‘Çocuk SaÄŸlığı’ Kategorisi için ArÅŸiv

Epiglotit Gırtlak Kapağı İnfeksiyonları

Pazar, 04 Kasım 2007

Genellikle çocuklarda (en sık 2-7 yaş arasında), daha az sıklıkta yetişkinlerde görülebilen, epiglottiste ödem ve inflamasyon ile karakterize, akut, ciddi, uygun şekilde tedavi edilmediğinde mortalitesi yüksek bir enfeksiyondur. Etken çocuklarda hemen daima Hemophilus influenzae tip b (Hib)?dir. Nadiren grup A, B ve C streptokoklar, Streptococcus pneumoniae, Klebsiella pneumoniae, Candida albicans, Staphylococcus aureus, Hemophilus parainfluenza, Neisseria meningitidis, varicella zoster ve çok sayıda diğer viruslar da etken olarak tarif edilmiştir. Yetişkinlerde de etken genellikle Hib?dir, ancak diğer mikroorganizmalar çocuklara göre daha sık görülür. Hib aşısının rutin kullanıldığı ülkelerde insidansı son derece azalmıştır.

Klinik: Hastalık ateş ve boğaz ağrısı, çocuklarda ayrıca beslenmeyi reddetme ile başlar. Birkaç saat içerisinde sekresyonların yutulamamasına bağlı hipersalivasyon ve arkasından stiridor ortaya çıkar. Yaş ne kadar küçükse, solunum sıkıntısı o kadar erken gelişir. Genellikle solunumu rahatlatmak için çocuklar başlarını arkaya atarlar (tripod oturuşu). Tipik klinik triad ağızdan salya akması, disfaji ve respiratuvar distresdir. Ateş ve ses kısıklığı sıklıkla görülür, öksürük seyrektir. Epiglot şiş ve kırmızı görülür. Muayene sırasında solunum yolunun açık tutulması için hasta oturur pozisyonda olmalıdır. Hasta genellikle toksik tablodadır.

Komplikasyonlar: Solunum yolu obstrüksiyonu, menenjit, pnömoni gibi diğer invazif Hib enfeksiyonlarının birlllllikte bulunması.

Tanı: Genellikle klinik tanı yeterlidir. Özellikle ağır tablodaki hastalarrda ağız muayenesi sırasında dil köküne bastırmak epiglot ödemini artırarak, hastanın ölümüne neden olabilir. Lökositoz sıklıkla vardır. Yumuşak doku dansitesinde çekilmiiş yan boyun grafisinde başparmak görünümü, hipofarinkste dilatasyon ve spinal lordozda düzleşme görülebilir. Ancak ağır vakalarda tedaviyi film çektirmek amacıyla geciktirmemek gerekir. Kan kültürü mutlaka alınmalıdır. Epiglottan sürüntü kültürü yararlıdır, ancak solunum yolunun açık olduğundan emin olduktan sonra yapılabilir. Antibiyotik kullanmış vakalarda lateks aglutinasyon gibi, Hib antijenini gösteren testler kullanılabilir.

Ayırıcı Tanı: Yabancı cisim inhalasyonu, anafilaksi, krup, laringotrakeobronşit, retrofaringeal abse.

Tedavi: En önemli işlem hava yolunun açık tutulmasıdır. Solunum sıkıntısı bulunan hastalar dik oturmalı, endotrakeal tüp ile veya gerekirse trakeotomi ile solunum sağlanmalıdır. Hipoksi varsa oksijen verilmelidir. Damar yolu açık tutulmalı, solunumu zorlaştıracak kadar anksiyete varsa, sedatize edilmelidir. Steroidlerin yararı gösterilmemiştir. Anntibiyotik mutlaka veriilmelidir. Ceftriaxone (yetişkinde 3×750-1500 mg/gün, çocukta 100-150 mg/kg/gün, 3 dozda), i.v. ilk tercih edilen ilaçtır. Bulunamazsa ampisilin +kloramfenikol kullanılabilir. Genellikle 7 gün tedavi yeterlidir.

Korunma: Hib aşısının rutin kullanılması korunmak için en etkili yoldur. Temaslılara (aynı evde yaşayanlar ve 5 gün arka arkaya her gün en az dörder saat veya bir kez en az 24 saat aynı kapalı ortamda bulunanlar) 4 gün süreyle oral rifampisin (yetişkinlere günde 600 mg, çocuklara 20 mg/kg/gün) verilmelidir.

Fallot Tetralojisi Çocukta

Pazar, 04 Kasım 2007

Bu hastalıkta birkaç problem bir arada bulunur :

Akciğer atardamarında darlık (PS)

Karıncıklar arasında açıklık (VSD)

Ana atardamarın uygun yerde olmayıp, sağ karıncığa doğru yer değiştirmesi.

Bu hastalığın en önemli bulgusu morarma olup, hastaların bir kısmında doğduğunda farkedilir, bir kısmında ise doğduğunda yoktur, aylar içinde ortaya çıkar. Ayrıca 1 yaşına doğru parmak uçlarında kalınlaşma da bulgulara eklenebilir.

Tanı nasıl konulabilir ?

İlk dikkati çeken, bebekte aylar içinde dudaklarında morarma oluşmasıdır. Morarma çocuğun ağlaması sırasında daha belirginleşir. 3-9 ay arasında nefessiz kalma atağı başlayabilir. Özellikle uykudan uyandıktan sonra veya ağlamayı izleyerek bebeğin renginde belirgin koyulaşma, hafif dalgınlaşma veya ağır durumlarda tam bayılmaya kadar giden derecelerde şuur değişiklikleri ortaya çıkar. Eğer böyle bir durum başlamışsa, hemen çocuk kalp hastalıkları uzmanının bilgilendirilmesi gerekir. Bu atakları engellemek için koruyucu ilaç başlamak, ilaç yeterli olmazsa ameliyat gerekli olabilir. Tanı genellikle muayene sırasında morarmanın farkedilmesi ve üfürüm duyulması ile konur. Kesin tanı çocuk kardiyoloji uzmanınca yapılan muayene ve ekokardiyografi ile konur. Ameliyat zamanına kadar mutlaka 2-3 ay arayla izleyerek, kansızlık yönünden ve bayılmalar için kontrolü şarttır. Gerektiğinde mecbur kalındığında ameliyat zamanı erkene çekilmelidir.

Tedavide ne yapılabilir ?

Bu hastalıkta kendiliğinden düzelme veya açıklığın kapanması söz konusu olmadığından, cerrahi olarak düzeltme ameliyatına kesin gerek vardır. Ameliyat öncesi hastalara genellikle kalp kateterizasyonu uygulamak gerekir. Ameliyat zamanı için ülkemizde genellikle 1 yaşından sonrası tercih edilmektedir. Bazı bebeklerde akciğer atardamarı iyi gelişmemişse, düzeltici ameliyattan önce yardımcı bir şant ameliyatı ile bu damarların gelişmesi sağlanmalıdır.

İleriye dönük yapılması gerekenler :

Düzeltme ameliyatı başarılı olan hastalarda sünnet, diş çekimi, diş dolgusu gibi bazı girişimler öncesinde endokardite (kalbin iç tabakasının iltihabı) karşı koruyucu tedaviye ihtiyaç gösterirler. Ritm bozukluğu açısından izlenmeleri gerekir, hastalar belli aralıklarla doktor kontrolünde olmalıdırlar.

Hepatit A Aşısı

Pazar, 04 Kasım 2007

Gelişmiş ülkelerde erişkinlerin ancak üçte birinde görülen A tipi hepatitin gelişmekte olan ülkelerde 5 yaş üzerinde sıklığı %100?dür. Hastalık küçük çocuklarda genellikle hafif seyreder. Dışkı - ağız yoluyla insandan insana bulaşır. Hamilelikte geçirilen A hepatiti B hepatitinin aksine çocukta herhangi bir soruna yol açmaz.

Çocukların toplu olarak bulundukları kreş, bakımevi gibi ortamlarda hastalık kolaylıkla yayılabilmektedir. Gıda ve su kaynaklı salgınlar ortaya çıkabilmekte, kabuklu deniz ürünleriyle bulaşma meydana gelebilmektedir.

Hastalığın başlangıcı genellikle anidir; ateş, huzursuzluk, bulantı, kusma ve karında rahatsızlık başlıca yakınmalardır. İshal görülebilir. İdrar rengi koyulaşıp, cilt ve göz akları sararabilir. Belirtilerin süresi genellikle 1 aydan kısadır. Genellikle tam bir iyileşme olur. Hepatit A ile infekte hastalar 1 hafta süreyle bulaştırıcıdırlar. Daha fazla karantinaya gegek yoktur. Fakat hastaların dışkıları ve dışkıyla bulaşık maddeleri ile ilgili önlemler alınmalı, eller iyice yıkanmalıdır. Hepatit A?nın nadiren çok ağır ve hızlı bir seyir göstererek ölüme yol açabileceği unutulmamalıdır.

Hastalıkla temastan önce ya da temastan sonra iki hafta içinde ?gamma globulin? uygulanabilir. 2 haftadan sonra yapılmasının hiç bir yararı yoktur. Okul, kreş, bakımevi gibi ortamlarda salgın meydana geldiğinde tüm çocuklara ve çalışanlara gamma globulin yapılmalıdır. Bezlenen bebeklerin anne ve babalarının da uygulanmaya dahil edimeleri gerekir. Son yıllarda yapılan çeşitli çalışmalarda benzeri durumlarda aşıyla korunmanın, gamma globulinle korunmaya eşdeğer ölçüde güvenilir olduğu ortaya konmuştur. Hepatit A aşısı 1 yaşından büyük çocuklara 1 ay arayla iki kez ve ilk dozdan 6 ay sonra tekrar olacak şekilde yapılmalıdır. Piyasada çocuk ve erişkinler için iki farklı formu mevcuttur. Aşının kouyuculuğunun 20 yıl olabileceği tahmin edilmektedir

Hepatit B Aşısı

Pazar, 04 Kasım 2007

Viral hepatitler, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde önemli bir toplum sağlığı sorunudur. Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalarla sarılık (hepatit) yaptığı bilinen beş virus tanımlanmıştır. Bunlar Hepatit A, B, C, D ve E viruslarıdır. Halihazırda yalnızca A ve B hepatiti için aşılar mevcuttur. Başka bir çok virusun daha sarılığa yol açabileceği hatırda tutulmalıdır (Hepatit F,G, EBV, CMV, vb).

Hepatit A ve E hafif seyirlidir, genel olarak kronikleşmediği bilinir. B, C ve D ise müzminleşebilir, hayatı tehdit edebilir. Hepatit A virus çocukluk çağındaki hepatitlerin (sarılık) başlıca nedenidir. Hepatit B infeksiyonu çocuk olguların üçte birini oluştururken, Hepatit C hemen hemen %20 oranında saptanır. Hepatit D çok nadir olarak ve Hepatit B hepatitiyle birlikte görülür.

Hepatit B virus, A hepatitinden farklı olarak daha çok yakın temas, cinsel ilişki, kan yolu ve anneden bebeğine anne karnındayken geçiş biçiminde bulaşır. Hastalığın belirtileri hepatit A?ya benzer. Ancak müzminleşme görülebilir. Hastalığı geçirenlerin tam olarak iyileşememesi durumunda ömür boyu taşıyıcılık, kronik aktif hepatit adı verilen müzmin karaciğer iltihabı ve ilerde siroz ve kanser ortaya çıkabilir. Genel olarak kronikleşme olasılığı %10 kadardır. Ancak çocuklarda, özellikle anne karnındayken alınan infeksiyon durumlarında müzminleşme ve hızlı gelişen karaciğer yetersizliği daha sık olarak karşımıza çıkmaktadır.

Hastalığın başlıca kaynağı kendisinde hiçbir belirti olmayan sessiz hepatit B taşıyıcılarıdır. Eşler birbirlerine ve istemeden çocuklarına bu hastalığı bulaştırabilmektedirler. Hepatitin AIDS?ten çok daha kolay bulaştığı hatırda tutulmalı, ülkemizde hemen hemen her 10 kişiden birinin bu hastalığın taşıyıcısı olduğu bilinmeli, hastalık meydana geldiğinde tedavisinin mümkün olmadığı göz önüne alınarak Hepatit B aşısının rutin aşı takvimine dahil edilmesi olanaklar elverdiği ölçüde sağlanmalıdır. Ülkemizde ücretsiz olarak ancak bir yaş altındaki çocuklara hepatit b aşısı uygulanabilmektedir.

Hepatit B Aşısı, çocuk doğar doğmaz başlanmak koşuluyla 0. 1. 6. aylarda uygulanır. Beş senede bir tekrarlanır. Ailesinde hepatit taşıyıcısı olan bebekler 0. 1. 2. ve 12. Aylarda aşılanmalıdır. Eğer anne taşıyıcıysa bebeğine, aşıya ilaveten 0. ve 3. aylarda hepatit B?ye özgü gamma globulin (Hepatit B Hiperimmun Globulin) yapılması önerilmektedir.

Poliklinik koşullarında herhangi bir risk faktörü ve temas öyküsü olmayan çocuklara rutin aşı öncesi kan testi yaptırmaya gerek yoktur. Testin yarar/maliyet oranı düşüktür. Aşılar tamamlandıktan sonra yalnızca risk grubunda olan çocuklarda yeterli bağışıklığın oluşup oluşmadığını saptamak üzere kan testi yapılabilir. Bütün çocukların rutin olarak testten geçirilmesi gerekmez.

Hepatit B ile temastan hemen ve bir ay sonra yapılan immun globulin %75 oranında koruyuculuk sağlar. Cinsel temastan sonra ise iki hafta içinde immun globulin yapılmalıdır.

Hepatit B ülkemiz için ciddi bir sorundur. Bulaşma yollarının bilinmesi, aşı ile korunma ve temas sonrası immun globulin yapılması gibi önlemlerle hastalığın kontrol altına alınması mümkündür. Bedelinin sosyal güvenlik kurumlarınca karşılanıyor olması, hepatit B aşısının kullanımını yaygınlaştırmıştır

Zatürre Ve Pnömokok Aşısı

Pazar, 04 Kasım 2007

Zatürre Nedir?

Akut solunum yolları hastalıkları özellikle 5 yaşından küçük çocuklarda, daha çok kış aylarında görülen yaygın hastalıklar olup, bunlardan ?pnömoni? (zatürre) dünyanın pekçok ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de çocuk ölümlerinde birinci sırayı almaktadır.

Hastalığa neden olan ?pnömokok? adlı bakteri, damlacık enfeksiyonu şeklinde aksırık ve hapşırıkla hasta insanlardan sağlam kişilere bulaşmakta, solunum yolları vasıtası ile kısa sürede akciğerlere yerleşmekte ve halk arasında zatürre olarak bilinen akciğerlerin iltihaplanmasına neden olmaktadır. Zatürre hastalığı yüksek ateş, iştahsızlık, öksürük ve halsizlik ile seyretmekte ve etkin şekilde tedavi edilmez ise solunum yetmezliğine neden olmakta ve yaşamsal tehdit oluşturmaktadır.

Eğer öksürüklü bir çocuk, normalden çok daha sık ve hızlı nefes alıp veriyor ise (dakikada 50?nin üzerinde yada siz bir kez nefes alıp verene kadar çocuk 2-3 kez yada daha fazla nefes alıp veriyorsa), çocuk nefes alırken, göğüs (kaburgalarının) alt kısmı normalde olduğu gibi dışarıya doğru genişleyeceğine, içe doğru çöküyor ise, ememiyor yada hiçbirşey içemiyorsa, aile vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmayı ihmal etmemelidir.

Erken dönemde ve etkin tedavi edilemeyen kişiler bu hastalık nedeniyle yaşamlarını yitirebilmektedirler. Dünyada heryıl bir milyon, Türkiye?de ise her yıl yaklaşık olarak 65.000 çocuk zatürreden ölmektedir. Ülkemizde yapılan çeşitli araştırma ve çalışmalar çocuk ölümlerinin %25 ila 32?sinin zatürre?den kaynaklandığını göstermektedir.

Pnömokok bakterisinin bir başka özelliği ise, çocuklarda sık görülen orta kulak iltihaplarının (otit) %30 ila 60?ında hastalık etkeni olmasıdır. Öte yandan pnömokok mikrobunun, kan yoluyla yayılması ve beyin?e ulaşması sonucunda, ?menenjit? adı verilen beyin zarı iltihaplanması da oluşabilmektedir. Yapılan araştırmalar sonucunda, çocukluk dönemi bakteriyel menenjit etkenleri sıralamasında, Hemofilus Influenza (HiB)?dan sonra ikinci sırada Pnömokok bakterisi yer almaktadır. Yetişkinlerde görülen tüm menenjitlerin nedenleri arasında ise %60-70 oranla pnömokok bakterisi birinci sırada sorumlu tutulmaktadır.

Son zamanlarda oldukça artan ve doktor kontrolü dışındaki antibiyotik kullanımı, özellikle pnömokok bakterisinin ilaçlara karşı direncini artırmış, sonuçta birçok antibiyotik bu mikroba karşı etkisiz kalmıştır. Yine yapılan birçok araştırmaya göre pnömokok tiplerinin %50?sinden fazlası en az bir, yada daha fazla antibiyotiğe karşı direnç geliştirmiştir.

Pnömokok bakterisi çocukluk dönemi dışında, özellikle 65 yaşın üzerindeki yaşlılarda yine benzer enfeksiyonların oluşumuna ve ölümlere neden olur. Bağışıklık sisteminde yaşa bağlı olarak meydana gelen olumsuz değişiklikler ve kronik hastalıkların sık görülmesi, ileri yaştaki kişilerde akciğer absesi, kalp zarı iltihabı, peritonit, ve beyin ödemi gibi ciddi komplikasyonların oluşumuna yol açmaktadır. İyi beslenmeme, sigara ve alkol kullanımı tabloyu daha da zorlaştırmaktadır.

Pnömokok enfeksiyonu (zatürre) yaşlılar ve çocuklar haricinde ?yüksek risk grubu? diye adlandırılan kronik hastalığı bulunan her yaştaki kişiler için de ölümcül bir tehlike oluşturmaktadır. Kronik bronşit, astım, yada kalp yetmezliği olan hastalar, kronik böbrek ve diabet hastaları, kanser tedavisi gören ve bağışıklık sistemi baskılanmış çocuk ve erişkinler Pnömokok enfeksiyonu gelişimi açısından yüksek risk gruplarını oluşturmaktadır. Özellikle bu riskli gruplardaki hastalarda pnömokokların hassas olduğu antibiyotikler kullanılsa bile, ölüm oranı maalesef % 40-50 arasında değişmektedir.

Hastalıktan Korunma Yolu Nedir?

Dünyada, bakterinin ilaçlara karşı her geçen gün arttırdığı direnç nedeniyle pnömokok enfeksiyonlarının hala hastalıklara ve ölüme yol açması, pnömokok aşısı araştırmalarının yoğunlaşmasına yol açmıştır. Günümüzde, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Fransa, Almanya, İngiltere gibi birçok gelişmiş ülkede önerilen ve uygulanan pnömokok aşısı polivalan ?karma? bir aşı olup, pnömokok enfeksiyonlarının % 90?ından sorumlu olan 23 serotipine karşı koruyucu olacak şekilde geliştirilmiştir. Ülkemizde Sağlık Bakanlığının gerekli kontrolleri ve izni ile ithal edilen ?Pneumo-23? adlı bu aşı, 2 yaşından itibaren herkese güvenle uygulanabilmekte ve 0,5 ml?lik tek doz ile, aşılananlarda 5 yıllık bir koruma sağlamaktadır.

Hiperaktivite Sendromu: Dikkat Azlığı

Pazar, 04 Kasım 2007

Çocuklarda hiperaktivite sendromu

Hiperaktivite sendromu nedir?

?Attention-deficit hyperactivity disorder (ADHD)? birçok çocuk ve erişkinde görülen bir davranış biçiminin ismidir. Bu sendromda kişide dikkat azlığı ve aşırı aktivite vardır ve bu genellikle hastanın yaşına kıyasla daha ağır ve sıktır. Böyle çocukların çoğu hem dikkatsiz, hem de hiperaktiftir. Yaklaşık 20 çocuktan 1?ini etkileyen ve erkeklerde kızlara göre daha sık görülen bir sorundur.

Hiperaktif çocuk aşağıdaki belirtilerden 6 veya daha fazlasına sahiptir.

v Direktifleri izlemekte güçlük çekme

v Okul veya evde iş veya oyun aktivitelerine dikkatini toplamakta güçlük çekme

v Okul ve evdeki aktiviteler için gerekli nesneleri kaybetme

v Dinlemiyor gibi görünme

v Ayrıntılara dikkat etmeme

v Dağınık görünme

v Önceden planlama gerektiren görevlerde güçlük çekme

v Unutkanlık

v Kolayca dikkatinin dağılması

Hiperaktif çocuk aşağıdaki semptomların en az 6?sına sahiptir:

v Yerinde duramama

v Uygunsuz şekilde koşma veya tırmanma

v Sessizce oynayamama

v Patlayıcı tarzda cevap verme

v Koltukta (sandalyede) kalamama

v Fazla konuÅŸma

v Her zaman fırlamaya hazır olma

v Sırasını bekleyememe

v İnsanların sözünü kesme

Hiperaktivite sendromunun nedeni nedir?

Eskiden, hiperaktivite sendromunun bir çeşit beyin hasarına bağlı olduğu düşünülüyordu. Şimdi ise, bu çocukların beyin yapılarının normal olduğu, fakat beyin kimyasının normal olmadığı bilinmektedir. Bu durum genetik bir sorun olabilir. Hiperaktif çocuklar beynin kritik bölgelerinde, düşünceyi organize eden bazı kimyasal maddeleri yeterince yapamamaktadırlar. Bu maddelerin yetersiz olması halinde ise beynin organizasyon merkezleri düzenli çalışmamaktadır. Bu durum hiperaktif çocuklarda görülen belirtilere neden olmaktadır.

Hiperaktivite sendromu ?kötü anne-baba? olmaya bağlı değildir, fakat ev hayatının ve okul çevresinin düzensiz olması belirtilerin kötüleşmesine neden olabilir. Hiperaktivite sendromu fazla veya eksik şeker tüketilmesine ya da diyet tadlandırıcı kullanımına da bağlı değildir. Besinlere eklenen katkı maddeleri, boyalar, besin allerjisi ya da diğer allerjiler veya vitamin eksikliği ile de ilişkili değildir. Fazla televizyon seyretme, floresan ışıklar ve video oyunlarıyla da bağlantısı yoktur.

Hiperaktif çocuğuma nasıl yardımcı olabilirim?

Ebeveynler, okul çalışanları ve doktorlardan oluşan bir ekibin birlikta çalışması çocuğunuza yardım etmenin en güzel yoludur. Birçok çocuk ilaç tedavisinden fayda görür ve bazı çocuklar için de psikolojik danışma gereklidir. Nasıl bir yaklaşım yapılması gerektiğini doktorunuzla tartışınız.

Çocuğuma evde nasıl yardımcı olabilirim?

Hiperaktif bir çocuğun ebeveyni olmak kolay değildir. Bu çocuklar bazı direktiflerinizi anlamakta güçlük çekebilirler. Hiperaktif çocuklar genellikle sürekli hareket halindedir. Bu durum erişkinler için çok zordur. Çocuğunuza yardımvı olabilmek için ev hayatınızı biraz değiştirmeniz gerekebilir. Aşağıda bazı ipuçları verilmiştir:

· Evdeki programınızı organize ediniz. Uyanma, yemek yeme, oyun oynama, ev ödevini yapma, televizyon seyretme veya video oyunları oynama ve yatma saatlerini belirleyiniz. Bu programı bir tahtaya veya kağıda yazarak çocuğunuzun her zaman görebileceği bir yere asınız. Eğer çocuğunuz henüz okuyamıyorsa, her günün aktivitelerini resimler ya da şekillerle gösteriniz. Rutindeki değişiklikleri önceden açıklayınız. Çocuğunuzun değişiklikleri anladığından emin olunuz.

· Evde uyulması gerekli kurallar koyunuz. Kuralları basit, açık ve kısa tutunuz. Kurallar anlaşılır şekilde izah edilmelidir. Kurallara uyulduğu zaman veya uyulmadığı zaman neler olacağı açıklanmalıdır. Kuralları ve uyulmadığı zaman doğacak sonuçları yazınız. Bu listeyi program listesinin yanına asınız. Kurallara uymamanın cezası doğru, çabuk ve tutarlı olarak verilmelidir.

· Olumlu olunuz. Çocuğunuza neyi istemediğinizden ziyade neyi istediğinizi anlatınız. Çocuğunuzu yaptığı olumlu şeyler için ödüllendiriniz- elbiselerini giyme veya kapıları sessizce kapatma gibi küçük şeyler için bile. Hiperaktif çocuklar zamanlarının önemli bir bölümünü yanlışlarını dinlemekle geçirirler. Doğruları için de ödüllendirilmelidirler.

· Direktiflerinizin anlaşıldığından emin olunuz. Önce, çocuğunuzun dikkatini toplayınız. Doğrudan onun gözlerine bakınız. Sonra, açık ve sakin bir sesle ondan tam olarak ne istediğinizi anlatınız. Çocuğunuzun direktiflerinizi tekrarlamasını isteyiniz. Direktifleri basit ve kısa tutunuz. Zor görevler için her seferinde sadece 1 veya 2 direktif veriniz. Çocuğunuz her görevi tamamladığında onu kutlayınız.

· İstikrarlı olunuz. Sadece yapabileceğiniz şeyleri vadediniz. Yapacağınızı söylediğiniz şeyleri yapınız. İsteklerinizi ve talimatlarınızı birçok kez söylemeniz işe yaramaz. Çocuğunuz kuralları bozarsa, bir kez ve sakin bir üslupla uyarınız. Uyarı işe yaramazsa, söz verdiğiniz cezayı uygulayınız.

· Çocugunuzu bir kişinin sürekli izlemesini sağlayınız. Dürtüleriyle hareket ettikleri için, hiperaktif çocuklar normalden daha fazla gözlem gerektirirler. Çocuğunuzun bütün gün erişkinler tarafından izlenmesini sağlayınız.

· Çocugunuzu arkadaş çevresinde izleyiniz. Hiperaktif çocukların sosyal yetenekleri ve kuralları öğrenmesi zordur. Çocuğunuzun kendi dil ve fiziksel becerilerine uygun arkadaş edinmesine dikkat ediniz. Başlangıçta sadece 1 veya 2 oyun arkadaşı çağırınız. Oyun sırasında onları izleyiniz. Güzel davranışları ödüllendiriniz. En önemlisi, oyun sırasında itip kakma ve bağırmaya izin vermeyiniz.

· Okul aktivitelerine yardımcı olunuz. Hiperaktif çocuklar için sabah okula gitmek zor olabilir. Okul hazırlığını akşamdan tamamlayınız- okul elbiselerini ve kitap çantasını hazırlayınız. Çocuğunuzun giyinmesi ve güzel bir kahvaltı yapması için yeterli zaman bırakınız.

· Ev ödevi için sürekli bir program yapınız. Ev ödevininin yapılacağı bir yer seçiniz. Bu yer, diğer insanlar, televizyon ve video oyunları gibi dikkati dağıtan faktörlerden uzak olmalıdır. Ev ödevi süresini kısa bölümlere ayırınız ve zaman zaman ara veriniz. Örneğin, çocuğunuza okuldan sonra bir ara öğün veriniz ve birkaç dakika oynamasına izin veriniz. Sonra ev ödevi zamanını başlatınız. Sık sık kısa eğlence araları veriniz. Çocuğunuzu mümkün olduğu kadar teşvik ediniz, ancak ödevini kendisinin yapmasını sağlayınız.

· Notları değil, çalışmayı özendiriniz. Çocuğunuzu sadece iyi notlar için değil, ev ödevini bitirmeye çalıştığı için ödüllendiriniz. İyi notlar aldığı için ayrıca ödül verebilirsiniz.

· Çocuğunuzun öğretmenleri ile görüşünüz. Çocuğunuzun okul başarısını (derste, oyunda, yemekte) öğreniniz. Öğretmeninden günlük veya haftalık gelişmeleri sorunuz. Bu gelişmeler iyi veya kötü yönde olabilir. Öğretmenin ders planlarını önceden öğrenerek evde çocuğunuzla çalışınız.

Çocuğumun hiperaktivitesi zamanla düzelecek mi?

Eskiden bu sorunun zamanla düzeleceğini sanıyorduk. Artık, hastaların çoğunda bunun doğru olmadığını biliyoruz. Hiperaktif çocuklar, büyüdükçe daha iyiye giderler. Birçoğu sorunlarına adapte olmayı öğrenirler. Hiperaktivite, genellikle geç ergenlik döneminde sona erer. Fakat hastaların yaklaşık yarısının dikkatlerinin çabuk dağılması, geniş duygusal dalgalanmalar, öfke nöbetleri ve görevlerini tamamlayamama gibi sorunları devam eder. Öğretmenleri ve doktorları ile birlikte çalışan şefkatli ebeveynleri olan hastaların iyileşme şansı daha yüksektir.

Pulmoner Darlık Ps Çocukta

Pazar, 04 Kasım 2007

PULMONER DARLIK

(PS)

Kalbin sağ tarafından çıkan, akciğere giden ana damardaki veya bu damarın kapağındaki darlıktır (Şekil 4). Kalbin sağ karıncığı dar olan damardan veya kapaktan akciğere kan gönderebilmek için daha fazla çalışmak zorunda kalır. Darlık hafif, orta ve ağır derecede olabilir. Hastanın yakınmaları, bulguları, tedavi gerekip gerekmediği ve tedavi şekli tamamen darlığın derecesine bağlıdır.

Tanı nasıl konulabilir ?

Tanı genellikle muayene sırasında üfürümün duyulması ile konur. Kesin tanı çocuk kardiyoloji uzmanınca yapılan muayene ve ekokardiyografi ile konur.

Tedavi nasıl yapılabilir ?

Hafif olan darlıklarda, çocuğa herhangi bir zarar vermediği için müdahele edilmez. Bununla birlikte bazı vakalarda darlığın derecesi zamanla artabilmektedir. Bu nedenle darlığın derecesi ekokardiyografi ile takip edilmelidir. Orta ve ağır derecede darlığı olan hastalarda balonlu kateter ile darlığı genişletme yöntemi uygulanır. Bu yöntemin sonuçsuz kalması halinde, nadir olarak ameliyat da gerekebilir.

İleriye dönük yapılması gerekenler :

Sünnet, diş çekimi, diş dolgusu gibi bazı girişimler öncesinde endokardite (kalbin iç tabakasının iltihabı) karşı koruyucu tedaviye ihtiyaç gösterirler. Hastaların belli aralıklarla doktor kontrolünde olmalı gerekir.

Büyük Arfter Transpozisyonu Çocukta

Pazar, 04 Kasım 2007

Bu doğumsal bozuklukta kalbin sol karıncığından akciğer atardamarı, sağ karıncığından ise aort ana atardamarı çıkmaktadır (Şekil 8). Yani, kirli kanın akciğerlerde temizlenmesi mümkün olmamakta, vücutta hep kirli kan dolaşmaktadır. Hastanın belli bir süre yaşama şansı ancak, temiz kanın diğer tarafa geçmesini sağlayan bir açıklığın olmasıyla mümkündür.

Tanı nasıl konulur ?

Genellikle yaşamın ilk gününde ortaya çıkan morarma vardır. Ayrıca herhangi bir açıklık da varsa morarma hafif olduğundan hastalık geç farkedilebilmektedir. Muayenede üfürüm saptanabilir, yalnız üfürüm her hastada duyulmaz. Kesin tanı çocuk kardiyoloji uzmanınca yapılan muayene ve ekokardiyografi ile konur.

Tedavide ne yapılabilir ?

Kesin çözüm, doğumdan sonraki iki haftalık dönemde ana damarların ameliyatla yerlerinin değiştirilmesidir (arteriyel değişim). Ancak iki taraf arasındaki açıklık yeterli olmayan hastalarda kateter ile iki kulakçık arasının balon ile açılması yöntemine baş vurabilir. Bu dönem içinde tanınmayıp ameliyat olamamış hastalarda diğer ameliyat yöntemleri kullanılır. Örneğin iki aşamalı arteriyel değişme veya venöz değişme gibi.

İleriye dönük yapılması gerekenler :

Ateryel değişim ameliyatı başarılı olan hastalarda sünnet, diş çekimi, diş dolgusu gibi bazı girişimler öncesinde endokardite (kalbin iç tabakasının iltihabı) karşı koruyucu tedaviye ihtiyaç gösterirler. Ritm bozukluğu açısından izlenmeleri gerekir, hastalar belli aralıklarla doktor kontrolünde olmalıdırlar.

Dirsek Kırıkları

Pazar, 04 Kasım 2007

Çocuklar yüksek fiziksel aktivite nedeniyle sık sık düşerler. Özellikle kol düzken el üzerine düşme sıklıkla dirsek kırığı ile sonlanır. Bu kırıklar tüm çocuk kırıklarının % 10 unu oluşturur.

Kırık tipleri

Dirsekte değişik tiplerde kırıklar meydana gelebilir.

Dirsek üstü (suprakondiler) kırıklar- Üst kol kemiği (humerus) dirseğin hemen üstünden kırılmıştır. Genellikle 8 yaş altında görülür. En sık ve en ciddi kırıktır. Çünkü sinir hasarına ve dolaşım bozukluğuna neden olabilir.

Dirsek makarası (kondiler) kırıklar- Bu kırıklarda üst kol kemiğinin dirsek eklemini oluşturan makarasının bir parçası kırılmıştır. Bu kırıkların dikkatli tedavsii çok önemlidir . Aksi halde dirsekteki büyüme plağı zedelenerek büyümeyle ortaya çıkan dirsek eğrilikleri görülebilir.

Dirsek çıkıntısı (epikondiler)kırıkları- Dirsek makarasının iki yanındaki epikondil denilen çıkıntıların kırığıdır. 9-14 yaşlarında ve iç taraftakinde sıktır.

Büyüme plağı kırıkları- Üst kol ve ön kol kemiklerinin büyüme plakları dirseğe yakın kemik uçlarındadır. Bu plaklardaki kırıklarda büyümenin bozulması veya asimetrik olması en önemli komplikasyondur. Bu nedenle çok dikkatli tedavi edilmeleri gerekir. Çok iyi tedavi edilenlerinde bile daha nadir de olsa büyüme plağı kökenli büyüme problemleri görülebilir.

Önkol kırıkları- Bir dirsek zorlanmasında önkolun başparmak tarafındaki kemiğinin (radius) başı kırığı veya ezilmesi görülebilir. Bazen bu kırığa dirsek çıkığı da eklenebilir. Dirsek ucu (olecranon) veya diğer önkol kemiğinin (ulna) kırığı nadirdir.

Belirti ve ÅŸikayetler

Tüm tip kırıklarda benzer yakınmalar vardır.

Ani ağrı

Hassasiyet

ÅžiÅŸme (hafif veya ÅŸiddetli olabilir)

Hareket kısıtlılığı

Tanı ve tedavi

Düşme sonucu çocuğunuzun dirseğimde bir problemle karşılaştıysanız zaman geçirmeden doktora başvurunuz. Doktorunuz öncelikle bir damar ve sinir hasarı olup olmadığına bakacaktır. Sonra röntgen incelemesi yapılır. Bazen her iki dirseğin karşılaştırmalı röntgeni gerekebilir.

Tedavi kırığın yerine ve derecesine göre değişir. Kaymamış veya bazı çok az kaymış kırıklarda 3-5 hafta tam veya yarım alçı uygulaması yeterli olabilir. Bu süre içinde zaman zaman kontrol röntgenleri ile kırığın kayıp kaymadığının kontrolü gerekebilir.

Kırık kaymışsa onu yerleştirmek gerekir. Bazen yerleştirme işlemi cerrahiye gerek kalmadan elle yapılabilir. Bu işlemin genel anestezi altında yapılması idealdir. Ancak kaymış dirsek kırıklarının çoğu cerrahi gerektirir. Bazı tip kırıklarda elle düzeltmeye çalışmak sakıncalı olduğundan doktorunuz direkt cerrahi önerecektir. İyi bir cerrahi sonunda dirsek tamamen normale döner.

Yeni Doğan Sarılığı

Pazar, 04 Kasım 2007

I. Genel Bilgiler

Vücuttaki sarılık düzeyine kanla çalışılan bilirubin testi ile bakılmaktadır. Sağlıklı bir erişkinde serum bilirubin, 1mg/dl den daha azdır. Yenidoğanda damarsal dağılımın özelliği nedeni ile 5-7 mg/dl?nin üzerindeki serum bilirubin değerlerinde sarılık gözle görünür hale gelir.

Önce yüz derisinde özellikle burun - dudak kıvrımlarında farkedilir. 10 mg/dl?de gövde derisinin ve 15 mg/dl?yi geçince ise ayak tabanı ve avuç içlerinin sarıya boyandığı görülür. Sarılık yaşamın ilk haftasında, zamanında doğan bebeklerin yaklaşık % 50-60?ında ve zamanından erken doğan ( prematürallerin ) % 80?inde gözlenmektedir.

Tüm bebeklerin yaklaşık % 6-8?inde total bilirubin düzeyi 15 mg/dl üzerindedir.

Bilirubin oluşumu; yeni doğan bebeklerde günlük bilirubin yapımının % 75?i dolaşımdaki kırmızı hücrelerin yıkımından kaynaklanır. Kanda taşıyıcı proteine bağlanarak karaciğere taşınır. Oradan safra kesesi içinden geçerek bağırsağa taşınır, idrar ve gaita yolu ile vücuttan dışarı atılır.

II. Etiyoloji ( Nedenleri )

a) Fizyolojik sarılık ( doğal sarılık )

b) Hemolitik hastalıklar

Kan Grubu Uyuşmazlıkları

Kırmızı Hücre Enzim Eksikliği

Kırmızı Hücre Şekil Bozuklukları

Kalıtsal Hastalıklar.

c) Kan yoğunluğunun artmış olması

d) Vücut içi kanamaları

e) Doğuştan veya sonradan kazanılan infeksiyonlar

f ) Metabolik hastalıklar

Anne sütüne bağlı sarılık

Troid hormonunun azlığı

Diyabetik anne çocuğu

III. Fizyolojik ( Doğal ) Sarılık

Yenidoğanların tümünde serum bilirubin 2 mg/dl?yi aşar. Bu seviye zamanında doğan bebeklerde yükşelerek 2-4. günlerde 6-8 mg/dl?lik pik (tepe) düzeyine ulaşmakta ve daha sonra düşmektedir. ?Zamanında doğanlarda? fizyolojik sınırın üst düzeyi 12 mg/dl?dir. Zamanından erken doğan bebeklerde bilirubin 5-7. günlerde 10-12 mg/dl?lik pik düzeylerine erişir ve takiben düşer. Yeni doğanda görülen bu normal sarılık tablosuna fizyolojik (doğal) Hiperbilirubinemi adı verilir.

IV. Fizyolojik Olmayan Hiperbilirubinemi

a) Genel Özellikler

İlk 36 saatte ortaya çıkan sarılıklarda

5 mg/dl 1 günden daha fazla serum bilirubin yükselmelerinde

Fomula ile beslenen zamanında doğan bir bebekte Total serum bilirubin düzeyinin 15 mg/dl?yi aşması durumunda

Anne sütü ile beslenen zamanında doğan bir bebekte totol bilirubin düzeyinin 17 mg/dl?yi aşması durumunda

Zamanında doğanlarda serum bilirubin düzeyinin 12 mg/dl?yi, prematürelerde 15 mg/dl?yi aşan durumlarda

Klinik olarak sarılığı, zamanında doğanlarda 8, prematürelerde 14 günden daha uzun seyretmesi durumunda

Direkt bilirubin düzeyinin 2 mg/dl veya Total bilirubinin % 10?undan fazla olduğu durumlarda

b) Öykü

Daha önce anemili veya sarılıklı bir kardeşin olması özellikle kan grup uyuşmazlığını, ayrıca konjenital hemolitik anemileri destekler.

Annenin gebelik sırasında geçirdiği ateşli-döküntülü hastalık kompleksi.

Gebe bir kadının aldığı ilaçlar, glukoz 6 - fosfat dehidrogenaz eksikliği bebekte hemolize sebeb olabilir.

Bebeğin yetersiz emzirilmesi veya yetersiz kalori alımı

Anne sütü ile beslenen bebeklerin % 1?inde anne sütüne bağlı sarılık görülmektedir. Bilirubin seviyesi yavaş yavaş azalarak düşük düzeylerde 3-10 hafta kadar devam edebilir. Tedavide bilirubin seviyesi kritik düzeylere yükseldiğinde anne sütünün kısa bir süre kesmek akla yatkın gelmektedir.

V. Kernikterus

Beyin felci ve işitme kaybı ile ilgili bir sendromdur. Bilirubin kan beyin bariyerini geçerek merkezi sinir sistemi hücrelerine zarar verir. Bu nedenle ?bebeğin vücudunda sarılığı farkeden aileler mutlaka çocuğu beklemeden bilirubin düzeyini ölçmek için doktora başvurmalıdırlar.?

VI. İndirekt Hiperbilirubinemi Tedavisi

a) Nedene bağlı tedavi

Tedavi nedene yönelik olmalıdır. Ağızdan yeterli gıda alamayan bebeklerde beslenme arttırılmalıdır. Troid hormonu düşük olan bebeklerde yeterli troid hormonu replesmanı yapılmalıdır. Genel olarak hiperbilirubinemili bebeklerin tedavisi tablo I?e göre düzenlenmekte ise de tedaviye yaklaşım bireysel olarak değerlendirilmelidir.

b) Fototerapi

Sarılıklı bebeğin mavi veya beyaz ışığa tutulması serum bilirubinde düşmeye neden olmaktadır.

Fototerapi Endikasyonları

Bilirubin düzeyinde anormal bir yükselme olduğunda veya bilirubinin kan değişimi gerektirecek seviyelere erişmemesine rağmen, yüksekliğinde bebeğe tehlikeli olabilen bilirubin seviyelerinde fototerapiye başlarken bebeğin doğum ağırlığı, kaç saatlik olduğu ile beslenme durumu kriter alınır.

Fototerapinin kesilmesi yönünde kesin bir kriter olmamakla beraber, kesin doğum sonrası yaşı ve hemolitik bir sarılığın olup olmadığı göz önünde bulundurulur. Fototerapiye son vermek için fototerapiye başlama sınırının altına düşmesi beklenir.

Fototerapinin sonlandırılması için gerekli bilirubin seviyesi 12-13 mg/dl?dır. Fototerapi sonlandırıldıktan 8-12 saat sonra rebaunt etki yönünden bilirubin ölçümü tekrarlanmalıdır.

c) Kan DeÄŸiÅŸimi

Kansızlık ve kernikterusa neden olabilecek hiperbilirubinemisi düzeltmek gayesi ile yapılır. Kan değişiminde bilirubin kandan temizlenir.

Kan Değişimi Zamanı

- Doğumda bilirubin düzeyinin 4.5 mg/dl?nin üzerinde ve Hb?nin 11 mg/dl altında olması

- Fototerapiye rağmen bilirubinin 1mg/dl/st. üzerinde artış.

- Fototerapiye rağmen Hb düzeyinin 11-13 mg/dl arasında oluşu ve bilirubinin saatte 0.5 mg/dl?nin üzerinde artış

- Bilirubin düzeyinin 20 mg/dl veya üzerinde oluşu veya bilirubinin saatte 0.5 mg/dl?nin üzerindeki artışının yükselmekte olan hızı 20 mg/dl?ye ulaşacak gibi görünmesi.

- Kan değişimi sonrası bilirubin düzeyi değişim öncesine göre % 45 oranında azalır. Yarım saat içinde tekrar artarak değişim öncesi değerlerinin % 60?ına ulaşır.

- Kan değişiminde en geç 3 günlük taze kan kullanılır. Anne kan grubu da dikkate alınarak hangi kan grubu ile değiştirileceğine karar veriliyor.

Kan DeÄŸiÅŸiminin Yan Etkileri

- Damarla sal damarlarda hava ve pıhtı tıkanması

- Kardiak ;kalbin düzensiz çalışması ,durması

- Kanama

- Enfeksiyon

- Elektrolit,kan şekeri düşüklüğü, vb?.

Aileler bebeklerinde sarılık fark ettikleri zaman bu geçer diyerek beklememeli çünkü geç kalındığı zaman bebeğin beyni geri dönüşsüz olarak olumsuz yönde etkileniyor. Fototerapi ile bebek düzelecekken birçok yan etkisi olan kan değimişi yapmak gerektirebiliyor. Bebeğin üzerine sarı örtüler örterek sarılığını geçirmeyi beklemek yanlıştır. Bunun halk arasında bilindiği gibi faydalı bir etkisi yoktur.

Tablo - I

İndırekt hiperbilirubinemide kan değişimi ve fototerapi sınırları

Serum Indırekt bilirubin düzeyi ( mg/dl )

Vucut Ağırlığı 2. Gün 3. Gün 4. Gün ve Sonra

> 2500 gr. 16 ( 12 ) 18 ( 14 ) 20 ( 16 )

2000 gr. - 2500 gr. 15 ( 11 ) 17 ( 13 ) 18 ( 14 )

1500 gr. - 2000 gr. 14 ( 10 ) 16 ( 12 ) 17 ( 13 )

1000 gr. - 1500 gr. 12 ( 8 ) 14 ( 10 ) 15 ( 11 )

< 1000 gr. 10 ( 6 ) 12 ( 7 ) 13 ( 8 )

Not: Parantez içindeki sayılar fototerapiye başlama sınırlarıdır.

Kaynaklar : Neusborenen - Intersırpflese 1984, Current Pedıatrıes 1991; Can Meel Assoc 134 1237.1986 ; Lancet 338:1242,1991


Destekliyoruz arkadas - arkadas - oyun oyna - oyun - en güzel oyunlar jinekolog - kadin dogum doktoru kadin dogum uzmani jinekolog - kadýn doðum doktoru kadýn doðum uzmaný