‘Beslenme Diyet’ Kategorisi için ArÅŸiv

Makarnayı Ne Kadar Tanıyoruz?

Pazar, 04 Kasım 2007

Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Bayram, halkın makarna pişirmeyi ve makarna çeşitlerini yeterince bilmemesinden, Türkiye?de üretilen makarnanın iç piyasada yeterince tüketilemediğini söyledi.

Bayram, AA muhabirine yaptığı açıklamada, aperatif, garnitür, salata, fast-food ve diğer birçok formda değerlendirilebilen makarnanın, dengeli beslenmeyi hedefleyen tüketici grupları için vazgeçilmez gıda maddelerinden olduğunu belirtti. Makarna üretiminde kullanılan durum buğdayının diğer buğday türlerine göre protein olarak daha zengin, karbonhidrat seviyesinin ise daha düşük olduğunu ifade eden Bayram, şöyle konuştu:

?Mineraller ve vitaminler bazında da zengin olan makarnanın sahip olduğu besinsel lifleri sayesinde, bağırsak kanseri de engellenmektedir. Makarnadaki besinsel lif miktarı, undan 1.6, ıspanaktan 1.65, domatesten 3.6 ve turptan 2.2 kat daha fazladır. Çok düşük seviyede yağ içerdiği için zannedildiği gibi kiloya neden olmayan makarna, diyetlerde bile kullanılabilir. Makarna, glisemik indeksi düşük olduğu için vücutta yüksek oranda yağ ve şeker depolanmasını önler. Makarna aynı zamanda sindirimi kolay bir üründür.?

Bayram, makarnanın içerdiği kompleks karbonhidratlardan dolayı pişirilmesi sırasında ağırlığının 2-3 katı kadar suyu bünyesinde tuttuğunu ve artan hacimden dolayı midede doygunluk hissi verdiğini ifade etti. Bir porsiyon makarna yenildiği zaman vücuda su alınmış olduğunu ve makarnada bulunan besinsel liflerin bağırsakta hacim oluşturmasıyla birlikte vitamin ve minerallerin emilmesini kolaylaştırdığını belirten Bayram, şöyle devam etti: ?Bugün İtalya?da makarna pişirmek için yaklaşık 10 bin çeşit reçete vardır. Diğer ülkelerin kullandıkları diğer reçeteler de dahil edildiğinde, bu sayı çok büyük değerlere çıkmaktadır. Her toplum makarnayı kendi zevkine uygun olarak pişirmektedir. Ülkemizde ise halkımızın makarna pişirmeyi ve makarna çeşitlerini yeterince bilmemesi nedeniyle, üretilen makarna iç piyasada yeterince tüketilmiyor.?

Sık Görülen Beslenme Hastalıkları

Pazar, 04 Kasım 2007

KANSIZLIK (Demir yetersizliği) Demir yetersizliğine bağlı :

Besinlerle vücuda alınan demir mineralinin yetersiz alımına bağlı olarak kanda demirin (hemoglobinin) düşük olmasıdır. Kimlerde sık görülür?

-Doğurganlık çağındaki kadınlarda

-Bebek ve çocuklarda Neden Görülür?

-Beslenmede demir mineralinin yetersiz alınması:

Demir yönünden zengin besinlerin tüketilmemesi sonucu oluşur.

-Demirin vücutta iyi kullanılmaması:Bitkisel kaynaklı besinlerde bulunan demirin vücutta kullanımı daha düşüktür. Bu nedenle C vitamini kaynağı besinlerle (Turunçgiller, yeşil yapraklı sebzeler, domates vb.) birlikte tüketilmelidir.

-Demir ihtiyacının artması

-Kan kaybı (kanama, parazitler vb.)

Belirtileri Nelerdir?

-Yorgunluk, halsizlik, baş dönmesi

-Nefes almada güçlük

-Bulanık görme, uykusuzluk, titreme, iştahsızlık

-Deride, göz kapaklarının iç kısmında, avuçta solukluk

-Çarpıntı -Bacaklarda ödem (parmakla basınca iz kalır)

-Kaşık tırnak

-Toprak yeme Oluşan Sağlık Sorunları

Bebek ve Çocuklarda

-büyüme etkilenir

-okul başarısı azalır

-fiziksel aktivite azalır hastalıklar sık görülür

Gebelerde

-anne ölümlerine neden olur

-bebek ölümleri artar

-düşük doğum ağırlıklı bebek doğar

-hastalıklar sık görülür

YetiÅŸkinlerde

-işgücü azalır, yorgunluk görülür

-hastalıklar sık görülür

Önlenmesi

-Demir yönünden zengin kaynakların tüketilmesi gerekir. Et, tavuk, balık, karaciğer, yumurta, kurubaklagiller, tahıllar, yeşil yapraklı sebzeler, pekmez, tahin demir içerir.

-Kurubaklagil ve tahıl yemekleri C vitamini ile birlikte tüketilmelidir.

-C vitamini yönünden zengin turunçgiller, yeşil yapraklı sebzeler, karnabahar, lahana, patates, domates, yeşil biber gibi besinler her öğün yemeklerle birlikte tüketilmelidir.

-Kansız olan gebelerin demir ilaçları kullanması önerilir.

-Demirin vücutta kullanımını engelleyen çay ve kahve yemeklerle birlikte tüketilmemelidir. Öğün aralarında, açık ve limonla birlikte tüketilmesi uygundur.

-Ekmek, diğer unlu besinler (börek ve çörekler) mayalandırılarak tüketilmelidir.

-Kişisel temizlik kurallarına uyulmalıdır.

İYOT YETERSİZLİĞİ HASTALIKLARI

İyot nedir?

İyot yaşam için büyük önem taşıyan bir mineraldir. Tiroid hormonlarının yapımını sağlar. İyot vücuda yeterli iyot içeren toprakta yetişen besinler, su ve deniz ürünlerinden sağlanır. İyot neden önemlidir?

-Normal büyüme ve gelişme

-Beyin ve sinir sisteminin normal çalışması

-Vücut ısısı ve enerjisinin düzenlenmesi için tiroid hormonlarının yapımı için gereklidir. Tiroid hormonu Tiroid hormonu, boyunda tiroid bezinde yapılır. İyot vücuda yeterli alınmazsa tiroid bezi çok çalışır ve büyür. Bu duruma guatr denir. Oluşan sağlık sorunları

Bebek ve Çocuklarda

-Büyüme geriliği

-Zeka geriliÄŸi

-Cücelik görülür

Gebelerde

-Düşük ve ölü doğum görülür.

*Guatr her yaşta görülebilir. İyot yetersizliğine bağlı hastalık sorunları İYOTLU TUZ kullanmakla önlenir. İyotlu tuz kullanımı

-Zeka geriliğini önler.

-Guatrı tedavi edemez, guatr oluşmasını ve ilerlemesini önler.

-İyotlu tuz serin, kuru ve güneş görmeyen yerde saklanmalıdır. PROTEİN ? ENERJİ YETERSİZLİĞİ Neden görülür? Büyüme ve gelişme için gerekli olan enerji protein, karbonhidrat, vitamin ve minerallerin yeterince alınmamasına bağlı olarak gelişen bir hastalıktır. Oluşan sağlık sorunları

-Çocuk ölümlerinin başlıca nedenidir.

-Ateşli hastalıklar sık görülür.

-İshal oluşur. İştah azalır, az besin tüketilir. Bu durum hastalıkların ağır seyretmesine neden olur.

-Büyüme ve gelişmeyi önler, çocuğun boyu kısa kalır, ağırlığı yaşına göre düşüktür.

-Tedavi edilemezse zeka geliÅŸimi bozulur.

Önlenmesi

-Anne sütü 4-6 ay tek başına verilmelidir.

-Büyüme izlenmeli, doğru ek besinlere zamanında başlanmalıdır.

-Çocuk hastalıklardan korunmalı, aşıları düzenli yapılmalıdır.

-Temizlik kurallarına uyulmalıdır.

RAŞİTİZM (kemik hastalığı) Raşitizm:

Vitamin D yetersizliği sonucu görülen bir hastalıktır. D vitamini yeterince vücuda alınmadığından kemikleşme bozulur ve kalsiyumdan yeterince yararlanılamaz.

Kimlerde sık görülür?

Bebek ve çocuklarda Neden Görülür?

-Çocuğun yeterli D vitamini alamaması

-Çocuğun güneşe çıkarılmaması

-Annenin güneşten yararlanmaması

Annenin gebelik döneminde yetersiz beslenmesi Belirtileri Nelerdir?

-Doğumda bebekte kasılma

-Huzursuzluk

-Baş terlemesi, başın sürekli sağa ve sola çevrilmesi

-Kabızlık

-El-bilek genişliği (ağrısız ve 6 aydan sonra)

-Kaburgalarda yuvarlak çıkıntılar (tesbih tanesi gibi)

-Bıngıldakların kapanmaması (18 aydan sonra)

-Kafa kemiklerinde yumuşama ve eğrilme (baş alın ve yanlarında çıkıntı)

-Geç oturma ve yürüme

-Bacaklarda eÄŸrilik

-Göğüs kemiklerinde bozukluk (göğüs içe veya öne doğru çıkar)

-Kamburluk, bel kemiğinde eğrilik Raşitizmin Önlenmesi

-Çocuğun her gün kalsiyum içeren besinler tüketilmesi sağlanmalıdır. Kalsiyumun en iyi kaynağı süt ve ürünleridir (yoğurt, peynir, çökelek vb).Pekmez de iyi bir kalsiyum kaynağıdır.

-Çocuk her gün güneşe çıkarılmalıdır. D vitamininin en iyi kaynağı güneştir. Besinlerde D vitamini yeterli miktarda bulunmaz.

-Güneşlenme cam arkasından olmamalıdır.

-Güneşin az olduğu sonbahar ve kış aylarında yeni doğan bebeğe ek D vitamini, ihtiyacı kadar verilmelidir. AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI

-Sağlıklı beslenmemiz için gereklidir.

-Güzel görünmek ve güzel konuşmak için gereklidir.

Diş Çürükleri Nasıl Oluşur?

-Dişler iyi temizlenmez ise üzerlerinde besin artıkları ve mikroplar birikir.

-Mikroplar besin artıklarını ve şekerleri kullanıp, dişleri eriten asit oluştururlar.

-Mikropların oluşturduğu asitler ile dişlerde çürük oluşur.

Diş çürükleri ve diş eti hastalıkları nasıl önlenir?

-Yeterli ve dengeli beslenmeye dikkat edilmelidir. Süt ve ürünlerinin tüketimi yeterli olmalıdır.

-Şeker, yemek aralarında değil yemekle birlikte az tüketilmelidir. Fazla şeker ve şekerli besinlerin tüketiminden sakınılmalıdır.

-Anne sütü 4-6 ay süre ile tek başına verilmelidir.

-Dişler düzenli olarak florlu diş macunları ile fırçalanmalıdır.

-Çocuklarda flor uygulaması yapılabilir.

-Posa içeren besinler (elma, havuç vb ) tüketilmeli ve besinler iyi çiğnenmelidir.

-Şeker içermeyen cikletlerin yemek sonrası çiğnenmesinin olumlu etkileri vardır.

-Dişler belirli sıklıkla kontrol ettirilmelidir.

-Yemek sonrası dişler fırçalanarak temizlenmelidir.

OSTEOPOROZ Osteoporoz:

Kemiklerden kalsiyum kaybının artması sonucunda kemiklerin kolaylıkla kırılabilir hale gelmesidir. Kemiklerin mineral içeriği ve yoğunluğu azalır.

Kimlerde Sık Görülür?

-Menapoza girmiş kadınlarda

Yaşlılarda

-Fiziksel aktivitesi az olan kiÅŸilerde

-Yatağa bağımlı hastalarda

Belirtileri Nelerdir?

-Bel kemiÄŸinde ve bacaklarda eÄŸrilikler

-Kolaylıkla oluşan kemik kırıkları. Kırıklar sıklıkla kalça kemiğinde, el bileğinde ve bel kemiğinde görülür.

Öneriler

-Çocukluk çağında kalsiyumdan zengin besinlerin tüketilmesi ve spor yapması yetişkinlik çağında osteoporozdan korunmayı sağlar.

-Güneş ışınlarından uygun şekilde ve düzenli olarak yararlanılmalıdır.

-Aşırı tuz ve tuzlu besinler tüketilmemelidir, sofrada tuz kullanılmamalıdır.

-Aşırı yağlı ve şekerli besinler tüketilmemelidir.

-Sigara ve alkolden sakınılmalıdır.

-Fiziksel aktivite arttırılmalıdır. Haftada en az 2-3 kez 45 dakika yürünmelidir.

-Süt ve ürünleri her gün en az 2 porsiyon tüketilmelidir.(İki su bardağı süt veya yoğurt, 2 kibrit kutusu peynir bir porsiyondur.)

-Menapoz döneminde beden kitle indeksinin (ağırlık/boy m2) 26-27 arasında olması osteoporoza karşı koruyucudur. Aşırı zayıflıktan kaçınılmalıdır. Kalsiyumun en iyi kaynağı: Süt ve süt ürünleridir. Yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller, pekmez de kalsiyumdan zengin kaynaklardır.

Kaynak: Prof.Dr. AyÅŸe BAYSAL

Karaciğer Yağlanmasında Beslenme

Pazar, 04 Kasım 2007

İç organların yağlanması da vücudumuzun yağlanması gibidir. Ancak organ yağlanması pek çok hastalığın zeminini hazırladığı için daha tehlikelidir.

 

Karaciğerin yağlanması bakteri, virüs, alkol, ilaç gibi pek çok sebebe bağlı olabileceği gibi yaşlılığa bağlı olarak da görülebilir.

 

Yapılması gereken ilk şey beslenme değişikliğidir. Katı yağ, hayvani yağ, alkol,

kuruyemiş, yağlı et, şeker, hamur işi, çikolata ve tatlılardan mümkün olduğu kadar uzak, sebze meyve ağırlıklı beslenmektir.

Özellikle enginar sofranızdan eksik olmasın!

 

Bol su içmek ve mümkünse düzenli yürüyüşler de çok yardımcı olacaktır.

 

Bunlarla beraber doktor kontrolünde karaciğeri destekleyecek bitkisel ilaçlardan da önerilmektedir.

Kötü Beslenme Delirtiyor

Pazar, 04 Kasım 2007

LONDRA - Guardian gazetesinin birinci sayfasında yer alan bir haberde, sağlıksız beslenme ile akıl hastalıklarındaki artış arasında bağlantı kurulduğu vurgulanıyor.

Guardian?ın haberine göre, bilimsel çalışmalara gönderme yapan Akıl Sağlığı Vakfı, abur cubur gıdalarla; gerekli vitamin, yağ ve minerallerden yoksun olarak üretime hazır besinlerin dikkat eksikliği, Alzheimer, depresyon, şizofreni gibi hastalıklara yol açtığını söylüyor. Mesela, ?balık tüketimi az olan ülkelerde depresyon vakalarının oranı diğer ülkelerden daha yüksek olduğu? saptamasını aktaran bilim adamlarının önerdiği diyet ise şöyle:

?Abur cuburun yerine yağlı balıklar, lifli sebzeler, narenciye ürünleri ve protein içeren besinler.?

İngiltere?de beslenme üzerine araştırmalar yürüten Sustain ve Ruh Sağlığı Vakfı?na göre, gıda üretiminde son 50 yılda meydana gelen değişiklikler nedeniyle, artık insanlar besin değeri daha az olan yiyeceklerle besleniyor. Araştırma sonuçlarına göre, bu dönemde İngiliz halkı ayrıca, sağlıklı ve taze yiyeceklerden uzaklaşarak, daha yağlı ve şekerli besinlere yöneldi. Araştırmayı yürüten bilimadamları bu durumun depresyon ve hafıza sorunlarına neden olabileceğini söylerken, gıda uzmanları bunun kanıtlanmış bir bilgi olmadığını savunuyor.

Ruh Sağlığı Vakfı Başkanı Andrew McCulloch, ?beslenmenin ruh sağlığı üzerinde bazı etkileri olduğu çok açık? diye konuştu. McCulloch, bazı ruhsal rahatsızlıkların tedavisinde, ilaç ya da danışmanlığa başvurmak yerine, hastanın beslenme tarzına eğilmenin daha iyi sonuçlar verdiğinin görüldüğünü vurguladı.

Araştırmacıların gıdalarda son yıllarda yaşandığını ortaya koydukları değişimin kökeninde, hayvansal yağlar bulunuyor. Buna göre, tarımın sanayileşmesi sonucu giderek daha fazla katkı maddesi ile beslenen hayvanların etlerindeki yağ dengesi değişiyor. Örneğin tavuklar, kesilme aşamasına 30 yıl önce olduğundan iki kat daha hızlı ulaşıyor. Bu da yağ oranlarının yüzde 2?den yüzde 22?ye çıkması sonucunu doğuruyor. Sonuçta, doymuş yağ oranı yüksek olan besinler, insan beyninin çalışma hızını düşürüyor.

Akıl Almaz Gıda Hileleri

Pazar, 04 Kasım 2007

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Daire Başkanlığı son iki ayda, İstanbul?un farklı bölgelerinde faaliyet gösteren ?et ürünleri üreticilerini? denetledi

Denetmenler, 71 adet et ürünü içeren numune aldı Bu numuneler Hıfsızsıhha Labaratuvarı?nda test edildi.

Vatandaşın ana besin kaynaklarından sucukta çıkan sonuç, tam anlamıyla skandal oldu Labaratuvara getirilen 22 sucuk numunesinden 11?i standartlara aykırı bulunarak, ?bozuk? raporu verildi?

Hıfsızsıhha?nın 12.734-43-6-54768 sayılı raporuna raporuna göre, 32 sosis numinesinden 12?si, 10 adet salam numunesinden 2? si, 5 adet köfte numesinden 1?i standartlara aykırı çıktı. Sadece pastırma ve hazır dönerden alınan birer adet numunede hiç bir aykırılığa rastlanmadı.

TİTİZLİKLE ÇALIŞIYORUZ

Sağlık ve Hıfsızsıhha Müdürü Dr. Saime Batırel, ?Biz ekiplerimizin getirdiği tüm numuneleri titizlikle inceliyoruz. Numuneleri test eden arkadaşlarımız, hiç bir şekilde hangi numunenin, hangi firmaya ait olduğunu bilmiyor. Aykırı bulunan firmaların ürünleri hakkında yasal prosedür ne ise onu uyguluyoruz? dedi.

HİLELİ GIDAYA CEZA YOK

İstanbul Gıda Mühendisleri Odası Üyesi Hasan Mordeniz, soframıza gelen birçok gıdanın hileli olduğunu vurguladı ve ?kırmızı bibere kiremit tozu, zeytine tekstil boyası, bayat tavuk ise çamaşır suyuyla beyazlatılarak piyasaya sürülüyor.? dedi. Mordeniz,? Kopya tşört satan bir satıcı üç yıl hapisle cezalandırılırken, hileli gıda satıcısı para cezası ile kurtuluyor. Hileli gıdayı biz bile anlayamayız. Hileli gıdanın anlaşılmasının tek yolu, sürekli denetim ve labaratuvar ortamında test?ten geçer.? diye konuştu. Hasan Mordeniz, 2004 yılında Tarım Bakanlığı?nın almış olduğu karara göre ?Kırmızı et kıymasına yüzde yirmi oranında tavuk kıyması katılabilir? kararı ile hileli gıdanın önünün açıldığını savundu.

BU HİLELERE DİKKAT!

Salam sosis ve sucuk gibi et ürünlerine tavuk derisi bağırsağı taşlık karıştırılıyor.

Kırmızı bibere kiremit tozu, karabibere renk alması için kanserojen boya katılıyor.

Sütün öz yağı alınarak, katı yağ ile karıştırılıyor. Bu şekilde süte yağlı süt imajı veriliyor.

Zeytinin rengi koyulaştırılmak ve parlak hale getirilmek için tekstil boyası kullanılıyor.

Küf tutmuş ve bayatlamış peynirler, eritilerek eritme peynir olarak piyasaya sürülüyor.

Beyaz peynire kireç katılarak, parlak beyaz renk alması sağlanıyor.

Dönere, tavuk derisi, kıyması, bağırsağı ve taşlık karıştırılıyor,

Kırmızı et?ten yapılan kıymaya tavuk kıyması karıştırılıyor.

Tereyağa patates margarin katılarak piyasaya sürülüyor.

İhraç ürünü olan ancak hormonlu bulunarak geri gönderilen birçok sebze ve meyve, iç piyasada ithal ürün olarak satılıyor.

Soframızda her öğün bulunan ekmeğe karbonat katılarak rengi beyazlaştırılıyor.

İSTANBUL?UN DURUMU VAHİM

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı?na bağlı ekipler geçtiğimiz yıl İstanbul?daki 18.239 satış yerini, 7839 toplu tüketim noktalarını ve 5,175 üretim imalathanesi denetledi.Toplam 31,233 iş yerinden alınan peynir, zeytin, salam, sosis ve ekmek gibi ürünler tahlil için labaratuvara gönderildi. Bakanlık denetçileri denetimler sonucunda, sattıkları ürünleri standartlara aykırı olan, 1,157 adet iş yerine 1,200 YTL ile 6.000 arasında para cezası, 62 iş yerine faaliyet durdurma, 19 üreticiye ise üretimden men cezası verdi. Tarım Bakanlığı?na bağlı Hıfsızsıhha Laboratuvarı?nda toplam 284 ürün incelendi. Bunlardan 176?sı sağlıklı bulunurken 108 numune sağlıksız çıktı. Numune sonuçlarına göre, 17 firmanın üretim iznini iptal etti. Beş firmanın tamamiyle kapatılmasına karar verdi. 19 firma ? İnsan sağlığı ile oynadığı gerekçesiyle? savcılığa sevk edildi.

?BOZUK GIDA SATTIK?

İstanbul Gıda Toptancıları ve Tüccarları Derneği Başkanı Güray Kotil, ?İtiraf ediyorum. 2005 yılına kadar Rami kuru gıda pazarında hileli gıda sattık.? dedi. Tarım Bakanlığı?na bu tür gıdaları sattıklarını kendilerinin ihbar ettiğini belirten Kotil, ?Ekipler geldi. Pazarımızdan numuneler aldı. Cezalar yazıldı. Yaklaşık bir yıldır bu tür gıdaların pazarımıza girişine izin vermiyoruz. Şüphe duyduğumuz gıdaları ise bizzat kendimiz götürüp Hıfsızsıhha Labaratuvarı?nda test ettiriyoruz? dedi. Kotil ayrıca ?Rami kuru gıda pazarında 2000 esnaf gıda satışı yapıyor. Kurduğumuz oto kontrol sistemi ile hiç bir esnaf sağlık koşulları onaylanmamış ürün satamıyor. Bu tür bir vaka ortaya çıkarsa yine ihbarı ilgililere ben yaparım? ifadesini kullandı.

Yazın Nasıl Beslenmeli?

Pazar, 04 Kasım 2007

Sıcak havalarda beslenme şekli önemli. Besin zehirlenmelerine müsait aylarda vücudu nasıl korumalı? Aydın Sağlık Müdürü Vekili Dr. Faruk Aydın, sağlıklı beslenme yolunda önemli açıklamalarda bulundu. Buna göre en sağlıklı beslenme sebze ve meyve ağırlıklı beslenme şekli.

Bozulma riski en yüksek gıdalar ise şunlar:

Süt ve süt ürünleri, kremalı yiyecekler, tavuk mamulleri, mayonezli, yumurtalı gıdalar, pişirilmiş fakat uygun koşullarda saklanmayan etler, deniz ürünleri.

Besin zehirlenmelerinden korunmak için neler yapılmalı?

Besinler hazırlanma aşamasında yeteri kadar ısıtılmalı.

Besinler pişirildikten bir saat içinde tüketilmesi gerekiyor.

Yiyecek ve içecekler mümkün olduğunca açıkta bırakılmamalıdır.

Sebzeler ve meyveler tüketilmeden öne mutlaka bol su ile yıkanmalıdır.

Etler iyice piÅŸirilmelidir.

Alış veriş yaparken yiyeceklerin son kullanma tarihleri dikkate alınarak satın alınmalıdır.

Yiyecekler tekrar ısıtıldığında kaynama noktasına kadar ısıtılmalıdır.

Mutfak ve kilerlerin temizliğine hassasiyet gösterilmelidir.

Mevsime uygun sebze ve meyve tüketilmelidir.

Besin zehirlenmesin karşı ne alınmalı?

Enerji açığını kapatmak için şekerli besinler ve yine gereksinimi karşılamak için bol miktarda sıvı alınmalıdır.

Tuzlu kraker, çorbalar, yoğurt, pirinç lapası gibi yiyecekler yeme kolaylığı açısından faydalı olabilir.

Ancak ev koşullarında kaybedilen sıvı yerine konamıyorsa ve ateş yükselmişse hemen bir sağlık kuruluşuna başvurulası gerekir.

Bakanlık

Pazar, 04 Kasım 2007

Sağlık Bakanlığı, güvenilir olmayan yerler ve sokak satıcılarından alınan dondurmaların insan sağlığını tehdit ettiğini bildirdi.

Sağlık Bakanlığı?ndan yapılan açıklamada, sıcak yaz günlerinin gelişiyle birlikte başta dondurma olmak üzere buzlu gıdaların tüketiminin arttığı belirtilerek, sağlıksız koşullarda üretilen ve satılan dondurmalarda bakterilerin kolaylıkla üreyebildiği, bu nedenle özellikle açıkta satılan dondurma ve buzlu içecekler tüketilirken dikkatli olunması gerektiği bildirildi.

Güvenilir olmayan yerler ve sokak satıcılarından alınan dondurmaların, insan sağlığını tehdit ettiği vurgulanan açıklamada, ?Süt, mikroorganizmaların üremesi için çok iyi bir ortamdır. Bu nedenle dondurmanın pastörize sütten yapılması ve hijyenik koşullarda üretilmesi çok önemliizinsiz üretilen veya son kullanma tarihi geçmiş ürünler asla satın alınmamalı. Ayrıca bu tür gıdaların servis edildiği soğutucuların yeterli soğuklukta ve çalışıyor durumda olması da göz ardı edilmemeli. Sağlıksız ve hijyenik şartlardan uzak dondurma ve buzlu ürünlerin tüketimi hastalıklara davetiye çıkarıyor? denildi.

Açıklamada, sağlık ve hijyen kurallarına uygun üretilen ve satılan dondurmaların, protein ve karbonhidratın yanı sıra A, B, C, D, E vitaminleri ile kalsiyum, fosfor, magnezyum, sodyum, potasyum, demir ve çinko gibi mineralleri içerdiği kaydedilerek, bu nedenle uygun ortamlarda üretilen ve satılan dondurmaların besleyici değeri yüksek gıda grubunda yer aldığı ifade edildi.

Açıklamada dondurma üretiminde, sütün yanı sıra şeker, çikolata, kakao, fındık, fıstık, karamel, glikoz şurubu, çeşitli meyve ve kıvam vericiler ile bitkisel yağ, doğal ve doğala özdeş aromaların da yer aldığı belirtilerek, bu katkı maddelerinin, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı tarafından izin verilen Türk Gıda Kodeksine uygun olması gerektiğine işaret edildi.

Haftada En Az İki Kez Balık

Pazar, 04 Kasım 2007

Balık, kolay sindirilebilir protein, doymamış yağ asitleri, iyot ve selenyum kaynağı olması nedeniyle beslenmede büyük öneme sahip.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi?nde görev yapan Doç. Dr. Fatma Arık Çolakoğlu, yüksek oranda doymamış yağ asitleri, düşük oranda kolesterol, çok miktarda potasyum, az miktarda sodyum içeriğinin balık etinin değerini artırdığını söyledi.

Omega 6 yağ asidinin öneminin önceden beri bilindiğini belirten Çolakoğlu, Omega 3 yağ asidinin insan sağlığına olumlu etkilerinin ise son yıllarda anlaşıldığını açıkladı.

Omega 3 yağ asidi balık ve su ürünlerinde, Omega 6 yağ asidi ise özellikle uskumru ve sardalya balıklarında yüksek oranda bulunuyor.

Bu yağ asitleri kalp damar sağlığı, beyin ve hücre gelişimi, bebek ve çocukların sağlıklı büyümesi ile hamile ve emziren kadınlarda olumlu etki yaratıyor.

Çolakoğlu,  ?Yetişkin insanda bu yağ asitlerinin belli dozlarda periyodik olarak alınması özellikle yaşlılarda, dolaşım bozukluğu ve kalp damar hastalıklarının tedavisinde veya kısmen iyileştirmede etkili olmaktadır. Omega 3 yağ asitleri kan basıncını düşürmekte ve damar içindeki lipoprotein yoğunluk miktarını azaltıp, kan damarındaki daralmaları önlemektedir? dedi.

Doç. Dr. Fatma Arık Çolakoğlu, çeşitli hastalıkların oluşmasını önleyebilen, bazı hastalıkların tedavisinde etkili olan balığın Türkiye?de yeterince tüketilmediğini de belirtti.

Çolakoğlu, taze balığa, yağ asidi kompozisyonu yönünden en yakın ürünün dondurulmuş balık olduğunu belirtti.

Dumanlanmış ve marine edilmiş balık ise sıralamada dondurulmuş balığı takip ediyor.

Çolakoğlu, balıkların nasıl tüketilmesi gerektiğine de değindi:

?Satın alınan balıklar evlerde mutlaka pişirme teknikleriyle tüketilmelidir. İşlenmiş ürünlerdeki besin ve yağ asitleri kaybı, evde pişirip tükettiğimiz balıkta meydana gelen değişimler kadardır.

Bunun için işlenmiş balıklardan uzak durmamak, aksine onları tüketme yönünde eğilim göstermek gerekmektedir. Sonuç olarak uzun ve sağlıklı bir yaşamiçin ister taze, isterse işlenmiş olsun en az haftada iki defa balık tüketmemiz gerekmektedir.?

Åžifa Yerine Zehir Olabilir

Pazar, 04 Kasım 2007

Kimi zaman şifa bulmak, kimi zaman güzelleşmek, kimi zaman vücut direncini artırmak için tüketilen bitkisel ürünler, bilinçsiz kullanıldığında insan sağlığını tehdit ediyor. Marketlerdeki çay rafları, tatları, renkleri ve kokularıyla çeşitlilik katan alternatif bitki çaylarıyla renklenirken, ocaklarda şifa çayları kaynar, çeşitli otlar tüketilir, banyolarda güzellik vadeden maskeler yapılır oldu. Bir çok insanın çantasına, destekleyici ya da tedavi edici olduğu öne sürülen bitkisel tabletler girdi.

Bitkisel ürünlerin kullanımı konusunda bilgi veren Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi Anabilim Dalı Başkanı ve Farmakognozi ve Fitoterapi Derneği başkanı Prof. Dr. Ömür Demirezer, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ?Doğal olan her şey zararsızdır? görüşünün asla kabul edilemeyeceğini belirterek, bu tür ürünlerin doktor tavsiyesi olmadan tüketilmesinin insan sağlığını tehdit ettiğini söyledi.

?SARIMSAĞIN FAZLASI SPERM HAREKETLİLİĞİNİ AZALTIYOR? Bitkisel ürünlerin fazla tüketilmesinin zararlı olduğuna dikkati çeken Demirezer, ?Örneğin sarımsak çok faydalı diye bilinir. Gerçekten çok faydalıdır ancak fazla alındığı zaman karaciğer enzimlerini etkilediği için sperm hareketliğini azaltıyor. Bu da üremeyi olumsuz etkiliyor? dedi. Demirezer, son yıllarda en çok tüketilen bitkilerden sinamekinin de yanlış kullanıldığına işaret ederek, ?Sinameki ürünleri kesinlikle 2 haftadan fazla kullanılmamalı. Kullanıldığı durumlarda potasyum azalabilir, potasyum azalınca kalp kaslarına etki eder.

Sonuç, kalp hastalığına kadar gidebilir? diye konuştu. Son günlerde özellikle zayıflamak için kullanılan yosun haplarının da yan etkileri olduğuna dikkati çeken Demirezer, ?Lida isimli yosun hapının içinde ?sibütramin? maddesi olduğu tespit edildi. Bu, yağ atıcı ilaçların içindeki sentetik bir madde. İnsanlar, sadece yosunla zayıfladıklarını sanıyorlar, oysa resmen ilaç kullanıyorlar? dedi. Demirezer, doğadan toplayarak demlenen papatyaların da kimi zaman ciddi zehirlenmelere yol açabileceği uyarısında bulunarak şöyle konuştu: ?Çoğu insan, dağdan bayırdan papatya topluyor ve bunları tüketiyor. Oysa çok çeşitli papatya türü var.

Farkı, uzmanların dışında kimse ayıramaz. Örneğin bir papatya türü, böcek öldürücü, biri migren diğeri soğuk algınlığı tedavisinde kullanılıyor. Böcek ilacı yapımında kullanılan papatya çay gibi içildiğinde zehirlenmelere yol açabiliyor.? Fazla miktarda maydanoz tüketilmesinin hamilelerde düşüğe neden olabileceğini belirten Demirezer, şunları kaydetti: ?Günde 10 gram kabak çekirdeği prostat büyümesini yavaşlatır. Biberli pizza ile fıçı biranın birlikte alınmaması gerekir.

Meyan, kalp ilaçlarının etkisini artırır. Passiflora, kanı sulandıran ilaçlarla birlikte alınmamalı. Kanser hastaları normal sınırların dışında vitamin kullanmamalıdır. Çünkü kanser tedavisinde programlanmış hücre ölümü söz konusudur, vitaminler buna engel olur. Isırgan otu, sadece bağışıklık sistemini güçlendirir, kanser hastalarına bu nedenle tavsiye edilir. Ancak, kanseri tedavi edici etkisi yoktur. Greyfurt suyu, antihistaminikler, antidepresanlar, tansiyon ilaçları gibi ilaçların kandaki seviyesini artırır. Dolayısıyla, toksik etki yaratabilir.?

?SAÄžLIK BAKANLIÄžI ONAYLAMALI?

Ankara Eczacılar Odası Başkanı Hilmi Şener de bitkisel ürünlerin denetiminin ve kontrolünün mutlaka yapılması gerektiğini belirterek, ?Bu ürünlerin onayı Tarım Bakanlığından alınarak Sağlık Bakanlığı tarafından yapılmalı? dedi. Bitkisel ürünlerin piyasaya sunulmadan önce, bileşiminin tespit edilmesi ve yan etkilerinin belirlenmesi gerektiğine işaret eden Şener, şöyle konuştu:

?Bu tür ürünler ilaç kapsamında olmadığı Tarım Bakanlığı tarafından onaylanıyor. Tarım Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının inceledikleri şeyler birbirinden farklı. Bitkisel ürünler, piyasaya çıkmadan önce mutlaka test edilmeli, yan etkileri araştırılmalı, içeriği belirlenmeli ve insan sağlığına ne derece yararlı olduğu beklenmeli.

Bu nedenle de Sağlık Bakanlığı tarafından onaylanmalı ve denetlenmeli.? Şener, bu tür ürünlerin satışının da aktarlardan alınarak eczanelere verilmesi gerektiğini söyledi. Bilimsel denetim olmaksızın aktarlardan alınan ya da internetten sipariş verilen ürünlerin denetiminin sağlıklı yapılmadığına işaret eden Şener, şunları kaydetti: ?Bunun bilimsel eğitimi alan kişiler eczacılardır. Eczacı, ürünlerin içeriği hakkında vatandaşımızı doğru bilgilendirebilir, yan etkilerini belirtir ve hangi ilaçlarla birlikte kullanmaması gerektiği gibi önemli konularda uyarılarda bulunur.?

Diyabet Hamileleri Tehdit Ediyor

Pazar, 04 Kasım 2007

Gebelikte şeker hastalığı, ya mevcut tip 1 diabetin sonucudur veya daha önce olmayıp gebelik sırasında ortaya çıkan gestasyonel diabet olarak adlandırdığımız durumdur. Her iki şekilde de anne karnında bebek ölümlerine kadar varan vahim sonuçlar doğurması nedeniyle üzerinde önemle durulması gereken bir hastalıktır.

Gebelerin bu nedenle kan şekerlerinin gebelik boyunca takibi ve ailesinde şeker hastalığı olup da çocuk sahibi olmak ısteyenlerin bilinçlendirilerek gebelik öncesi diabete olan yatkınlıklarının araştırılması lazımdır.

Gebeliğe karar vermeden önce bilinçli bir anne önce doktoruna gidip bazı tetkikler yaptırarak ve danışarak gebeliğine sakınca teşkil etmeyecek bir durumu olup olmadığını araştırması lazım. Bunun için de büyük bir özel hastanenin hasta çokluğundan başı dönmüş çok meşgul doktorunun, yine özel hastane döner sermayesine daha çok para kazandırmak için, luzumlu lüzumsuz bir sürü tahlili içeren uzunca bir listeyi önüne dayatması yerine teke tek konuşabileceği ve daha rahat iletişim kurabileceği bir sağlık kuruluşundaki daha az meşgul bir doktoru tercih etmesinde fayda vardır.

Bunları yazmamdaki maksat gebeliğin çok özel bir durum olduğunu, aslında fizyolojik bir olay olan gebeliğin teke tek özel ihtimam gösterilmediği anda gözden kaçabilecek bir detayın anne ve bebeğin sağlığı açısından vahim sonuçlara yol açabileceğini vurgulamak içindir.

Gözden kaçan ve dikkatli takip edilmeyen gebelikteki diabet anne karnındaki bebek ölümlerinin en baştaki sebeblerinden biridir. Bu nedenle gebelik öncesi kan şekeri kontrolları yapılması, normalin dışında bir durumla karşılaşılması durumunda da gebelik boyunca kontrollara devam edilmesi gereklidir.

Gebelik öncesi var olan tip 1 diabette, gebeliğe karar verildiği anda şeker regulasyonuna gidilmesi ve kan şekerinin belli bir seviyede olduğundan emin olunması gerekir. Normal sınırlara çekilen kan şekeri gebelik boyunca hep normal sınırlarda seyredecek şekilde ayarlanmalıdır. İnsüline başlanmışsa doz ayarlanmasına gidilmeli ve gerekli olduğu durumlarda doz azaltılıp arttırılabilmelidir. İnsülin ve kan şekeri ayarlaması yanında dikkat edilmesi gereken bir durum da diabetik gebelerin bebeklerinde sık görülebilen doğumsal anomalilerin de taranmasıdır.

Diabetik gebelerde üriner sistem de risk altındadır. Sık sık İdrar yolu enfeksiyonları tekrarlar. Gebelik boyunca mantar hastalıkları görülebilir. Amnios sıvısı aşırı miktarda oluşabilir.Bebek normalden iri doğabilir. Annede hipertansiyon, aşırı ödem aşırı kilo alma olabilir. Bütün bunların önlenmesi gebelikteki sıkı takiplerle mümkündür.

Gebelikte başlayan ve gebelik sona erince kaybolan gebelik diabeti de yaplması zorunlu olan bazı testlerle ortaya çıkarılır. Gestasyonel diabet dediğimiz bu durumda, ailede şeker hastalığının var olup olmadığının sorgulanması, gebenin kilo durumu ve beslenme alışkanlıkları ve yapılan kan şekeri araştırmaları takip ve tedavide oldukça önemlidir.

Gestasyonel diabet bazen gebelik sonrası kalıcı diabete de dönüşebilir. Bu nedenle gebeliğinde şekeri yükselen, iri bebek doğuran ve aşırı sıvı birikimi olanların doğumdan sonra da kan şekeri tayinlerinin yapılması ve normal çıksa bile, ileride diabet hastası olmaya aday oldukları konusunda uyarılmaları gerekir.