‘Deri Hastalıkları’ Kategorisi için ArÅŸiv

Bitlenme: Pedikülozis

Pazar, 04 Kasım 2007

Saç Biti Nedir?

Saç bitleri insan saçında yaşayan ve üreyen çok küçük , kanatsız, günde 2-8 kez kan emerek beslenen gri böceklerdir. Sirke denilen yumurtaları görmek bitin kendisini görmekten daha kolaydır ve genellikle enseye yakın, kulakların arkasında ve başın arkasında saç tellerine tutunmuş halde bulunurlar. Sirkeler kir veya kepek gibi yıkanarak temizlenemezler. Önce etkili bir ürün ile öldürülmeli, sonra bu amaç için yapılmış ürünün kutusundan çıkacak olan özel bir tarak ile saçtan temizlenmelidir.

Saç biti insan vücudu dışında yalnızca 48 saat yaşayabilir ve evcil hayvanlar üzerinde yaşayamaz. Sirkeler ise insan vücudu dışında kumaş ve battaniye üzerinde 10-15 gün canlı kalabilirler.

Nasıl Bulaşır?

Bitlenmenin yaygın olarak düşünüldüğü gibi pislikle bir ilgisi yoktur; aslında bit temiz, sağlıklı saçı, kirli saça tercih eder. Yetişkin ya da çocuk, herkes bitlenebilir. En yaygın belirtisi, başın ve ensenin şiddetle kaşınmasıdır. Saç biti son derece bulaşıcıdır. Tarak, fırça, eşarp, yastık, şapka ve tüylü oyuncaklar gibi paylaşılan kişisel eşyalar ile yayılırlar. Tekrarlanan salgın riskini azaltmak için bu eşyaları paylaşmaktan kaçınılmalıdır.

Bitlendiğimizi Nasıl Anlarız?

Bitlenmeyi gösteren ilk ipucu sık sık kafa derisinin kaşınmasıdır. Biti tespit etmek ve yayılmasını engellemek amacıyla, ensenin arka kısmındaki ve kulak arkasındaki saçlar dikkatle incelenmelidir. Bitler ışıktan kaçtıkları için, yalnızca saç kılına yapışmış küçük beyazımsı, oval yumurtaları (sirkeleri) görebilirsiniz.

İdeal Bir Bitlenme Tedavisi Nasıl Olmalıdır?

Tek uygulama ile kısa sürede etki göstermeli.

Güzel kokulu, saçları dolaştırmayan, taramayı zorlaştırmayan, etrafa bulaşmayan, boyalı ve permalı saçlarda problem yaratmayan özelliklere sahip olmalı.

Kalıcı etkisiyle bitlerin saça tekrar yerleşmesini engellemeli.

Sadece bitleri deÄŸil,sirkeleri de yok etmeli.

Kullanıcı tarafından iyi tolere edilmeli, yan etkileri olmamalı.

Kullanıcıya toksik etkisi olmamalı

Bugüne kadar pek çok yolu kullanarak insanoğlu bitle mücadele etmeye çalışmıştır. Kötü kokulu gaz ve kimi zehirli maddeler içeren ilaçlar bunlardan bazılarıdır. Daha çok çocuklarda rastlandığı için tedavinin çocuklar için güvenli, yüksek oranda etkili, sadece bitleri değil yumurtalarını da öldüren bir bit ilacı ile yapılması gerekir.

Oysa günümüzde artık bu alanda kullanılan madde ve ilaçlarda büyük gelişmeler kaydedilmiş, hatta koruyucu etkili permetrin etken maddesi içeren ilaçlar geliştirilmiştir. Saç biti tedavisinin bitleri olduğu kadar yumurtaları da öldürmesi ve tekrar bulaşmayı önlemesi gerekir. Piyasada birkaç bit öldürücü ilaç vardır ve değişik şekillerde bulunmaktadır; şampuan, saç kremi gibi. Fakat bunların hepsi bit tedavisinde istenen etkiyi göstermez!!!

Bitlenme tedavisinde kullanılan çeşitli maddeler şunlardır:

Gamma Benzen Hekzaklorid

Böceğin sinir sistemini felç ederek etki gösterir. Ülkemizde yasaklanmıştır.

Benzil Benzoat

Deri ve mukozayı tahriş ettiği için bit tedavisinde pek tercih edilmez.

Fenotrin (Sumitrin)

Işıkta stabilitesini koruyamaz. Uygulamadan sonra güneş ışığı altında etkinliğini yitirir. Bu nedenle kalıcı etkisi yoktur.

Piretroidler 1. Jenerasyon

Krizantem çiçeğinin böcek öldürücü etkisi Farslar zamanında fark edilmiştir. Eski Yugoslavya toprakları üzerinde olan Dalmaçya?daki bir halk hikayesine göre, yaşlı bir kadın beyaz papatyalara benzeyen bir çiçeği toplar. Çiçek solduğunda bir köşeye atar, daha sonra dönüp baktığında solmuş çiçeklerin çevresinde ölü böcekleri fark eder ve krizantem ailesinden olan bu çiçek çeşidinin böcekler üzerinde öldürücü etkisi bu şekilde fark edilir. 1800?lü yıllardan başlayarak kuru çiçekler böcek öldürücü olarak ABD?ye ihraç edilir. 1900?lü yıllarda piretroid olarak adlandırılan bu madde bit tedavisinde kullanılmıştır, ancak ışıkta bozulması sorun oluşturmuştur.

Permetrin 2. Jenerasyon 1973?de ışığa dayanıklı piretroid olan permetrin İngiltere?de geliştirilmiştir. Permetrin aynı zamanda bit tedavisinde en az iki haftadan altı haftaya kadar koruyucu etkiye de sahiptir. Günümüzde permetrin koruyucu özelliği, kullanım kolaylığı, yan etkilerinin az olması ve güvenilir olması nedeniyle en çok tercih edilen ilaçlardandır.

Uçuk (Herpes)

Pazar, 04 Kasım 2007

Uçuk, virüslerin etkisiyle oluşan, kızarık bir zeminde minik su kabarcıkları şeklinde kendini gösteren, halk arasında çok iyi tanınan bir hastalıktır. Halk arasında tanınmak bir yana hangi nedenle ortaya çıktığı konusunda dahi yorumlar hemen yapılır: ?Kötü bir rüya görmüşsündür.?, ?Korktun mu??, ?Güneşte çok kalmayaydın.?, veya ?Kız, yine malum zamanın mı?? gibi. Bu yorumlarda kısmen gerçek payı da vardır. Genellikle bebeklik yaşında bulaşan virüsler, vücutta yerleşir ve direncin düştüğü uygun zamanları kollarlar.

Yukarıdaki örneklerin hepsi geçerli olmasa da, organizmanın direncini düşüren ateşli hastalık, aşırı yorgunluk, aşı sonrası, stres vb. durumlarda hastalık halinde karşımıza çıkar. Genellikle ilk bulaşmada belirti olmaz, ancak yüz kişide bir ilk bulaşma belirtileri görülür, çok şiddetli ve uzun sürelidirler. Yineleyen uçuklarda yineleme sıklığı, kişilere göre değişir. Bazılarında yılda bir - iki kez çıkarken bazılarında ayda bir - iki kez olabilir. En sık ağız kenarında görülmekle birlikte ağız içinden, parmak ucuna kadar her yerde görülebilir. Tedavi edilmezse beş ila yedi günde kendiliğinden geçer, fakat kaşıntı ve sızlama yaparak rahatsız edebilir. Genellikle seyrek görüldüğünde, yalnızca belirti varken yerel ilaçlar uygulamak yeterli olur. Şiddetli ve sık yineleyen şekillerde ise yerel tedavi yetmeyebilir ve ağız yollu ilaçlar da eklenir. Çıkışını önlemek ise olanaksız gibidir, ancak aylarca ilaç kullanılarak baskılanabilir ve sıklığı azaltılabilir. Basit uçuk hastalığının bir de kırmızı noktalı tipi vardır. Cinsel ilişkiyle bulaşan ve doğal olarak cinsel organlarda görülen bu tipte (Herpes Genitalis) genel özellikler, diğerine çok benzer. Bu tip uçuk, AIDS?in zuhurundan önce en çok dedikodusu yapılan ve ayrılıklara neden olan zührevi hastalık olma özelliğini taşımaktaydı. Bugün ise sıradan bir hastalık durumuna düşmüştür. Tedavi de benzer şekilde yapılır ve benzer şekilde etkisi zayıftır. Bu nedenle korunma öne planda gelir.

Uyuz Nedir

Pazar, 04 Kasım 2007

Halk arasinda ?Gidişik? adı verilen hastalık, yalnız insanlarda yaşayabilen ve gözle görülmeyen böceklerde bulaşan, çok kaşıntılı bir hastalıktır.

İnsandan insana; aynı yatakta yatmak gibi uzun süreli temasla veya çarşaf, çamaşır gibi ortak kullanılabilen eşyalarla bulaşabilir. İlk kez uyuz olanlarda kaşıntı 20 - 30 gün sonra, daha önce geçirenlerde ise çok kısa sürede ortaya çıkar.

Kaşıntının şiddeti, yaygınlığı, gece artması ve ailesel özelliği çok tipiktir. El parmak araları, dirsekler, karın, kalça, cinsel organlar, memeler en çok yerleştiği bölgelerdir. Yoğun kaşıntı izleri ve az sayıda böceğin kazdığı tüneller görelbilir.

Aşırı kaşıntı, mikrop kapmalara veya egzama gelişimine neden olabilir. Bebeklerde ve bağışıklık sistemi zayıf olan kimselerde, normalde tutmadığı saçlı deri, avuç içi, ayak tabanı gibi alanlarda yerleşerek, daha şiddetli olabilir. Her insanda hastalığa yakalanma olasılığı aynıdır; fakat, aynı ev içerisinde çok sayıda insanın yaşadığı, yatılı misafirliğin sık olduğu kesimlerde yayılma daha hızlı olur. Tedavisi çok zor olmasa da uğraştırıcıdır ve titiz bir uygulama gerektirir.

Birinci ilke; bir kişinin hasta olduğu bir evde herkesin tedavi olması, ikincisi ise bulaşma kaynaklarının dezenfeksiyonudur. Çamaşır ve çarşaflar kaynatılabilir, kaynatılamayan eşyalar, kızgın ütüyle ütülenebilir veya bir hafta insandan uzak kalacak şekilde, metal veya plastik bir kapta saklanarak; insan dışında uzun süre yaşayamayan böceklerin ölmesi sağlanır. Uzun araştırmalara karşın uyuzun iğne veya hap şeklinde, yaygın deyişle ?içten kesecek? bir tedavisi bulunamamıştır. Bu nedenle deriye sürülerek böcekleri öldüren ilaçlar kullanılır. Uygulamada en önemli nokta, böceğin sevmediği baş ve yüz dışında, ilaçların tüm vücuda önerilen aralıklarla sürülmesi ve tedavi süresi içinde bölgenin, ilaçsız kalmamasıdır. Bu süre, ilaçlara göre 12 - 72 saat olabilir. Önemli olan, erken dönemde doktora başvurup; hastalığı, çevreye yayılmadan ve başka sorunlara neden olmadan denetim altına alabilmektir.

Akne Vulgaris Sivilce

Pazar, 04 Kasım 2007

TEMEL BİLGİLER

TANIMLAMA :

Akne ( Sivilce) derideki yağ bezlerinin,erkeklik hormonu (Androjen) tarafından uyarılması ile oluşan,içi cerahat dolu veya siyah noktalar ihtiva eden,nadiren nedbe dokusu ile iz bırakarak iyileşen bir deri hastalığıdır.

Görülme sıkılığı:

Adolesanların yaklaşık 100 %?ü az ya da çok derecede etkilenir ancak, sadece% 15?i doktora başvurur.

Cinsiyet:

Erkek= Kadın (erkeklerde daha ağır seyretme eğilimi vardır.)

BELİRTİ VE BULGULAR

? Kapalı komedonlar (beyaz noktalar)

? Açık komedonlar (siyah noktalar)

? Kızarıklık ve ödemin eşlik ettiği ya da etmediği püstüller (kistler)

? Nedbe dokuları

? Lezyonlar, alın, yanak ve burun üzerinde ortaya çıkar ancak sırt ve göğüs ortasına kadar yayılabilir.

NEDENLERİ

Erkeklik hormonu yağ bezlerinin ucunun siyah noktalarla tıkanmasına yol açan keratin döngüsünü uyarırlar. Yağ bezlerinin ürettiği peynirsi madde (sebum) tıkaçın ardında birikmeye başlar.Bakteri varlığında, biriken muhteva iltihaplanarak sivilce oluşur.

RİSK FAKTÖRLERİ

? Ergenlik çağına giriş.

? Erkek

? Bazı ilaçlar( Doğum kontrol hapları,iodidler, bromidler, lityum, fenitoinler, kortizon)

? Temizleyici kremler, nemlendiriciler, yağlı fondötenleri içeren birtakım yağlı kozmetikler.

? Deri yüzeyinin herhangi bir şekilde kapatılması.

? Sıcak , nemli iklimler

TEDAVİ

GENEL ÖNLEMLER

? Siyah noktalarla tıkanmış alanların boşaltılması

? Temizleme- yumuşak bir sabunla günde birkaç defa hafifçe yıkamak yüzeyel yağlanmayı kontrol edecektir. Daha sık yıkanması deriyi tahriş eder.

? Yağsız güneş koruyucuları- bazı tedavi olmayan vakalarda ultraviole ışınları ile bir miktar iyileşme sağlanmakla birlikte, tedavide kuilanıjan ilaçlar Ultraviole ile ters etkileşim gösterir. Uzun dönem Ultraviole ye maruz kalmak kalıcı deri hasarına neden olur.

DİYET

? İyi beslenmeye yönelik öneriler

? Akneyi (Sivilceleri) iyileşlirebilen özel bir diyet tarii edilmemiştir. Çikolata ve yağlı yiyecekler akneyi(Sivilceleri) artırmazlar.

HASTANIN EĞİTİLMESİ

? Hastanın aknenin kesin bir tedavisinin olmadığını, tedavilerin sadece hastalığı ve lezyonları kontrol altına almak için yapıldığını bilmesi önemlidir.

? Tüm tedavi şekillerinde etkinin ortaya çıkması en az 4 hafta sürer.

? Topikal ajanlar yüzün kızarmasına ve kurumasına sebep olurlar, bu yüzden bir çok kişinin bu ilaçların kullanımına devam etme konusunda teşvik edilmesi gerekir.

TERCİH EDİLEN İLAÇLAR

? Özellikle haifi derecedeki sivilcelerde deriye uygulanan krem ve losyonlar en iyisidir.

? Benzoyl peroxide % 5 kuru cilde gece yatarken sürülür.

? Retinoik asid % 0,025 oranlarındaki konsantrasyonlardan başlayarak gece yatarken kuru cilde sürülür. Jel formu da (Retinojel % 0,025, % 0.05)0 vardır ve oldukça kurutucudur. Başlangıç aşamasında lezyonların artmasına neden olur.

? Kislik lezyonlara eritromisin yada Klindamisin % 2 solüsyon uygulanması

? Tetrasıklin 250 mg günde dört defa 7-10 gün kullanılması ve dozun en düşük etkin doza kadar azaltılması.

BEKLENEN GELİŞME VE PROGNOZ

Zaman içinde yavaş yavaş iyileşme meydana gelmesi

GEBELİK:

? Akne lezyonlarında remisyon ya da artışa sebep olabilir.

DİĞER NOTLAR

? Akne (Sivilce), genellikle hasta için, doktora ifade ettiğinden daha ciddi bir sorundur

? Akne (Sivilce) zamanla geriler

Aft Nedir?

Pazar, 04 Kasım 2007

AFT

TARİF:

Aft ağız içerisinde sıklıkla yanak ve dudak mukozasında, dil üzerinde, yumuşak damakta, farenkste, diş eti üzerinde görülen solgun sarı-kırmızı hale ile çevrili oldukça ağrılı ülserleşmiş lezyonlardır. Toplumun %18-20 az ya da çok aft sorunu ile karşı karşıyadır. Bayanlarda daha sıklıkla rastlanır. Aft genellikle tek olarak seyretse de aynı anda birkaç bölgede birden görülebilmektedir.

Aftın oluş nedenini belirlemek için çeşitli araştırma yapılmıştır. Ancak aftın oluşumunu hızlandırıcı ve seyrini kötüleştirici birçok faktör faktör saptanmasına karşın oluş nedeni tam olarak belirlenememiştir.

Bu nedenle aft oluşumunu hızlandıran ve iyileşmesini geciktiren faktörlerden bahsetmek mümkündür.

Aft oluşumunda hangi faktörler önemlidir?

STRES

Günümüzde migren, yüksek tansiyon ve gastrit gibi birçok hastalığın nedenleri arasında kabul edilen stres aft oluşmasının en önemli nedenlerinden birisidir.

Hanımlarda premenstural gerginlik(adet öncesi dönem) de aft oluşumunu hızlandıran faktörlerdendir.

YİYECEKLER

Turunçgiller, sirke, turşu, patates cipsi, tuzlu ve baharatlı çerezler gibi ağız mukozasını tahriş edebilen yiyecekler aft oluşumunu hızlandıran önemli faktörler arasında sayılmaktadır.Bunların yanı sıra bazı bünyeler için alerjik olabilen kara buğday, çavdar, arpa, çikolata, fındık, kabuklu deniz hayvanları, soya, domates, bazı patlıcan, elma, incir, peynir gibi yiyecekle.de aft oluşumunu hızlandırırlar.

TRAVMA

Yanak dil dudak ısırma, sert yiyeceklerin tahrişi ve yumuşak olmayan diş fırçalama işlemleri ve iyi adapte olmayan protezlerin neden olduğu vuruklar aft için uygun zeminin oluşmasına yardımcı olurlar.

DİŞ MACUNU

Diş macunlarının temizleme özelliğini artırmak için köpük yapıcı olarak yapılarına katılan ?sodyum lauryl sulhate? ( SLS ) mukoza hücrelerinin yıkımını artıran tahriş edici bir kimyasaldır. SLS bu özelliği ile aft oluşumu üzerine direkt etkili olan bir maddedir.

Özellikle aft sorunu olan kişilerin kullanabilmesi için günümüzde daha az oranda (%1.25) SLS içeren diş macunları üretilmektedir. (Tom?s of Maine Natural Toothpaste , Oral-B Sensitive Fluoride Toothpaste.)

SİSTEMİK HASTALIKLAR

Behçet Hastalığı: Genital ülser, konjuktivit, retinit, lokositoz gibi, birçok sistemik belirtiler yanında ağız içerisinde oluşan tekrarlayıcı aftlarla kendini gösteren bir hastalıktır.

Birçok malign ve otoümmin hastalıklarla birlikte de tekrarlayıcı aftlar görülebilmektedir.

DİĞER NEDENLER

B12 vitamini ve demir noksanlığı,sigara içme, tütün çiğnemenin gibi alışkanlıkların de aft oluşumuna katkıda bulunan önemli faktörler olduğu bilinmektedir.

yukarı

Tedavi

Aftlar herhangi bir tedavi uygulanmasa da genellikle 7-10 gün sonra kendiliğinden iyileşmektedir. Aft sorunu ile karşı karşıya olanların aşağıda sıralanan işlemlerden birini yada birkaçını uyguladıklarında daha rahat bir periyot geçirmeleri mümkündür:

Ağrıyı azaltmak ve iyileşme periyodunu kısaltmak için:

Sıcak, asidik ve tahriş edici gıdalardan kaçınılmalır.

?2% hydrogen peroxide? solusyonuna batırılan pamuk yada gazlı bez ile aft bölgesi temizlenebilir.

Su ile karbonat karışımından hazırlanan ince yapılı bir krem aft üzerine sürülebilir.

Yarım bardak suya yarım kaşık tuz ilavesi ile elde edilen solusyonla günde üç kez gargara yapılabilir,

Yemeklerden önce aft bölgesine ?xylocaine? solusyonu ya da ağız için hazırlanmış anestezik kremler uygulanabilir.

Aft üzerine uygulanacak ?orabase?, ?Gly-oxide?, ?Cankaid?,?Ambesol? gibi ağız içi kremler uygulanabilir.

?sucralfate? tableti ılık suda eritip gargara yapılabilir.

Özellikle aftı başlangıç aşamasında ?tetrasiklin? tableti suda eriterek elde edilen solusyon ile gargara yapmak aftın fazla büyümesini engeller ve ağrıyı azaltır.

Gene aftın başlangıç safhasında bölgeye bir topikal steroid ?%0.1 lik triamcinalone? uygulanması ya da steroidli bir gargara ?betamethasone syrup? ile gargara yapmak aftın fazla büyümesini engeller ve ağrıyı azaltır.

?Chlorhexadine? gargaralar iyileşme periyodunu kısaltır.

?Tetrasiklin? şurup la hazırlanan 12,500 unite ?nystatin?, 1.25 mg ?diphenhydramine?, ve 0.25 mg/m ?hydrocortisone? karışımı ?shotgun? solusyonu olarak kullanılabilir.

SiÄŸil (Verruka)

Pazar, 04 Kasım 2007

Bu siğilleri okutsak da mı saklasak. Okutmasak da mı yasaklasak. Diğer bütün tedavi seçenekleri gibi siğilleri okutmak veya yasaklamak da sonuçları kesin olmayan ve tıbbi tedavi yöntemlerinden farklı olarak bilimsel olmaktan uzak tedavi yöntemleridir.

Sözü edilen siğiller ise halk arasında çok iyi tanınan ve sık rastlanılan, sıradan bir hastalıktır. Bulaşma ve yayılma özellikleri ve zor tedavi edilmeleriyle gündemdeki yerlerini hep korurlar. Siğiller, virüslerin etkisiyle oluşan küçük tümörümsü belirtilerdir. Oluşumlarında kurbağaların rolü olup olmadığı konusunda yeterli kanıt bulunamadığı için kurbağalar salıverilmişlerdir. Ayrıca bu hastalığa halk arasında niye ?Tavuk G?? dendiği konusunda elimizde hiç bir bilgi yoktur ve tavuklar da bu konuda suçsuzdurlar. Siğiller, kişiden kişiye doğrudan veya çıplak ayakla basılan zemin, daha az olarak da eşyalar aracılığıyla bulaşabilirler. Bunun yanı sıra aynı kişide var olan bir siğilden başka alanlara da bulaşma olabilir. Zedelenmiş deriye daha kolay bulaşır. Özellikle, siğillerin üzerleri kopartılır, kanatılırsa bulaşma çok daha kolay olur. Eğer ısırılırsa ağız içerisine dahi bulaşabilir. En iyi tanınan şekli, ellerde, kollarda yerleşen şeklidir ve esmer, kabarık, sert çıkıntılar halindedir. Avuç içi ve ayak tabanında çıkıntıları az olup, derine doğru gelişirler ve ağrılıdırlar, nasırlarla çok karışırlar. Yüzde yassı, ince, esmer kabartılar halinde veya yine yüzde ve bazen de boyunda fırça gibi olabilirler. Bir de cinsel ilişkiyle bulaşan ve özellikle de cinsel organlar ve çevresinde yuvarlak, esmer, yumuşak kitleler şeklinde yerleşen özel tipleri vardır. Tedavide doğrudan virüsleri öldürme olanağı olmadığı için var olan belirtiler yok edilse bile yinelenmeleri önelenemez. Elektrik akımıyla yakarak veya soğuk uygulamayla dondurarak yıkıma uğratma yöntemleri genellikle başarılıdır, fakat biraz can yakar ve iz kalır. Yineleme ve yayılma tehlikesini artırabileceği gerekçesiyle cerrahi girişim hiç önerilmez. Bazı asitli ilaçlar veya kanser ilacı tipi ilaçlar sabırla ve istikrarlı kullanıldığında yararlı olabilmektedir. Hastalığın kendiliğinden geçebilme özelliği de vardır ve bu özellik çocuklarda çok fazladır. Ağız içi ve cinsel organlar yerleşimi dışındakilerde, eğer ağrı ve yayılma eğilimi de yoksa kendiliğinden iyileşme beklenebilir. Her türlü telkin yöntemi, eğer kişi yapılan işlemle iyi olacağına inanırsa, etkili olabilir. Telkinin bağışıklık sistemini harekete geçirdiği düşünülmektedir. Çalınmış pirinç basma gibi törenler, okutma, boyalı su verme vb. yöntemler olabilir.

Sivilce

Pazar, 04 Kasım 2007

Sivilce ve ergenlik sivilcesi de denilen ?Akne? adlı hastalık, yaşamsal önemi olmamakla birlikte estetik açıdan önemli sorunlar yaratmakta, hatta psikolojik bozukluklara da neden olmaktadır.

Konu hakkında öncelikle bilinmesi gereken, Akne?nin tedavi edilebilir bir hastalık olduğu ve pek çok tedavi olanağımızın olduğudur. ?Sivilce iyileşmez? önyargısı hastayı umutsuzluğa, hekimi başarısızlığa ???ürecektir. Başarı ise uzun vadeye yayılmış iyi bir hasta-hekim diyaloğu ile olur. Hastalığın nedeni kesin belli olmamakla birlikte yağ bezlerinin irileşmesi ve anormal çalışması temel bozukluk olup, yağ bezleri ağzındaki bakterilerin dolaylı bir katkısı vardır; yağ bezlerinin çalışmasındaki bozukluğun nedeni ise henüz kesinliğe kavuşmamıştır. Hormonlar sınırlı bir ölçüde etkilidir. Buna karşılık, yiyeceklele (kuruyemiş, kola, kızartma vb.) hiçbir ilgisi yoktur. Karaciğerin bu konudaki suçsuzluğu kanıtlarıyla belgelenmiştir. Psikolojik faktörlerle ilişkisi ise tavuk-yumurta ilişkisi gibi olup, kimin neden, kimin sonuç olduğu belli değildir. Makyajın etkisi ise abartıldığı kadar fazla olmayıp, yalnızca yağlı ürünler, arttırıcı etki yapar.

Sivilcelerin başlangıç yaşı 13-15 arasıdır. Zaman içinde kendiliğinden geriler fakat, gerileme yaşı kişiden kişiye değişir ve bazılarında 35 yaşına kadar uzayabilir.

Yüzün dışında sırt ve göğüs diğer yerleşim alanlarıdır. Erken belirtiler siyah noktalar olup, kırmızımsı kabartılar, cerahatli oluşumlar ve daha şiddetli olgularda derin kistler görülür. Derin yerleşmiş alanlarda iz kalma şansı fazladır ve daha inatçıdırlar. Tedavide hastanın da, hekimin de başarıya inanması ve gerekli direnci göstermesi ön koşuldur. Hastanın tedaviden ne bekleyeceğini bilmesi gereklidir. Çünkü Akne yavaş iyileşir, tedaviyle ikinci ayın sonunda %30-40, altı ayın sonunda %80-90 iyileşme beklenir. Tedavinin bitiminden sonra ise uzun aralıklı takiplerle bir idame tedavisi düzenlenerek tekrarlamalar önlenir. Zaman zaman ağız yoluyla alınan ilaçlara başvurulsa da, temel tedavi yerel ilaçlarla olur. Bakterileri baskılayan ilaçlar ve soyucu ilaçlar tedavinin aslını oluşturur. Tedavide amaçlanan, en az yan etkiyle en iyi sonucu almaktır. Sonuç almakta zorlanılırsa, kademe kademe yeni tedaviler denenir. Aknenin tipi ve şiddetine göre doktor tedaviyi düzenleyecektir. Tedavi sırasında deride bazı tahriş belirtileri, yani kızarma, kepeklenme ve soyulma gibi yan etkiler olabilir. Bunlar geçici olup tedavi sürdürüldükçe azalacaktır. Eğer doktorunuza güvenir ve sonuç alınacağına inanırsanız, sivilceli dolaşmanız için hiçbir neden yoktur.

Şark Çıbanı

Pazar, 04 Kasım 2007

Şark Çıbanı (Deri Layşmanyozisi):

Hastalığın bir doğu kökeni olmakla birlikte, doğuyla batının sınırı çok net olmadığı için, her ulus kendinden daha doğudan bir isim yakıştırmıştır. Antep Çıbanı, Halep Çıbanı, Delhi Çıbanı gibi isimlerle de anılmaktadır. Orta ve Güney Amerika, Avrupa, Afrika, Asya yaygın olduğu alanlardır. Ülkemizde de geleneksel olarak şark çıbanı izleri, doğu kökenli yurttaşlarımızın ?alamet-i farikası? gibidir. Fakat son zamanlarda ulaşımın kolaylaşması, turizmin gelişmesi, hem insanların hem de hastalığı taşıyan böceklerin bir yerden bir yere gidişini, dolayısıyla hastalığın da görülebilme olasılığını arttırmış ve bölgesellik özelliğini azaltmıştır.

Hastalığı yapan parazit (Layşmanya Tropika) bir hücreli bir hayvancık olup, ?Tatarcık? adı verilen irice sineklerin ısırmasıyla bulaşır. Bu sinekler, hayvanları başka insanlardan veya bazı kemirgenler, köpek, çakal, tilki gibi hayvanlardan alıp, hiç bir ücret talep etmeksizin, emdiği kan karşılığında (boğaz tokluğuna) insanlara taşır. Isırılan bölgede parazitin tipine ve hastanın direncine göre, altı aydan bir kaç yıla kadar olabilen (genellikle bir yıl gibidir ve bu nedenle ?Yıl Çıbanı? adı da verilir) bir süre içerisinde iyileşir. Önce bir kızartı, sonra yerinde bir yara ve kabuklanma oluşur, geçerken de çok karakteristik izini bırakır. Tedavide erken davranılırsa iz bırakmadan iyileşme şansı olabilir.

Tırnaklar Ve Tırnak Hastalıkları

Pazar, 04 Kasım 2007

Tırnaklar, parmak uçlarını zedelenmeden koruyan, tutmayı kolaylaştıran deri ekleridir. Bütün bu işleri yapabilmek için tırnaklar, deriden gelişirken sert boynuzsu bir durum alırlar. Bu sert boynuzsu kısma ?Tırnak Plağı? adı verilir. Bu plak yarı saydam olup, altındaki olayları görmemize kısmen izin verir. Görünen pembe renk, plağın altındaki tırnak yatağına aittir.

Tırnakların şekli kişilere göre değişmekle birlikte, genellikle oval veya üçenimsi şekillerdedir. Tırnakların parmağın ucuna bakan kısmı serbesttir, iki yan ve dip kısımlarından deriye tutunmuştur. Ayrıca bütün tırnak plağı altındaki tırnak yatağına çok sıkı bir şekilde yapışıktır. Yerinden ayrılmaya çalışılırsa çok acı verir, bu nedenle de ?tırnak sökmek? acı vermenin, eziyet etmenin simgelerinden biridir. Tırnakların yapımı, deriye bağlandıkları dip kısmın arkasında gerçekleşir ve tırnaklar bu dip kısımlarından uzarlar. Tırnakların uzaması saçlar gibi dönemsel değildir. Kesintisiz olarak ömür boyu sürer. El tırnakları ayak tırnaklarından daha hızlı uzar. El tırnaklarının tam yenilenmesi 3 - 4 ayda, ayak tırnaklarınınki 6 - 8 ayda olur. Tırnak yiyenlerin tırnakları, sökülen veya düşen tırnaklar ile hamilelerin tırnakları daha hızlı uzar. Bazı vitaminlerin eksikliği, aşırı yorgunluk, aşırı zayıflık, beslenme bozuklukları, bazı süregen hastalıklar ve bazı ilaç zehirlenmeleri tırnak uzamasını yavaşlatabilir.

Sağlıklı bir tırnak; parlak, pürüzsüz yüzeyli, esnek ve dış etkenlere dirençlidir. Vücuttaki değişik hastalıklar, fiziksel etkenler, ilaçlar, doğrudan tırnakları tutan hastalıklar, tırnaklarda bozukluğa neden olurlar. Tırnaklardaki bu bozukluklar hem estetik kusur oluşturur, hem de tırnakların işlevlerini bozar. Tırnakların renk değişiklikleri çok önemlidir ve hastalık belirtisi olarak ele alınmalıdır. En sık görülen renk değişikliği beyazlaşmadır. Beyazlaşmaların hesin nedeni belli olmamakla birlikte; manikür sırasındaki zedelenmeler, bazı mantar hastalıkları, bazı genel hastalıklar, bazı ilaçlar veya kimyasal maddeler, bazı vitamin eksiklikleri neden olabilir. Sarı renk; bazı mantar hastalıkları, bazı ilaçlar veya tırnaklara yerleşen bazı boyalarla ilgili olabilir. Turuncumsu renk daha çok sedef hastalığında görülür. Sürekli sigara içimi de tırnaklarda sarı - esmer renklenmeye neden olur. Koyu renkler değişik tonlarda olabilir. Gri - esmer ve kahverengi renkler, kalınlaşmanın olduğu durumlarda sık görülür. Kalınlaşma olmaksızın bu renkler görüldüğünde; mantar hastalıkları, bazı bakterilerin yaptığı bozukluklar, dıştan temasla tırnağa yerleşen boyalar akla gelmelidir. Bazı hormonal nedenler de olabilir. Mavi - siyah renk de ilaçlarla ortaya çıkabilir. Eğer siyah (veya siyaha yakın) leke sınırlı bir alanı tutuyorsa, ilk önce tırnak altı kanamaları akla gelir. Fakat aynı zamanda ?Melanoma? adlı çok tehlikeli bir kanser türünün de habercisi olabilir. Leke, tırnakla beraber ileri gidiyorsa kanamadır. Boyuna çizgiler halindeki siyah lekeler, sıklıkla ilaçlara bağlı görülür. Fakat tırnak altındaki bir ben veya ?Melanoma?nın belirtisi de olabilir.

Tırnak uçlarındaki küçük, siyah çizgiler ise yüzeysel kanamalara bağlıdır. En çok zedelenmelerle oluşur. Bunun yanısıra sedef hastalığı ve başka bazı hastalıklarda da görülebilir.

Tırnaklarda en sık görülen bozukluklardan bir tanesi, tırnakların kalınlaşıp, kabalaşmasıdır. Tırnak, kalınlığın yanısıra; sert kuru, gevrek, kolay parçalanır bir haldedir, esnekliğini kaybetmiştir. Tırnağın rengi de sarı-esmer, kahverengi bir görünüm alır. Bu tür değişikliklerin nedeni daha çok tırnakları tutan mantar hastalıklarıdır (Onikomikoz). Uzun süren ayak mantar hastalıkları sonucu bulaşma olabilir veya ortak kullanılan törpü, tırnak makası gibi tırnaklarda zedelenmeye yol açabilecek aletlerle bulaşır. Kalınlaşma ayak tırnaklarındaysa ayakkabı giymeyi dahi zorlaştırabilir ve ağrı yapabilir. Sedef hastalığı tırnaklara yerleştiğinde, diğer belirtilerin yanı sıra, mantar hastalığını çok andıran bir kalınlaşma da yapar ve ayırımı çok zor olabilir. Renk farklılıkları bazen ayırdettirici olursa da; mantarların, laboratuvarda test ettirilmesi en sağlıklısıdır. İleri yaşlardaki kişilerde, dolaşım bozuklukluğuna bağlı olarak, benzer tipte kalınlaşmalar görülebilir. Üzerinde belirgin boyuna çizgiler de vardır. Ayrıca bazı kalıtsal bozukluklarda da tırnak kalınlaşmaları görülebilir. Tırnak plağının yatağından ayrılması, yani tırnak plağıyla tırnak yatağı arasında bir boşluk oluşması da sık görülen bir durumdur. Başta sürekli bulaşık ve çamaşır yıkamak olmak üzere; ev işleri, hamur yoğurma, macun ve kil yoğurma, çiğ köfte yoğurma kolaylaştırıcı nedenlerdendir. Boşluk, serbest uçtan başlar ve içerisine dolan kirlerden dolayı koyu renkli görülür. Bu kirlerin temizlenmesi için sivri ve sert bir cisim kullanılması, boşluğun daha derinleşmesine yol açar ve bu boşluğa bakteri ve mantarlar da yerleşebilir. Ayrıca sedef hastalığı, mantar hastalıkları, egzamalar, bazı ilaçlar ve genel hastalıklar da bu boşluklara neden olabilir.

Tırnak batmaları, genellikle dar ayakkabıların baskısına bağlı olarak ortaya çıkarlar ve ayak baş parmaklarında görülürler. Baş parmak tırnaklarının çok dipten kesilmesi de batmayı kolaylaştırır. Tırnakların kısa kesilen yan kenarları, deri içerisine doğru ilerler ve bu alanda; önce ağrı, sonra iltihaplanma ve daha sonra da bu bölgede et parçası gibi anormal bir doku gelişmesine yol açar. Bunu önlemek için, geniş ayakkabılar giyilip, tırnak uçları uzunca tutulmalıdır.

Tırnak çevresi iltihaplanması (Dolama), zedelenme sonucu bakterilerin ve uzun sürerse mantarların devreye girmesiyle oluşur. Ev işleri, sık ıslanma ve kuruma, manikürde zedelenme, kolaylaştırıcı nedenlerdir. Şişme, kızarma ve cerahatlenme görülür. Zedelenmeden korunması, özellikle manikürde dikkatli olunması ve ev işlerinde eldiven kullanılması önemlidir.

Son olarak, tırnakların korunma ve bakımları için birkaç öneri:

· Su, sabun, deterjanla yapılacak işlerde muhakkak eldiven kullanılmalıdır.

· Her yıkamadan sonra tırnaklar da, ellerle birlikte, iyice kurulanmalı ve koruyucu kremler sürülmelidir.

· Tırnak altında biriken kirler, yumuşak bir firça ve sabunlu suyla temizlenmelidir.

· Sıkı, sert ayakkabılardan kaçınmak gerekir.

· Yağlı cila sökücüler, daha az hasar yapar.

· Tırnak cilaları zararlı değillerdir, hatta tırnak direncini %5 kadar arttırırlar.

Takma tırnakların çok sıkı yapıştırılması ve uzun süre kalması, ciddi hasara yol açabilir.

Bitlenme 1

Pazar, 04 Kasım 2007

Bitlenme; yüzyıllardır var olan, günümüzde de tam çözümlenememiş, üstelik yalnız az gelişmiş ülkelerin değil, tüm gelişmiş ülkelerin de ortak bir sorunudur.

Bitler, zorunlu insan paraziti olan böceklerdir. İnsan vücuduna yerleştiklerinde kıl diplerinde ve elbise kıvrımlarında yuvarlanırlar. Deriden kan emerek beslenen bitler, yumurtalarını da kıllara veya elbise kıvrımlarına yapıştırırlar. Yerleştikleri bölgelere göre üç türlü bitlenme vardır. Baş ve gövde bitlenmesinde aynı bit cinsi yer alırken, cinsel organlar çevresinde yerleşenlerde bitin cinsi de farklıdır. En sık görülen ve iyi tanınan baş bitlenmesidir. Bu tip, özellikle okul öncesi ve ilkokul çağlarında sık görülür.

Çok ihmal edilmiş durumlar dışında; çok az sayıda bit, buna karşılık, saçlara yapışık çokça yumurta vardır. Kaşıntı çoktur ve buna bağlı egzama veya mikrobik olaylar da gelişebilir. Çocuklarda daha fazla görülen, yakın temasla doğrudan bulaşma olabildiği gibi; tarak, fırça, yastık kılıfı, şapka, eşarp vb. eşyalarla da dolaylı olarak bulaşabilir. Baş bitlenmesinde saç kazıtmak ne önerilebilir, ne de kabul edilebilir. Vücut bitlenmesi - her ne kadar seyrek görülürse de - daha çok toplu yaşam merkezlerinde karşımıza çıkar. Bitler, elbiselerde yerleştikleri için; vucutta yalnızca ısırık yerleri ve kaşıntı izleri vardır. Cinsel organlar çevresindeki şekil ise, en sık cinsel temasla, daha az olarak da iç çamaşırı, çarşaf vb. eşyalarla bulaşabilir. Bu hastalıkta; kafalarını kıl diplerine gömmüş bitler ve yumurtaları çok rahat görülürler. Kaşıntı çok belirgindir, cinsel organ çevresindeki kılların traşlanması yararlı olur. Tedavide çok etkin ilaçlar olmakla birlikte, zaman zaman ilaçlara direnç gelişebilmektedir (DDT en tipik örnektir). Bunu önlemenin temel yolu; hekim kontrolu dışında bu ilaçları gerekli gereksiz kullanmamaktır. Ayrıca, ilaçların bitler üzerine etkileri çok iyi olmakla birlikte, yumurtalar bazen etkilenmeyebilmektedir. Bunun için de 5 - 7 gün içinde ikinci bir uygulama önerilir. İlke olarak tüm aile tedavi edilmeli ve bulaşma kaynakları da çok iyi dezenfekte edilmelidir. Kaynamayla bozulmayacak eşyalar için kaynatma iyi bir yoldur.