‘Dahiliye’ Kategorisi için ArÅŸiv

Safra Kesesi Taşları Kolesistit

Pazar, 04 Kasım 2007

Safra kesesi taşları kolesistit

Safra Kesesi Taşları

Anatomi

KaraciÄŸer ve Safra Kesesinin anatomik konumu

Safra kesesi karaciğerin altındaki özel yerinde yerleşmiştir.Karaciğer tarafından üretilen ( safra kesesi,safranın üretildiği yer değildir) sarı-yeşil renkli safrayı depolar.Yemekten sonra,safra kesesi ,safrayı ince barsağa salgılayarak yağların sindirimine yardımcı olur.

Safra taşları;safra kesesi içinde oluşan kollesterol kristalleri, pigment materyallerinin yapışarak kümeler oluşturmuş halleridir.

Safra Kesesi Taşları niçin oluşur?

Bazı safra bileşikleri (kollesterol gibi )safrada kolaylıkla çözünmez.Bileşikler çok fazla olduğu zaman ,çökerek sert kristaller oluştururlar.Bu yapılar birleşip yapışarak safra taşlarını oluştururlar.

Tüm safra kesesi taşları aynı mıdır?

Hayır.Farklı safra taşları tipleri vardır.Safra bileşimindeki çökelmeye yatkın maddelere bağlıdır.Keza,taşların büyüklükleri ve şekli çeşitlidir.

Safra taÅŸlarının % 90′ı Kollesterol safra taÅŸlarıdır.DiÄŸerleri bilurubin safra taÅŸlarıdır. (Bazı kan erime hastalıklarında sıktır )

Kimlerde safra taşı sık olarak görülür?

Genellikle 4 F kuralı vardır ( Fatty,Fourty,Female,Fair )Sarışın (kumral) tenli,40 yaşını geçmiş,kilolu,çok doğum yapmış kadınlard daha sıktır.

Safra Taşlarının belirtileri nelerdir?

Hiç bir belirti vermeyebilir.(Asemptomatik safra taÅŸları = Yaklaşık safra taÅŸlarının % 80′nini oluÅŸturur.Sessiz safra taşı adı verilir.)Belirtileri arasında ; ÅŸiddetli karın aÄŸrısı,bulantı-kusma (özellikle yaÄŸlı bir yemekten sonra oluÅŸur )

Safra taşı kese dışına çıkıp safra yollarına düşmüşse ;bu belirtilere üşüme titreme,ateş,sarılık eklenebilir.

Gaz ve hazımsızlık safra kesesi taşı ve safra kesesi hastalığı belirtisi değildir.

TeÅŸhis

Ultra sonografi ile kolayca teşhis konulur. Genellikle başka bir problem araştırılırken tespit edilir.

Tedavi

Sessiz taÅŸlara tedavi gerekmez.(Herhangi bir ÅŸikayet vermeyen taÅŸlar)

Belirtiler görülen ,iltihaplanma görülen,hele hele sarılık meydana getirmiş safra kesesi taşları mutlaka alınmalıdır.

2 yöntem vardır:

1-Açık safra kesesi ameliyatı :

Karında nispeten geniş bir kesi yapmak gerekir.Hastanede 5-7 gün kalmayı gerektirebilir.

2-Laparoskopik Kolesistektomi:

Laparoskop denilen bir cihazla karında küçük bir delik açılarak safra kesesinin alaınmasıdır.Cerrah tüm işlemi bir TV monitoründen görür.Karın adeleleri çok kesilmediğinden iyileşme süresi daha kısadır.

Laparoskopik Safra Kesesi ameliyatı ve kullanılan video cihazı görülmektedir.

Diğer tedavi yöntemleri :

Operasyona engel bir durum mevcutsa,hasta operasyonu kabul etmiyorsa ,taş uygunsa çözücü (eritici tedavi) denenebilir.6 ay-1 yıl Tedavi sürer Tekrarlama şansı yüksektir.En iyi adaylar :Hafif belirtileri olan ve 1.5 cm den küçük safra taşları olan kireçlenme içermeyen taşları olan kişilerdir.

Taş eritme tedavisindeki bir hastanın 6 aylık bir dönem içerisinde taşların yavaş yavaş eridiği gösterilmektedir.

(Taş eritme tedavisi-bazı ciddi yan etkileri olduğundan- Yurdumuzda halen pek sık kullanılmaktadır)

ESWL ( Taş Kırma Tedavisi)

Ultra ses dalgası (ultrasonik) kullanılarak taşların parçalanmasına dayanır.Çok sık kullanılmaz.(bazı özelleşmiş merkezler dışında ) Birlikte safra taşı çözme tedavisi ( ilaç ) da verilir.

(Taş kırma tedavisi-bazı ciddi yan etkileri olduğundan-Türkiyede pek sıklıkla kullanılmamaktadır)

Korunma

Şişmanlık risk faktörüdür.Kişiler ideal kilolarına getirmelidir.Diğer yandan safra kesesi taşları için özel diyet yoktur.

Ses Kısıklığı

Pazar, 04 Kasım 2007

Ses kısıklığı

Ses Nasıl Oluşur: Ses oluşumu için akciğerlerden gelen hava akımı kullanılır. Akciğerler solunum havasını gırtlağa doğru iterler ve gırtlaktaki ses tellerinin arasından geçen hava ses oluşturur. Bu ses ağız boşluğu, dil, dişler, burun boşluğu ve sinüsler aracılığı ile konuşma halini alır.

Ses Telleri Nerededir: Ağız boşluğundan sonra önde ve arkada iki yol oluşur. Arkadaki yol sindirim sistemi ile ilgilidir ve yemek borusu aracılığı ile mideye gider. Öndeki yol ise gırtlak (larinks) aracılığı ile solunum yoluna (bronş ve akciğerlere) bağlanır. Ses telleri gırtlak içerisinde bulunurlar. Sağ ve solda iki tane olan ses telleri hareketli organlardır ve birbirlerine doğru yaklaşıp ayrılırlar. Nefes alıp verme sırasında yanlara doğru açılırken konuşma esnasında birbirlerine doğru yaklaşır ve titreşim yaparlar. Ses tellerinin yerleşim yeri boyunda adem elması olarak bilinen çıkıntının 2 cm kadar alt kısmına tekabül eder.

Ses Kısıklığı Ne Demektir: Ses kısıklığı deyince genellikle sesin azalması veya hiç çıkmaması olduğu düşünülür ancak her türlü normalden farklı ses oluşumuna ses kısıklığı denir. Sesteki çatallaşmalar, titreşimler, boğuk ses ve diğer tüm ses değişikliğine ses kısıklığı denir.

Ses Kısıklığı Neden Oluşur: Ses kısıklığı oluşturan çok sebep vardır. Bunlar arasında çok basit ve kendiliğinden dahi iyileşebilecek sebepler olduğu gibi ciddi ve tedavisinin büyük ameliyatlar olabileceği hastalıklar olabilir. Ses kısıklığına sebep olabilecek hastalıklar arasında şunlar sayılabilir:

-Larenjit (Gırtlak iltihabı)

-Ses tellerinde nodül,kist veya polip gibi iyi huylu kitleler

-Akciğer hastalıkları

-Ses teli hareketini saÄŸlayan sinirlerin felci

-Alerji veya iltihaplara bağlı geniz akıntısı

-Mideden yukarı doğru asit kaçağının olması(reflü)

-Gırtlak ve çevresindeki dokuların tümörleri

-Ses telleri çevresine gelen darbeler

-Psikolojik sebepler

-Şeker hastalığı veya sinir sistemi hastalıkları gibi vücudun diğer bölgeleriyle birlikte ses telinide tutan hastalıklar

Ne Zaman Doktora Gitmeliyim: Aslında ses kısıklığı olur olmaz doktora gitmek gerekir. Ancak ülkemizde bu pek mümkün olmamaktadır. Bu nedenle genelde 1-2 haftadan daha fazla süren ses kısıklıklarında mutlaka doktora gidilmelidir. Ses kısıklığı ile beraber nefes alma zorluğu, ağızdan kan gelmesi, yutma zorluğu veya boyunda kitle (şişlik) gibi şikayetlerde varsa KBB uzmanına başvurmak için daha acele etmek gerekir. Ses kısıklığı olduğu zaman ne hemen ciddi bir hastalık endişesine kapılmalı ne de çok küçümseyip muayeneyi ihmal etmemek gerekir.

Muayene Nasıl Yapılır: Poliklinik ÅŸartlarında ses teli muayenesi ya larinks aynası denen ayna ile ya da endoskop adı verilen görüntülü yöntemle yapılır. Her ikisinde de doktorunuz diliniz tutarak dışarı çekecek ve ayna ya da endoskopu ağız içine sokacaktır. Bu bazen hastada öğürme refleksinin oluÅŸmasına ve bulantıya neden olabilir. Bazen hastanın boÄŸazını uyuÅŸturmak gerekebilmektedir. Doktorunuz ses tellerini gördükten sonra hareketlerini kontrol etmek için sizden ‘i’ demenizi isteyecektir. Bu ÅŸekilde herhengi bir hareket kısıtlılığıda muayene edilebilecektir. Bazen bu yöntemlerle ses telleri yeterince muayene edilemez. Bu durumda direk laringoskopi adı verilen ve hasta sırt üstü yatar pozisyonda iken, hastanın aÄŸzından sokulan ve gırtlak muayenesin saÄŸlayan bir boru ÅŸeklinde alet kullanılması gerekir. Bu iÅŸlem sırasında mikroskop kullanılarak daha ayrıntılı muayene yapılabilir. Direk laringoskopi yaparken lokal ya da genel anestezi gerekir.

Ne Gibi Tetkikler Yapılmalıdır: Ses kısıklığının sebebinin anlaşılmasında en önemli kısım hastanın muayemesidir. muayene sırasında genellikle sebep hakkında bir fikir edinilir. Yapılacak tetkiklerde genellikle bu fikire göre seçilir. Larenjit (ses teli iltihabı), nodül, polip, kist gibi hastalıklarda teşhis muayene ile konduğu için genel olarak tetkik yapmak gerekmez. Ses kısıklığı için yapılabilecek tetkikler arasında şunlar sayılabilir:

-AkciÄŸer grafisi

-Sinüzit filmleri

-Alerji testleri

-Şeker hastalığı, tüberküloz gibi hastalıkların araştırılması

-Gırtlak bölgesinin bilgisayarlı tomografi veya manyetik resonansla incelenmesi

-Tümör görülürse biopsi alıp patolojide incelenmesi

-Ses teli sinirinin felcinde beyinle ilgili filmler

Bu tetkiklerde hangilerinin yapılacağı doktorunuz muayenede gördüklerine göre kendisi karar verecektir.

Nasıl Tedavi Edilir: Ses kısıklığının tedavisi, ses kısıklığı yapan hastalığa göre değişir. Çünkü ses kısıklığı kendisi bir hastalık değil başka hastalıkların belirtisidir. Bu nedenle tedavi hakkında bilgi her hastalığın kendi bölümünde anlatılacaktır. Kısa bilgiler vermek gerekirse ses teli iltihabı genel olarak ilaç ile tedavi edilir. Nodül ve polip gibi hastalıklar için eskiden daha fazla ameliyat yapılırdı ancak son yıllarda daha çok ses eğitimi ile tedsavi edilmektedir. Hastanın sesini doğru kullanması nodül ve poliplerin küçülmesini veye yok olmasını genellikle sağlamaktadır. Bu amaçla doktorunuzun size önerileri olacaktır. Ses teli felçleri bazen tümör gibi hastalıklara bazende guatr ameliyatlarına bağlı olmaktadır. Eğer tümöre bağlıysa ilgili organın tedavis gerekir. Guatr ameliyatı sırasında bazen ses teli siniri kesilebilir. Bu durumda bazı sinir ve kas ameliyatları yapılabilmektedir. Mideden asit kaçağı (reflü hastalığı) olan vakalarda hem ilaç tedavisi hemde hastanın alacağı bazı önlemler vardır. Bu önlemler bir alt paragrafta anlatılmıştır. Eğer ses kısıklığı gırtlağın kötü huylu bir tümörüne bağlıysa hasta ameliyatla tedavi edilir. Bu ameliyatta tümörün yaygınlığına göre gırtlağın bir kısmı veya tamamı çıkarılır. Ses fonksiyonu bu ameliyattan mutlaka etkilenir. Konuşma için bazı yardımcı yöntemler gerekebilir.

Nelere Dikkat Etmeliyim: Ses kısıklığının olmaması veya olursa da kolay iyileşmesi için hastanın dikkat edeceği bazı durumlar vardır. Bunlara arasında şunlar sayılabilir:

-Sigara ve alkol kullanılmaması (sigaranın rolü çok daha fazladır)

-Sesin doğru tonda, kalınlaştırma ve inceltmeleri fazla yapmadan, kullanılması

-Çok uzun süre konuşmaktan kaçınılması

-Diaframı kullanarak, gırtlak kaslarını çok yormadan konuşulması

-Bol su içilmesi

-Boğaz temizleme hareketini yapmaktan kaçınılması

-Mideden asit kaçağın olan hastalar için akşam saatlerinde çay, kahve, kola, alkol alınmaması, mideyi dolduracak kadar yemek yenmemesi, yemek yiyip hemen yatılmaması, yüksek yastıkta yatılması

-Bulunduğunuz ortamın nemi ve ısısının uygun olması

Ameliyat Ne Zaman Gerekir: Ses kısıklığı yapan hastalıklardan bazıları ameliyatla tedavi edilirler. Nodül, polip ve kistler ses terapisi ile düzelmemiş ise veye boyutları büyükse ameliyatla alınabilirler. Tümörler hemen hemen daima ameliyatla tedavi edilirler. Ses teli sinirlerinin felcinde de konuşmayı daha iyi hale getirmek için bazen amliyatlar yapılmaktadır. Bu ameliyatlarla ilgili bilgiler her hastalığın kendi bölümünde anlatılmaktadır.

Bebek Ve Banyo

Pazar, 04 Kasım 2007

bebek ve banyo

Bebeğinizin en önemli ihtiyaçlarından biride banyodur. Hele de sevgi dolu sohbetlerle ve oyunlarla süslenmiş banyoları bebekler çok sever.Gerçi alışana kadar biraz zorluk çekersiniz ama daha sonra bu işten çok keyif alırsınız.

Bebeğiniz büyüdükçe yıkanma ve temizlenme gereksinimi artacak,biraz daha pasaklı olacaktır. Yemekleri kendi yemeye başladığında saçlarına sürecek ,altını temizlerken rahat durmayarak üstüne bşına sürdürecek,kısacası temizlenmeye daha çok ihtiyaç duyacaktır. Bebeğinize küçük yaşlardan başlayarak banyoyu sevdirmeli , temiz olmaya teşvik etmelisiniz.

Bebeğinizi yıkarken kullanmanız gerekenler neler : Banyo küveti,göz yakmayan bir şampuan,bebek sabunu ,temiz bir havlu,pamuklu çubuk,nemlendirici,doğal sünger gibi şeyler.

BEBEĞİ YIKARKEN DİKKAT ETMENİZ GEREKEN ŞEYLER :

Bebeğiniz 6 aylık olana dek göz, kulak ve yüzü için kaynatılıp ılıtılmış su kullanın.Kaynatma bakterileri öldürür.

Bebeğinizin,burnunu ya da kulaklarını temizlerken temiz bir pamuk kullanın ve yalnızca görebildiğiniz yerleri temizleyin.

Bebeğinizi banyoda hiç bir zaman yalnız bırakmayın.Bebek çok az suda bile boğulabilir.

Bebeğiniz oturur durumda olsa bile sırtından tutarak destekleyin.

Su sıcaklığını dirseğinizle kontrol edin

Apandisit Apandisit

Pazar, 04 Kasım 2007

APANDİSİT apandisit

Yaygın bir hastalık olan “apandisit”, karnın alt kısmında bulunan ve apandis ya da apendiks denilen kör barsaÄŸin iltihaplanmasıdır.

“Apendiks vermiformis uzun ince bir boru veya solucan ÅŸeklinde ortalama 9 cm uzunluÄŸunda kör bir barsaktır. iki ila 25 cm arasında deÄŸiÅŸen uzunlukta olabilir. Çocuklarda, yetiş­kinlerden daha uzundur. Normalde karnın saÄŸ alt bölgesinde yer almakla birlikte farklı konumlarda bulunabilir.”

Vücuttaki işlevi lam olarak bilinmeyen apendiks, bademcik gibi lenfoid doku bakımından zengin bir organ olarak tanımlanıyor.

APANDİSİT NASIL OLUŞUR?

“Apandisit yüzde 90 oranda, apendiks lümeninin (yani apendiksin iç kısmının) dışkı ile tıkanmasından kaynaklanıyor. Sık görülen nedenlerden biri de tenf dokularının ÅŸiÅŸmesidir.

ÇeÅŸitli nedenlerle apendiksin içi tıkandığı zaman, apen­diks lümeninde sıvı birikir, mikroplar çoÄŸalmaya baÅŸlar ve iç basınç artar. Basıncın artması ile apendiks ÅŸiÅŸmeye baÅŸlar ve giderek apendiks dokusunun kanlanması ve beslenmesi bozulur. Daha sonra nekroz (çürüme) ve patlama oluÅŸur.”

Türkiye Hastanesi uz­manları, iltihaplanmayı durdurmanın mümkün olmadığını belirterek “apandisit önlenemez; önlemek için herhangi bir metod veya ilaç bulunmuyor” diyorlar.

GÖRÜLME SIKLIĞI

Eldeki verllere göre, apandisit her yasta görülmekte birlikte, en sık olarak genç erişkinlerde, 20-30 yaş grubunda ortaya çıkıyor. 60 yaşından büyüklerde yüzde 5-10 dolayında görülüyor, Çocuklarda en sık 6-10 yas grubunda görülen apandisjtin, 2 yaşından küçüklerde görülme oranı yüzde 2 dolayında kalıyor.

Görülme sıklığı bakrmından cinsîyete göre ilginç tablo gözleniyor, Ergenlik çağından Önce, kız ve erkeklerde apandisit oranı eşit olduğu görülüyor, 15-25 yas grubunda, erkeklerde apandisite 2 kat fazla rastlanıyor. 25 yaşından sonraki dönemde oran tekrar eşitleniyor.

BELİRTİLER VE TANI

Prof Dr. Hasan Taşçı ile Opr. Dr. Cavit HamzaoÄŸlu, apandisitin belirtileri ve tanısıyla ilgili olarak ÅŸunları söylüyorlar. “Karın aÄŸrısı, iÅŸtahsızlık ve kusma temel belirtilerdir. Bunların bir araya gelmesi tanıyı kolaylaÅŸtırır.

Karın ağrısı; apandisitin en önemli belirtisidir. Genellikle göbek çevresinde veya mide üstünde başlar. Künt bir ağrıdır, azalma ve çoğalma gösterebilir, ama, hiçbir zaman tamamen yok olmaz. Genellikle 4-6 saat sürer (1-12 saat arasında değişebilir.) Daha sonra ağrı karın sağ alt bölgesine yerleşir. Bazı hastalarda ağrı sağ alt kadranda başlar ve orada kalır Apendiksin değişik yerleşimlerine göre ağrı sırtta, sağ veya sol kasıkta veya mesane üstü ve makatta hissedilebilir.

iştahsızlık, hastaların yüzde 90-95 inde ağrıdan daha önce görülen fakat önemsenmeyen bulgudur.

Bulantı ve kusma; önemli bir göstergedir. Hastaların yüzde 75′inde bulantı görülür. Genellikle hasta bir ÅŸey yerse Kusar, midesi boÅŸsa kusmaz.

Bu belirtilerin yanında, hastanın, kabızlık, ishal ve gaz çıkaramama gibi ÅŸikayetleri de olabilir. Ancak, bunlar tanı deÄŸeri taşımazlar.”

Mauyene bulguları, apendiksin, vücutta yerleştiği yere göre değişebiliyor. Patlama olup olmaması da bulguları etkiliyor. Vücut ısısı bazı kişilerde normal kalmakla birlikte bazılarında 37.5-38 dereceye çıkıyor. Hastanın, fazla hareket etmekten kaçınması ve öksürme zıplama gibi hallerde ağrılarının artması tanı bakımından önem taşıyor.

Prof. Taşçı ve Opr. Hamzaoğlu, apandisitle ilgili önemli bir noktaya işaret ederek; apandisit belirtilerinin, birçok hastalığın belirtilerine benzediğini belirtiyorlar. Bu nedenle bulguların değerlendirilmesi açısından hekimin deneyimi büyük önem taşıyor.

Prof. Taşçı ve Opr. HamzaoÄŸlu’nun verdikleri bilgilere göre; karın içi lenf bezleri iltihabı, mide ve bağırsak iltihabı, kadın hastalıkları, dış gebelik, mide ve onikiparmak bağırsağının delinmesi, idrar yolları iltihabı ve taÅŸları, safra kesesi iltihabı, pankreas İltihabı ve bağırsak damarlarının tıkanması gibi rahatsızlıklarla apandisit aynı bulguları verebiliyorlar.

KESİN TEDAVİ

Özellikle gençlik döneminde ortaya çıkan bu yaygın rahatsızlığın ilaçla tedavi imkanı bulunmuyor. Ancak, apandisit, tedavisi kolay hastalıklar arasında yer alıyor. Türkiye Hastanesi hekimleri. kesin tedavinin ameliyat olduÄŸunu belirterek, “hasta, laparoskopik (kapalı) veya açık appendektomi yöntemiyle ameliyat edilip, apandisit alınmalıdır” diyorlar. Prof. Taşçı ve Opr. HamzaoÄŸlu, apandisit ameliyatlarıyla ilgili ÅŸu bilgileri veriyorlar:

“Apandisit tanısı konan veya apandisit olabileceÄŸi düşünülen hastaların ağızdan beslenmemeleri, aÄŸrı giderici almamaları gerekir. Apandisit, 4 grupta toplanır. Üç gruptaki vakalar;

akut apandisit, perfore (patlamış) apandisit, patlamış ve apse yapmış apandisit, kesin olarak ameliyatla tedavi edilmelidir. Dördüncü grup plastrone apandisittir. Bazen karın içinde omentum adı verilen bir yağ perdesi, apendiksi sarar ve iltihabın karın içine yayılmasını önler. Buna plastrone apandisit denir. Bu durumda hasta hastaneye yatırılır ve gözlem altına alınarak, antibiyotik tedavisine başlanır. Eğer şikayetler gerilerse hasta taburcu edilir ve 6-8 hafta sonra tekrar değerlendirip ve ameliyata alınır.?

ÖLÜME NEDEN OLABİLİR

Günümüzde apandisit ameliyatları en basit ope­rasyonlardan biri sayılıyor. Ancak tedavisi bu derece kolay olmasına rağmen, ihmal edilmesi halinde. apandisit, tehlikeli bir hastalık oluveriyor. Zamanında ameliyat edilmediği zaman İltihaplı apendiksin patlaması ölüme yol açabiliyor.

Genç erişkinlerde yüzde 15-25, çocuklarda yüzde 50-85, yaşlılarda yüzde 60-90 arasında patlama ihtimali bulunuyor.

Prof. Taşçı ile Opr. HamzaoÄŸlu, özellikle yaÅŸlılar ve çocuklar açsından apandisitin büyük risk oluÅŸturduÄŸuna dikkat çekiyorlar ve “YaÅŸlı ve çocuklarda bulgular az olduÄŸundan teÅŸhis konulduÄŸunda patlama olayı gerçekleÅŸmiÅŸtir. Bu nedenle ölüm riski çok fazladır.

Genç eriÅŸkinlerde apandisitte ölüm oranı yüzde 0.1 in altındayken yaÅŸlılarda bu oran yüzde 50 civarındadır” diyorlar.

Zamanında doktora başvurulduğunda basit; ama, geç kalındığında ölümcül bir hastalık sorunu.

DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN DURUMLAR

· Karın ağrısı olduğu zaman kesinlikle kendi başınıza ağrı kesici almayın, mutlaka bir doktara başvurun.

· Bazen apandisitte doktorlarda yanılabilir ve yanlışlıkla mide tedavisine başlanır. Eğer ağrınız geçmiyorsa tekrar doktora gitmelisiniz.

· Normal bir apandisit ameliyatı eğer erken teşhis konulursa yaklaşık 15-30 dakika sürmekte ve hasta 1 gün hastanede yatıp çıkmaktadır.

· Eğer apandisit patlamış ise, ameliyatla apandisit alınır, batın yıkanır ve karın içine 1 adet dren (hortum) konulur ve hasta yaklaşık 2-3 gün hastanede kalır.

· Erken teşhis ve doğru tedavi hayat kurtarıcıdır.

· Günümüzde yüzde 100 apandisit tanısını koyduracak tetkik, laboratuvar ve görüntüleme yöntemi yoktur. Bu nedenle hastanın şikayetleri, muayene bulguları ve kan tetkikleri bir arada değerlendirilip teşhis konulur. Şüpheli vakalar ağrı kesici verilmeden takip edilir.

Aspergillosis:aspergilloz:akciÄŸer Aspergillozu

Pazar, 04 Kasım 2007

ASPERGİLLOSİS:ASPERGİLLOZ:AKCİĞER ASPERGİLLOZU

Akciğer aspergillozisi, dünyanın her bölgesinde görülen bir mantar enfeksiyonudur. Aspergillus türü mantarlar toprakta ve çürümüş organik materyalde bulunurlar. Akciğer aspergillozisinin hipersensitivite (aşırı duyarlılık) reaksiyonları, bölgesel üreme ve ilerleyici aspergillozis (aspirgillus mantarının enfeksiyonu) olmak üzere üç farklı klinik şekli vardır .

En sık rastlanan şekil beölegsel üreme grubuna giren akciğer aspergillomadır. Pulmoner miçetoma (mantar topu : küf mantarının bir yumak oluşturarak akciğerdeki tüberkülozun yaptığı boşluklara yani kavitelere yerleşmesi) isimlerini de alan aspergilloma, fibrin, mukus, inflamatuar (iltihap) hücreler ve debris (harap doku) artıklarının birikmesi ile birlikte mantarların oluşturduğu yoğun yuvarlak kitlelerdir. En sık Aspergillus fumigatus olmak üzere Mucorales ve Candida türleri de miçetoma(mantar topu) nedeni olmaktadır (2, 3). Ancak her zaman histolojik tanı mümkün olmadığından miçetoma yerine aspergilloma ismi de kullanılmaktadır.

Akciğerlerde kavite açılmasına neden olan herhangi bir hastalık miçetoma oluşumuna neden olabilir.

Genellikle iyileşmiş açık tüberküloz kaviteleri içinde mantar kolonilerin birikimi ile oluşur. Aspergilloma ikinci sıklıkta sarkoidoz(özel bir tüm sistemleri etkileyen hastalık) ile birliktedir. Daha nadir olarak bronşektazi(bronş genişlemesi), bronşial kistler, kronik (müzmin)bakteriyel abseler, kaviter karsinomlar(kanserler)da oluşabilir .

Pulmoner aspergilloma(akciÄŸer aspergilloması) genellikle asemptomatiktir(belirtisizdir). Semptomatik (belirtili) olanlarda en sık aralıklı ve az miktarda hemoptizi (kanlı balgam) görülür. Bir seride %55 oranında hemoptizi bildirilmiÅŸ olup, hastaların %21′inde masif (yoÄŸun)hemoptizi tespit edilmiÅŸtir . DeÄŸiÅŸik raporlarda hemoptizi oranı %50 ile %85 arasındadır. DiÄŸer semptomlar (bulgular) genellikle prodüktif(balgamlı) veya kuru öksürük, nefes darlığı ve kilo kaybıdır. Fizik muayenenin özelliÄŸinin olmadığı belirtilmektedir .

Akciğerlerin radyolojik tetkiki aspergilloma teşhisinde en önemli metoddur. Değişmez röntgen bulgusu, kavite duvarında hale veya yarımay şeklinde hava ile ayrılmış (Monod bulgusu), sferik veya oval, tek dansiteli solid bir kitledir. Aspergilloma sıklıkla üst loblarda tek bir soliter lezyon olarak yerleşir ve bu görünümü oldukça patognomoniktir(teşhiskoydurucudur). Ayrıca, kavite içindeki fungus topunun değişik pozisyonlarda yer değiştirmesi, yani hareketli olması da tanıda önemli bir özelliktir . Bilgisayarlı tomografi düz filmlerden daha hassas bir şekilde ve hatta fungus topu daha olgunlaşmadan lezyonu göstermektedir .

Aspergilloma teşhisinde standart laboratuar bulguları çok az faydalıdır. Olguların hemen tümünde serumda aspergillus antijenlerini presipite eden( çökelten) antikorlar mevcuttur .(presipitasyon testi)Kesin tanı, balgam kültüründe aspergillus gösterilmesiyle histolojik olmasına rağmen radyoloji, klinik özellikler ve presipitasyon testi ile tanı sağlanabilir.

Hastalığın prognozunu(gidişini) önceden tahmin etmek zordur. Ölüm genellikle pulmoner(akciğer) enfeksiyonlar, masif kanama ve postoperatif (ameliyat sonrası)komplikasyonlardan olmaktadır (5).

Aspergillomanın tedavisi tartışmalıdır. Sadece ciddi ve hayatı tehdit eden hemoptizili (kanlı balgamlı) olgularda lobektomi (akciğerin bir lobunun çıkarılması) herkes tarafından kabul edilmekle birlikte, bazı yazarlar tüm olgularda rezeksiyonu önermektedir (5). Ancak, yayınlanan serilerde çoğu fatal(ölümcül) olan postoperatif (ameliyat sonrası)komplikasyonlar bildirilmektedir (3). Aspergillomanın medikal(ilaçla) tedavisi başarısızdır. Amphotericin B, fluconazole, miconazole gibi antifungal(mantar ilaçları) ilaçlar denenmiş, ancak başarılı olunmamıştır (10). Hastaların takibe alınması ve zorunlu olmadıkça cerrahiden kaçınılması en iyi yol gibi gözükmektedir.

Kaynaklar

.Wout JW, Beaumont F. Clinical manifestations of systemic fungal infections and clinical manifestations of pulmonary aspergillus infections. Mycoses 1988; 2: 9-14.

.Steven MA, George HT. Pulmonary aspergillosis. In: Fishman AP, editor. Pulmonary disease and disorders. Second ed. New York; Mc Graw Hill, 1988:1639-56.

.Glimp RA, Bayer AS. Pulmonary aspergilloma: diagnostic and therapeutic considerations. Arch Intern Med 1983;143:303-8.

.British Thoracic and Tuberculosis Association. Aspergilloma and residual tuberculosis cavities: the result of a survey. Tubercle 1970;51:227-45.

.Daly RC, Pairolero PC, Piehler JM. Pulmonary aspergilloma. Results of surgical treatment. J Thorax Cardiovasc Surg 1986;96:981-8.

.Sider L, Davis T. Pulmonary aspergillosis: unusual radiographic appearance. Radiology 1987;162:657-9.

.Roberts CM, Citron KM, Strickland B. Intrathoracic aspergilloma: role of CT in diagnosis and treatment. Radiology 1987;165:123-7.

Mikrosefali

Pazar, 04 Kasım 2007

mikrosefali

Mikrosefali yaÅŸ ve cinsiyete baÄŸlı olarak deÄŸiÅŸen baÅŸ ve baÅŸ çevresi boyutlarının standartlardan küçük olması olarak tanımlanır. Mikrosefali bir hastalık olarak tanımlanmasından daha çok bir klinik bulgudur. Hatta bazen normal varyasyonun bir ucunu gösterebilir. Eskiden yaÅŸ, cinsiyet ve ırk ortalamasının iki standart sapmadan küçük olan ölçümlere mikrosefali denilmekteydi, ancak saÄŸlıklı okul çocuklarının % 1.9′unun ortalamanın iki standart sapmanın altında baÅŸ çevresi sahibi olmaları ve normal zekalı bazı ailelerde dominant ya da resesif olarak mikrosefali ve kısa boy geçiÅŸi olması bu tanımı deÄŸiÅŸtirmiÅŸtir.

Kafatasının küçük boyutu küçük beyine işaret eder. Ancak mental retardasyonun boyutunu beyin boyutu değil altta yatan yapısal patoloji belirler.

Mikrosefali iki ana gruba ayrılır;

1. Birincil mikrosefali: Gebeliğin ilk yedi ayında olan anormal gelişimin sonucunda ortaya çıkan küçük beyini tanımlar.

2. ikincil mikrosefali: Gebeliğin son iki ayında ya da perinatal dönemde olan bir hasar sonucunda ortaya çıkan küçük beyini tanımlar.

Baş Çevresinin Normal Gelişimi:

Doğumda ortalama 35 cm olan baş çevresi, ilk iki ay haftada 0.5 cm; iki ile altı ay arası ise haftada 0.25 cm büyür. ilk üç aydaki ortalama toplam kafa çevresi büyümesi 5 cm iken, bu ikinci üç ayda 4 cm ve üçüncü üç ayda 2 cm kadardır. Dokuz ay ile bir yaş arasında ise baş çevresi 1 cm kadar artacaktır.

Birincil Mikrosefali

Birçok genetik ve çevresel etken sonucu oluşur.

1. Genetik

2. Karyotip Bozuklukları

a. Down Sendromu (Trizomi 21)

b. Edward Sendromu (Trizomi 18)

c. Cri-du-chat Sendromu (Sp-)

d. Cornelia de Lange Sendromu

e. Rubinstein Taybi Sendromu

f. Smith Lemli Opitz Sendromu

3. Radyasyon İyonize radyasyon ile özellikle dördüncü ve yirminci gebelik haftaları arasında karşılaşmak mikrosefalide önemli bir etkendir. Ne kadar erken karşılaşılırsa beyin o kadar küçük, nörolojik anormalliğin sonuçları da o kadar kötü olacaktır.

4. DoÄŸumsal Enfeksiyonlar

5. Kimyasal Ajanlar

a. İlaçlar

b. Metabolik

İkincil Mikrosefali

Nedenleri

1. Menenjit ve ensefalit

2. Malnütrisyon(Beslenme yetersizliği)

3. Hipertermi(ilk 4-6 haftada olan belirgin yüksek ateş)

4. Hipoksik-iskemik ensefalopati

Tanı

Doğumdaki baş çevresinin küçük olması embriyonik ya da fetal gelişimde olmuş bir olayı göstereceğinden önemlidir. iki yaş sonrasında beyine olan bir girişim pek ağır bir mikrosefali ile sonuçlanmaz. Bunlar dışında aile öyküsü genetik etkenlerin ortaya çıkarılması açısından önemlidir. Risk etmenleriyle karşılaşma; örneğin radyasyon, enfeksiyon, ilaçlar önemlidir. Annede diabetes mellitus ya da fenilketonüri; özellikle yaşamın ilk 4-6 haftasında olan yüksek ateş, havale araştırılmalıdır.

Fizik incelemede tek bir ölçümden çok seri baş çevresi ölçümlerinin değerli olması bize izlemin önemini belirtir. Bu özellikle en az bir anormalliğin saptanmasında gereklidir. Ayrıca anne-baba ve kardeşlerin de baş çevresi ölçülmelidir. Araştırmalara göre normal sınırlar içinde olan ama boy ve kilosuna oranla daha küçük baş çevresi olan bebekler yedi yaşına geldiklerinde yapılan testlerde gelişme geriliği gözlenmemiştir.

Eğer çocukta bir kromozomal sendromdan kuşkulanılıyorsa ya da anormal yüz şekli, kısa boy ya da ek doğumsal anomaliler varsa, karyotipleme yapılmalıdır.

Açlık plazma ve idrar amino asit analizi yapılmalıdır.

Serum amonyumu belirlenmelidir. Doğumsal enfeksiyonların tanısında seroloji ve virolojiden yararlanılır.

Radyolojik incelemelerde tanının konunmasında yararlıdır.

KAYNAK:

Uzm. Dr. Özge Yılmaz, , Hacettepe Üniv. Tıp Fak. Çocuk Sağ. Enst. Sosyal Pediyatri Anabilim Dalı

Doç. Dr. Songül Yalçın, Hacettepe Üniv. Tıp Fak. Çocuk Sağ. Enst. Sosyal Pediyatri Anabilim Dalı

Tırnak Hastalıkları

Pazar, 04 Kasım 2007

tırnak hastalıkları

Åžikayet

El veya ayak tırnaklarınız renk değiştirdi, kırılıyor, kalınlaştı, uçları çatlıyor ya da oyuk oyuk oldu. Ayak tırnaklarınızın etrafında ağrı, şişme ve kızarıklık da olabilir.

Nedenleri

Onikomikoz (mantar enfeksiyonu) : Tırnağınız kalınlaştı ve sarardı; tırnak ucuna doğru küçük bir ayrımla bir birikinti oldu. Tedavi edilmezse, tırnağınızın tümü bölünür, şekli bozulur veya düşebilir. Mantar sadece yaralanırsanız veya başka bir deri hastalığınız varsa tırnakları etkiler. Ayak tırnakları enfeksiyonu yaralanma olmadan da oluşabilir. Kendi kendine tedavi edebilirsiniz veya doktora gitmelisiniz. El tırnaklarının iyileşmesi 6 aya, ayak tırnaklarının iyileşmesi 1 ? 2 yıl sürebilir.

Tırnak kırılması : Tırnaklarınızda çatlaklar var ve uçları kırılıyor. Bu acı vermez, iyileşebilir, ama hiçbir zaman geçmez. Tırnak kırılması kalıtımsal olabilir ve bazen yaralanmayla görülür. Kendi kendine tedavi yeterlidir.

Kendiniz Ne Yapabilirsiniz?

Ayak tırnağı batıyorsa, ayağınızı 2 çorba kaşığı tuz katılmış ılık suda 15 ? 20 dakika kadar tutun.

Tırnakla deri ayrıldıktan sonra tırnakla deri arasına tırnak büyüyünceye ve deri iyileşinceye kadar birkaç gün küçük bir pamuk ya da gazlı bez koyun. (Dikkat: Şeker hastasıysanız, dolaşım sistemi sorunlarınız varsa veya iltihaplanma oluşmuşsa, bu yöntemi uygulamayın.)

El tırnağı batıyorsa, tırnağınızı dümdüz kesin ve köşelerini yuvarlatmayın. Pamuklu çubukla günde iki kere köşesinden kaldırın ve bu bölgeyi temiz tutun.

Tırnağı kan oturması: Kağıt atacının ucunu açıp ocakta ısıtın. Elinizi yakmamak için öteki ucunu tutamaçla tutun. Sıcak ucu bastırmadan hafifçe tırnağınıza değdirin; kanın dışarıya akması için acıtmayan bir delik oluşacaktır. Basıncı hafifletmek için bu işlemi tekrar edebilirsiniz.

Mantar enfeksiyonu: Yıkandıktan sonra el ve ayaklarınızı iyice kurulayın. Saç kurutma makinesini en az sıcaklığa getirerek tırnağı kurutun. Mümkün olduğu kadar çıplak ayakla gezin; sentetik çorap ve ayakkabından uzak durun. Bulaşık yıkarken, temizlik yaparken veya elinizi suya veya kimyasallara sokacağınız zaman pamuklu lateks veya lastik eldiven kullanın. Reçetesiz satılan ilaçlar çoğu kez işe yaramaz.

Tırnak kırılması: Renksiz oje sürün. Ojeyi çok sık çıkartmayın. Temizlik yaparken pamuklu lateks veya lastik eldiven giyin. Tırnaklarınızın etrafındaki deriye krem sürün.

Dolama söz konusuysa, iltihabı azaltmak içn günde iki defa (5 ? 10 dakika) sıcak su banyosu yapın; sonra mantar enfeksiyonuna karşı antibakteriyel bir ilaç ya da %1?lik gentiyan violet sürün.

Önleme

Tırnaklarınızı temiz tutun. Her hafta düzenli dümdüz kesin. (Aşırı kısa kesmeyin; parmaklarınızın bitimi kadar olmalılar.) Tırnaklarınızı ve tırnak derinizi yemeyin, koparmayın ve yırtmayın.

Sık aseton kullanırsanız tırnaklarınızı kurutursunuz. Tırnak güçlendiricilerinden, takma tırnaklardan ve tırnak derisi alma aletinden kaçının.

Bunlar tırnakların rengini değiştirir, tırnakları kırar, etraflarındaki doğal korumayı yok eder ve tırnaklarınızın altında kötü reaksiyonlara yol açar.

Öteki Nedenler Ayak tırnağının batması Dolama El veya ayak tırnağı yaralanması Sedef hastalığı

Gebelikte Cinsellik Cinsel İlişki

Pazar, 04 Kasım 2007

Gebelikte cinsellik cinsel iliÅŸki

De Lee, 1934′ te yazdığı The Principles and Practice of Obstetrics adlı kitapta, gebelikte cinsel iliÅŸkiyi yasaklamak için dört neden saymaktadır.

1. Düşük tehlikesi: Penisin servikse yapacağı etki ile oluşabilir

2. Sinirsel şok: Sinir enerjisine zaten çok yüklenilmiş olan kadında şok oluşabilir.

3. Hayvansal içgüdüyü izlemek: Hayvanlar içgüdüsel olarak gebelikte çiftleşme yapmazlar.

4. Enfeksiyon riski: Özellikle ilk üç ve son üç ayda fazladır.

Bu öneriler yıllarca gebelikte cinsellik konusunda hekimlerin taşıdığı düşünceleri özetlemektedir.

Prof. Dr. Ş. Çanga ve Prof. Dr. İ. Önder 1977 tarihli Propedötik(Kadın-Doğum) adlı kitaplarında gebelik sırasında cinsel ilişkinin sınırlandırılmasının doğal olduğunu, zaten gebede cinsel ilişki arzusunun ileri derecede azaldığını, kadının bütün ruh ve hayal alemi ve organizasyonu ile kendini taşıdığı çocuğuna verdiğini belirtmektedirler. Yazarlar, öyküsünde mükerrer abortuslar bulunan kadınlarda cinsel ilişkinin bütünüyle kesilmesi gereğini vurgulayarak, bu kadınlarda ilişkinin mekanik olarak ya da genital organlarda oluşan hiperemi nedeniyle abortuslara neden olabildiğini söylemektedirler. Ayrıca doğumun başlamasından önce yapılan cinsel ilişkinin puerperal enfeksiyonlara zemin hazırladığı belirtilmiştir. Bu nedenle gebeliğin ikinci ayından başlayarak cinsel ilişkilerin ileri derecede sınırlanması ve doğum öncesi 6 haftadan başlayarak bütünüyle kesilmesi önerisinde bulunulmuştur.

Ek bir etmen olarak semende prostaglandinlerin varlığının gösterilmesi gebelikte cinsel iliÅŸkiyle ilgili sayılan yasaklayıcı nedenlere “prostaglandinler erken doÄŸumu baÅŸlatabilir” gerekçesinin de eklenmesine yol açmıştır.

Yıllar boyunca gebelikte cinsellikle ilgili yaklaşımlar, bilimsel verilere dayanmaktan çok geleneÄŸe dayalı standartların sürdürülmesi biçiminde olmuÅŸtur. “Her gebe için uygundur” yaklaşımı bireysel ilgi deÄŸiÅŸkenliÄŸini, fiziksel rahatlığı ve olguların gerçek deneyimlerini dikkate almamaktadır. Hekimler ve saÄŸlık hizmeti veren diÄŸer çalışanlar bu konuda bilimsel verilere sahip oldukça, bebek bekleyen çiftlere yanlış bilgi gidiÅŸi azalacaktır.

Gebelikte Cinselliğin Fiziksel Yönleri

Bilindiği gibi gebelikte belirgin fiziksel değişiklikler oluşmaktadır. Gebelikteki normal fizyolojik değişiklikleri gözden geçirdiğimizde bunların çoğunun gebe kadının cinselliğini dile getirmesini engellediği dikkati çeker. Örneğin erken gebelikteki bulantı-kusmalar, gebenin sıklıkla hissettiği halsizlik ve yorgunluk olumsuz etmenlerdendir. Üçüncü üç aylık dönemde beden değişikliklerinin artmasının yanında öne çıkan yorgunluk hissi nedeni ile kadın açısından cinselliğin söylenmesi beceriksiz ve rahatsız edici durum alır.

Kadının arzu ettiği biçimde cinsel yanıt vermesini engelleyen diğer etkenler mide yanması, idrar yapma isteği, kabızlık, fetüsün hareketleri ve bel ağrısıdır.

Gebeliğin erken dönemlerinde hormonal ve damarsal değişikliklere bağlı olarak memeler duyarlılaşmıştır. Bu durum cinsel yakınlaşmada olumsuz bir etken olabileceği gibi, ileri gebelik haftalarında orgazmla birlikte süt salınımının ortaya çıkabilmesi hem gebe hem de eşi açısından rahatsızlık verici bir durum yaratmaktadır.

Gebelikteki genital organlardaki artmış angorjman durumu cinsel uyarı sonucu daha da belirginleşir. Bunun sonucunda post koital kanamalar daha fazla görülecektir. Vazokonjesyonun neden olduğu dolgunluk hissi orgazmdan sonra da sürebilir ve rahatsız edici olabilir. Aynı biçimde vajinal salgılar da gebelikte artmıştır ve cinsel uyarılma ile çok daha belirgin olur.

Yapılan bir çalışmada gebelikte cinsel davranışlarını deÄŸiÅŸtirme gerekçeleri arasında kadınların %46’sı bedensel rahatsızlığı belirtmiÅŸlerdir.

Gebelikte Cinselliğin Psikolojik Yönleri

Cinsel istek ve cinsel iÅŸlev pek çok çevresel, kiÅŸiler arası ve kiÅŸinin kendine özgü etmenlerden etkilenmektedir. Cinsel performansı bilgisizlik, öfke, korku ve çeÅŸitli olumsuz tutumlar deÄŸiÅŸtirebilir. Gebelikte gebe kadın ve eÅŸi cinsel açıdan stres altındadır. GebeliÄŸin son üç ayı içinde kadında cinsel istek yitimi olduÄŸu ortaya konulmuÅŸtur. Bir çalışmada gebe kadınların %23′ü cinsel aktivitede azalma nedeni olarak cinsel ilgide düşüklüğünü göstermiÅŸlerdir.

Gebelik, kadında daha önce ortaya çıkmamış olan psikolojik çatışmaları açığa çıkarabilir. Çocukluktan kalma kardeşlerle ya da anneyle yaşanan rekabet anımsamaları, dişilik rolüne ilişkin kendi çatışmaları, kendi bağımlılık gereksinimine ilişkin çatışmalar ve eşine duyduğu karşıt düşüncelerin tümü gebede sorunlar yaratabilir.

Erkeklerde de eşleri gebe iken cinsel ilişki için istekte azalma görülebilmektedir. Bunun bir nedeni, erkeğin gebeyi uygun olmayan bir cinsel arzu nesnesi olarak görmesidir. Erkekler bu dönemde çok güçlü duygular yaşayabilirler. En başta eve gelecek yeni konuk babanın erkekliğinin canlı bir kanıtı olacaktır. Gebenin ilgisi eşinden çok bebeğe yöneldikçe bir çeşit kıskançlık ortaya çıkacaktır.

Gebelik iki birey arasındaki cinsel yönden geliÅŸmede bir basamaktır. Çiftin ilgi düzeyleri aynı deÄŸilse biri öbürünü “çok talep edici” ya da “çok reddedici” olarak algılayabilir. Bu zor dönemde hekimin yol göstericiliÄŸi çok yardımcı olacaktır.

Gebelikte kadın yaÅŸadığı bedensel deÄŸiÅŸiklikler sonucu “çekiciliÄŸini” yitirdiÄŸini düşünebilir. Bu durumda erkek, eÅŸinin deÄŸiÅŸen fiziÄŸinden çok ona duyduÄŸu sevgiyi öne çıkarmalıdır. Yoksa kadında eÅŸinin evlilik dışı iliÅŸkilere yöneldiÄŸi hissi doÄŸabilir.

Gebelikte cinsel ilişkiyle ilgili olarak her iki eşte koitus sonucu fetüsün zarar görebileceği korkusu olabilir. Sağlık hizmeti verenler, eğer gebelikte koitusun sakıncalı olabileceğine ilişkin kanıt yoksa, bu korkuları gerekli açıklamalarla gidermelidirler.

Gebelikte Cinsel Etkinlik

Cinsel ilişki sıklığı:

Bu konuda yapılmış çalışmalardan Masters ve Johnson’ un çalışması ilk ve özellikle 3. ayda cinsel etkinlikte azalma olduÄŸunu göstermektedir. DiÄŸer 4 çalışma da gebeliÄŸin sonlarına doÄŸru cinsel etkinliÄŸin azaldığını ortaya koymuÅŸtur. ÖrneÄŸin bir çalışmada daha önce haftada 2-5 kez cinsel iliÅŸki kuran çiftlerden gebeliÄŸin ilk üç ayında cinsel etkinliklerini sürdürenlerin oranı %78 iken, 8. ayda %46′ya, 9. ayda ise %23′e düştüğü gösterilmiÅŸtir.

Cinsel ilgi ve orgazm: Nulliparlarda ilk üç ayda cinsel uyarılma ve performans etkinliÄŸinde azalmaya karşı, multiparlarda çok az deÄŸiÅŸiklik olduÄŸu;ikinci üç ayda ise cinsel uyarılma ve performansta her iki grupta da iyileÅŸme saptandığı ileri sürülmüştür. Üçüncü 3 ayda cinsel ilgide azalma olduÄŸu olguların çoÄŸu tarafından ileri sürülmüştür. Bir çalışmada birinci üç ayda %28 olan ilgi azalmasının 9. ayda %75′ e çıktığı görülmüştür.

Gebelikte orgazmla sonuçlanan koitus oranlarında giderek azalma olduğu saptanmıştır. Ancak bir grup kadın gebeliğin tüm evrelerinde orgazm şiddetinde artma olduğundan söz etmiştir. Genellikle gebeliği önlemeyi düşünmeksizin ya da gebe kalındığı bilindiği için oluşan rahatlık duygusu bazı kadınlarda gebelikte cinselliği daha haz verici duruma getirebilir.

Koitus Dışı Davranış : Gebelikten önce koitus dışı davranışları (mastürbasyon, orogenital seks gibi) olan çiftlerin çoğunun gebelikte bu etkinlikleri terkettikleri görülmüştür.

Gebelikte cinsel etkinliğin yerini alıp çiftin yakın birlikteliğini sürdürecek aktiviteler bir çalışmada ele alınmıştır. Buna göre yalnızca el ele tutuşmak gibi yakın bedensel temas bile bir gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Önemli olan çiftin bedensel ve duygusal birlikteliğini sürdürmesidir. Pek çok çift gebeliklerinde ilişkilerine daha farklı açılardan bakabilmekte ve koitusa dayalı olmayan yöntemler geliştirebilmektedir.

Davranış DeÄŸiÅŸikliÄŸi : Gebelik ilerledikçe cinsel iliÅŸki pozisyonlarında da deÄŸiÅŸiklik olduÄŸu ortaya çıkmıştır. ÖrneÄŸin bir çalışma sonuçlarına göre, gebelik öncesi dönemde olguların %80 oranında kullandığı “erkek yukarıda” pozisyonu gebelikte önemli oranda terkedilmiÅŸtir. Üçüncü üç ayda “yan-yana” pozisyonu ve “arkadan yaklaşımla vajinal giriÅŸ” pozisyonu daha çok kullanılan pozisyonlar olmuÅŸtur.

Gebelikler sırasında cinsel davranışlardaki deÄŸiÅŸikliÄŸin nedeni olarak kadınlar, %46 oranında bedensel rahatsızlığı, %27 bebeÄŸin zarar göreceÄŸi korkusunu, %23 cinsel ilgi yitimini, %17 iliÅŸki sırasında gebeliÄŸin getirdiÄŸi “beceriksizliÄŸi”, %8 hekimlerin önerilerini, %6 gebelik dışı nedenleri, %4 “çekiciliÄŸini yitirdiÄŸini”, %1?i de hekim dışı kiÅŸilerin önerilerini ileri sürmüşlerdir.

Gebelikte Cinsel Etkinlik ve GeliÅŸtirebileceÄŸi Komplikasyonlar

Enfeksiyon: Doğuma yakın dönemlerde cinsel ilişkiyi sürdüren kadınlarda sürdürmeyenlere göre perinatal mortalite hızının 2-4 kat arttığı, bunun önemli bir nedeninin amnion enfeksiyonları olduğu Amerikan toplumunda yapılan bir çalışmada bildirilmiştir.

Acaba koitus amnion enfeksiyonuna nasıl neden olabilir? Bu konuda söz konusu çalışmada şu düşünceler ortaya atılmıştır:

a) Yeni bir cinsel yolla bulaşan patojen kadın genital yollarına koitus sonucu girebilir,

b) Serviks ya da membranlarda hasarlanma olabilir,

c) Seminal sıvı servikal müküsün vaginal bakterileri geçirmesini arttırabilir,

d) Seminal sıvı, vajen, serviks, fetal membranlar ya da amnion sıvısındaki antibakteriel sistemleri etkisizleştirebilir.

Ancak bu çalışmada çalışmacılar amniotik enfeksiyonun tanısını bakteriyel çalışmalarla değil de plasentanın subkoryonik plağına nötrofil infiltrasyonunun gösterilmesi ile koymuşlardır. Bu da çalışmacıların savlarını tartışılır kılmaktadır.

Bir baÅŸka çalışmada ise İsrail’de yaklaşık 11.000 gebe taranmış ve gebelikte cinsel iliÅŸkinin sürdürülmesi ile gebeliÄŸin herhangi bir döneminde erken membran rüptürü, düşük doÄŸum ağırlığı ya da perinatal mortalitede artış olmadığı görülmüştür. Gebede erken membran rüptürü varlığı ya da eÅŸin cinsel yolla bulaÅŸan hastalık (CYBH) taşıyıcısı olması durumunda amnion enfeksiyonu riski çok artacağı için koitus yasaklanmalıdır.

Prematürite: Prematür eylemle gebeliğin son dönemlerindeki cinsel etkinliğin ilişkisi konusu öteden beri tartışılan konulardandır. Genellikle cinsel ilişkiden çok orgazmın prematür eylemle ilgili olabileceği üzerinde durulmaktadır. Kadınlarda taktil genital uyarılma oksitosin salınımına yol açmakta, orgazmda bu hormon düzeyi daha da artmaktadır. Oksitosin?in orgazmda üreme organlarındaki düz kas kasılmasından sorumlu olması gerekir.

Semenin içerdiği prostaglandinlerin uterin kontraksiyonlara ve prematür eyleme neden olduğu düşüncesi kanıtlanmış değildir.

Koitus, orgazm ve diğer cinsel deneyimlerin eylem kontraksiyonlarının başlamasıyla ilişkisiyle ilgili çelişkili çalışma sonuçları vardır.

Fetal Distres: Maternal orgazm sırasında uterin gerilme ile ve uteroplasental dolaşımdaki konjesyon sonucu geçici fetal bradikardi oluşabilmektedir. Gebeliğin son 4 haftası içinde cinsel yönden aktif olan gebe kadınlarda fetal distres insidansı daha yüksek bulunmuştur.

DoÄŸum Sonu Cinsellik: BebeÄŸin doÄŸumu çiftin iliÅŸkisini deÄŸiÅŸtirecektir. Çocuk bakımı yorucudur, yalnızca fiziksel deÄŸil duygusal enerji harcamasına da yol açar. Bebek genellikle anne babaya yakındır. Çift, bebek yakındayken koitus yapmaktan çekinecek, ayrı bir odada ise “ya aÄŸlamasını duymazsak” kaygısına kapılacaktır.

Bebeğin her ağlamasında süt emzirmenin önerilmesi bu bağlamda olumsuz bir etken olacağı gibi bebeğin ağlamasıyla angorje ve duyarlı olan memelerden süt salınımı olduğu görülecektir.

Vajinal lübrikasyon (kayganlık) azaldığından disparonia ortaya çıkacaktır.

Doğum sonu dönemde 3-7 ay süreyle cinsellikte azalma bildirilmekte ise de loşianın azalmasıyla çoğu olgunun 2-4 hafta içinde cinsel etkinliğe başladığı anlaşılmaktadır. Bu kadar erken koital aktiviteye dönülmesi önemli komplikasyonlara yol açmamıştır. Ancak geleneksel olarak doğumdan sonra cinsel aktivitenin 6 haftalık lohusalık süresince ertelenmesi önerilmektedir. Bunun gerekçesi açık olan servikal kanaldan asendan yolla bir enfeksiyonun girişini önlemek ve vajinal-perineal dikişlerin açılmasına engel olmaktır. Bu dönemde perine cildi gergin ve duyarlıdır. Vajinadaki kayganlık eksikliğine karşı başlangıçta yapay bir kayganlaştırıcı yağ kullanılabilir. İlk birkaç hafta içinde cinsel ilişki dışı yakınlaşma cinsel etkinliğin sağlıklı bir biçimde yeniden yerleşmesinde çok yararlı olacaktır. Bazı kadınlarda doğum sonu dönemde depresif bir ruh durumu ortaya çıkabilir. Bu durum ayrıca tıbbi tedavi gerektirebilir.

Bebeğin her ağlayışında gece ve gündüz yalnızca emzirmeyle beslenmesi durumunda ve doğumdan bu yana 6 aydan az süre geçmişse, emzirme gebelikten korunmada oldukça etkili ancak geçici bir yöntemdir. Etkili korunmayı sürdürebilmek için adetler başlar başlamaz, emzirmelerin sıklığı ve süresi azaldığında, ek mamaya başlandığında ve bebek 6 aylık olduğunda mutlaka güvenilir bir kontraseptif yönteme geçilmelidir.

Çoğu kadın ve erkek vajinal doğumun vajinayı genişlettiğini düşünür. Ancak daha önce vajinal kaslar kullanılmadan hiç egzersiz yapılmadıysa belirli bir gevşeklik söz konusu olabilir. Dolayısıyla Kegel egzersizleri denilen perine ve vajen kaslarının kasılmasıyla yapılan egzersizler yararlı olur. Bu egzersizlerin temeli pubokoksigeus kasını kasıp gevşetmeye dayanır. Bu kas idrar yaparken tutmayı ve yeniden idrar yapmaya başlamayı sağlayan kastır.

Kaynaklar:

1. Çanga Ş, Önder İ: Propedötik (Kadın-Doğum) 4. Baskı. Ankara Üni.Tıp Fak.Yayınları, sayı 348, Ankara 1979.

2. De Lee JB: The Principles and Practice of Obstetrics, 6th ed. WB Saunders, Philadelphia 1934.

3. Falicov C: Sexual adjustement during first pregnancy and the postpartum. Am J Obstet Gynecol 117:991,1973.

4. Gökşin E: Normal Gebelik ve Prenatal Bakım. Kişnişçi HA, Gökşin E, Durukan T ve ark. (Ed): Temel Kadın Hastalıkları ve Doğum Bilgisi. Güneş Kitabevi, Ankara 1996. Bölüm 2-4.

5. Mabray CR: Postpartum examination: A reevaluation. South Med J 72:1433,1997.

6. Morris NM: The frequency of sexual intercourse during pregnancy. Arch Sex Behav 4:501,1975

Laporoskopi

Pazar, 04 Kasım 2007

Laporoskopi

LAPAROSKOPİ NEDİR ?

Laporoskopi kelime anlamı olarak karın içinin gözlenmesi anlamına gelir.

Kadın hastalıkları ve infertiliteye (kısırlığa) yolaçan sorunların tanısı ve tedavisinde kullanılan çok küçük çaplı özel aletlerle ve ince bir kamera ile karın içi ve iç genital orgaların gözlemlenmesini sağlayan bir yöntemdir.

LAPAROSKOPİ NE ZAMAN YAPILIR?

1. İNFERTİLİTE (KISIRLIK):

Tüpler kıvrımlı mı? Açık mı?

Yumurtalık ve bağırsaklarda yapışıklık var mı?

Rahim, tüp, yumurtalık(over) ilişkileri nasıl ?

Yumurtalıkta kist var mı?

Rahim normal görünümde mi?

2. DIŞ GEBELİK :

ış gebeliğin yerinin tesbiti ve güvenli bir şekilde çıkarılması.

3. ENDOMETRİOZİS(Rahim içini örten hücrelerin başka bir organa yayılması) :

Bu hastalığın kesin tanısı laparoskopi ile konur.

Tanı konduğu anda hastalıklı dokular yakılarak tedavi edilir.

Böylece hem hastalığın tanısı konur hemde tedavisi yapılarak hastanın doğurganlığı korunmuş olur.

4. YUMURTALIK KİST VE TÜMÖRLERİ :

Kistlerin tespiti yapılır ve bu kistler içeriye sokulan torbalarla patlatılmadan dışarıya alınır.

Bu yöntem yumurtalıklara zarar vermediği için hastanın doğurganlığı korunur.

5. RAHİM URLARI(MYOMLAR):

Urların yerinin tespiti.

Urların büyüklüğü ne olursa olsun laparoskopi elirahatlıkla çıkarılabilir.

6. RAHİM ALINMASI(HİSTEREKTOMİ)

7. KISIRLAŞTIRMA(STERİLİZASYON):

Hastanın istegine bağlı olarak tüpleri bağlanarak kısırlaştırılabilir ve aynı gün evine gidebilir.

8. KASIK AÄžRISI:

Kasık ve cinsel ilişki sırasında oluşan ağrıların sebebinin araştırılması ve tedavisi.

Karın içi yapışıklıklarının açılması ağrıyı yok edecektir.

Kanser taraması,teşhisi ve tedavisindede kullanılmaktadır.

LAPAROSKOPİ NASIL YAPILIR?

operayon genellikle menstruasyondan (adet kanamasından) sonra ve genel anestezi altında ameliyathane şartlarında yapılır.

Göbekten bir iğne ile girilerek karın içi karbondioksit ile doldurulur. Gaz karın içerisindeki organları geriye doğru iter böylece laparoskop (kamera) karın içindeki organlara zarar vermeden yerleştirilir.

Laparoskop (kamera) yaklaşık 2-10 mm çapında açılan delikten sokulur. Diagnostik laparoskopi ve/veya cerrahi laparoskopi oluşuna göre delik sayısı 2 ila 4 arasında değişir. Laparoskoptan elde edilen görüntü televizyon ekranına aktarılarıp 6-10 defa büyütülür. Bu da küçük organları daha net görmemizi sağlar.

LAPAROSKOPİ NE KADAR SÜRER ?

Teşhis amaçlı laparoskopilerde bu süre, hastanın ameliyathane şartlarına hazırlanması , uyutulması ve uyandırılması ile yaklaşık 20-30 dakikadır.

Tedavi amaçlı laparoskopilerde bu süre daha da uzundur. Hatta saatlerce sürebilir.

LAPAROSKOPİDEN SONRA NELER YAPILIR ?

Diagnostik laparoskopiden çıktıktan sonra bir iki saat dinlenilir ve doktordan gerekli tavsiyeler alındıktan sonra evnize gidebilirsiniz.

anestezi uyku haline, ağrıya ve bulantıya neden olduğu durumlarda bir geceliğine müşaade altında tutlabilirsiniz.

LAPAROSKOPİ İÇİN NASIL BİR HAZIRLIK YAPALIM ?

Öncelikle hastanın klinikte muayene edilerek değerlendirilmesi ve laparoskopi için uygun olup olmadığına dair kara alınmalı.

Bir gün önceden hastanın bağırsak hazırlığı yapılmalıdır.

Hastanın bir gece önceden hafif birşeyler yedikten sonra operasyon saatine kadar herhangi bir şey yiyip içmemelidir (çay, kahve, su). Çünkü laparoskopi sırasında görüntüyü engellemek için karın içerisinde bulunan ince ve kalın bağırsakların boş olması gerekmektedir.

Ayrıca hasta operasyon için hastaneye gelirken, ona operasyondan sonra eşlik edecek bir yakınıyla gelmesi uygundur.

LAPAROSKOPİNİN AVANTAJLARI NELERDİR ?

Karın açılmadığı için büyük bir yara izi oluşmaz.

Karın açılmadığı için iltihaplanma riski azdır.

Karın açılmadığı için ameliyat sonrası ağrı çok azdır.

Karın açılmadığı için hasta daha çabuk iyileşir.

Karın açılmadığı için hastanede kalış süresi kısalır.

Hastanın ortalam işe yeniden dönme süresi ortalama 7-15 gündür.(klasik ameliyatlarda bu süre 6-7 haftadır).

Karın içi organlar büyütülerek gözlemlendiği için cerrahi hakimiyet daha iyidir.Dokulara ve organlara çok az zarar verir. Yani koruyucu bir cerrahi yöntemdir.

LAPAROSKOPİNİN RİSKLERİ NELERDİR?

Genel anesteziye bağlı çok kısa süren baş ağrısı, bulantı ve kusma olabilir.

Opersayon sırasında diğer karın içi organlar, bağırsaklar ve damarlar yaralanabilir. Ancak laparoskopiyi yapan doktor bu yaralanmalara anında müdahale ederek yaralanan bölgeleri tamir edecektir.

Ameliyattan sonra yara etrafında iltihap olabilir.

DOKTORUMUZA NE ZAMAN BAÅžVURALIM?

1.HEMEN BAŞVURMANIZ GEREKEN ACİL DURUMLAR:

Ateşiniz yükseldiğinde,

Kendinizi yorgun ve halsiz hissetiÄŸinizde,

Şiddetli karın ağrılarınızın olması durumunda,

Bulantı ve kusma olduğunda, Hemen doktorunuzu arayın!!!

2.DOKTORUNUZA BAŞVURMANIZ GEREKEN ACİL OLMAYAN DURUMLAR:

Laparoskopi ve operasyon neticesi hakkında bilgi edinmek için,

Size belirtilen tarihte kontrol amacıyla, Doktorunuza başvurun!!!

Kemik Tümörleri

Pazar, 04 Kasım 2007

Kemik tümörleri

Kemikte başlayan tümörler nadirdir. Eğer kanserliyse, habis hücreler çoğu zaman vücudun başka bir yerindeki kanserden gelmişlerdir (metastaz yapmıştır.) Bunun istisnaları ilikte başlayan multipl meyelom ve osteosarkomdur.

Belirtiler

- Kemiğin yüzeyinde sert bir şişlik,

- Bu şişlikle birlikte ağrı,

- Kemik kırılmaları.

Osteosarkom birinci kemik kanserleri arasında en yaygın olanıdır. Bunların her ikisi de metastaz şeklindeki kemik kanserlerinden çok daha az görülür. Daha büyük sıklıkla, kemik tümörleri selimdir.

TeÅŸhis

Röntgen yararlı olabilir, ancak kesin teşhis koymaya yetmeyebilir. Tümörün habis olup olmadığını anlamak için, laboratuvarda incelemek üzere küçük bir doku örneğinin alındığı kemik biyopsisi yapılabilir.

Selim tümörler nadir olarak sağlığı tehlikeye atar. Eğer tümör habis ya da vücudun başka bir bölgesinden yayılmışsa yaşamı tehdit edebilir.

Tedavi

Selim tümörlerin nadir olarak ameliyatla çıkartılması gerekir. Osteosarkom gibi bir kemik kanseri ameliyatla çıkartılır ve kanser ilaçları verilir. Bazen, kanser dokusu alınırken kol ya da bacak korunur ve daha sonra onarılır. Bu işlemi bir rehabilitasyon programı izler.


Destekliyoruz arkadaþ - arkadas - partner - partner - arkadaþ - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - wordpress - wordpress tema - seo - backlink - video izle - jinekolog - kadýn dogum doktoru - kadýn doðum uzmaný -