralamak gerekirse:

Günlük enerjinin % 55-60ı karbonhidratlardan sağlanmalı. Bu oranın 2/3ü kompleks karbonhidratlar olmalı.

Diyetin posa içeriği yetişkinlerde 25 - 30 gr. çocuklarda ise günlük 15 gr. olmalı. Posa içeriği yüksek olan yiyecekler kan

şekerinin daha geç ve yavaş yükselmesini sağlar.

Günlük enerjinin proteinden gelen oranı % 15-20yi geçmemelidir. Fakat diabetin komplikasyonları göz önüne alındığında

genellikle % 12-15 uygulanır. Protein miktarı yetişkinler için 0.8 gr/kg/gün, çocuklar için ise 1.5 gr/kg/güne kadar düşürülür.

Vücut ağırlığı ve kan lipidleri normal olan diabetlilerde enerjinin % 30u yağlardan oluşmalı ve kolestrol alımı 300

mg/gün olacak şekilde diyet düzenlenmelidir.

Günlük sodyum alımı 3 gr/gün veya her 1000 cal/gün için 1 gr. olarak hesaplanır. Nefropati ve hipertansiyon varsa sodyum alımı 2

gr/gün olarak kısıtlanır.

Kontrolsüz, şişman, hiperlipidemili diabetlilerde alkol alımı yasaklanır. Diabeti ayarlı olan, komplikasyon gelişmemiş

diabetikler, günlük total kalori içinde hesaplanarak, ölçülü olarak alkol alabilirler, ancak aç kalan veya öğün atlayan kişilerde alkol alımı

hipoglisemiye neden olabilir.

Diabetlilerin vitamin, mineral ihtiyacı diabetli olmayan kişilerle aynıdır.

Öğünler 5 - 6 kez olacak şekilde, hastanın yaşam şekli ve beslenme alışkanlıkları gözönüne alınarak hesaplanır.

Diyete nasıl başlayacağız?

Diabetli olduğunuzu öğrendiğinizde sizden ilk istenen

şeylerden biri yemek alışkanlıklarınızı değiştirmenizdir. Bu, sevdiğiniz her yiyecekten uzak, yasaklarla dolu, katı bir rejim anlamında değildir. Sağlıklı,

planlı ve ölçülü yemek yeme düzenidir sizden istenen.

Diabetli olsun olmasın tüm sağlıklı insanların,

Rafine şeker (çay şekeri, bal, tatlı, meşrubat

vb.) hamur işi yiyecek tüketimini kısıtlaması, Sebzeler ve kepekli ekmek gibi bol posa içeren

yiyecekleri tercih etmesi, Az az ve sık sık yemek yemesi, Doymuş yağ ve kolestrolden zengin olan et, süt,

yoğurt, peynir, yumurta gibi yiyecekleri belirli bir miktarda tüketmesi, Sigara, alkol ve aşırı tuz kullanmaması gerekir.

Diabette temel sorun pankreastan salgılanan insülin hormonunun yetersizliğidir. Uzun süre aç kalındığında kontrol kaybedilerek bir

sonraki öğünde fazla yiyecek alınır. Pankreas, bu aşırı alıma yetecek insülini sağlayamaz. Bu da kan dengesini bozar. 2.5 - 3 saat aralıklarla düzenli yemek

yemeniz bu sorunu ortadan kaldıracaktır. Bir günde yemeniz gereken yiyecekleri Tip 2 diabetli iseniz 3 ana 2 - 3 ara öğünde; Tip 1 diabetli iseniz 3 ara öğünde

almanız gerekir. Ana öğünlerde belirli bir miktar yemeye alıştığınızdan, bunların bir kısmını ara öğüne kaydırmak başlangıçta size zor gelebilir. Ancak

zamanla bu düzenin sizi hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) ve hiperglisemilerden (kan şekeri yüksekliği) koruduğunu fark edeceksiniz. Azar azar ve sık sık

beslenme, genellikle vücut ağırlığı fazla olan diabetlilerin kilo vermesi için de önemlidir.

Yemek düzeni bozulursa

Mesleğiniz ya da özel bir davet sebebiyle yemek düzeninizde

meydana gelebilecek değişiklikleri önceden alacağınız önlemlerle kontrolü sürdürebilirsiniz. Bir diabetli olarak o gün ya da gecede yiyeceklerinize çok

dikkat etmeniz gerekir. Diyelim ki yarın bir davet var. O zaman gün içinde akşam biraz daha fazla yemek tüketmek amacıyla öğün atlamamanız gerekir.

Yiyeceklerinizi yine 5 - 6 öğüne bölerek tüketmelisiniz. Bu özel günde sabah kahvaltınızı zamanında yapıp öğle yemeğinizi ve ikindi öğününüzü de yemelisiniz.

Öncelikle şeker ve şekerli yiyeceklerden, kızartmalardan uzak durmanız gerekir. İçki içmeyi düşünüyorsanız bir kadehi en az bir saatte tüketin. Bira ve şarabın

dışında bir içki seçmeye dikkat edin. Tüm yiyecek ve içecekleri bir anda değil, bir akşama ya da yemek önce ve sonrasına yayarak tüketmelisiniz.

Diyeti sürekli kılmak için öneriler

Diyet yaparken karşılaşılan en önemli problemlerden biri de

bir süre sonra diyetin hastaya monoton gelmeye başlamasıdır. Diyet uzmanlarının da asıl görevi size, sevdiğiniz yiyecekleri içeren, sizi sıkmayacak bir diyet

programı hazırlamaktır. Bu amaçla hazırlanan değişim listelerini iyice incelemeniz, diyetinizi monotonluktan çıkaracaktır. Diyet uzmanınız tarafından

size verilen diyet listesine ek olarak bir değişim listesi de verilir.

Bu listeyi iyice incelerseniz, ev dışında da yenilen yiyeceklerin değişim karşılıklarını kontrol edebilirsiniz. Yine de şu uyarıları

yapmayı gerekli görüyoruz:

Fast food yiyecekleri mümkün olduğu kadar az tüketiniz.

Yağda kızartılmış yiyecekler yerine ızgara olanları tercih ediniz.

Milföy hamuru çok yağlı olduğu için, milföyden yapılmış börekleri yemeyiniz.

Börekleri de mümkün olduğu kadar evde kendiniz yapınız.

Diabet Ve Gebelik

Pazar, 04 Kasım 2007

Diabet ve Gebelik

Diabetle

birlikte yaşamayı öğrenmiş olan, düzenli kontrol edilen ve evde sürekli kan şekeri takibi yapan bir diabetli sağlıklı bir bebek sahibi olabilir. Ancak gebe

kalmadan önce, bilmeniz ve uymanız gereken bazı önemli kurallar bulunmaktadır.

Gebelikte karşılaşabileceğiniz sorunları nasıl azaltabilirsiniz?

Kan şekerinin yüksekliği gebeliğin ilk dakikalarından itibaren anne karnındaki bebeği olumsuz yönde etkileyebilir. İyi kontrol,

özellikle organ gelişiminin gerçekleştiği ilk 3 ayda çok büyük önem taşır. Bu nedenle diabetli bir kadının gebeliği mutlaka planlı olmalıdır. Böyle bir

diabetlinin takibi; Diabet Uzmanı, diabet konusunda bilgili Kadın Doğum Hekimi veya Perinatolog, Eğitim Hemşiresi ve Diyetisyenden oluşan bir ekip tarafından

yapılmalıdır.

Gebelikten en az 6 ay önce iyi kan şekeri kontrolü sağlanmalıdır. Diabetin tipi

ve daha önce kullanılan tedavi şekli ne olursa olsun, gebelik planlanıyorsa hemen yoğun insülin tedavisine, yani günde 4 kez insülin kullanımına

geçilmelidir. Hemen bir glukometre alınmalı ve evde günde 4 kez yapılan kan şekeri ölçümleri ile kan şekeri takibine başlanmalıdır.

Gebeliğin başlangıcında ayda1, son 3 aya girince 2 haftada bir ve son ay her hafta hekimlerinizi ve diyetisyeninizi ziyaret etmelisiniz. Sizin sağlığınız

bebeğinizin sağlığı demektir.

Gebelikten önce ne gibi tetkikler yaptırılmalı?

Gebelik düşünüyorsanız en az 6 ay önce aşağıdaki muayeneleri tamamlamalısınız;

Göz dibi muayenesi

Kan basıncı ölçümü

HbA1c

İdrarda mikroalbuminüri, kan kreatinin düzeyi,

Kalp ve kan dolaşım sistemi muayenesi

Meme muayenesi ve jinekolojik muayene, smear testi

Tiroid muayenesi

Gebelikten önce gözde retinopati saptanmışsa tedavi edilmeli ve her üç ayda bir takibi yapılmalıdır. Eğer gerekirse gebelik

döneminde laser tedavisi uygulanmasında sakınca yoktur. Gebelik süresince retinopatinin seyri hızlanabilirse de doğumdan sonra yine geriler.

Nefropati de gebelikten olumsuz yönde etkilenebilir. Eğer mikroalbuminüri varsa artabilir, bacaklarda ödem gelişebilir. Ancak bütün

bulgular doğumdan sonra gebelik öncesi düzeye döner. Kan basıncının normal sınırlarda seyretmesi, nefropati açısından özellikle önem taşır.

Gebelikte insülin dozu ayarlanması ve diyetle ilgili öneriler:

Her

öğünden önce ve yatarken kan şekeri ölçümü yapmanız kontrolünüz açısından çok önemlidir. Bazen daha sık ölçüm yapmanız gerekebilir. Ancak bu sayede gebelik

döneminde değişen insülin gereksiniminizi tam olarak saptayabilirsiniz. İnsülin gereksinimi gebelikte sürekli bir artış gösterir ve bu doğaldır. Doğumdan sonra

yine eski dozlarınıza dönebilirsiniz.

Diyetinizi günde 3 ana 3 ara öğün şeklinde planlamalı, öğün atlamaktan kaçınmalısınız. Günlük 2200 - 2400 kalori almanız gereklidir.

Diyetinizin bileşimini diyetisyeninizle işbirliği içinde olarak belirlemelisiniz. Dengeli beslenmek bebeğin sağlıklı gelişimi açısından çok

önemlidir. Fazla kilo almamalı ve kilo vermemelisiniz. Ortalama 10 kg. almanız idealdir. İlk üç ayda bulantı ve kusmalarınız varsa, hipoglisemi riski artar,

insülin gereksiniminiz azalabilir. Özellikle bu dönemde sık kan şekeri takibi yapmalısınız. Kusmalar açlıkta idrara keton çıkışına neden olabilir.

Sabah yataktan kalkmadan önce kraker, kuru ekmek yemek, 2,5 - 3 saatte bir ve az miktarlarda gıda almak,kahve, baharatlı ve yağlı gıdalardan

uzak durmak, yemek aralarında su içmemek yakınmalarınızı azaltacaktır. Sakkarin içeren tatlandırıcılar plasentadan geçebilir, ancak bebek üzerine zararlı bir

etkisi olduğu gösterilmemiştir. Aspartam içerenler ise plasentadan bebeğe geçemez ve bu nedenle rahatlıkla kullanılabilir.

İdrarda keton takibi:

İnsülinin yetersiz olduğu ve bu nedenle ana enerji kaynağı olarak şekerin kullanılmadığı durumlarda vücuda gereken enerji yağlardan elde

edilir ve keton cisimleri oluşur. Asit yapısındaki bu maddeler zararlı bileşiklerdir. Kanda artan ketonlar idrarda da çıkar ve özel idrar çubukları

yardımıyla ölçülebilir. Gebelikte sabah açken ve özellikle de kusmalar varsa, idrarda az miktarda keton çıkabilir ve ancak karbonhidratlı gıda alımı ile

düzelen bu durumun, sık tekrar etmiyorsa fazla bir önemi yoktur.

Kan şekeri 200 mg/dl?nin üzerine çıkarsa, mutlaka idrarda

ketona da bakmalı ve pozitif bulursanız hemen doktorunuza danışmalısınız. Çok fazla miktarda keton yapımı ve vkanda artışı ketoasidoz olarak adlandırılır ve

ciddi bir tablodur. Hemen tedavi edilmezse bebeğinize zarar verebilen bu durumun gelişimi saatler alır ve kan şekerini iyi takip eden gebelerde kolay kolay

oluşmaz. İnsülin dozunun atlanması veya taşlı bir hastalık gibi insülin gereksinimini arttıran durumlarda dozda gerekli değişikliklerin yapılması

ketoasidoz gelişimine neden olabilir.

Ketoasidozlu bir gebede mutlaka hastane tedavisi gereklidir. Ağızda kuruma, susuzluk hissi, bulantı, kusma, sık idrara çıkma,

nefeste aseton kokusu, karın ağrısı gibi yakınmalarınız varsa, vakit geçirmeden doktorunuza haber verin.

Hipoglisemiler

Az karbonhidrat almak, insülini yapıp öğünü atlamak, egzersiz yapmak, gebelik kusmaları gibi nedenlerle hipoglisemiye girebilirsiniz.

Sık kan şekeri takibi yapmak, ketoasidoz gibi hipoglisemiyi de büyük ölçüde önleyecektir. Ancak özellikle kan şekeri iyi kontrollü olanlarda herşeye rağmen

hipoglisemi gelişebilir.

Hipoglisemi belirtilerini farkeder etmez hemen 3-4 kesme şeker veya 2 glukoz

tableti almalı, ardından da bir dilim ekmek yiyerek hipogliseminin tekrarlanmasını önlemelisiniz.

Gestasyonel Gebelik

Gestasyonel

gebeliğin kesin olarak nedeni bilinmemekle birlikte, gebelikte bebeğin beslenmesini sağlayan plasentanın salgıladığı ve bebeğin gelişimi için çok

önemli olan bazı hormonlar, insülinin etkisini engelleyerek insülin direncini yaratabilirler. Gebeliklerin tümünde bir ölçüde insülin direnci bulunmaktadır.

Gebe kadının pankreası, bu insülin direncini aşabilecek miktarda insülin salgılayamaz ise gebelik sırasında diabet ortaya çıkabilir. Gestasyonel diabet,

genellikle gebeliğin 24. haftasından sonra ortaya çıkar. Çünkü bu dönemde plesentanın salgıladığı hormonlar fazla miktarda kanda bulunmakta ve daha ileri

derecede insülin direncine neden olmaktadır. Gestasyonel diabet, gebelik sona erdikten sonra kadınların çoğunda ortadan kaybolur. Ancak gestasyonel diabet

öyküsü olan kadınlar, yaşamları boyunca diabet olma riski taşıdıklarından sürekli kontrol edilmelidir.

Bu kadınların en az % 50?si, ileriki yıllarda Tip 2 diyabetli olacaklardır.

Gestasyonel diabetli olduğunuzu nasıl anlarsınız?

Gestasyonel diabet, klinik belirtileri olmadığı için mutlaka kan testleriyle ortaya çıkarılmalıdır. Bu ve de diabetin artık çok sık

rastlanan bir hastalık olması nedeniyle, tüm kadınlar gebeliklerinin 24. haftasından sonra (genellikle önerilen 28. hafta civarı) gestasyonel diabet için

taramaya girmelidirler. Bu amaçla, gebeler aç olup olmadıklarına bakılmaksızın, günün herhangi bir saatinde 50gr. glukoz verilerek tarama testine

alınmalıdırlar. Bu tarama testinde glukoz alımından 1 saat sonra alınan plazma glukoz düzeyi 140mg?ı geçiyorsa, bu gebelere 100 gr. glukoz verilerek yükleme

testi yapılır. Bu tanı amacıyla yapılan glukoz tolerans testi için gebe, en az 3 gün serbest karbonhidratla beslenmelidir. Glukozun alımından önce ve onu izleyen

3 saat boyunca her saat başı kan örnekleri alınır. Eğer alınan 4 kan örneğinden en az ikisinde glukoz değerleri anormal ise gestasyonel diabet tanısı konur.

Eğer gebede, önceki gebeliklerle ilgili düşük, ölü doğum, iri bebek gibi sorunlar, ailede diabetli kişiler var ise gestasyonel diabet riski fazlaca

olduğundan, 24. haftadan da önce tarama testi yapılabilir. Yine, eğer risk fazla ve 28. hafta glukoz tolerans testi normal ise 30. veya 32. haftalarda glukoz

tolerans testi tekrarlanabilir.

Bebek için olası sorunlar Doğumsal anomaliler için bebekler çok büyük bir risk taşımasalar da gestasyonel diabet, bebekler için sorun yaratabilir. Makrozomi

(büyük beden) normal gelişmeden fazla bir gelişim gösteren bebeklere işaret eder. Bunun çok basit gözüken ancak çok önemli nedeni, gestasyonel diabeti olan

annenin kanındaki fazla miktardaki glukoz, aminoasitler ve yağların plasenta yoluyla serbest şekilde fetusa geçmesidir. Fetusta ise pankreas sağlam

olduğundan yeterince insülin salgılanarak bu maddeler kullanılmakta ve bebeğin şişmanlamasına yol açmaktadır. Büyük/iri bebeğin doğumu zor ve sorunlu

olacaktır. Doğum travmaları nedeniyle omuz zedelenmeleri bu bebeklerde sıklıkla görülebilir. Ultrasonografi gibi bir yöntemle, doktorunuzun bebeğin büyüklüğünü

saptayıp en doğru doğum şekline karar verebilir. Bebeğin karşılaşabileceği diğer sorunlar arasında hipoglisemi, sarılık, solunum sistemi ile ilgili bozukluklar

sayılabilir. Bütün bu bilgiler ışığında sizi izleyen ve doğuma hazırlayan doktorunuza, gebelik diabeti taramasını eğer yaptırmazsa hatırlatmanız, eğer

böyle bir durum var ise tanı konup tedavi edilmesini sağlayacaktır. Böylelikle sağlıklı gebelik, sağlıklı bir bebek ve de diabet olma olasılığı daha az olan

bir çocuk sahibi olmak elinizdedir.

Şeker Hastalığı Hakkında Bilgisizlik

Pazar, 04 Kasım 2007

Şeker hastalığı sonucu olarak, pek çok kişi

gözlerini kaybetmekte ve binlerce kişi de kol veya bacaklarının kesileceği acı

haberini almaktadır. Şeker hastalığının vakitsiz ölümler kadar körlük, kol bacak

kesilmesi veya ağır böbrek hastalığına neden olmasının iki nedeni vardır.

Bunlardan biri, kişinin şeker hastası olduğunu bilmesi fakat hastalığı gerekli

biçimde idare edememesidir. Diğer neden ise, kişinin şeker hastası olduğunu

bilmemesidir.

Neden ne olursa olsun, sonuçta hastalık

kontroldan çıkarak vücutta ciddi tahribat yapmaktadır. Felç, kalp hastalığı ve

erkeklerde iktidarsızlık gibi sorunlar da şeker hastalığının diğer

komplikasyonlarıdır. İşin acıklı olan yönüne gelince, çoğunlukla,

komplikasyonlar önlenebilir ve hastalığı tam kontrol altına almak koşuluyla,

şeker hastaları ileri yaşlara kadar sağlıklı bir yaşam sürebilirler.

Şeker Hastalığına

Karşı Büyük Eğilim Taşıyan Kişiler Kimlerdir?

En yaygın şeker hastalığı türü, Tip 2

denilen ve yetişkin yaşlarda ortaya çıkan şeker hastalığı türüdür.

Şu kişilerde daha çok görülür:

** Aşırı kilolu kişiler

** 40 yaşmı geçmiş kişiler

** Soygeçmişinde şeker hastalığı olan

kişiler

** Doğurduğu bebekler 4 kilodan daha fazla

olan kadınlar

Bu kişilerden biriyseniz, yılda bir kez

doktorunuza giderek şeker hastalığını belirleyici bir tahlil yaptırınız.

Hastalık ne kadar erken teşhis edilirse o kadar kolaylıkla tedavi edilebilir. 65

yaşını geçmiş kişiler de yılda bir kez tahlil yaptırmalıdırlar; çünkü, şeker

hastalığı bu yaş grubu içinde olan kişilerde daha yaygın olarak görülmektedir.

Size Veya

Ailenizden Birine Şeker Hastalığı Teşhisi Konulduysa Neler Yapabilirsiniz ?

Şeker hastası olan bazı kişiler, hastalığı

kontrol etmek için perhize dikkat etmeli düzenli olarak egzersiz yapmak, kiloyu

sağlıklı bir düzeyde tutmak ve ortaya çıkabilecek diğer sorunları önlemek için

düzenli olarak tahliller yaptırmak gibi önlemleri ciddiye almazlar. Bunun bir

nedeni, şeker hastalarının genellikle kendilerini sağlıklı hissetmeleridir.

Hastaların ilk başlarda rahatsızlık verici bir şikayetleri yoktur. ?İyi

hissettiğime göre yediklerime neden dikkat edeyim yahut doktora gideyim??

gibisinden düşünebilirler. Ancak bu düşünce sakıncalıdır.

Görünür belirtiler olmasa da hastalık sinsi

sinsi vücuda zarar vermeye başlamıştır bile. Bu nedenle, şeker hastalarının şu

basit planı uygulamaları gerekmektedir:

Sizin Yapmanız

Gereken Şeyler

Bir şeker hastalığı eğitimcisi veya diyet

uzmanıyla görüşerek hastalığın idaresi hakkında bilgi edininiz. Bu uzmanları

görmek için, doktorunuz sizi en yakın hastanedeki Şeker Hastalığı Servisi?ne

havale edebilir. Olmazsa, özel bir diyet uzmanını görünüz.

** Çoğunlukla, ekmek, meyve, sebze,

baklagiller gibi karbon hidratlı ve az yağh yiyecekler yiyiniz.

** Düzenli olarak egzersiz yapınız.

** Ne zaman bir sağlık görevlisi ile

görüşecek olursanız ona şeker hastası olduğunuzu hatırlatınız.

Doktorunuzun

Yapması Gereken Şeyler

** Tahlil yaparak kanınızdaki şeker oranını

belirlemek

** Kanınızdaki yağ oranını (kolesterol ve

trigliserit) belirlemek

** Tansiyonunuzu ölçmek

** Ayaklarınızı muayene ederek yara,

enfeksiyon ve diğer anormallikleri belirlemek

** Gözlerinizi muayene etmek

Gözlerinizi Şeker Hastalığına Kaptırmayın

Pazar, 04 Kasım 2007

Şeker hastalığı gözleri tehdit eden bir hastalıktır. Şeker

hastalığının belirtileri her zaman göze görünmez. Farkına varılmayan ve tedavi

edilmeyen şeker hastalığı sonuçta körlüğe ve diğer ciddi sağlık sorunlarına

neden olur. 65 yaşın altında gözlerini kaybeden kişilerin yüzde onunda başlıca

neden şeker hastalığıdır. Oysa gözlerin kaybı önlenebilir.

Şeker hastalığı tehdidi altındaki kişiler kimlerdir ?

Herkes tehdit altında olabilir. İnsülin iğnesi gerektiren Tip I , her yaşta

ortaya çıkmakla birlikte genellikle çocuklar ve gençler arasında daha yaygındır.

Kişiler çoğunlukla Tip 2 denilen türe tutulurlar. Bu tür şeker hastalığı 40

yaşının üstünde olan yetişkinlerde görülür ve genellikle kişinin yaşam tarzı

bunda etkin olur. 40 yaşından büyük olan, aşırı kilolu, soygeçmişinde şeker

hastalığı görülen ve 4 kilodan daha ağır bebek doğuran kişiler için tehlike

artmaktadır.

Şeker hastalığı gözleri nasıl etkiler?

Seker hastası kanındaki şeker düzeyini denetleyemez. Tedavi edilmediğinde,

kandaki fazla şeker böbrek hastalığına neden olur, sinirlerde meydana gelen

tahribat nedeniyle kişinin ayakları ve bacakları kesilebilir, hasta kalp

hastalığı ve felç riski altına girebilir. Şeker hastalığı gözlerdeki kılcal

damarları da tahrip ettiğinden retina bozukluğu meydana gelebilir. Belirtiler

her zaman göze görünmediğinden hasta olduğunuzun daha siz farkına varmadan

vücutta ciddi tahribat meydana gelebilir. Bu nedenle düzenli olarak gözleri

muayene ettirmek çok önemlidir. Şeker hastalığı tanısı yapılan herkes hemen

gözlerini muayene ettirmelidir ve bu muayeneyi iki yılda bir retina

hastalıklarını belirleyebilecek olan göz doktorları, hemşireler, şeker hastalığı

uzmanları veya aile hekimleri gibi sağhk görevlilerine giderek tekrarlamalıdır.

Retina hastalığı olan kişiler gözlerini her 12 ayda bir muayene ettirmelidirler.

Sorun erkenden belirlenirse gözde fazla tahribat olmadan ışın tedavisi yapılır.

Işın tedavisi, retinanın tahrip olduğu bölgeye yoğun miktarda ışın verilmesi

biçiminde yapılır.

Retina hastalıklarından korunmak için neler

yapabilirsiniz?

Kandaki şeker düzeyini denetim altında tutmak için doktor ve diyet uzmanının

önerdiği perhizleri ve egzersizi uygulayarak, verilen ilaçları alarak ve

gözlerinizi düzenli olarak muayene ettirerek retina hastalıklarını

önleyebilirsiniz. Şeker hastalığını denetlemek için bol bol tahıllı ve taneli

gıdalar, sebze ve meyve yiyiniz, yiyecekleriniz içindeki yağ oranını azaltınız

ve egzersiz yapınız. Böylelikle hem şeker hastalığını denetlemiş olursunuz hem

kolesterol ve tansiyon sorunlarını önlersiniz. Kolesterolün ve tansiyonun

sağlıklı düzeyde tutulması da retina hastalıklarını önler.

Şeker Hastalığının Tanısı

Bazı kişilerde susama, sık sık idrar yapma, halsizlik, gözlerde bulanıklık, sık

sık deri ve vajina enfeksiyonu geçirmek gibi belirtiler görülse de diğer

hastalarda hiç bir belirti bulunmayabilir. Şeker tanısının en iyi yolu doktora

giderek kan tahlili yaptırmaktır. Aşırı kilolu olan, 40 yaşını geçmiş bulunan ve

soygeçmişinde şeker hastalığı olan veya 4 kilodan fazla bir bebek doğurmuş

bulunan herkes mümkün olduğu kadar kısa zamanda tahlil yaptırmalıdır. Şeker

hastalığı ortaya çıkarılırsa perhiz, düzenli egzersiz, sigarayı bırakmak ve

alkol miktarını azaltmak gibi önlemlerle hastalık denetim altında tutulur. Bu

tür şeker hastalığının denetimi için bazı vakalarda insülin tedavisi de

uygulanır.

Şeker hastalığını önlemek için yapılacak şeyler

Kilonuzu sağlıklı bir düzeyde tutunuz, yemeklerdeki yağ oranını azaltınız ve

hareketli olunuz.

Şeker hastalığı hakkında, perhiz de içinde olmak üzere, bilgi

almak istiyorsanız Türk Diyabet Cemiyeti?ni 0212 233 6086 numaralı telefondan

arayınız.

Gebelik Şekeri

Pazar, 04 Kasım 2007

Açıklaması

Gebelik şekeri bazı kadınların gebelikte geçirdikleri bir tür şeker

hastalığıdır. Genellikle doğumdan sonra kaybolur ve

bebeğin şeker hastası olarak doğacağı anlamına gelmez.

Gebelik şekerinin nedeni

Gebelik şekeri gebelikte hormonsal değişiklikler nedeniyle vücudun insülin denen

maddeyi kullanma yetisinde değişiklikler olmasından ileri gelir. İnsülin

vücuttaki şeker düzeyini sağlıklı düzeyde tutmak bakımından önemlidir. Gebelikte

bütün kadınlarda hormonsal değişiklikler olmakla birlikte ancak bazılarında

gebelik şekeri olur.

Kadında gebelik şekeri olmasının yarattığı sorunlar

nelerdir ?

Doğumdan sonra hormon düzeyleri normale döner ve gebelik şekeri

genellikle kaybolur ama olayın yine de ciddiye alınması gereklidir.

Belli başlı sorun; bebeğin kilosunun artması ve gebelik şekerinin henüz doğmamış

olan bebeğin sağlığı üzerinde yaptığı diğer etkileridir.

Bebek çok büyüyüp kilosu dört veya dört kilodan fazlalaşırsa annenin doğumu

sezaryenle yapması gerekebilir. Yahut bebek daha fazla büyümeden doktor doğumu

vaktinden erken başlatır. Buna başvurmak genellikle gerekmez.

Gebelik şekeri geçiren kadınların daha ileride Tip II denilen şeker hastalığına

yakalanma riski daha fazladır.

Tip II denilen şeker hastalığı 40 yaşını geçmiş kadınlarda gitgide

yaygınlaşmaktadır. Müzmin bir hastalıktır ve sağlığa uygun gıdalar yemeye ve

düzenli olarak egzersiz yapmaya dikkat ederek idare edilebilir. Bazen uzun bir

süre ilaç tedavisi gereklidir. Tip II denilen şeker hastalığı denetim altına

alınmazsa kalp ve böbrek hastalığı veya gözlerin bozulması gibi ciddi sağlık

sorunlarına neden olabilir.

Gebe kadınların yapması gereken şeyler

Gebe kadınlar gebeliğin 28inci haftasında yapılan kan şekeri tahlili de içinde

olmak üzere birtakım sağlık denetiminden geçmelidir. Bu tahlilin yapılıp

yapılmadığından emin değilseniz doktorunuza veya ebeye sorunuz.

Daha önceki bir gebelik sırasında gebelik şekeri geçirdiyseniz

Soygeçmişinizde gebelik şekeri veya şeker hastalığı varsa

Daha önce dört veya dört kilodan fazla ağırlıklı bir bebek doğurduysanız

doktorunuza bildiriniz.

Gebelik şekeri görülen kadınlar için ne yapılır?

Hastalığı denetleme yolları

** Perhiz yapmak

** Her öğün düzenli yemek yemek. Hastanelerdeki diyet

uzmanları hangi gıdaların yenmesi, hangilerinin yenmemesi ve ne kadar zamanda

bir yemek yenmesi gibi konularda size bilgi verebilirler.

** Düzenli olarak kan tahlili yaptırmak - gebe kadının

kan şekerini normal düzeyde tutabilmesi için evde kan şekerini kendisinin

ölçmesi önemlidir. Kadına gebelik süresince kullanması için genellikle

hastaneden özel bir kan şekeri denetim aleti verilir.

** Kan şekerinin daha sonra da düzenli olarak ölçülmesi -

sorun doğumdan sonra kaybolsa da gebelik şekeri geçiren kadınların doğumdan altı

veya sekiz hafta sonra kan şekeri tahlili yaptırmaları bundan sonra da düzenli

olarak her iki yılda bir tahlil yaptırmaları gereklidir.

** Bazı olaylarda ilaç tedavisi gerekebilir.

Kadınların yeni doğan bebeklerinin ve ailenin diğer bireylerinın bakımıyla

uğraşmaktan kendi sağlıklarını ihmal etmeleri kolaydır ama ilerideki sağlıkları

açısından bu tahlillerin yapılması çok önemlidir.

Gebelik şekeri riskini azaltmak mümkün müdür ?

Kilosunu sağlıklı düzeyde tutan ve vücutca hareketli olan kişilerin hem gebelik

şekerine hem de Tip II denilen şeker hastalığına tutulma olanağı daha azdır.

Daha fazla bilgi almak için

Bir doktorla görüşünüz veya Türk Diyabet Cemiyeti?ni 0-212-233 6086 numaralı

telefondan arayınız.

Glukoz (Kan Sekerı)

Pazar, 04 Kasım 2007

Normal De erler : 75-115 mg/dL

Açıklama : Şeker hastalı ı tanısı için 12-14 saat açlıktan sonra kan glukozu ölçülür. Yüksekse test tekrarlanır. Yine yüksekse yemekten tam 2 saat sonra yeniden ölçülür. Bu da yüksekse glukoz tolerans testi yapılmalıdır.

Artı ı Durumlar : Kanda şeker yüksekli i ise şeker hastalı ını gösterir.

Azaldı ı Durumlar : Hipoglisemiyle seyreden hastalıklar

Diabet/şeker Hastalığı 1

Pazar, 04 Kasım 2007

Diabet Nedir?

Diabet, pankreas bezinden salınan insülinin eksikliği ya da görevini yapamamasına bağlı kandaki şekerin sürekli yükselmesi, müzmin, sinsi,

geç kalınırsa dönüşümsüz komplikasyonlarla seyreden, yaşam boyu sürüp yaşam kalitesini bozan, maliyeti yüksek, sürekli eğitimi gerektiren, soya çeken bir

sendromdur.

İnsülin yiyeceklerimizden aldığımız karbonhidratlar (şeker üreten unsurlar), kanda glukoza dönüşür. Hücrelerin

enerji kaynağı olan glükoz insülin aracılığı ile hücre içine girer. Eğer insülin yoksa, azsa ya da görevini yapamıyorsa glukoz hücreye giremez ve kanda kalarak

kandaki şeker seviyesini yükseltir. Aç karnına kan şekeri % 126-140 mg birkaç kez değişik zamanlarda aşan insanlara şeker tanısı konur. Kandaki şeker %

180 mg ı aşarsa idrarda şeker bulunur.

Esas olarak Tip 1 ve Tip 2 olmak üzere iki tür diyabet vardır:

Tip 1 diyabet, çocuklarda ve gençlerde daha sık görülür. Tip 1 diyabetlilerin vücutlarında yeterli insülin

yoktur, çünkü insülin salgılayan pankreas bezinin adacık (beta) hücrelerinde bozukluk vardır. Tip 2 diyabet, ileri yaşlarda ve şişmanlarda daha

sık görülür. Bunlarda insülin yetersizliğinden daha çok, insülinin hücreler üzerinde gerekli etkiyi gösterememesi söz konusudur yani insülinin varlığına

rağmen insüline direnç vardır.

Tip 1 Diabet

Tip 1 Diyabet Nasıl Meydana Gelir? Günümüzdeki bilgiler, Tip 1 diyabetin genetik yatkınlığı

olan kişilerde çevresel bir faktörün etkisiyle başladığını göstermektedir. Vücut insülin üreten kendi adacık hücrelerini düşman olarak görmekte ve onları yok

etmeye uğraşmaktadır. Bu tür hastalıklara otoimmün hastalık denmektedir. Bağışıklık sistemi bozukluğu hastalığıdır. Dünyada her yıl 100.000 çocuktan 10-40 tanesinde Tip 1

diyabet gelişmektedir. En sık Finlandiya?da görülmektedir. Şu andaki bilgilere göre, bir çocukta Tip 1 diyabet gelişmesini önlemek ve diyabeti tam olarak

iyileştirmek mümkün değildir.

Bununla birlikte diyabetin kesin ve kalıcı tedavisi için çok yoğun çalışmalar sürdürülmektedir. ( Adacık hücre nakli, immün sistemi

süprese eden ilaçlar)

Belirtileri:

Ani kilo kaybı

Anormal ağız kuruluğu ve su içme

Sık idrara çıkma

Halsizlik ve aşırı yorgunluk

Sürekli açlık hissi

Görme keskinliğinde azalma, bulanık görme

Tekrarlayan enfeksiyonlar

Çocuklarda gece yatağını ıslatma

Uykuya meyil

Tip 1 Diyabet Tedavisinin İlkeleri:

Tip 1 diyabet tedavisi esas olarak vücut tarafından üretilemeyen insülin hormonunun yeterli miktarda ve uygun zamanda

yerine konmasına dayanmaktadır.Beslenme planlanması, egzersiz, sevgi, bilgi ve kendi kendine bakım tedavinin diğer yönlerini oluşturur.

Her Diyabetli; Diyabet tedavisi konusunda kendi ustalığını geliştirmeli, Ortalama bir doktordan daha çok bilgi sahibi

olmalı, Diyabeti kabullenmeyi ve onunla yaşamayı öğrenmelidir.

Tip 2 Diabet

En

sık görülen diabet formudur. Tüm diabetiklerin % 90?ını oluşturur. İnsülinle kontrol edilmeleri şart değildir. Oluşumunda iki faktör rol oynar. Genetik

yatkınlık ve çevre faktörlerinin etkisiyle ya insülin salınımı bozulur ya da insülinin kullanımında bir sorun vardır. Diyet + programlanmış egzersizle ya da

bunlara ağızdan şeker düşürücü hapların ilavesiyle kontrol altına alınır.

Gençlerde görülme oranları son yıllarda giderek artmaktadır.

Tip 2 diabetin başlangıcı yavaştır. İnsanların % 30-40?ında hiç belirtisi bulunmaz. Bu nedenle tanısı zordur. Bu ara dönem 7-10 yıl

olabilir. Bu dönemde diabetin yaptığı hasarlar başlamış, hatta ilerlemiş olabilir.

Tip 2 diabetin belirtileri Tip 1 diabete benzer. Risk faktörleri:

Oturgan hayat

Ailede diabet öyküsü

Sık gebelik ve iri bebek doğurma

Gebelikte diabet öyküsü

Etnik yapı, asya-Afrika vs. kökenli olma

Stres

Diabet/şeker Hastalığı 2

Pazar, 04 Kasım 2007

Diabet Tedavisinin Amaçları

Çok su içme, çok ve gece idrar yapma, halsizlik gibi günlük yaşamda rahatsızlık yaratan bulguların önlenmesi,

Diyabetik ketoasidoz ismi verilen diyabet komasının önlenmesi,

Şişmanlığa neden olmadan büyüme ve ergenlik gelişiminin sağlanması,

Kan şekeri düşüklüğü (hipoglisemi) ataklarının önlenmesi, sayısının ve şiddetinin azaltılması,

Okul ve spor gibi normal yaşam aktivitelerinin ve ruhsal iyilik halinin sürdürülmesi,

İş sahibi olunması ve evlenerek aile yaşamı kurulması,

Uzun dönemli diyabet komplikasyonlarının önlenmesi.

Diabetik Ketoasidoz Koması

Daha çok, insüline bağımlı diyabet hastalarında gelişir. Burada en önemli faktör insülin eksikliğidir. İnsülin eksikliğinde glikoz hücre

içine giremez ve enerji kaynağı olarak kullanılamaz. Vücuda gereken enerji yağlardan elde edilir ve keton cisimleri oluşur. Bunun sonucunda vücudumuzda

keton üretimi artar ve ketonlar ?zehir? etkisi yaparlar. Hastanın bilinci bozulur ve tedavi edilmezse koma tablosu gelişir.

Keton birikimine bağlı kusma, bulantı, yorgunluk, karın ağrısı, zor ve hızlı nefes alma, nefeste aseton kokusu, bilinç bozukluklarıve

diyabet koması gibi bulgular görülür. Bu bulgular hemen hekime başvurmayı gerektirir.

Hipoglisemi (Düşük kan şekeri)

Düşük kan şekeri en uygun koşullarda bile beklenmedik bir anda karşımıza çıkabilmekte, hastaların yaşam kalitesini bozmakta, günlük yaşamı

olumsuz etkilemekte, hastanın motivasyonunu azaltmakta, çok seyrek bile olsa hastanın yaşamını tehdit edebilmektedir. Kan şekeri düşüklüğü, insülin,

sülfoniüreler, meglitinidler gibi dolaşımdaki insülin düzeylerini artıran tedavi biçimleriyle görülmektedir. İnsülinle oluşan hipoglisemiler daha sık görülmekle

beraber kısa süreli ve kolay tedavi edilebilir niteliktedir. Buna karşın ağızdan alınan ilaçlarla görülen hipoglisemiler daha uzun süreli ve tedaviye

dirençlidir. Bu nedenle ilaç hipoglisemilerinde hastaların hastanade izlenmesi gereklidir.

Diabetik hastalar için önemli bir problem olan hipoglisemi, yaşlı diabetiklerde daha büyük sorunlara yol açabilmektedir. Vücudun,

hipoglisemi ortaya çıktığında kendini savunma mekanizmaları vardır. Bunlar insülin karşıtı yaşam kurtarıcı rol oynarlar. Bu hormonlar sayesinde özellikle

genç hastalarda hipoglisemiden fazla korkmadan normale yakın kan şekeri değerleri hedeflenir ve bu insanlar diabetin uzun süreli komplikasyonlarından

korunabilirler. Hipoglisemi ortaya çıktığında insülin karşıtı etki yaparak şekeri yükselten hormonlar, adrenalin (epinefrin), glukagon, büyüme hormonu ve

glukokortikoidlerdir (kortizon). Bu yaşamsal savunma mekanizmaları özellikle yaşlı hastalarda bazı olumsuz etkilere yol açabilir.

İnsanlar yaşlandıkça önemli organları besleyen damarlarda, örneğin kalpteki koroner arterlerde veya beyin damarlarında ateroskleroz veya

damar sertliği denen daralma ve sertleşmeler meydana gelir. Diabetlilerde damar sertliği daha yaygın ve şiddetlidir. Bu nedenle yaşlandıkça kalp krizi, felç

gibi damarsal hastalıkların sıklığı artar. Diabetik insanlarda aynı yaştaki diabetli olmayan insanlara oranla bunların görülme sıklığı daha da fazladır.

Hipoglisemi meydana geldiğinde ilk oluşan savunma mekanizmalarından biri böbrek üstü bezinden adrenalin salgılanmasıdır.

Adrenalinin kan şekerini yükseltici etkisi yanında kan basıncını yükseltici, kalp hızını artırıcı ve bazı damarlarda daraltıcı etkisi vardır. Zaten

damarlarında daralma ve sertleşmeler olan yaşlı bir diabetlide bu etki, sınırda beslenmesi olan kalp veya beyinde iskemi denen beslenme bozukluğuna yol açıp,

miyokard infarktüsü veya felçlere sebep olabilir.

Bu nedenle yaşlı diabetliler tedavi edilirken hipoglisemiden gençlere oranla daha fazla korkulur. Yaşlıların tedavi hedefleri

belirlenirken hipoglisemilere yol açmamak için daha esnek davranılır. İnsülinle oluşan hipoglisemiler, ağızdan alınan ilaçlara oranla daha kısa süreli ve kolay

tedavi edilebilir nitelikte olduğu için yaşlı hastalarda hap yerine insülin tercih edilmelidir.

Düşük kan şekerinin nedeni nedir?

Kan şekerinin azalmasına en çok yol açan nedenler

şunlardır?

Çok fazla insulin veya şeker düşürücü ilaçlar almak

Yemekleri veya ara öğünleri yanlış zamanlarda yemek, kaçırmak veya bitirmemek

Her zamankinden daha fazla egzersiz yapmak

Alkol alınması

Kadınlarda mensturasyon (adet kanaması) başlaması

Yeni insulin şişesinin kullanılması

İnsülin enjeksiyon yerinin değiştirilmesi

Sindirim güçlüğü ve mide boşalmasının gecikmesi

Düşük kan şekerinin belirtileri:

Sinirlilik

Titreme

Yorgunluk

Terleme

Açlık hissi

Baş ağrısı

Bulanık görme

Çarpıntı hissi

Dikkat dağılması

Düşük kan şekeri nasıl tedavi edilir?

Kan şekerinizin aşırı düştüğünden şüphe ediryorsanız, kan şekerinizi ölçün. Bulduğunuz değer 70 mg/dl?den (veya doktorunuzun sizing için

belirlemiş olduğu değerden) daha düşükse, kan şekeri düzeyini yükseltmek için hemen şekerli bir şeyler yemeniz gerekir.

Şeker, kandaki şeker düzeyinizi diğer besinlere kıyasla daha çabuk yükseltir.

Eğer kan şekeri düzeyinizin düşmüş olabileceğinden şüphe ediyor, ancak ölçüm yapamıyorsanız şeker içeren birşeyler yiyin. Şüpheli bir

durumda kan şekerini çok düşük düzeylerde bırakmaktansa, biraz fazla şekerli besin yemek daha güvenlidir.

Bazı şekerli besinler:

Küçük kesme şeker ( 2-3 adet suda eritilmiş)

Toz şeker ( 2 tatlı kaşığı suda eritilmiş)

Meyve suyu ( 1 çay bardağı)

Kuru üzüm

Kurabiye

Sık sık hipoglisemi meydan geliyorsa ve yukarıdaki önlemlere rağmen kan şekeri düzeyiniz yükselmiyorsa, doktorunuza, hemşirenize

veya diabet eğiticinize haber verin.

Uzun dönemli diyabet komplikasyonlarının önlenmesi

Kan şeker düzeylerinin normal sınırlara yakın tutulması, söz konusu komplikasyonların zararlı etkilerini azaltabilir ve önleyebilir.

Sigara içmemek, tansiyonu ve kan yağlarını normal değerlerde tutmak, belirli bir egzersiz programının uygulanması ve doğru beslenme planı riski azaltan güçlü

önlemlerdir.

Diabet ve Komplikasyonları

Diabetik Nöropati

Diabetik nöropati, diabet komplikasyonları içinde en sık rastlanan komplikasyonlardan biridir.

Hastanın yaşı ve diabetin süresi ile yakın ilişkisi gözlenmiştir. Kan şekeri yüksek olduğunda sinir hücreleri şişer. Şişen sinir

hücreleri zamanla vücuttaki organlara sinyaller taşımak gibi temel görevlerini yerine getiremez olurlar.

Nöropati görünüm itibariyle şeker hastalığının ilk tanısındaki metabolik düzensizlik döneminde vücutta dolaşan ağrı, batma, uyuşma,

yanma hissiyle ortaya çıkıp, regülasyonun temini ile kaybolan geçici nöropati tipi yanında, sessiz, sinsi başlayan, giderek ağırlaşan ağrı, yanma, iğnelenme,

keçelenme ve batma hissiyle tedaviye (regülasyon) rağmen çözümlenemeyen, çok değişik araz ve klinik tablolarla seyredip her çeşit nöropatiyi taklit eden

kalıcı tip olarak iki değişik şekilde gözlenmektedir.

Nöropatiye ait belirtiler hem çevre sinirlerinde, hem de otonom sinir sisteminde ortaya çıkabilir: En önemli özelliği de diabetik

nöropatiye özgü belirti ya da belirti kompleksine rastlanmamasıdır.

Sadece beyin-omurilik sıvısında protein artması yegane spesifik bulgusudur. Diabetik ayak ampütasyonlarının nedenlerinden % 60 oranında

sorumludur. Diabetik nöropati sinir sistemini tek taraflı veya kombine şekilde alakadar eder.

Başlangıçta sessiz ve belirtisizdir. Genellikle diabet süresi ve ayarıyla paralel giden bir artışla ortaya çıkar. Ortaya çıkış belirtileri genellikle

diabetin damarsal komplikasyonlarının belirtilerini de içerdiği için klinik olarak hastalarda bu bulguları, tanıda ayırmak zorlaşabilir. Bu yönden

hastaların tip 1 veya tip 2 oluşuna göre ayrım yapmak gerekir.

Nöropatiden korunmada genel ilke metabolik kontrolün Tablodaki gibi düzenli olması ilk ve önemli ön şarttır.

Burada kan şekeri ve HbA1c?nin ideal normal sınırlar içinde tutulması bütün güçlüklere rağmen şarttır.

Küçük damar arızalarını (Hipoksiyi) önlemek için sigaradan kaçınmak ve hipertansiyonun önlenmesi gerekmektedir.

İnsülin direncinin doğurduğu kandaki yüksek insülin seviyesinden (hiperinsülinemiden) uzak durulmalıdır.

Diabetik Nöropati Tedavisi

Tedavinin 1. Şartı diabetin ayarlanması, 2. Şartı ise diabetik nöropatiye neden olan patolojik mekanizmaların önlenmesidir.

Ayrıca, diabetik nöropatinin en mühim bulgusu olan ağrı ile mücadele ve bu sahada basit analjezikler, antidepresanlar, antikomvülzif ilaçları lokal

anestezikler bu grupta kullanılan ilaçlar olarak söylenebilir.

Sonuç olarak, diabetik nöropati şeker hastalrının % 90?ında ortaya çıkan ve hastayı çok uğraştıran bir komplikasyon olduğu için ne kadar erken tanı konursa

hastaya yöneltilecek tedaviden o derece fayda sağlanmış olur.

Nöropatiye bağlı olarak gelişen fonksiyon bozuklukları:

Diabet ve Seksüel İşlev Bozukluğu

Karpal Tünel Sendromu

Nöropati ve ayaklarımız

Diabet ve ağrı

Diabet/şeker Hastalığı 3

Pazar, 04 Kasım 2007

Diabet ve Seksüel İşlev Bozukluğu

Seksüel işlev bozukluğu her iki cinste de şeker hastalarında görülebilmektedir.

Kadınlarda orgazm bozukluğu, cinsel ilişki sırasında vajenin ıslanmamasına bağlı ağrılı ilişki (disparanoya) en bilinen işlev bozukluğu rahatsızlığıdır.

Erkeklerde ise diabetik nöropatiye bağlı görülen en önemli seksüel işlev bozukluğu penisin sertleşme kusurudur (Bakınız impotans). Şeker hastalığı

sertleşme kusuru gelişmesi açısından erkekler arasında yüksek risk faktörüdür. Erkek şeker hastalrının hemen yarısında bu sorun vardır.

Ayrıca yine diabetiklerde görülen diğer seksüel işlev bozukluğu ise erken boşalma (ejaklasyo prekoks) sorunudur, bu sorunla gelen

diabetik hasta oldukça fazladır. Erken boşalma tanımlaması için belli süre vermek doğru değildir. Her iki partnerin cinsel ilişki sırasında tatminkar bir

ilişkide bulunması yeterli süre olarak kabul edilmektedir. Ama eğer orgazma ulaşılamıyorsa, erkek diama neredeyse ilişkiye başlamadan veya ilişkinin hemen

başında boşalıyorsa ve partnerini tatmin edemiyorsa, bu bir sorundur ve tedavi edilmelidir. Bir başka seksüel işlev bozukluğu erkek parnerde orgazma ulaşma

veya çok gecikmiş olarak orgazma ulaşma da olabilir, bu durumda bayan partnerin orgazm sonrası vajinal salgısının azalmasına bağlı olarak kuruluk olması ve

cinsel ilişkinin kadın için ağrılı ve sıkıcı olmasına neden olur.

Diabet

ve İmpotans

Sertleşme kusuru, erektil disfonksiyon, iktidarsızlık ve impotans aynı anlamda kullanılan terimlerdir. Bir erkeğin cinsel istek duyup ve

cinsel uyarılmasına karşın penisinin cinsel ilişkiye yetecek ve sürdürecek düzeyde olmama hali, sertleşme kusuru olarak kabul edilir.

Bu durumunda bir süre, örneğin üç ay gibi devam etmesi durumunda hastanın hekime başvurması ve sertleşme bozukluğunun nedeninin

araştırılması uygun olur. Bu sorun aslında toplumda sanıldığından sıktır, şeker hastası olsun olmasın 40 yaşın üzerinde görülme sıklığı artmaktadır. Şeker

hastalığı, sertleşme bozukluğuna kendisi değil, neden olduğu komplikasyonlar sonucu yol açar.

Şeker hastalığı bilindiği gibi sinir sisteminde hasara neden olabilmektedir. Beyinde oluşan seksüel dürtülerin penise ulaşması ve ereksiyona (sertleşmeye)

yol açabilmesi için kusursuz çalışan sinir iletisi gerekmektedir. Şeker hastalığına bağlı oluşan nöropatilerden penis de etkilenebilmektedir. Şeker

hastalığının yol açtığı bir başka sistemik bozukluk, damar yapılarındaki bozukluktur. Damar yapısı (vasküler yapı) sertleşme için kanı penise taşıyan

sistemdir. Penisin sertleşmesi için, penis yapısındaki sertleşen yapıların içine kan doldurulup sıkıştırılması gerekir. Damarsal yapının şeker hastalığı sonucu

bozulmasıyla (vaskülopati) yeterli kan penise gelemediği için ereksiyon bozukluğu ortaya çıkabilir.

Şeker hastalığı, penisin yapısını oluşturan düz adele ve endotel hücrelerini de bozabilir. Bu bozukluklar da başlıbaşına sertleşme bozukluğu nedenidir. Ayrıca

şeker hastalığı endokrin bozukluğa da yol açarak hormonal nedenli sertleşme kusuru yapabilir. Ayrıca sertleşme sorununun şeker hastası erkeklerde sık

olduğunun bilinmesi de psikolojik nedenli sertleşme kusuru yapabilir.

Sertleşme kusuru yakınması ile hekime başvuran bir hastayı nasıl bir muayene ve tetkikler beklemektedir?

Her

hastalıkta olduğu gibi hekim ile hastanın ilk görüşmesi çok önemlidir ve yeterli zaman ayrılarak yapılan ilk görüşme bir çok soruyu baştan çözmeye yetmektedir.

Eğer ilk görüşmede sertleşme sorununun sebebi psikojenik kökenli görünürse - ki tüm sertleşme sorunu olan hastaların yaklaşık % 20?sinde böyledir- psikolog ve

psikiyatrist yardımıyla tedaviye devam edilmesi uygun olur.

Eğer sertleşme sorunu daha çok organik nedenlere bağlı duruyorsa bu sefer bazı kan tetkikleri ile birlikte muayeneyi takiben penisin

damar yapısını incelemeye yönelik tetkikler yapılır. Bunun için insülin kullanan şeker hastalarının yakından tanıdığı insülin iğnesi ile penis içine ilaç vererek

test yapılır, gerekirse aynı anda penis damarlarının Doppler ultrasonografi aleti ile görüntülenmesi de mümkün olur. Bazen organik veya psikojenik neden

ayırt edilmesinde güçlük çekilirse hastanın penisine transistörlü radyo büyüklüğünde bir alet bağlanarak yatırılır ve gece uykuda kayıtlar yapılır.

Bütün bu tetkikler ile bilgi sağlanamaz ise penisin damarlarının anjiosu ve filmi çekilebilir.

Etkili ve başarılı tedavi için doğru tanı şarttır. Doğru tanı konulduktan sonra tedaviye başlanmalıdır. Bilinmelidir ki en hafifinden en

ağır sertleşme kusuruna kadar tüm hastaların mutlaka tedavisi vardır. Son yıllarda ağızdan alınan ilaçların da bulunması, hastaları daha da

rahatlatmıştır. Hekim kontrolünde, kullanılmasında sakınca olmayan hastaların kullandığı sildenafil sitrat, etkin bir tedavi sağlamaktadır. Fakat

unutulmamalıdırki bu da diğer ilaçlar gibi her hastada etkili olmamaktadır. Bu ilaç etkisiz kalırsa ?hastaların kendilerine öğretilmesiyle? insülin uygulaması

gibi cinsel ilişki öncesi penise uygulanan iğne ile de sertleşme sağlanabilmektedir. Bunu istemeyen hastalara vakum aleti, idrar yolu içine ilaç

sıkılması gibi yöntemler denenebilir. Tüm bu yollar sonuç vermez ise ameliyat en son çare olarak kullanılabilir.

Sertleşme kusuru ile birlikte olabilen ve yine şeker hastalarında sık görülebilen bir hastalık da ?Peyronié hastalığı?dır. Bu

hastalık penis sertleşmeye başladığında peniste eğrilme/bükülme, ağrı olabilmektedir. Bir süre sonra Peyronié hastalarında da sertleşme kusuru ortaya

çıkabilmektedir. Penis eğrilmesi aşağı, yukarı ve yan taraflara doğru her yana olabilmektedir. Bu hastalarda ilk önce ilaç tedavisi denenir ve yanıt vermez ise

cerrahi yolla eğrilik düzeltilir.

Karpal Tünel Sendromu

Karpal tünel sendromu, ?tuzak nöropatileri? olarak adlandırdığımız sinir sıkışmaları içinde en sık görülenidir. Son yıllarda

özellikle sanayileşmiş ülkelerde yoğun araştırma konusu olmuştur. Sendromun ana nedeni, normalde oldukça dar olan el bileği kanalının (bu kanalın içinden

parmakları hareket ettiren kirişler, median ve ulnar sinir gibi parmaklarımızın duyusunu sağlayan sinirler geçer) içindeki dokuların şişmesi veya kirişlerin

iltihabı sonucu daha da daralması ve içinden geçen sinirleri sıkıştırmasıdır. Bir çok hastalığa eşlik edebilir. En sık görülenleri romatoid artrit, hamilelik,

dializ gerektiren böbrek yetmezliği ve diabettir. Bazen de nedeni belirsiz olarak kalır.

Klinik belirtiler

Kanalın içinden geçen radyal sinir, elin ilk üç parmağının ve dördüncü parmağın yarısının duyusunu sağlar. Bu yüzden bu hastalıkta en

önemli yakınma nedeni elin ilk üç buçuk parmağında uyuşukluk, yanma ve karıncalanma hissidir. Bazen uyuşukluk bölgesi bu parmak alanına lokalize

edilemez ve bu yakınmalar bütün elde olur. Zaman zaman da yakınmalar elle sınırlı kalmaz ve yukarılara doğru, dirseği de içine alacak şekilde yayılır.

Geceleri eldeki bu bulgularla uyanmak, eli nereye koyacağını bilememek, yataktan sarkıtmak, eli sallamak, hastaların çok yakındığı bulgulardandır. Elin

fleksiyonu ve ekstansiyonu olarak adlandırdığımız öne ve arkaya hareketler bu bulguları şiddetlendirir. Bu pozisyonlara en çok kitap ve gazete okurken, araba

kullanırken (direksiyon simidini tutarken), mutfakta bıçak kullanırken girilir ve bu işler hastanın yakınmalarını artırır. Bazı hastalar ise ellerinde herhangi

bir şey tutamadıklarından ve sık sık düşürdüklerinden şikayet ederler.

Tanı

Hekime tanıda en çok yardımcı olan unsurlar hastalığın hikayesi, fizik muayene bulguları ve bazen elektrofizyolojik çalışmalar ve

görünteleme yöntemleridir. En sık fizik muayene bulgusunu, el bileğine vurulduğu zaman parmaklara doğru yayılan uyuşukluk olarak tanımlanabilecek Tinnel

belirtisi oluşturur.

En sık başvurulan tanı yöntemlerinden biri elektromiyografi (EMG) dir. Bu yöntemde el sinirlerine küçük iğneler batırılır ve karpal tünel

boyunca sinirlerin ileti hızı ölçülür. Sinir ileti hızlarında azalma ve latens olarak adlandırdığımız fazda uzama, karpal tünel sendromunu düşündürür.

Çok sık olmamakla birlikte görünteleme yöntemleri de bize bilgi verir. El MR?ı (magnetik rezonans) karpal tünel anatomisi hakkında bizi aydınlatabilir ama

vakaların büyük çoğunluğunda bu yönteme başvurulmasına gerek yoktur.

Tedavi

Atel kullanımı: En kolay ve ucuz tedavi yöntemidir. El bileği hareketleri en önemli semptom nedeni olduğu için, atelle haraketlerin

kısıtlanması hastanın yakınmalarına genellikle iyi gelir. Özellikle atelin geceleri kullanılması ve dirseği nötral pozisyonda tutması önemlidir. Çünkü uyku

sırasında el bileği sıklıkla fleksiyon pozisyonunda tutulur ve bu pozisyon şikayetleri artırır. Yakınmaların yeni başlayan hastalarda atelleme yeterli

olabilir ve başka bir tedavi yöntemi gerekmeyebilir.

Lokal kortizon enjeksiyonu: Hastalığı kısa süreli olanlarda uygulanabilecek diğer bir tedavi yöntemidir. Bu tedaviye en iyi yanıtı

bir yıldan daha az süreli yakınması olanlar ve elinde sinirlerin tam harabiyeti anlamına gelen kas erimesi görülmeyenler verir. Tünelin içine bir hekim

tarafından bir insülin enjektörü ile kortizon enjeksiyonu uygulanır. Enjeksiyon yanıt alınamaması durumunda birkaç kez tekrarlanır ama çok sık tekrarlanmaması

gerektiği akıldan çıkartılmamalıdır.

Ağızdan ilaç tedavisi: Karpal tünel sendromuna yol açan olay iltihabi bir durumdan kaynaklanıyorsa ağızdan iltihap gidericiler

verilebilir ancak çoğunlukla bu tür ilaçların kullanımı yarar sağlamaz.

Cerrahi: Karpal tüneli çepeçevre saran ve ?transvers

karpal ligaman? olarak adlandırılan dokuyu cerrahi olarak serbestleştirmek, karpal tünelin kesin çözümünü oluşturur. Atel kullanımına ve lokal enjeksiyona

yanıtın alınamadığı durumlarda, ileri sinir harabiyeti gözlendiğinde ve elde kas erimesi mevcut olduğunda kullanılması gereken tedavi yöntemidir.

Diabet/şeker Hastalığı 4

Pazar, 04 Kasım 2007

Nöropati ve ayaklarımız

Diabetlilerde

ayak ülserleri çok ciddi bir sorundur. Her 100 diabetliden 20?si yaşam boyunca en az bir kez, ciddi ayak ülseriyle karşı karşıya kalmakta ve bunların hiç de

azımsanmayacak bir oranı bu ülserler nedeniyle parmak ya da ayaklarını kaybetmektedirler. Diabetik ayak ülserinde sorumlu en önemli faktör diabetik

nöropatidir. Bir diğer faktör ise dolaşım bozukluğu ve damar tıkanıklıklarıdır. Eğer sinir uçlarında diabete bağlı bir hasar, yani diabetik nöropati ortaya

çıkarsa, ayaklarda his kusurları başlar. Başlangıçta yanma, üşüme, diken batmaları, karıncalanmalar, ağrılar şeklinde başlayan yakınmalar giderek yerini

his kaybına bırakır. Hissetmeyen bir ayak, dar ayakkabının içinde, sıcak bir kumda, sıcak suda, kaloriferin üzerinde veya yalınayak yürürken büyük tehlike

altındadır. Sıcağı, ağrıyı hissetmeyen ayaklar kolayca yaralanır ve ülserler meydana gelir. Ülser kısa zamanda mikroplanır ve daha ciddi ayak sorunları

karşımıza çıkar.

Nöropatide ayrıca ayak ve bacak kaslarınca zayıflamalar, tendonlarda gerilmeler, eklemlerde sertleşmeler ortaya çıkar. Ayakların uzun

kemiklerinin parmaklarla eklemleşen uçları belirginleşir. Ayaktaki bu şekil bozuklukları bası gören yeni noktalar ortaya çıkar. Bu bölgeler nasır oluşumu

açısından riskli yerlerdir.

Nöropati, otonom sinir sistemini de etkiler. Otonom nöropati ayak damarlarının refleks çalışmasını bozar. Normalde ayağa kalkınca

bacak damarlarında refleks bir daralma meydana gelerek, kanın, beyin ve kalp gibi hayati önemi olan organlara yönelmesini sağlar.

Diabetlilerde sinir sisteminde oluşan hasar bu refleks daralmanın kaybına yol açar. Sonuçta, ayak atar ve toplardamarlarında sürekli

bir gölgelenme oluşur. Ayaklar sıcaktır, ayak sırtında toplardamarlar belirgindir ve çok çabuk şişer. Bu durum kemikleri de etkiler ve sürekli bir

yıkım faaliyete başlar. İncelen zayıflayan kemiklerde gözle görülmeyen kırıklar oluşur ve bu kırıklar yeni kemik dokusu ile iyileşir. Ancak zaman içirisinde

kemiklerin şekilleri bozulur, ayakta deformiteler ortaya çıkar. Charcot ayağı olarak adlandırdığımız bu durumun ampütasyon riski çok yüksektir. Şekli bozulan

ayağın ağırlığını taşıyan bölgeleri değişir. Yük binen bu yeni bölgeler ağırlık taşımaya uygun bir anatomik yapıya sahip olmadığı için nasırlar, su toplamaları

ortaya çıkar. Nasırlar ülser açısından büyük tehlikedir. Nasır son derece sert bir dokudur ve altındaki sağlam ayak dokusuna sürekli bası yaparak yaralar

oluşturur. Nasır tabakasının altında oluşan yaralar uzun süre gizli kalır ve iltihaplanması çok kolaydır. Nasırı görmeyen diabetliler çoğu zaman ciddi

enfeksiyonlu bir ayakla karşımıza çıkarlar. İltihap kemik dokusuna kadar yayılabilir.

Nöropatinin yol açacağı ayak sorunlarından korunmak için neler yapmalıyız?

Nöropatinin

önlenmesinin tek yolu çok iyi bir şeker kontrolünün sağlanması ve bunun yaşam boyu sürdürülmesidir. Eğer nöropati ortaya çıkmış ve ayaklarımızda his kusurları

başlamışsa, gözlerimiz ve ellerimiz kaybolan ağrı duygusunun yerine geçmelidir. Her akşam ayaklar iyice muayene edilmeli, en ufak bir renk değişikliği, deri

lezyonu veya yaralanmanın varlığında hemen bir diabet hekimine başvurulmalıdır.

Ayaktaki şekil bozukluklarının düzelmesi mümkün değildir. Ancak uygun ayakkabıların giyilmesi ve iyi bir ayak bakımı ile yaraların önüne

geçilebilir. Ayakkabı seçimi çok önemlidir. En doğrusu ayağın yeni bası noktalarının saptanması ve ona uygun tabanlık ve ayakkabı yapılmasıdır. Ancak bu

olanakların kısıtlı olduğu koşullarda yumuşak ve hava tabanlı spor ayakkabıların giyilmesi de ülserin gelişimini önleyebilir. Sivri burunlu, sert tabanlı, dar

ayakkabılar asla kullanılmamalıdır. Ayakkabılarınız yumuşak deriden ve kapalı olmalıdır.

Ayakların ağrıyı hissetmediği unutulmamalıdır. Tırnaklar kesilirken çok dikkat edilmelidir. Tırnaklar düz kesilmeli, makasın ucu sivri

olmamalı, pedikür yapılmamalıdır. Tırnak batmalarının tedavisi cerrah tarafından yapılmalıdır. Ayaklar her akşam ılık su ve sabun ile yıkamalı, iyice kurulanıp

pamuklu çorap giyilmelidir. Ayakların yıkandığı suyun sıcaklığı kontrol edilmelidir. Sıcak sudan uzak durulmalıdır. Evde yalınayak dolaşmamalı, burnu

kapalı terlik kullanılmalıdır. Parmak aralarındaki çatlaklardan kolayca mikrop girebilir. Bu nedenle mantar varsa hemen bir hekime başvurulmalıdır. Eğer

ayaklarda nasır oluşmuşsa, diabetik ayak polikliniğine başvurulmalı ve özel cihazlarla nasır temizliği yapılmalıdır. Ayak polikliniklerinde nasırları

düzenli temizlenen ayaklarda, oluşma riski olan her iki ülserden birini önlemek mümkündür. Nasırlar bıçak, jilet, makas yardımı ile kesilmemeli, asla nasır

ilacı kullanılmamalıdır.