‘Dahiliye’ Kategorisi için ArÅŸiv

Omuz Sıkışma Hastalığı (İmpingement Sendrom)

Pazar, 04 Kasım 2007

Omuz sıkışma hastalığı (İmpingement Sendrom)

Sporcular, endüstri işçileri, ev bakım elemanları ciddi omuz ağrılarından sıklıkla yakınırlar. Bunun nedeni rotator manşetin ve omuz başının bulunduğu aralıkta sıkışmasıdır. (bkz: Omuz Anatomisi)

Omuz sıkışma sendromu nedir?

Omuz sıkışma hastalığı bir veya daha fazla problemin bir arada bulunması ile gelişir. Bu problemler;

Bursa denilen yağlayıcı keseceğin şişmesi ki bursitis denilir. Omuzun yüksek yüklenme altında hızla uzatılması sırasında sıktır. Bu en sık fırlatmaya dayanan sporlarda görülür. Spor dışında boya, cam silme gibi aktivitelerde de olabilir. İleri yaşlarda kendiliğinden de gelişebilir.

Rotator manşet tendonlarının şişme- ödem-iltahabı ki tendinit denilir. En sık ani ve yüklenme ile başlanılan sportif aktivitelerde başlar. Buradaki neden adelelerin henüz bu aktiviteye hazır olmamasıdır.

Tendonlardaki aşınma ve yırtıklar sanrası kireç depolanması ki Dupley Hastalığı denir.

Belirti ve bulgular

Hastalar genellikle ilk belirtileri görmezden gelirler. Genellikle başlangıçta küçük bir ağrı ve adelelerde hafif bir güç kaybı vardır. Omuz hareket kısıtlılığı ve baş üzeri hareketlerde ileri ağrı daha sonra başlar.

Bursitis te orta-ileri derecede ağrı ve hareket kısıtlılığı vardır.

Tendinitte ise bazı kesin pozisyonlarda keskin bir ağrı olur. Tekrarlayıcı tendinit atakları rotator manşet yırtığına neden olabilir.

Başlangıçta tedavi

Bursitte tanıdan hemen sonra ilk olarak istirahat önerilir. Buz uygulaması, ödem giderici ilaçlar, kortikosteroid enjeksiyonları, ultrasonografi etkin bir tedavi sağlayabilir. Bazen geçici olarak kol askısı kullanılması gerekebilir. Ağrı azalınca omuz güçlendirme ekzersizlerine başlanmalıdır.

Tendinitte olayı ortaya çıkaran hareketler yeterince uzun süre bırakılırsa iyileşme başlar. Hasta daha sonra tedrici olarak germe ve güçlendirme ekzersizlerine başlar. Ekzersiz öncesi sıcak sonrasında soğuk uygulaması iyi sonuç verir. Daha ciddi vakalarda ilaç ve kortikosteroid enjeksiyonları yararlıdır.

Başlangıç tedavisi işe yaramazsa?

Bursitis? te cerrahi tedavi uygulanır.

Tendinitiste doktor ek tanı yöntemleri ile etkili diğer faktörleri tesbit etmeye çalışır ve tüm nedenler bir arada düşünülerek cerrahi tedavi önerilir.

Muhtemel bir yaralanmadan nasıl korunulur?

İleri yüklenme yapılan sporcularda dikkatli olmalıdır. Bu vakalarda muhtemel saktlanmalara karşı takımların tıbbi ekipleri uyanık olmalıdır. Ağrı başladığı anda önlemler alınmalıdır. Omuzunuzu rahatsız hissederseniz tenis veya golf oynamaya devam etmeyin. Limitlerinizi zorladığınızda karşılaştığınız omuz ağrılarına ilgisiz kalmayın, dinlenin. Nüks ederse mutlaka ortopediste başvurun

Bebek Ve Çocukta Kusma

Pazar, 04 Kasım 2007

bebek ve çocukta kusma

Bebekler neden kusar?

Anneleri endişelendiren en önemli konulardan biri de bebeğin sık sık kusmasıdır. Uzmanlar kusmayı, bir hastalık olarak değil, belirti olarak kabul ediyorlar.

-Zorlanmaksızın kusma daha çok küçük bebeklerde görülür. Özellikle yaşamın ilk haftalarında bebekler beslendikten kısa süre sonra zorlanmaksızın ağız dolusu çıkarabilirler.

Normal kilo alımı devam ettikçe bu sorun yaratmaz.Genel olarak bebek büyüdükçe bu durum azalır.

- Zorlanmanın şiddetiyle küçük bebeklerde burundan da kusmuk gelir. Küçük bebeklerde mide bulantılarını anlamak güç olursa da huzursuzluk, solgunluk, terleme, kusmadan sonra besinleri reddetme mide bulantısı işaretleri olabilir.

-Yaşamın ilk günlerinde görülen kusma nedenleri arasında enfeksiyonlar, metabolizma hastalıkları(doğuştan), bebeğin annenin amnios sıvısını fazla yutması, gastro-intestinal allerjiler(süt allerjisi gibi) başlarda yer tutar.

Daha büyük çocuklarda en sık rastlanılan kusma nedenlerinin başında enfeksiyonlar gelir.

Kusma bebeklerde ve çocuklarda çok sık görülen bir bulgudur. Önemli hastalıkların belirtisi olabileceği gibi basit ve gelip geçici bir durum da olabilir.

Biz doktorlar kusmayı zorlanmaksızın kusma(regürjitasyon) ve zorlanmalı kusma olmak üzere ikiye ayırırız.

Zorlanmaksızın kusma daha çok küçük bebeklerde görülür. Özellikle yaşamın ilk haftalarında bebekler beslendikten kısa süre sonra zorlanmaksızın ağız dolusu çıkarabilirler.

Normal kilo alımı devam ettikçe bu sorun yaratmaz.Genel olarak bebek büyüdükçe bu durum azalır. Sekiz aylık olduğunda ortadan kalkar. Günde üç kezden fazla fışkırır tarzda şiddetli kusuyorsa bu durum normal dışı olabilir.

Teknik olarak yanlış beslenen bebeklerde de kusma görülebilir. Beslenirken hava yutan bebekler, aşırı hızlı veya aşırı yavaş emen bebekler, beslendilten sonra gazı çıkarılmayan bebekler zorlanmaksızın kusabilirler. Beslenme tekniğindeki hatalar düzeltilirse bu kusmalar biter.

Gastroözofagial reflü dediğimiz durumda daha çok zorlanmalı kusma görülürse de bazen zorlanmasız kusma da görülebilir. Mide borusunun mideye bağlandığı yerde meydana gelen bir kasılma yetersizliği nedeniyle mide içeriğinin yemek borusuna geçmesi olarak bilinen gastroözofagial reflü genellikle 3-10.günler arasında başlar. Zaman içinde bulgular azalabilir. Beslendikten sonra bebek 30 dakika süreyle yarı oturur pozisyonda tutulabilirse kusma büyük ölçüde engellenebilir. Eğer ciddi bir kilo kaybına ya da kilo alımında yetersizliğe yol açıyorsa cerrahi müdahale gerektirebilir.

Yemek borusunu mideye bağlanan ucunun kör olması, yani kapalı olması, ciddi bir regürjitasyon sebebidir. Bu durumda bebek doğumdan sonraki bir kaç beslenmesinden sonra besinler yemek borusunda birikebileceği için kusmaya başlar. Bazı durumlarda bu kapalı olan yemek borusu bir boru ile soluk borusuna bağlı olabilir. Bu durumda nefes darlığı ve mororma da gözlenebilir.

Doğumdan hemen sonra yapılan bebek muayenesinde ince bir yemek sondası ile bebeğin ağzından midesine dek girilip bakılır. Bu mutlaka muayenin bir parçası olmalıdır. Aksi takdirde bu durum atlanabilir. Bebek şiddetli kusmaya başladıktan sonra farkedilebilir. Yemek borusu ile soluk borusu arasında bağlantı varsa besin akciğerlere kaçıp çok ciddi sonuçlara yol açabilir

Zorlanmalı Kusma

Mide bulantıları ve öğürtüler olur. Çocuk fışkırır tarzda kusar. Zorlanmanın şiddetiyle küçük bebeklerde burundan da kusmuk gelir. Küçük bebeklerde mide bulantılarını anlamak güç olursa da huzursuzluk, solgunluk, terleme, kusmadan sonra besinleri reddetme mide bulantısı işaretleri olabilir.

Yenidoğan bebekte ilk 24-36 saatte görülen şiddetli kusmalar sindirim sisteminin herhangi bir yerinde tıkanıklığa neden olabilir. Bunlar içinde en sık rastlanan nedenler:

1-barsak tıkanıklığı

2-özofagus atrezisi(yemek borusunun mideye bağlandığı ucun kör olması

3-barsak darlıkları

4-barsağın belli bir bölümünün olmaması

5-pilor stenozu

6-karın organlarının göğüs içine fıtıklaşması

Bebek doğduğu ilk günlerde şiddetli kusuyorsa, karnı şişmişse, kakasını yapmıyorsa ya da ilk başta yapmış sonra yapmamışsa cerrahi gerektiren ciddi bir bağırsak problemi olabilir. Acilen doktora başvurulmalıdır.

Özellikle erkek çocuklarda yaşamın ilk günleri değil, üçüncü haftasında başlayan şiddetli kusmalar pilor stenozu dediğimiz bir cins mide darlığını düşündürür ki buda cerrahi gerektiren bir durumdur.

Yaşamın ilk günlerinde görülen kusma nedenleri arasında enfeksiyonlar, metabolizma hastalıkları(doğuştan), bebeğin annenin amnios sıvısını fazla yutması, gastro-intestinal allerjiler(süt allerjisi gibi) başlarda yer tutar.

Daha büyük çocuklarda en sık rastlanılan kusma nedenlerinin başında enfeksiyonlar gelir.

Bazı çocuklar hangi enfeksiyonu geçirirlerse geçirsinler mutlaka kusma olaya eşlik eder. Gribal enfeksiyon, boğaz enfeksiyonu, bronşit gibi her enfeksiyonda mutlaka kusma vardır.

Ancak en sık kusmaya neden olan enfeksiyonların başında:

1-mide-barsak enfeksiyonları

2-İdrar yolu enfeksiyonları

3-Kulak enfeksiyonları

4-Meninjit-santral sinir sistemi enfeksiyonları gelir.

Bütün bu durumlarda kusma enfeksiyonun bir sonucu olduğundan kusmanın kesilmesi için enfeksiyonun iyileştirilmesi gerekir.Yoksa sadece kusmayı kesmeye yönelik tedavi vermek, enfeksiyon için hiçbirşey yapmamak vücudun verdiği sinyali iyi anlamamak demektir. Enfeksiyon sonucu gelişen kusmalarda vücutta artan keton cisimciklerini dengeleyebilmek için bir kase şekerli su çocuğa kaşık kaşık içirilir.bu çoğu zaman işe yarar. Eğer doktor tarafından gerekli görülürse anti-emetikler(kusma kesiciler)kullanılabilir. Kusma kesici ilaçları ailenin kendi kendine kullanması yanlıştı

Merkezi sinir sistemini ilgilendiren bir takım olaylar kusma nedenidir. Beynin darbe alması, beyinde tumor, enfeksiyon veya başka bir nedenle kafa içi basıncının artmış olması(beyin kanamaları vb) kusma nedeni olabilir. Merkezi sinir sistemi kökenli bir kusma düşünülüyorsa hastanın nörolojik muayenesi, tomografisi ve/veya halk rasında belinden su alma olarak tabir edilen lomber ponksiyon gerekebilir.

Zehirlenmeler önemli bir kusma nedenidir. Çocukluk çağı zehirlenmelerinde her zaman kısa zamanda teşhis koymak mümkün olmayabilir, çünkü aile çocuğun hangi zehirli maddeye maruz kaldığını bilmeyebilir. Bu madde fare yada böcek ilacı, herhangi bir tıbbi ilaçtan fazla miktarda alım, hava gazı, doğal gaz,karbonmonoksit olabilir. Birden kusmaya başlayan, kusma için başka sebep bulunamayan, özellikle 1-11 yaş arasındaki çocuklarda zehirlenme akla getirilmelidir. Besin zehirlenmeleri de kendini kusma ile belli edebilir.

Tansiyon yüksekliği çocukluk çağında bile kusma nedeni olabilir. Kusan çocuklarda tansiyon değerleri dikkate alınmalıdır. Kusma ile birlikte ağızda aseton kokusu, sık idrara çıkma, bol su içme, ağız kuruluğu gibi bulgular varsa çocuk diabeti ile karşı karşıya olabiliriz.

Bazı çocuklar heyecanlandıkları zaman kusarlar. Ben muayeneye gelen bazı 2-3 yaş arasındaki çocukların daha kapıda kusmaya başladıklarını bilirim.

Bazı psikolojik ya da sosyal sorunları olan çocuklarda da kusma görülebilir. Örneğin okulla ilgili sorunu olan ya da okula gitmek istemeyen çocukların hafta içi sabahlarda mide bulantısı ve kusma yaşadıkları tarafımızdan gözlenmektedir.

Yeme sorunu olan iştahsız çocuklar genellikle zorla yedirildikleri için bir süre sonra kusmaya başlarlar. Normal iştahlı çocuklarda da anne eğer yemek miktarını iyi ayarlayamazsa, çocuğa gerekenden veya kabul edebileceğinden fazla miktarda besin verirse çocuk kusabilir. Bu olay sürekli devam ediyorsa çocuk kendi kendini kusturabilir.

Unutulmaması gereken şey kusma bir hastalık değil bir hastalık işaretidir. Kusmanın ortadan kaldırılması yeterli değildir. Kusmaya neden olan hastalığın bulunup tedavi edilmesi gerekir.

Dr.Özlem Karahasanoğlu

6. Hastalık Altıncı Hastalık Roseola İnfantum

Pazar, 04 Kasım 2007

6. hastalık altıncı hastalık Roseola infantum

Herpesvirus tip 6?nın neden olduğu, iyi huylu, yaklaşık 3 gün süren ateşin arkasından ortaya çıkan pembe, makülopapüler döküntü ile karakterize bir çocukluk çağı hastalığıdır. Hastalık solunum yolu sekresyonları ile bulaşır. Dört yaşına kadar çocukların hemen hemen tamamı hastalığı geçirmekte ve ömür boyu bağışıklık kazanmaktadır. En sık ilk yaşın ikinci yarısında ve, İlkbahar ve sonbahar aylarında görülür.

Klinik : Yaklaşık 3 günlük ateşli bir dönemden sonra ateşin normale dönmesinden hemen sonra makülopapüler veya eritematöz döküntü ortaya çıkar. Döküntü gövdeden başlar, boyun ve ekstremitelere yayılabilir, 2 gün içerisinde, iz bırakmadan kaybolur. Kaşıntı yoktur, basmakla solar. Vakaların bir kısmında ishal görülebilir. Yüzde 14 vakada huzursuzluk ve irritabilite şeklinde prodromal semptomlar olabilir. Fontanel belirginliği (% 26), Nagayama lekeleri (yumuşak damak ve uvulada eritematöz papüller - % 65), periorbital ödem (ateşli dönemde, % 30), servikal, postaurikular ve postoksipital lenfadenopati (% 31) bulunabilecek diğer bulgulardır. Nadiren splenomegali, ensefalopati ve konjunktival eritem görülebilir. İnkübasyon süresi ortalama 9 (5-15) gündür.

Komplikasyonlar : Hastalığın en önemli komplikasyonu ateşli dönemde görülebilen febril konvülsiyondur (% 6-15). Ensefalit, fulminan hepatit, hemofagositik sendrom ve dissemine enfeksiyon herpesvirus tip 6?nın nadiren neden olduğu klinik tablolardır.

Tanı : Rutin tanı testleri gereksizdir. Kesin tanı gerekirse, virus periferik kandan izole edilebilir veya serolojik olarak herpesvirus tip 6 Ig M pozitifliğine konvelasan serumda akut döneme göre herpesvirus tip 6 Ig G?nin en az 4 kat artışına veya negatifken pozitif oluşuna bakılabilir. Lökosit düzeyine bakılırsa, lökopeni bulunabilir.

Ayırıcı tanı : Enfeksiyöz mononukleoz, febril konvülsiyon, eritema infeksiyozum, kızamık, menenjit, rubella, ilaç erüpsiyonu.

Tedavi : Spesifik tedavi yoktur. Ateşli dönemde ateşin antipiretikler ile ve ılık banyolarla düşürülmesi önerilir.

Korunma : İzolasyon önerilmez. Etkin bir aşı bulunmamaktadır.

Guatr Her Yönüyle

Pazar, 04 Kasım 2007

Guatr her yönüyle

Guatr nedir?

Tiroit glandının büyümesine guatr denir. EriÅŸkinlerde tiroidin ağırlığı normalde 20-25 gm?dır. Çok büyük guatrlar el veya gözle muayene sırasında kolaylıkla tespit edilebilir. Ancak şüpheli durumlarda ultrasonografi ile tanı konmalıdır. Tiroidin eriÅŸkinlerdeki normal boyutları 20×25×50 mm?dir. Ultrasonografide tiroidin derinlik çapının 25mm üzerine çıkması guatr olarak deÄŸerlendirilir. Ayrıca, ultrasonografik olarak tiroid glandının volümü bulunduktan sonra bunun 0.52 ile çarpımı sonucu gram cinsinden ağırlığı kolaylıkla hesaplanabilir. Özellikle bazı kadınlarda boyun yapısı nedeni ile tiroit normal olarak ele gelebilir. Dolayısıyla her ele gelen tiroit guatr olarak deÄŸerlendirilmemeli ancak ultrasonografik ölçümle kesin tanı konmalıdır.

Diffüz guatr ve nodüler guatr nedir?

Guatr, tiroit bezinin simetrik veya asimetrik olarak diffüz (yaygın) büyümesi sonucu veya nodül (bir veya birden fazla) ile birlikte oluşabilir. Yaygın olarak tiroit bezinin büyümesi durumuna diffüz guatr, nodül içeren guatrlara ise nodüler guatr denir. Diffüz guatrlar zaman içinde nodüler guatr haline dönüşebilir.

Guatrlar fonksiyonlarına göre kaça ayrılır ve hangi durumlarda görülür?

Gerek diffüz, gerekse nodüler guatrlı hastalar fonksiyonel olarak 3 durumda bulunur.

· Ötiroidi : Tiroit hormonları normal düzeylerdedir

· Hipotiroidi : Tiroit hormonları azalmıştır

· Hipertiroidi: Tiroit hormonları yüksektir

Basit guatr nedir?

Tiroit fonksiyonları bozulmadan (ötiroit) tiroidin simetrik ve asimetrik olarak yaygın büyümesi durumuna basit guatr denir. Bu tür guatrlarda nodül mevcut değildir.

Diffüz guatr hangi hastalıklarda görülür?

Diffüz (yaygın) ve ötiroit guatrlar :

Basit guatr

Otoimmun guatr (Hashimoto tiroiditi, postpartum tiroidit…)

Diffüz ve hipertiroidik guatrlar:

Graves hastalığı

Sessiz tiroidit

TSH?ya bağlı oluşan hipertiroidi

Plonjans veya substernal guatr nedir?

Tiroidin büyüyüp sternum ( iman tahtası kemiği) altına doğru uzaması durumuna substernal yada plonjan guatr denir. Daha fazla yaşlı hastalarda görülür. Genelde nodül içerir. Çok defa sıkıntı ve soluk darlığı yaptığından tedavisinde cerrahi girişim gerekir.

Tiroit nodülü nedir?

Tiroit nodülü tiroit içinde veya üzerinde oluşan kitlelerdir. Nodüller kistik, solid ve miks durumda olurlar. Kistik nodül, içinde sadece sıvı olan kapsüllü nodüllerdir. Solid nodüller hücrelerin büyümesi ve çoğalması sonucu oluşur. Miks nodüller ise içerisinde kistik ve solid bölümleri olan nodüllerdir.

Soliter nodül ve multinodüler guatr nedir?

Tiroit içerisinde tek bir nodül mevcutsa soliter nodül, birden fazla nodül mevcutsa multinodüler guatr denir. Soliter nodüllerde kanser olma ihtimali daha fazladır.

Guatrın sebepleri nelerdir?

Hastaların en sık soruduğu sorular arasındadır. Guatr oluşmasının çok nedenleri mevcuttur. Bu nedenlere göre guatrlar iki gruba ayrılabilir.

· Endemik guatr

· Sporadik guatr

Endemik guatr nedir? Sebepleri nelerdir?

Bir yerleşim bölgesinde %10?dan daha fazla guatr vakası varsa bu yerleşim bölgesine endemik guatr bölgesi denir. Dünyada ve memleketimizde çok sayıda endemik guatr bölgesi mevcuttur (mesela Alpler ve Karadeniz bölgesi). Bu bölgelerde guatr oluşumuna neden olan değişik etkenler mevcuttur. Bunlar:

· İyot eksikliği

· Guatrojen maddeler

o Kimyasal maddeler (thiocynate)

o Bazı ilaçlar (lithium)

o Bazı mikroplar (eschericia coli)

Endemik guatra neden olan iyot eksikliği ve diğer maddeler nasıl etki eder?

Daha önce de belirtildiği gibi günlük iyot ihtiyacı ortalama 150mgm civarındadır. Yenilen ve içilen gıdalarda iyodun 50mgm altına düşmesi hormon üretimini azaltacak ve bu da hipofizde salgılanan TSH miktarını artıracaktır. TSH miktarının artması ise tiroit hücrelerinin uyarılmasına ve dolayısıyla çoğalmasına yani guatra neden olacaktır.

Bazı bölgelerde iyot eksikliği olmamasına rağmen endemik guatra rastlanmaktadır. Bu bölgelerde guatrojen denilen bazı maddelerin alınması ile guatr oluşur. Mesela Karadeniz bölgesinde çok tüketilen karalahana bunlardan biridir. Karalahana içinde thioglucoside denilen bir madde mevcuttur. Bu madde vücutta thiocyanate ve isothiocyanete?a ayrılarak tiroit hormon yapımını engeller. Bazı patates ve fasulye türleri cynaoglucoside içermekte ve daha sonra vücutta thiocynata dönerek iyodun tiroiddeki tutulumunu önleyerek hormon oluşumunu azaltmaktadır. İyot eksikliğinde olduğu gibi burda da TSH hormonu tiroidi uyararak guatra neden olur. Dünyada şimdiye kadar birçok maddenin ve bakterinin endemik guatra neden olduğu gösterilmiştir.

Sporadik guatrın sebepleri nelerdir?

Bir yerleşim bölgesinde %10?dan daha düşük guatra rastlanırsa bu bölgede oluşan guatrlara sporadik guatr denir. Sporadik guatr nedenleri şunlardır:

· Büyüme faktörleri

· Enzim bozuklukları

· Tümörler

· Enflamasyon/enfeksiyon

· Kist oluşumu

· Kanama

· Antitiroit ilaç kullanımı

Büyüme faktörleri nelerdir?

Genel olarak tiroidin büyümesine yani guatra 3 faktör etki eder.

· TSH (tiroidi uyaran hormon)

· TRab (tirotiropin reseptör antikoru)

· HCG (human chorionic gonadotropin hormonu)

TSH?nın guatr oluşumundaki etkisi nedir?

TSH hipofiz bezinde salgılanan ve tiroit hormonlarının tiroitteki sentezi ve salgısı üzerine etki eden bir hormondur. Bu hormonunun tiroit glandını uyarması sonucu tiroit hücreleri kanda bulunan iyodu alarak tiroid hormonu üretilmesinde kullanır. İyot, hücre içerinde bulunan ve tirosin denilen bir madde ile değişik fermentler yardımı ile birleşerek tiroit hormonları (T3 ve T4) üretilir. Üretilen hormonlar folliküller içerisinde depolanarak vücudun ihtiyacına göre kana verilir. Yeterli miktarda üretilen tiroit hormonları TSH?nın hipofizdeki salgılanmasını durdurur. Herhangi bir nedenle tiroit hormon üretimi yetersiz duruma düşerse (örneğin iyot eksikliği veya ferment bozukluklarında) TSH salgısı baskı altına alınamayacağından tiroit glandı devamlı TSH uyarısı altına girer. TSH?nın devamlı surette tiroit glandını uyarması tiroit hücrelerinin büyümesine dolayısıyla guatr oluşumuna neden olur.

TRab reseptör antikorunun guatr oluşumundaki rolü nedir?

TRab (tirotiropin reseptör antikoru) Basedow-Graves hastalığında tiroidi uyaran ve hipertiroidiye neden olan bir antikordur. Tiroid üzerine TSH?nın etki etmesi için önce tiroit hücreleri üzerinde bulunan ve TSH reseptör?ü denilen bölgelere bağlanması gerekir. TSH reseptörlerine bağlandıktan sonra tiroit bezini uyararak tiroit hormonlarının yapımını sağlar. TSH reseptörlere bağlandıktan bir müddet sonra metabolize olarak etkisini kaybeder. TRab ise TSH?dan çok daha uzun etkiye sahip antikordur. Bu antikor, devamlı surette tiroit hormonlarının yapımına ve bazen de tiroidin büyümesine neden olur.

HCG nedir? Guatr oluşumunu nasıl sağlar?

HCG (human chorionic gonadotropin) gebelik sırasında salgılanan bir hormondur. Normal gebelikte bu hormon etkisi ile tiroit glandında hafif büyüme görülür. Ancak bazen gebelikte oluşan hydadiform mole, choriocarcinoma ve hyperemesis gravidarum gibi patolojik durumlarda HCG?nin aşırı salgılanması sonucu guatra ve hipertiroidiye neden olur.

Guatr oluşumunda tümörlerin rolü nedir?

Tiroit tümörleri kadınlarda %6.4 erkeklerde %1.6 oranında bulunur. Birçok tiroit tümörü selim (benign) yani iyi huyludur. Tiroit sintigrafisinde görülen soğuk (hipoaktif, nonfonksiyonel) nodüllerin %5 kadarı kötü huyludur. Çok nodüllü guatrlarda (multinodüler) habaset (malignite) ihtimali çok daha azdır.

Genelde tiroit tümörlerinin kesin sebepleri belli olmamasına rağmen bazı radyasyonların hayvan ve insanlarda buna neden olduğu bilinmektedir. Mesela, 1986 yılında meydana gelen Çernobil nükleer reaktör faciasında radyasyonun bu etkisi kesinleşmiştir. Çernobil radyasyonuna maruz kalan çocuklarda diğer çocuklara nazaran çok daha fazla tiroit tümörü görülmüştür. Ancak tedavi amacı ile radyoiyot verilen hastalarda böyle bir durumun söz konusu olmayacağını unutmamak gerekir.

Guatr oluşumunu enflamasyon/ enfeksiyonlar nasıl etkiler?

Enflamasyonlarda kanda bulunan lenfositlerin tiroit içine girmesi sonucu guatr oluşur. Bu duruma tiroidit denir. Memleketimizde en sık görülen tiroiditler Hashimoto tiroiditi ve subakut tiroidit?tir. Tiroiditler daha önce tiroit hastalıkları bölümünde anlatılmıştır.

Kist oluşumunun guatrdaki rolü nedir?

Kistler içi sıvı dolu tiroit nodülleridir. Genelde selim tümörlerin dejenerasyonu sonucu meydana gelir. Önce tiroidin uyarılması sonucu belirli bir bölgede tiroid nodülü oluşur. Bu nodülün beslenmesi için bu gelişmeye paralel olarak kılcal damarlar ortaya çıkar. Ancak zaman içinde çoğalan hücreler bu damarların yeterince gelişememesi sonucu beslenemez ve ölmeye başlar. Ölen hücrelerin yerine diğer damarlardan sıvı sızarak kist oluşur.

Tiroitte görülen bir nodülün tamamen kist mi, yarı kist (miks) mi, yoksa solid mi olduğu ancak ultrasonografi ile anlaşılır. Tam kistlerde kanser olma ihtimali hemen hemen yoktur.

Guatrın belirtileri nelerdir?

Hastalar arasında en sık sorulan sorulardan biridir. Guatrlar büyüklük ve fonksiyonlarına göre birtakım şikayet ve belirtilere yol açar.

· Genelde basit diffüz guatr herhangi bir şikayete neden olmaz.

· Guatr hipotirodi veya hipertiroidi ile birlikte bulunursa bu hastalıkların belirtileri ortaya çıkar. Bu hastalıklarla ilgili daha önce geniş bilgi verilmiştir.

· Büyük ve nodüllü guatrlar, soluk veya yemek borusu üzerine olan baskı nedeniyle nefes darlığına veya yutma güçlüğüne neden olabilir. Ancak bu durum nörotik hastalarda görülen ve globus histerikus denilen boğazdaki sıkışma hissi ile karıştırılmamalıdır.

· Büyük guatrlar, ayrıca boyun toplardamarları üzerine baskı yaparak bu damarların genişlemesine neden olabilir.

· Tiroit glandı günlerce veya haftalarca yavaşça büyüyüp küçülmesi ve bazen ağrılı olması sessiz veya subakut tiroiditte görülür.

· Tiroidin ani olarak büyümesi, ağrılı ve hassas olması tiroit nodülü içine kanamada veya ani olarak büyüyen tiroit kanserlerinde görülür.

· Otoimmün guatrlarda simetrik veya asimetrik büyüme görülmesi tiroit lenfomasını düşündürür.

Basit guatrlarda tedavi nasıl yapılır?

Guatrlar ötiroit durumda ise yani tiroit hormonları normal seviyelerde ise hastada ilk olarak tiroit kanseri olup olmadığı araştırılır. Nodülsüz yaygın olarak büyümüş bir guatrda (basit guatr) kanser olma ihtimali yoktur. Basit guatr çok büyük değilse ve baskı yapmıyorsa hastanın durumuna göre ilaçsız veya levotiroksin tedavisi (Tefor, L-Thyroxin veya levotiron) uygulanarak takip edilir. İlaç verilmesinde amaç TSH?yı baskı altına alarak tiroidi uyarmasını önlemektir. Bu tedavi şekline supresyon tedavisi denir. Nadir olarak nodülsüz büyük basit guatrlı hastalarda baskı nedeni ile cerrahi girişim gerekebilir. Gerektiği takdirde yine büyük basit guatrlar radyoiyot (atom) tedavisi ile küçültülebilinir.

Nodüllü guatrlarda tedavi nasıl yapılır?

Nodül mevcut olan hastalarda nodülün tek mi yoksa birden fazla mı olduğu araştırılır. Tek nodüllü vakalarda kanser olup olmadığı araştırılır. Tek nodüllü vakalarda kanser araştırılmasının nasıl yapıldığı aşağıda anlatılmıştır. Tecrübeli hekimler elle muayene sırasında nodülü teşhis edebilirler. Ancak bazı hastalarda sadece muayene ile nodül tanısı ve kaç nodül olduğunun tespiti zor olabilir. Bu durumda en iyi tanı yöntemi tecrübeli bir hekimin yapacağı ultrasonografidir.

Ultrasonografi, nodüllerin tespitinde kolaylıkla uygulanan ve hamilelerde bile herhangi bir zararı olmayan bir tanı yöntemidir. Ayrıca bu yöntem, Hashimoto tiroiditi ile multinodüler guatrı birbirinden kolaylıkla ayırabilmektedir. Özellikle kısa boyunlu hastalarda tiroit nodüllerinin tanısında elle muayeneden çok daha iyi sonuçlar verir.

Muayenede veya ultrasonografide nodül tespit edilmeyen vakalarda tiroit sintigrafisinin yapılması doğru değildir. Ancak ultrasonografide Hashimoto tiroiditi kuşkusu olan vakalarda tiroit antikorları yapılarak tanı kesinleştirilir

Siroz KaraciÄŸer YetmezliÄŸi

Pazar, 04 Kasım 2007

Siroz karaciÄŸer yetmezliÄŸi

Siroz; normal karaciğer hücrelerinin yerine skar (nedbe) dokusunun oluştuğu duruma verilen isimdir, ve bu durum karaciğerin tüm fonksiyonlarında azalmaya neden olur. İlerlemiş hastalarda, hasar o kadar ciddidir ki, tek çözüm yolu karaciğer naklidir. Siroz ABD deki en sık ölüm nedenleri arasında sekizincidir ve her yıl 25 bin kişinin ölümüne neden olur. Ve yine binlerce kişinin karaciğerinin normal fonksiyonları yapma kabiliyetinde yavaş yavaş azalmaya neden olur.

Sirozun çok sayıda nedeni vardır. ABD ve Avrupada, en sık nedenler; aşırı alkol tüketimi ve kronik Hepatit-C virüs enfeksiyonudur.

Alkolik siroz, 10 veya daha fazla yıl süresince aşırı alkol tüketimi soucunda meydana gelir. Ancak sosyal içicilerde de (toplumsal olaylarda (toplantı, eğlence gibi) alkol tüketen kişiler) siroz meydana gelme olasılığı vardır. Alkolün karaciğer hücreleirne toksik etkisi vardır. Neden bazı insanların alkolün zararlı etkilerine daha dayanıklı olduğu bilinmemektedir, ancak kadınlar erkeklerden daha az alkol tüketseler de alkolik siroza yakalanaya daha yatkındırlar.

Kronik hepatit-C enfeksiyonu, karaciğer hücrelerinde inflamasyona neden olmakta ve sonuçta siroz gelişebilmektedir. Kronik hepatit-C hastası olan her 5 kişiden birinde 20 yıldan sonra siroz gelişmektedir. Kronik Hepatit-B, benzer şekilde karaciğer hasarı yapmaktadır ve dünyada sirozun en sık nedenidir. Hepatit-D sadece Hepatit-B hastalarında rastlanmaktadır.

Sirozun daha nadir nedenleri arasında karaciğer hücrelerini veya safra kanallarını tutan otoimmün hastalıklar, ilaçlara bağlı şiddetli yan etki gelişimi, çevresel zehirlere uzun süre maruz kalma, genelde tropikal bölgelerde bulunan bakteri ve parazitler, karaciğer konjesyonu (sıvı birikimi denilebilir) ile birlikte olan kalp yetmezliği atakları. Diğer bir neden de alkole bağlı olmayan steatohepatittir; bu durumda karaciğerde yağlanma ve bunu takiben nedbe dokusu oluşumu meydana gelir.

Nadir görülen bazı kalıtsal hastalıklar da siroza neden olabilir. Bu hastalıklar; hemakromatozis (karaciğer ve diğer organlarda aşırı demir birikimi), Wilson hastalığı (anormal miktarda bakır depolanması), alfa-1 antitiripsin eksikliği (karaciğerdeki özel bir enzim eksikliği).

Belirtiler

Erken dönemlerde genelde herhangi bir şikayete rastlanmaz. Ancak karaciğer hücreleri öldükçe, organ sıvı tutulumunu düzenleyen ve kan pıhtılaşmasını sağlayan proteinleri daha az üretmeye başlar ve bilirübin maddesini işleme kabiliyeti kaybolur. Bunların sonucunda meydana gelen belirti ve bulgular şunlardır:

- halsizlik

- iştah kaybı

- bulantı ve kusma

- güçsüzlük

- kilo kaybı

- bacakarda ve karında sıvı birikimi

- artmış kanama ve çürükler

- sarılık, deride ve gözlerde sararma

- kaşıntı

Hasar arttıkça, karaciğer kanı temizleyememeye başlar ve birçok ilacı daha az işleyebilir hale gelir, böylece ilaçarın etkinliğinde artış meydana gelir. Artan toksik (zehirli) maddeler özellikle beyinde birikir. Bunlara bağlı gelişen belirtiler:

- ilaçlara hassasiyetin artması

- kişilik ve davranış değişiklikleri, bunalr zihin bulanıklığı, boş bakışlar, unutkanlık, konsantre olamama veya uyku düzensizlikleri,

- şuur kaybı

- koma

Nedbe dokusu oluşumu, aynı zamanda kan akımını etkiler ve karaciğer toplar damarındaki basınç artar; bu duruma portal hipertansiyon adı verilir. Mide ve yemek borusundaki kan damarları genişler ve vücut bu bölgelerde yeni damarlar oluşturarak karaciğere uğramadan kanı geçirmeye çalışır. Bu damarlara varis adı verilir ve duvarları daha incedir. Bunlardan herhangi birisi hasara uğrarsa meydana gelen kanama saatler içerisinde ölümle sonuçlanabilir. Eğer kan kusmaya başladı iseniz, hemen acil servise müracaat edin.

Tanı

Doktorunuz normal bir anamnez ve fizik muayene yapacaktır. Doktorunuz karaciğerin işlevlerini değerlendirmek amacı ile çeşitli kan testleri isteyebilir. Karaciğerin bilgisayarlı tomografisi, ultrason veya radyoizotop ile karaciğer görüntülenebilir. Siroz tanısını kesinleştirmek için biyopsi yapılabilir.

Siroz sürekli ilerleyen bir hastalıktır, geri döndürülemez veya tedavi edilemez. Ancak meydana gelen hasar ve belirtiler tedavi ile durdurulabilir veya yavaşlatılabilir.

Sirozdan korunmak için yapılacak en iyi şey aşırı alkol tüketiminden uzak durmaktır. Eğer karaciğerle ilgili herhangi bir probleminiz varsa alkolden tamamen uzak durmanız gerekir. Ayrıca Hepatit B ve C den korunmak, uyuşturucu kullanmamak, güvensiz seksten ve çok eşlilikten kaçınmak korunmada alınacak önlemler arasında sayılabilir. Dövme vs yaptıracaksanız kullanılan aletlerin steril olduğundan emin olun. Sağlık personeli iseniz hastaların kan örneklerine maruz kalabileceğinizi unutmayın ve bu konuda dikkatli olun. Hepatit-B aşısı olun, 3 doz yapılan aşı %90 koruma sağlar.

Tedavi

Tedavi sirozun nedenine ve evresine bağlıdır. Meydana gelen karaciğer hasarı geri döndürülemeyeceğinden, tedavide amaç hastalığın ilerlemesini durdurmak ve meydana gelebilecek diğer komplikasyonları önlemektir.

Nedenden bağımsız olarak tüm siroz hastaları, alkolden uzak durmalı ve karacieğeri etkileyebilecek ilaçların kullanımı konusunda kontrollü olmalıdırlar (asetaminofen gibi). Allta yatan hastalığın da tedavisi yapılacağından tedavi protokolleri farklılık gösterebilir.

Tedavinin odak noktası genelde komplikasyonlardır. Sıvı birikmesini önlemek için az tuzlu diyet veya diüretik ilaç kullanımı önerilebilir. Toksik maddelerin vücuttan hızlıca atılması için laksatif (dışkıyı arttırıcı ve kolaylaştırıcı) ilaçlar kullanılabilir. Kaşıntı ve enfeksiyonlara yönelik tedavi verilebilir. Yine portal hipertansiyon için tedavi düzenlenebilir.

Kanayan varisler çeşitli şekillerde tedavi edilebilir. Bunlar arasında damarın bağlanası, balonla sıkıştırılması veya skleroterapi sayılabilir. Skleroterapide, damar içine kimyasal bir madde verilir ve damarın kuruması sağlanır. Transjugular intrahepatic portosystemic shunt (TIPS) yönteminde kan için yeni-yapay bir yol yapılır ve varislerdeki kan basıncı ortadan kaldırılır.

Eğer karaciğer hasarı ileri derecede ise tek tedavi yöntemi karaciğer naklidir. Nakil yapılan hastaların %80-90 ı yaşamaktadır, ve bağışıklık sistemini ibaskılayan siklosporin gibi ilaçlar sayesinde yeni karaciğer bağışıklık sisteminin saldırılarından korunmakta ve yaşam süreleri uzamaktadır.

Erken dönemde tanı konabilen hastalarda sonuç son derece başarılıdır. Bu hastaların çoğu uzun yıllar normal bir hayat sürmektedirler. Ancak alkol kullanımına son vermeyen alkolik sirozlularda ve ilerlemiş hastalarda sonuç iyi değildir. Bu hastalarda kanamalar veya beyin fonksiyonlarının kaybı sonucu ölüm meydana gelir. Sirozlu hastalarda enfeksiyon gelişme riski ve böbrek yetmezliği gelişme riski artmıştır.

Karaciğer Selim Tümörleri

Pazar, 04 Kasım 2007

karaciğer selim tümörleri

Karaciğerin en sık rastlanan iyi huylu (benign) tümörü hemanjiomdur. Ayrıca hepatosellüler adenom ve, fokal nodüler hiperplazi de sıktır. Kontrol amacıyla veya bir başka nedenle yapılan ultrason, BT ve MR tetkiklerinde; hemanjiomlara sıklıkla rastlanır.

Karaciğerin iyi huylu tümörlerinin sınıflandırılması :

A- Hepatosellüler tümörler : Karaciğer dokusundan köken alan benign tümörlerdir.

1- Hepatosellüler adenom : Hepatosellüler adenomlar (karaciğer adenomları) hemen hemen daima çocuk doğurma yaşındaki kadınlarda görülür ve oral kontaseptif (doğum kontrol hapı) içenlerde sıktır. Oral kontaseptiflerin içerdikleri östrojen hormonunun bu tümörün gelişiminde etkili olduğu düşünülmektedir. İlaç kesildikten sonra tümör gerileyebilir.

Hepatosellüler adenom genellikle karaciÄŸer kapsülü altında yerleÅŸim gösteren, iyi sınırlı, esmer beyaz renkli soliter bir kitle ÅŸeklinde sirotik olmayan bir karaciÄŸerde görülür. Çapı 5-15 cm’dir. Bazen hemorajik nekroz nedeniyle hematom zannedilebilir. Nadiren de olsa tümör bulgu vermeyebilir ve baÅŸka bir nedenle yapılan tetkik esnasında tanı konabilir. Fakat genellikle hastaların aÄŸrı, ateÅŸ ve kollaps gibi kanama belirtileri; veya karındaki kitle nedeniyle meydana gelmiÅŸ olan saÄŸ üst kadranda aÄŸrı ÅŸikayetiyle doktora baÅŸvurması sonucu yapılan tetkikte açığa çıkar. Dolaşım kollapsı geliÅŸirse acil ameliyat ile adenom çıkartılır. Ruptür (tümörün yırtılması) halinde ise %25 vaka ölümle sonuçlanır. Ultrason ve BT’de karaciÄŸerde görülen kitle veya karaciÄŸer sintigrafide soÄŸuk bir sahanın görülmesi ile tanı konur. Anjiografide ise vasküler lezyonlar ÅŸeklinde görülür. KaraciÄŸer fonksiyon testleri ve serum Alfa Feto Protein normaldir. Bu tümörlerin kanlanması zengin olduÄŸu için (kanama tehlikesinden dolayı veya yanlışlıkla kanser tanısına neden olabileceÄŸi için) biyopsi önerilmez. Tedavisinde oral kontraseptif kullanımı varsa bunlar kesilir. Tümörün kendiliÄŸinden küçülüp küçülmediÄŸi takip edilir. Küçülmezse ruptür tehlikesi nedeniyle ameliyatla mutlaka çıkartılır. Normal karaciÄŸer hücrelerinin (hepatositlerin) monoton dizilmelerinden ibarettir. DiÄŸer benign tümörlerin aksine kanserleÅŸebilirler ; kanama, tümör infarktı ve ruptür için aday kabul edilirler.

2- Fokal nodüler hiperplazi : Esas olarak 30-50 yaşındaki kadınlarda görülür. Hastaların sadece %5-15′i erkektir. Oral kontraseptif kullanımıyla iliÅŸkisi tartışmalıdır. Tümör çevreye yayılan ve kitleyi nodüllere bölen merkezi bir baÄŸ dokusuna sahiptir. BT ve anjiografide hipervasküler bir kitle ÅŸeklinde görülür. Fokal (odaksal) nodüler hiperplazide klinik seyir iyidir. KanserleÅŸmez. Kanama, nekroz ve ruptür nadirdir. Doktora en sık baÅŸvurma nedeni karında kitledir. Lakin olguların %50-80′inde hiçbir belirti yoktur. Fokal nodüler hiperplazi tipik olarak iyi sınırlı, esmer renkli, karaciÄŸer kapsülü altında yerleÅŸen soliter bir nodüler kitle ÅŸeklinde olup çapı 5 cm’den küçüktür. Tedavisinde; hastalarda ÅŸikayet olmadıkça cerrahi olarak çıkartılması gerekmez. Tümüyle çıkartılamayan tümörler kanserleÅŸmez, yine de oral kontraseptif kullanımı kesmelidir. Bu tümör nedeniyle ölüm oldukça nadirdir.

3- Nodüler rejeneratif hiperplazi : Parsiyel nodüler transformasyon (kısmi nodüler dönüşüm) adıyla da bilinir. 40-70 yaşlarda görülür. Sıklıkla sirozla karıştırılır. Tümör hafif esmer renkli, 0,1-4 cm çaptaki nodüller tüm karaciğer parankim dokusuyla yer değiştirebilir. Nodüller yanlışlıkla siroz ya da metastatik bir tümör olarak değerlendirilebilir. Bu hastalarda bağ dokusu hastalıkları (romatoid artrit ve skleroderma), myeloproliferatif veya lenfoproliferatif hastalıklar da bulunabilir. Bazı hastalarda sitotoksik ya da bağışıklığı baskılayıcı ilaç kullanımı öyküsü vardır. Hastalar doktora assiti de kapsayan portal hipertansiyon belirtileri ile başvurur. Tedavisinde kullanılan portal diversiyon (yön değiştirme) yöntemi genellikle başarılıdır. Ruptür (tümör yırtılması), karaciğer yetersizliği ve özofagus varis kanaması nedeniyle ölüm olabilir.

B- Safra kanalı tümörleri : Karaciğer içindeki safra kanallarından köken alırlar.

1-Safra kanalı hamartomu (von Meyenburg kompleksi) ve safra kanalı adenomu: Hamartomlar adenomlardan çok daha sık görülür. Genellikle belirti vermezler, rutin yapılan bir tetkik esnasında teÅŸhis edilirler. Ufak, katı, grimsi beyaz renkte, 1 cm’den ufak , kapsül altında yerleÅŸim gösteren kitleler ÅŸeklindedir. Hamartomlar çok sayıda olabilir. adenomlar genellikle soliter lezyonlar ÅŸeklindedir. Çok sayıda yanyana görülen hamartomlar metastatik karsinom, abse veya multipl granulom sanılabilir. Bu tümörler zararsızdır ve tedaviye de gerek yoktur.

2- Bilier kistadenom : Bu kistik lezyonlar pankreasın müsinöz kistadenomlarına benzer. 50-70 yaşındaki kadınlarda görülür. Kanserleşme riski tartışmalıdır. Bu tümörler çoğunlukla çok gözlü, büyük ve yapışkan mukus ile doludur.

C- Damarsal (vasküler) tümörler : Karaciğer içindeki damarlardan köken alırlar.

1- Kavernöz hemanjiom : En sık görülen iyi huylu karaciÄŸer tümörü olan kavernöz hemanjiom, insanların %5-7’sinde bulunur. Kadınlarda erkeklerden daha sıktır. Aslında gerçek bir tümör olmayıp hamartamatöz bir malformasyon olduÄŸu düşünülmektedir. ÇoÄŸunlukla belirti vermez ve rastlantısal olarak tesbit edilir. Dev lezyonlar karın aÄŸrısına neden olabilir. Bebeklerde (lezyon büyükse) trombositopeni ve hipofibrinojenemi yapabilir. Tüm bu bulgular oldukça nadir görülür. Kavernöz hemanjiom tipik olarak yumuÅŸak, kırmızı-mor renkli, çapı 2-4 cm’den küçük olan soliter bir lezyondur. Çapı 4-10 cm’den büyük ise buna “dev kavernöz hemanjiom” denir. Ultrason, BT ve MR tetkiklerinde kolaylıkla teÅŸhis edilir. Lezyon bulgu vermediÄŸi için tanısı genellikle baÅŸka bir nedenle yapılan tetkik esnasında konulur. Lezyonlar büyük olmadıkça ve bir rahatsızlık oluÅŸturmadıkça ileri tanı ve tedaviye gerek yoktur. Bazı hastalarda ameliyatla tümörün çıkartılması gerekebilir. Yakın döğüş sporları ile uÄŸraÅŸan kiÅŸilerde, vs durumlarda (ruptür tehlikesi nedeniyle) ameliyat gerekebilir. KendiliÄŸinden yırtılma (spontan ruptür) ve trombositopeni ender görülen komplikasyonlarıdır.

2- Bebeklik çağı hemanjioendotelyoması : Çocuklarda en sık görülen mezenÅŸimal tümördür. Hastaların %90′ı 6 aylıktan ufaktır. %50 olguda rastlantısal olarak teÅŸhis konulur. Doktora en sık baÅŸvurma nedeni karında kitledir, (yüksek debili) kalp yetmezliÄŸi de bu hastalarda sıklıkla tebit edilir. Tümör soliter olabilir ya da 0,2-5 cm çaplarda nodüllerin yaptığı bir çok odaktan oluÅŸabilir (multisentriktir). Tümör kendiliÄŸinden gerileyebilir. Lezyon az sayıda ise veya küçükse cerrahi olarak çıkartma gerekmez. AV ÅŸantına veya karaciÄŸer yetmezliÄŸine baÄŸlı olarak geliÅŸen sekonder konjestif kalp yetmezliÄŸi ölüme neden olabilir. Yine de iyi bir tedavi ve tıbbi bakım ile KKY’den ölüm önlenebilir. Ender olarak anjiosarkoma dönüşme (kanserleÅŸme) olabilir. 3- Peliozis hepatis : Normalde tetkiklerde teÅŸhis edilemez, ancak otopside açığa çıkabilir. Çok sayıdaki kırmızımsı-mor, içi kan dolu 0,2-5 cm çaplı olan lezyonlar karaciÄŸere bal peteÄŸi görünümü verir.

D- Mezenşimal orijinli tümörler :

1- Mezenşimal hamartoma : Konjenital (doğuştan) olan bu malformasyon, çocukluk çağının ikinci sıklıkta görülen benign karaciğer tümörüdür. 5-23 çapında olan tümör genellikle hem solid hem de kistik alanlar içerir. Tedavisinde; tümör ameliyatla çıkartılır. Kanserleşme görülmemiştir.

2- Mezenşimal orijinli diğer tümörler : Nadir görülürler. Fibromlar,lipomlar, leiomyomlar bunlardan bazılarıdır.

Karaciğer Yağlanması Yağlı Karaciğer Hepatosteatoz

Pazar, 04 Kasım 2007

Karaciğer yağlanması yağlı karaciğer hepatosteatoz

Karaciğer yağlanması (hepatosteatoz) ; karaciğer hücrelerinde aşırı yağ birikmesidir. Yetişkin her dört kişiden birinde görülür. Alkol kullanımı karaciğer yağlanmasının en önemli sebebidir. Alkol kullanmayanlarda görülen karaciğer yağlanması başlıca şişmanlık, diabet (şeker hastalığı) ve kan yağlarındaki yükseklikten kaynaklanır; ayrıca şu durumlarda da görülür : Geçirilmiş hepatit (sarılık , Reye sendromu, Wilson hastalığı, Refsum hastalığı, hemakromatoz, abetalipoproteinemi , proteinden fakir beslenme, kortikosteroid (kortizon) kullanımı, tetrasiklin (bir tür antibiyotik) ve diğer bazı ilaçların kullanımı vs..

Karaciğer yağlanmasına ek olarak karaciğerde büyüme veya kişide bazı şikayetler de varsa (karın sağ üst tarafında ağrı, sarılık) veya karaciğer enzimleri (SGOT, SGPT vs) değerleri yükselmişse önemli olabilir. Karaciğer enzimlerini yükselten sebeplerden en sık görüleni karaciğer yağlanmasıdır. Karaciğer yağlanmasının tek başına çok fazla bir klinik değeri yoktur. Genellikle batın ultrasonu yapılırken farkedilir. Tanısı için de zaten ultrasonografi?den yararlanılmaktadır.

KaraciÄŸer yaÄŸlanmalarının yaklaşık beÅŸte biri iltihap ve/veya fibrozis ile beraberdir. Bu duruma steatohepatit denir. Alkole baÄŸlı olmayan steatohepatit’lerin % 20’si siroza kadar ilerleyebilir.

Başka bir hastalığın sonucu oluşmadıkça tek başına kişiye bir zararı yoktur. Çok çabuk düzelebilir. Ancak aynı zamanda başka hastalıklarla beraber görülebileceğinden, karaciğer yağlanması olan kişilerde bu hastalıklar mutlaka araştırılmalıdır ve sonuca göre tedaviye başlanmalıdır.

Alkole bağlı ise karaciğer yağlanması alkol kesinliğinde kısa sürede düzelir. Alkole bağlı olmayanların en önemli tedavisi kilo vermektir. Şeker hastalığında şeker seviyesinin iyi ayarlanması, kolesterol ve yağdan fakir diyet kullanılması gerekir. Bu önlemlere rağmen karaciğer enzimleri hala düşmemişse antioksidan ilaç kullanımı yararlı olabilir.

Genel anlamda karaciğer yağlanmasının herhangi bir özgül tedavisi yoktur. Lakin diyete dikkat etmek gerekir : İçki içilmemesi gerekir. Kolesterol içeren yiyecekler ( tereyağ, kuyrukyağı gibi hayvani yağlar, kuruyemişler, sakatat, yağlı et ve kıyma, tavuk derisi, yumurta ) kullanılmazsa iyi olur. Mümkün olduğunca yağsız yenmelidir. Paracetamol, kortizon, tetrasiklin gibi karaciğere zararlı ilaçlar sürekli kullanılmamalıdır.

AkciÄŸer Amfizemi Amfizem Anfizem

Pazar, 04 Kasım 2007

akciÄŸer amfizemi amfizem anfizem

Solunum yetmezliğine yol açan en yaygın kronik akciğer hastalıklarından biridir.

Amfizem, akciğerlerdeki hava keseciklerinin (alveol) gerilip genişlemesiyle beliren bir hastalıktır. Bu genişleme hava, keseciklerini birbirinden ayıran ince duvarların yırtılmasına ve dolayısıyla akciğerlerde esneklik kaybına yol açar. Sonuçta akciğerlere hava girişi ve hava keseciklerinde kan gazları (oksijen-karbon dioksit) dengesi bozulur, İlerlemiş amfizem olgularında akciğerler genişlemiş, solmuş ve kurumuştur.Esneklikleri kalmadığından bir yastık gibidirler. Göğüs kafesi açıldığında, akciğerler sönmez, çünkü esneklik kaybı nedeniyle içlerinde hava kalır.

NEDENLERİ

Akciğer amfizemi kronik bronşit, astım, akciğer veremi gibi hastalıklar sonucunda gelişebilir. Özellikle ileri yaşlarda, akciğerlerde yaygın bağdoku artışı esnekliğin yitirilmesine ve amfızeme yol açabilir. Birçok araştırma amfizeme kalıtsal bir yatkınlık olabileceğini göstermiştir. Ama bu hastalığın bilinen en önemli nedeni sigara alışkanlığıdır. Amfizem oluşumuna yol açan başlıca ,etkenler şunlardır: Küçük bronş dallarının tıkanması sonucunda içerideki havanın dışarı atılamaması, hava keseciklerinin aşırı gerilmesiyle akciğer esnekliğinin yitirilmesi, keseciklerde biriken hava kabarcıklarının etkisiyle kesecikler arası duvarların yırtılması, hava keseciklerinde kanın oksijen alabilmesi için gerekli yüzeyin azalması ve dolaşım direncinin artmasıyla akciğer damarlarında lezyonlar oluşması. Son olarak değinilen etken, uzun erimde solunum yetmezliğine yol açarak sağ kalbin yükünü artırır ve kalp yetmezliğine neden olur. Kronik amfizemde soluk alırken göğüs sürekli genişler. Akciğerler aşırı gerilmiştir. Soluk verdikten sonra akciğerlerde kalan hava miktarı artmış, zorlu soluk alıp vermede akciğere girip çıkan hava miktarı azalmıştır.

BELİRTİLERİ

Hastalık sessiz ilerler ve ancak ileri ev­relerinde belirti verir. İlk belirti nefes darlığıdır; başlangıçta hareket sırasında, ama daha sonra dinlenirken de gözlenir.

İleri evrelerde solunum yüzeyselleÅŸir. Soluk alınırken göğüs kafesini geniÅŸle­ten hareket ancak yardımcı solunum kaslarıyla yapılabilir. Buna “dikine” solunum denir, çünkü soluk alırken göğsün enine çapı artmaz, dikine bir hareket görülür. Soluk alma kısa, verme ise uzun sürer. Nefes darlığının yanında bazen az miktarda koyu kıvamlı balgamlı öksürük görülür. Amfizeme kronik bronÅŸit eklenmiÅŸse balgam daha çok ve irinlidir. Hastanın tipik bir dış görünüşü vardır: Göğüs kafesinin ön-arka çapı geniÅŸlemiÅŸ, “fıçı göğüs” denen yapı geliÅŸmiÅŸtir. Köprücük kemikleri üzerindeki çukur bölgeler akciÄŸer tepesinin geniÅŸlemesiyle kabarık görünür. Deri ve mukozalar mavimsi bir renk alır. Morarma deri ve mukozalann altındaki kılcal damarlarda iyi oksijenlenmemiÅŸ hemoglobin bulunmasına baÄŸlıdır. Dokuların yetersiz oksijenlenmesi genel bir düşkünlüğe, iÅŸtah ve kilo kaybına yol açar.

İNCELEMELER

SaÄŸlıklı bir insanın derin soluk alıp bu­nu hızla dışarı vermesi istendiÄŸinde, alınan havanın yüzde 80′i ilk saniyede dı­şarı atılabilir. Amfizemde ise bronÅŸ tıkanması ve azalan esneklik sonucunda dışarı atılabilen hava miktarı büyük ölçüde azalmıştır. Amfizem tanısında solunum iÅŸlevindeki bozukluÄŸu belirlemeye yönelik testler büyük önem taşır. So­lunum fizyopatolojisi laboratuvarlarında yapılan bu testler kronik amfizem tanısını kesinleÅŸtirir.

Tedavi

Geçmişte kısıtlı olan tedavi olanakları günümüzde önemli ölçüde gelişmiştir.

Tedavinin bir bölümü solunum eğitiminden oluşur. Solunumda yeniden eğitim hastanın yakınmalarını azaltır; böylece olağan ve üretken bir yaşama hazırlanmasını sağlar. Yeniden eğitimin amacı karın kasları ve diyafram aracılığıyla solunumun veriminin artırılmasıdır. Burada başarıya giden yol, sağlık görevlilerinin yetenekli, hastaların da kararlı ve sabırlı olmasından geçer. Tedavinin temeli soluk alıp verme alıştırmalarıdır. Hastanın dudakları kapalıyken ya da ıslık çalar gibi soluması, böylece yardımcı solunum kaslarını geliştirmesi sağlanır. Soluma alıştırmaları 15° eğimli bir yüzeyde, ayaklar yukarı­da yapıldığında iç organlar diyaframı göğüs kafesine doğru iter ve kasılmaların etkisi artar.

İlaç tedavisinde bronÅŸ duvarına yapışan balgamın çıkarılmasını kolaylaÅŸtıran maddeler ve bronÅŸ kasılmalarını gevÅŸeten maddeler kullanılır. Ayrıca bol sıvı alınması ve buhar tedavisi de yararlıdır. Bu tedavilere yeterli yanıt alınamazsa yan etkilerine dikkat edilerek kortikos-teroitlere baÅŸvurulur. Bu gruptan “bek-lometazon” adlı ilaç burun spreyi biçiminde kullanılır. Bu yoldan verildiÄŸinde genel dolaşıma karışması bir ölçüde önlendiÄŸinden beklometazon en az yan etki gösteren kortizonlu ilaç olarak bilinir ve kortikosteroit tedavisi gerektiren olgularda genellikle yeÄŸlenir. Burun spreyi 24 saatte 2-4 kez kullanılır. AkciÄŸer amfizemine eklenerek solunum güçlüğünü artıran bronÅŸit gibi iltihaplı hastalıklarda antibiyotik tedavisi gereklidir.

Amfizemi hazırlayıcı çeşitli etkenler vardır. Yapısal (kalıtsal) yatkınlık da hastalığın ortaya çıkmasında önemli rol oynar. Örneğin, aynı sağlıksız iş koşullarında, tozların ve solunum yollarına zararlı gazların bulunduğu ortamlarda çalışan bronşitli hastaların yalnız bir bö­lümünde amfizem gelişir. Alınacak ilk önlem bronş iltihabına neden olabilecek soğuk ve nemli ortamlardan kaçınmaktır. Solunum yollarını sürekli yoran cam üflemeciliği, nefesli çalgı çalmak gibi meslekler de amfizem tehlikesi yaratabilir. Solunum sistemini ilgilendiren soğuk algınlığı gibi en sıradan enfeksiyonlar bile önemsenerek zamanında tedavi edilmelidir. Astım hastalarının düzenli tedavi görmeleri gerekir. Astım nöbetlerini başlatan etkenler belirlenmeli, hastalık tedaviyle denetim altında tutulamazsa hastanın yaşadığı çevreyi değiştirmesi önerilmelidir. Deniz düzeyi ve 1500 m üzerindeki dağ iklimleri alerji etkenlerinin azlığı nedeniyle bu hastalara daha uygundur. Çok miktarda toz ve akciğere zararlı gazlar içeren ortamlarda çalışanlar, amfizem belirtileri ortaya çıkar çıkmaz iş değiştirmelidirler.

Akciğer amfizeminin tedavisi var mıdır?

AkciÄŸer Amfizemi geriye dönüşü olmayan yapısal (anatomîk) ve iÅŸlevsel deÄŸiÅŸimlerin sonucudur. Bu nedenle olguların tam iyileÅŸme saÄŸlanamaz. Ama hasta belli sınırlar içinde rahatlatılarak yaÅŸamını sürdürebilir,’

Akciğer amfızemi kronik bronşitin son aşaması mıdır ?

Yalnızca bronş ve akciğerlerdeki doku yıkımı düşünüldüğünde kuşkusuz, amfizem kronik bronşitin son durağıdır . Ama solunum işlevi bir

Bütün olarak ele alınırsa, akciğerdeki doku yıkımıyla kalp hastalığı arasında da bağlantı kurmak gerekir, Amfizern zamanla kor pulmonale adıyla bilinen sağ kalp yetmezliğine yol açar. Bu gelişme amfizemli hastalarda ölümle sonuçlanabilir.

Kor pulmonale ne zaman geliÅŸir?

Kalpten akciğerlere pompalanan kan burada dirençle karşılaşınca, kalp sınırılarını zorlayarak çalışmaya başlar. Kor pulmonale akciğerdeki direncin, kalbi olanaklarının sınırında çalışmaya zorladığı dönemde gelişir. Kalbi aşırı yoran bu durum karşısında sağ kalpte ağır, karşılanamayan (dekompanse) yetmezlik baş gösterir. Daha sonra akciğer içi kan dolaşımı yavaşlar. Yavaşlama sonucunda nefes darlığı ve morarma belirir. Bu durumdaki hasta hiçbir bedensel iş yapamaz. İleri olgu­larda yataktan bile kalkamaz.

Kor pulmonale nasıl sonuçlanabilir?

Hastalığın gidişi ağırdır. Etkili tedavi uygulanmazsa ilerleyerek ölümle sonuçlanır.

Akciğer amfızemi çok tehlikeli midir?

Yaşlılarda ve tümör tedavisi gören vücut direnci düşmüş kişilerde çok sonuçlara yol açabilir. Şeker hastalığı ve frengi tedavisi, gören, yeniden canlandırma kliniklerinde yatan ya da kronik hastalıkları olan kişiler de tehlike altındadır. Bütün bu durumlarda amfizem ölüm­le sonuçlanabilir.

Amfızemli yaşlıların akciğer enfeksiyonlarından korunması için ne yapılmalıdır?

Bu hastalarda grip aşısının koruyucu etkisi çok önemlidir . Aralıklarla uygulanan koruyucu antibiyotik tedavisi son yıllarda pek yararlı görülmemektedir; çünkü geniş etkili antibiyotiklerle tedavinin yan etkileri vardır. Örneğin, hastada aatibiyotîklere direnç gelişebilmektedir. Grip aşısının yanı sıra sigara dumanından ve hava kirliliğinden korunma, sağlıklı bir ortamda çalışma gibi önlemler yeterli olur.

Kızlık Zarı Hymen

Pazar, 04 Kasım 2007

Kızlık zarı Hymen

Hemen hemen bütün toplumlarda deÄŸiÅŸik derecelerde sosyolojik öneme sahip olan kızlık zarının tıbbi adı Hymen (himen)’dir. Hymen aynı zamanda Yunan ve Roma mitolojisinde Baccus (Dionysus) ve Venüs’ün (Afrodit) oÄŸlu olan ve elinde bir meÅŸale tutan evlilik ve düğün tanrısının adıdır. Gerdek gecesi bu Tanrı’ya adandığından kızlık zarı da aynı isimle anılmaktadır. Mitolojik bireylerin yanısıra 19. yüzyılda yaÅŸamış bir besteci olan Frederic Hymen Cowen’de talihsiz bir seçimle bu kelimeyi yaÅŸamı boyunca isim olarak taşımıştır.

Kızlık zarının fizyolojik amacı ve görevi kadın vücudunun bugüne kadar açıklanamamış pekçok sırrından birisidir. Spesifik bir görevi yokmuş gibi görünmesine rağmen özellikle embryonik dönemde mikroorganizma ve yabancı cisimlerin vajina içine girişini önlediği düşünülmektedir. Tıbbi açıdan bakıldığında ise özellikle gelişmiş toplumlarda en sık cinsel şiddete ve istismara maruz kalan çocukların tanınmasında incelenmektedir.

İnsanoğlunun tarihsel gelişimi süresince pekçok toplum hymeni saflığın ve el eğmemişliğin yani bekaretin sembolü olarak görmüştür. Bu inanışın yansımaları hala daha özellikle bizim toplumumuz gibi gelişmekte olan toplumlarda sıklıkla yaşanmaktadır.

Günümüzde kızlık zarının anatomik ya da fizyolojik değil sosyolojik bir fonksiyonu vardır.

Anatomi

Kızlık zarı belirli bir yapıda değildir. Anatomik olarak vajinayı oluşturan ve mukoza adı verilen dokunun vajina girişini oluşturan doku kıvrımıdır. Yani kızlık zarı vajina içinde değil vajinanın hemen girişinde dudakların yaklaşık 1-1.5 santimetre içindedir ve küçük dudaklara bağlıdır.Dış genital oluşumlardan birisi olarak kabul edilir.Dışarıya bakan ön yüzü deriye, vajina içine bakan arka yüzü ise mukozaya benzer. Kız çocukların hemen hepsine bulunan hymen çok nadir olarak doğuştan hiç bulunmayabilir. Çocukluk çağında daha sert olan doku ergenlikle birlikte östrojen hormonunun salınmasına bağlı olarak değişime uğrar ve esneklik kazanır.

Kızlık zarı vajina girişini tamamen kapatmaz, ortasında adet kanının ve vajinal salgıların dışrıya akmasını sağlayan bir delik bulunur. Bu deliğin şekli ve yapısı hymen türlerinin belirlenmesinde kullanılır. Kızlık zarının şekli, kalınlığı ve elastikiyeti kişiler arasında büyük farklılıklar gösterir.

Kızlık zarının türleri

Annüler Hymen

En sık görülen hymen ÅŸeklidir. Burada kızlık zarı halka ÅŸeklinde vajna giriÅŸini kaplamaktadır. Ortasında yine halka ÅŸeklinde bir delik bulunur. Karadeniz ve arkadaÅŸları yaptıkları araÅŸtırmada kadınların %94.7’sinde kızlık zarının annüler olduÄŸunu göstermiÅŸlerdir. Yurtdışında yapılan çalışmlarda ise annüler kızlık zarının kadınların %60-95′inde bulunduÄŸu saptanmıştır.

Kresentrik Hymen Yarımay şekinde olan kızlık zarıdır. Genelde klitorise yakın kısımlarda zar daha incedir yada hiç yoktur. Arka kısımda ise daha beligindir. Görülme sıklığı %3.5 ile %20 arasında değişmektedir. Bu tür zarlar genelde ilişki sırasında yırtılmaz.

Septalı Hymen Bu hymen türünde ortadaki deliÄŸin ortasında bir köprü gibi görünen doku parçası vardır. Kadınların %1.5-5′inde hymen bu yapıdadır.

Kribriform Hymen Hymenin ortasında tek deÄŸil birden fazla delik vardır. Bu görüntü dantele benzer. Görülme sıklığı %1′den daha azdır.

İmperfore hymen Bu zar türünde vajina girişi tamamen kapalıdır ve hymenin ortasında delik yoktur. Bu zar türüne sahip kızlar hiç adet kanaması görmezler. Normal şekilde gerçekleşen kanama vücut dışına atılamaz ve hymen arkasında vajina içinde birikir. Oldukça ağrılı bir durumdur ve hymenin doktor tarafından cerrahi bir işlemle açılması gerekir.

Mikroperfore hymen Hymen ortasındaki delik çok küçüktür. Adet kanaması olur ancak oldukça ağrılıdır. Bir kısım hastada cerrahi müdahale ile açılması gerekir.

Multipar hymen Doğum yapmış kadınlarda kızlık zarından geri kalan kısımlar karünkül olarak adlandırılır.

Şekil dışında kızlık zarları deliğin ve serbest kenarın karakteri, zarın kalınlığı ve mukavemetine göre de sınıflandırlabilir.

Doğuştan açıklığı olmayan imperfore bir hymen ve arkasında birikmiş olan kan

Kızlık zarı genelde ilk iliÅŸki ya da yabancı bir cisim giriÅŸi ile yırtılır. İlk cinsel iliÅŸki esnasında hymen ortasındaki delik penis çapından küçük olduÄŸu için halka ÅŸeklindeki zar birkaç yerden yırtılır ve az miktarda kanama meydana gelir. Bu yırtıklar birkaç gün içinde nedbeleÅŸir ve bir daha kanama olmaz. Çok nadiren ilk iliÅŸkiyi takip eden bir kaç iliÅŸki sırasında da kanama görülebilir. Bazen bir iliÅŸki olmasa da kızlık zarının serbest kenarı düz olmaz ve çentikler bulunur. Kadınların yaklaşık %20’sinde bu tür çentikler bulunur.

İlk ilişkide kızlık zarı mutlaka bozulur mu ?

Hayır. Kızlık zarının özgün yapısı bazı kadınlarda penis giriÅŸine müsade eder ve çok defa iliÅŸkide bulunsa bile zarda yırtık meydana gelmez. Bu tür zarlara duhule müsait ya da iliÅŸkiye müsait zar adı verilir. Halk arasında ise elastik zar olarak adlandırılır. Kadınların %26-41′inde zar duhüle müsaittir ve ilk iliÅŸkide kanama olmaz.

Kızlık zarının bozulması ağrıya neden olur mu ?

Bazı kadınlarda ilk ilişki sırasında ciddi miktarda bir ağrı olabilir. Ancak genelde herhengi bir rahatsızlık olmaz. Burada erkeğin davranışı ve yaklaşımı son derece önemlidir. İlk ilişki ister istemez her kadında endişe ve korkuya neden olur. Erkeğin yavaş ve yumuşak davranışı olayın ağrısız olmasını kolaylaştırır.

Kanamanın miktarı ne kadardır ?

Kanamanın miktarı genelde çok azdır ve kısa sürede kendiliğine durur. Çok nadiren hymen arkasından bir damar açığa çıkar ve kanama durmaz. Bu gibi durumlarda cerrahi müdahale ile dikiş atılmsı gerekebilir. Bazı durumlarda ise vajina girişinde va hatta içinde yırtıklar meydana gelebilir, şiddetli ve durmayan bir kanama görülebilir. Bu gibi durumlarda cerrahi müdahale ile dikiş atılması gereklidir. Atılan bu dikiş kızlık zarını onarmaz.

Kızlık zarı bozulduğunda mutlaka kanama olur mu?

Hayır. Bazı durumlarda zarda yırtık meydana gelmesine rağmen kanama olmayabilir.

Kanama olması kızlık zarının bozulduğunu mu gösterir?

Hayır. Bazı durumlarda kızlık zarı bozulmaz ancak dış kısımlarda yırtık ya da sıyrık olabilir ve buralardan kanamalar görülebilir.

Kızlık zarı ilişki dışında başka bir yolla bozulabilir mi?

Kızlık zarı genelde vajina içine giren ve genişliği hymen ortasındaki halkadan daha büyük olan cisimler ile bozulur. Ancak bazen ata ya da bisiklete binme, bacakları çok açmayı gerektiren bale gibi aktiviteler ya da kaza ve travma sonrasında da bozulabilir ya da zedelenebilir.

Mastürbasyon kızlık zarına zarar verir mi ?

Hayır. Vajina içine birşey sokmaya teşebbüs edilmediği taktirde mastürbasyon ile kızlık bozulmaz.

Kızlık zarı kendi kendine iyileşir mi?

Hayır. Bir kez zedelenen kızlık zarı daha sonra hiç ilişki olmasa bile kendi kendini onarmaz.

Kızlık zarının ne zaman bozulduğu anlaşılabilir mi ?

Hayır. Eğer aradan 7-8 günden fazla zaman geçmişse anlaşılamaz.

Kızlık zarı bozulmadan hamile kalınabilir mi ?

Evet. Kızlık zarı gebeliğe karşı koruma sağlamaz. Kızlık zarı sağlamken (elastik ya da dışarı boşalma) spermler içeri girebilir ve dış gebelik de dahil olmak üzere hamilelik oluşabilir.

Kızlık zarı bozulmadan muayene ya da kürtaj yapılabilir mi?

Evet. Zar yapısı uygun olan kişilerde hymen yapısına zarar vermeden spekulum incelemesi hatta kürtaj dahi yapılabilir. Öte yandan akıntı sorunu olan hemen hemen tüm bakire genç kızlarda ve kız çocuklarında vajinal kültür alınabilir.

Kızlık zarının bozulduğu nasıl anlaşılır ?

Bu ancak muayene ile anlaşılır. Muayene son derece kısa ve ağrısız bir işlemdir. Doktorunuz gazlı bez ile büyük dudakları ayırarak kızlık zarını gözler. Kendi kendine kızlık muayenesi olmaz. Ayna ile hymeni görebilirsiniz ancak bunu yorumlamak deneyim gerektirir. Bazı durumlarda jinekolog bile buna karar veremeyebilir ve kolposkopik incelemeye gereksinim duyabilir. Özellikle doğal çentik bulunan hymen varlığında karar vermek güç olabilir.

Kanama öyküsü vb. ile kızlık zarının bozulup bozulmadığı anlaşılamaz.

Kızlık zarı tamir edilebilir mi?

Evet. Kızlık zarı tamir edilebilir ve bu işleme himenoplasti (hymenoplasty) ya da hymenorraphy adı verilir. Bunun için ne zaman ya da kaç defa ilişki olduğu önemli değildir. Doğum yapmış kadınlarda bile kızlık zarı tamir edilebilir. Kızlık zarının tamir edildiği ancak jinekolog ya da adli tabip tarafından anlaşılabilir. Ancak kızlık zarı tamirinde kanama olması %100 garanti edilemez. Gerçekte bozulmuş olan zarın tamamen tamir edilmesi ve eski haline getirilmesi olanaksızdır.Son derece ince yapıda olan bu doku genelde dikiş tutmaz. Ortamda bulunan fazla sayıdaki mikroorganizma nedeni ile yara yeri kolayca enfekte olabilir. Buna karşılık vajina duvarından alınan parçalar ile yeni bir hymen yapılabilir. Bu durumun hukuksal ve ahlaki boyutu tartışmalı olmakla beraber bizim toplumumuz gibi bekaret nedeni ile cinayetlerin bile yaygın olarak görüldüğü toplumlarda zaman zaman hayat kurtarıcı olabilmektedir.

Kızlık zarı tamiri ile ilgili olarak tüm dünyada tartışmalar sürmektedir. Ancak bu yapay bekaretin ne kadar gerekli olduÄŸu konusunda fikir birliÄŸi yoktur. Özellikle batılı yazarlar bunun son derece gereksiz bir iÅŸlem olduÄŸunu düşünürken bazıları iÅŸlemin etik açıdan estetik ameliyattan farklı olmadığı fikrindedirler. Açıkçası hymen onarımı talep eden kadınlar buna yaÅŸadıkları toplumsal çevreye baÄŸlı olarak sosyal statülerini, mutluluklarını hatta yaÅŸamlarını devam ettirebilmek için gerek duyduklarını belirtmektedirler. Gerçekten de 1996 yılında Lancet dergisinde yayınlanan bir makelede kızlık zarı tamirinin Mısır’da ilk gece cinayetlerini %80 oranında azalttığı ileri sürülmektedir.

Yeniden elde edilen bekaretin bedeli çok da düşük deÄŸildir. Berkeley Tıp Dergisinde yayınlanan bir araÅŸtırmada Mısır’da kadınların bu iÅŸlem için 100-600 Amerikan doları ödedikleri, Türkiye’de ise ücretlerin 140-1500 Amerikan Doları arasında deÄŸiÅŸtiÄŸi belirtilmektedir.

Her doktor bu ameliyatı yapabilir mi?

Hayır. Pekçok jinekolog bu ameliyatı prensip olarak yapmaz. Ancak Amerika Birleşik Devletleri de dahil olmak üzere dünyanın hemen her ülkesinde bu ameliyatı yapan doktor ve klinikler mevcuttur.

Ameliyat ne zaman yapılmalıdır ?

Bu yapılacak olan ameliyatın türüne bağlıdır. Bazı ameliyatlar ilişkiden bağımsızken bazı tür dikişler evlenmeden 3 gün önce yapılmalıdır. İşlem genelde 30 dakika kadar süren, genel ya da lokal anestezi altında yapılabilen nispeten basit bir operasyondur.

Kaynaklar

Kandela P Egypt’s trade in hymen repair. Lancet 1996 Jun 347:1615

Karadeniz Z, Hancı İH, Gövsa F, Arsoy Y, Yavuz İC, Ege B. Kızlık zarları. 7.Ulusal Adli Tıp Günleri(1-5 Kasım 1993, Antalya) Poster sunuları kitabı,343-348, 1993.

Sue Yeon Choi Restoring Virginity:Hymen repair surgery saves lives at the expense of deception Berkeley Medical Journal Fall 1998 Edition

Bu yazı Dr.Alper MUMCU dan www.mumcu.com alınmıştır

Dalak Büyümesi Splenomegali

Pazar, 04 Kasım 2007

dalak büyümesi splenomegali

Alternatif isimler

Splenomegali

Tanım

Dalağın büyümesidir.

Doktorunuza baÅŸvurun

dalak büyümesi çoğunlukla fizik muayene sırasında doktorunuz tarafından saptanır.

Nedir

Dalak lenf sistemi ve immün sistemin bir üyesi olup beyaz kan hücrelerinin dolaşımı , kırmızı kan hücrelerinin üretimi ve korunmasında görevlidir.

Dalağın çok çeşitli fonksiyonları olduğu için , kan veya lenf sistemini içeren birçok hastalıkta , enfeksiyon , tümör , karaciğer hastalığı ve parazitlerle ilgili durumlarda etkin rol oynayabilmektedir.

Sık rastlanan nedenleri enfeksiyöz mononükleoz ( EBV ye bağlı ) hemolitik anemiler talasemiler hemoglobinopatiler glukoz 6 fosfat dehidrogenaz eksikliğine bağlı hemolitik anemi idyopatik otoimmün hemolitik anemi immün hemolitik anemi sarkoidoz sklerozan kolanjit bakteryel enfeksiyonlar viral enfeksiyonlar parazitik enfeksiyonlar siroz ( portal ven obstrüksiyonu , portal hipertansiyon ) lösemi Hodgkin hastalığı lenfoma Wilson hastalığı kistik fibroz bilyer atrezi enfeksiyöz mononükleoz ( CMV ye bağlı ) kedi tırmığı hastalığı orak hücreli splenik kriz

NOT : Dalak büyümesinin başka sebepleri de vardır. Bu liste hepsini içermemektedir. Sebepler hem kişinin yaşı , cinsiyeti hem de belirtinin özelliği , zamanı , kötüleştiren faktörler , iyileştiren faktörler ve beraberindeki şikayetler gibi spesifik karakterleriyle değişiklik gösterebilir.

İlk yaklaşım

büyümüş dalağın rüptürü ( yırtılması ) özellikle enfeksiyöz mononükleozda olmak üzere diğer birkaç splenomegali sebebi olan durumda da meydana gelebilir. Aktif sporları içeren aktivitelerin sınırlandırılması , dalak rüptürüne neden olabilecek travmalardan korumada yardımcı olabilir.

splenomegali yapan sebeplerin özel durumları için tedavi gerekebilir. Doktorunuz uygun tedavi konusunda gerekli bilgiyi size verecektir.

Muayene sırasında sorulabilecek sorular

Tıbbi hikaye alınır ve fizik muayene yapılır.

Tıbbi hikaye soruları şunları içerebilir :

dalak büyümesi ne zaman başladı ?

probleminizin farkında mıydınız yoksa fizik muayene sırasında doktorunuz tarafından mı tespit edildi ?

başka belirtiler var mı ?

Tanısal testler şunları içerebilir :

karın filmi

tam kan tahlili

sebeplere yönelik testler