‘Besinler’ Kategorisi için ArÅŸiv

Domates

Pazar, 04 Kasım 2007

Yemek, salata ve sandviçlerimizin yararlı ve lezzet verici öğesi Domates’i veren bitkisi, Patlıcangiller’dendir. Anayurdu Amerika kıtası ve özellikle Güney Amerika’daki (And daÄŸlarında) Peru olan domates, bir-yıllık otsu bitkidir. Tüm dünyada ve ülkemizde çok yaygın biçimde yetiÅŸtirilmektedir.

50-200 cm. boylanabilen, pek çok çeşidi bulunan domates bitkisinin, genellikle desteklenmeden büyüyemeyen dik, etli, üzeri pürtüklü ve çok dallı, kalınca bir gövdesi vardır. Bu gövde, bitki gençken yumuşak ve üzeri tüylerle kaplı olur. Gelişmesi ilerleyen bitkide gövde köşeleşir, sertleşir ve odunsulaşır.

Bitkinin gövde, dal, yaprak ve çiçek saplarının üzerinde, bastırılıp ezildiğinde kendine özgü değişik bir koku salgılayan bezeleri vardır. Domates bitkisinin bileşik yaprakları, bitki çeşitlerine göre biçim, büyüklük, dilim ve dişlilik bakımından farklılıklar gösterir. Yaprakların üzeri değişik tonlarda yeşil, altı mavimsi kül rengindedir.

Bitkinin erselik özellikler taşıyan sarı renkli küçük çiçekleri kendi kendisini döllediği gibi, bitki, balansı ve diğer böcekler tarafından yabancı domates çiçekleriyle de döllenir. Bu çiçeklerde olgunlaşan domates meyvesi de çeşitlere göre biçim, renk, irilik, kabuk kalınlığı, etinin özellikleri, etinin düz ya da dilimli oluşu, çekirdek evlerinin yapısı ve çekirdek sayısı bakımından farklılık gösterir.

Genelde kırmızı diye bilinen domates bitkisinin sarı ve beyaz meyveli çeşitleri de vardır. Bu meyveler bahçelerde üretildiği gibi, günümüzde gelişen seracılık sayesinde bütün yıla yayılarak seralarda da yetiştirilir. Taze olarak bol bol yenilip salata ve yemeklere katılan domates, salçası yapılarak da yemeklerde kullanılır.

Meyve suyu gibi içilen suyu çıkarılır. Yeşil domatesin turşusu ve bazı yörelerimizde reçeli yapılır. Domates, her haliyle çok sevilen ve bol bol tüketilen sebzelerin başında gelmektedir.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. taze ve olgun domatesin içerdiği ortalama besin değerleri şöyledir: 17-22 kalori; 1,1 gr. protein; 4,7 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,2 gr. yağ; 0,5-1 gr. lif; 27 mgr. fosfor; 13 mgr. kalsiyum; 0,5 gr. demir; 3 mgr. sodyum; 244-250 mgr. potasyum: 900 IU A vitamini; 0.06 mgr. B1 vitamini; 0,04 mgr. B2 vitamini; 0,7 mgr. B3 vitamini; 0,1 mgr. B6 vitamini; 6.4 mcgr. folik asit: 17-23 mgr. C vitamini ve 1.2 mgr. E vitamini.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Yukarıda görülen ve bazıları gerçekten önemli olan besin değerlerinin yanı sıra;

o Domates, zengin oranlardaki A, C ve E vitamin gibi antioksidan içeriğiyle, kansere yakalanma rizikosunu azaltır: Bu bağlamda, başta meme ve prostat kanserlerini sayabiliriz.

o Aynı nedenle domates, kalp hastalıklarına yakalanma, felç geçirme ve katarakt illetine tutulma tehlikesini de azaltmaktadır.

o İçerdiği flavon bileşikleri ve lisopen adlı maddeyle sağlığımızı koruyucu bazı etkiler yapar: Yapılan bazı araştırmalar, domatesin akut apandisiti önlediğini ortaya koymuştur.

Sağlığımıza pek yararlı bu etkilerinden yararlanılmak üzere domates, günlük diyetimize katılması ve bol bol tüketilmesi uzmanlarca öğütlenmektedir.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Domates bitkisi, tohumlarıyla (çekirdekleriyle) çoÄŸaltılır. Üretim iki aÅŸamada gerçekleÅŸtirilir: Birinci aÅŸamada tohumlar sıcak yastıklara 25-30 derece sıcaklıkta ekilir. Çimlenme için en uygun sıcaklık derecesi 29′dur. ikinci aÅŸamada, sıcak yastıklarda yetiÅŸtirilen fideler özenle yerlerinden sökülür ve bahçemizde hazırlanan yerlerine ÅŸaşırtılır. Bizim için doÄŸru olan, ilkbaharda profesyonel üreticiler tarafından hazırlanan saÄŸlıklı fideleri alıp bahçemizde, sıralar üzerinde 60 cm. aralıklarla dikmek ve gerekli bakımlarını yapmak olacaktır.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Domates, ılık ve sıcak iklimlerin bitkisidir. Soğuklardan çok korkar. Yetiştirildiği dönemde sıcaklık -2, -3 derecelere düştüğünde bitki donar ve ölür. Fidelerinin ekim döneminde don tehlikesi ortadan kalkmış olmalı ve yörede 5-6 ay süreyle bitkiye uygun iklim hüküm sürmelidir. Dört aydan kısa süreli uygun iklim yaşanması halinde, bitkiden beklenen sonuç alınamaz.

Domates bitkisinin iyi gelişmesi için 18-19 derece sıcaklık idealdir. Sıcaklık 15 derecenin altına indiğinde, bitkide gelişme yavaşlar. Domates bitkisi aşırı nemli havaları sevmez, nemli havada yaprak çürümeleri başlar. Çok kuru havalarda da bitki çiçeklerini döker.

Toprak isteği: Domates bitkisi, toprak tipi bakımından pek seçici değildir. Hemen her tipteki toprakta yetiştirilebilirse de en iyi sonuç tınlı topraklarda alınır. Çünkü bitki derin, geçirgen ve su tutma yeteneği yerinde olan toprakları yeğler. Bitki, toprakta aşırı olmamak koşuluyla asiditeye karşı dayanıklıdır.

Toprak pH’ı 5 olan yerlerde iyi sonuç alınır. Ancak pH 5′in altına düşerse, toprakta kireçleme yapılmalıdır. Domates bitkisi, gene aşırı olmamak koÅŸuluyla tuzlu topraklarda dahi yetiÅŸtirilebilir.

Toprak işleme: Fideler asıl yerlerine dikilip gelişmeye başlayınca, iki hafta sonra birinci çapalama işi yapılır. Bundan 2-3 hafta sonra da ikinci çapalama gerçekleştirilir. Daha sonra domates bitkisinin sıra aralarında, gelişen dallarını izin verdiği ölçüde 2-3 kez daha çapa işi yapılarak yabani otlarla mücadele, toprağı kabartma ve toprağın kaymak tabakasını kırma işleri gerçekleştirilir.

Sulama: Bitki gelişirken aşırı sulanırsa boya kaçar ve ürün vermesi gecikir. Bu nedenle çiçek açıp ilk meyveleri görülene kadar bitkinin sulanmasından kaçınılır. Bunun yerine çapalama yapılır. Ancak bu dönemde havalar çok kurak ve sıcak gidiyorsa o zaman aşırıya kaçmadan bitkiye bir-iki kez su verilir.

Bitkide ilk meyveler görülünce sulama işi önem kazanır. Bu kez belirli aralıklarla yeterince su verilerek bitkinin gelişmesine ve meyvelerinin irileşmesine katkıda bulunulur. Domates bitkisi olgunluk dönemine girince, her ürün toplanışından sonra kesenkes sulanmalıdır.

Gübreleme: Domates bitkisi, uzun geçen bir gelişme dönemini yaşaması ve bol ürün vermesi nedenleriyle organik madde yönünden zengin bitek bir toprakta yetiştirilmeyi ister. Yapılacak toprak analizi sonuçlarına göre, bitkinin toprağı hazırlanırken ve gelişme dönemlerinde verilecek iyi yanmış çiftlik gübresi ile azot, fosfat ve potas içeren fenni kompoze gübrelerden ne miktarlarda atılacağı saptanır. Ayrıca, ürün verme döneminin sonlarına doğru sulama suyuna katılarak verilen şerbet de domates bitkisine büyük yararlar sağlamaktadır.

Herekleme: Domates bitkisi, 30-35 cm. boya erişmesinden başlanarak, herek denilen ağaç dalları, kargı kamışı ya da demir direklerle askıya alınarak desteklenir. Bu yapılmazsa, özellikle ağırlaşan meyvelerini taşımayan bitkinin formu bozulur; bitki yere yığılır, gelişmesi ve ürün verimi durur.

Budama: Domateste bitki gövdesi ile ana yaprakların birleştiği koltuk denilen kısımlarda oluşan sürgünler alınırsa, yeni dalların meydana gelmesiyle bitkinin orta bölümünün sıkılaşması ve ürün veriminin düşmesi önlenir. Böylece bitki daha erken olgunlaşır ve verimi artar. Ancak koltuktaki sürgünleri kesip almanın, bitkide güneş yanıklığı oluşturması vb. sakıncaları da vardır.

Yarar ve sakıncaları düşünülüp dengelenerek bu tür budamanın yapılıp yapılmayacağına karar verilir. Ayrıca domates bitkisinin oluÅŸturduÄŸu 6 ila 12′nci salkımlardan sonra tepesinden uç alma denilen bir budama iÅŸlemi daha uygulanabilir. Böylece bitki, yeni dallarına harcayacağı gücünü meyvelerine ve var olan geliÅŸimine yoÄŸunlaÅŸtırmış olur.

Hasat (Derim): Domates bitkisinin hasadı, meyvelerinin tüketileceği yere göre tam olum döneminde ya da biraz erken zamanda yapılır. Yurdumuzda yörelere göre ilkbahar mevsiminde dikilen domates fidelerinden ürün hasadına, mayıs-temmuz arasındaki dönemde başlanmaktadır.

Domateslerin hasadında meyveler dikkatsizce bitkiden çekilerek koparılmamalıdır. Çünkü bu şekilde koparılan sapta meyvenin etli bölümünden bir parça kalır ve oluşan çukur domatesin değerini düşürür. Domates meyvesi, avcun içine alınıp hafifçe bükülerek saplı ya da sapsız olarak örselenmeden koparılmalıdır.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Domates bitkisine dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Dereotu

Pazar, 04 Kasım 2007

Sebze olmadığı halde, çeÅŸni vermesi için yaprak, sap ve tohumları birçok yemek ile besine katılan Dereotu bitkisi, Maydanozgiller’dendir. Anayurdu Akdeniz havzası olan dereotu, ülkemizde bol bol yetiÅŸtirilen, 60-70 cm. kadar boylanabilen bir ya da ikiyıllık otsu bitkidir. İçi boÅŸ yuvarlak kesitli gövde ve sapları ile ince yapılı, hafif tüylü yaprakları mavi-yeÅŸil renkli ve hoÅŸ kokulu olur. Yaz ortalarında bitki, tepesinde 20 cm. kadar geniÅŸliÄŸe varan ÅŸemsiyeye benzer çiçek salkımlarını oluÅŸturur. Bu ÅŸemsiyelerde, sarı renkli, hoÅŸ kokulu minik çiçekleri yer alır.

Çiçekleri yaz sonuna doğru olgunlaşır ve bitkinin 3-4 mm. uzunlukta, yassı biçimli, hoş kokulu tohumları meydana gelir. Dereotunun yaprak ve sapları çiğ olarak birçok yemek ile besine katıldığı gibi, kurutulan tohumları da çeşni vermesi için aynı amaçla kullanılır.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. taze dereotu yaprak ve saplarının içerdiği besin değerleri şunlardır: 28 kalori; 2,8 gr. protein; 5,1 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,4 gr. yağ; 0,5 gr. lif; 21 mgr. fosfor; 100 mgr. kalsiyum: 2,7 mgr. demir: 397 mgr. potasyum: 3.500 IU A vitamini ve 31 mgr. C vitamini.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Yukarıda sayılan önemli besin değerlerinin yanı sıra;

o Dereotu, mide ve sindirim sistemimizin dostudur: Sindirimi kolaylaştırır. Mide ve bağırsaklardaki gazı söktürür. Özellikle çocuklarda gaz söktürücü etkisi önem kazanır. Karın ağrılarına iyi gelir. Kusma refleksini bastırır.

o Dereotu sinirleri yatıştırır ve bedeni rahatlatır.

o Sodyum içermediği ama diğer bazı mineraller yönünden zengin olduğu için tuzsuz rejimlerde yer alır.

o Hıçkırığı kesici etkisi vardır.

o Süt bezlerini uyardığından emzikli annelerde süt gelişini artırır.

Bütün bu yararlı etkileri sağlamak üzere dereotu tohumlarından 1-2 tatlı kaşığı alınır. Üzerine bir bardak kaynar su dökülüp 10-15 dakika demlendirilerek elde edilen infüzyon yemeklerden sonra birer bardak içilir.

o Ayrıca dereotu, nefesin kötü kokusunu giderir: Bunun için dereotu tohumları ağızda çiğnenir.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Dereotu bitkisi tohumlarıyla çoğaltılır. Bayat olmayan tohumları bahçelerde, derince kazılıp gübrelenerek düzeltilen yerlerine ilkbaharda, nisan ayının ılık bir gününde öğle saatlerinde toprağa serpilerek ekilir. Tohumların üzeri ince bir toprak tabakasıyla örtülür. Süzgeçle sık sık sulanarak çimlenmeleri sağlanır. Çimlenen fidelerden aşırı sıklık yaratanları ve zayıf olanları sökülerek seyreltme yapılır. Ya da tohumlar başlangıçta 15-20 cm. aralıkla çok derine olmamak üzere elle ekilir.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Ilıman ve sıcak iklimleri seven dereotu bitkisi, bahçemizin bol güneş gören yerine ekilmelidir.

Toprak isteği: Toprak bakımından aşırı seçici olmayan dereotu bitkisi hafif, kumlu, süzek (suyu iyi akıntılı) ve organik madde yönünden zengin olan topraklarda iyi yetişir.

Sulama: Su isteği makul derecede olan dereotu bitkisinin toprağı, kurak havalarda sulanıp nemli tutulmalıdır.

Gübreleme: Bitkinin ekileceği yeri hazırlarken toprağa verilen iyi yanmış çiftlik gübresinden başka bir kez de yaz ortalarında kompoze fenni gübre serpilmesi yararlı sonuçlar verir.

Hasat (Derim): Yaz ortalarında dereotunun sap ve yaprakları geliştikçe, bunlar koparılarak sürekli hasat edilir. Dereotu tohumlarının hasadı için bitkinin yaz sonuna doğru olgunlaşan çiçek şemsiyeleri uzun saplarıyla birlikte kesilip toplanır. Çok sıkı olmayan demetler halinde bağlanır, yüksek bir yere baş aşağı asılıp iyece kurutulur. Sonra, temiz bir örtü ya da kâğıt üzerine tutulan demetlere vurularak veya bu demetler silkelenerek tohumların dökülmesi ve toplanması sağlanır.

Çilek

Pazar, 04 Kasım 2007

İlkbahar ve yaz mevsimlerinde güzel kokusuyla ve üzerine dökülen toz ÅŸekerle tadı artırılmış hoÅŸ lezzetiyle yemek üzerine yenmek üzere sofralarımızı zenginleÅŸtirip beslenme keyfimizi artıran çilek adı meyvesini veren Çilek bitkisi, Gülgiller’dendir.

Birçok türü ile çeşitleri bulunan Fragaria cinsi çokyıllık otsu ve sürüngen bitki olan çilekler kök, kökgövde, yaprak, kol (stolon), çiçek ve meyve salkımlarından oluşmaktadır. Kökgövdesinden çıkan ana (ya da birincil) kökleri sertleştiğinde, koyu kahverengileşir ve sayıları 20-30 kadar olur. Yan (ya da ikincil) kökleri çok sayıda ve beyaz renklidir. Çileğin kökleri süzek topraklarda 60-70 cm. kadar derine inerken, ağır topraklarda yüzeysel olarak uzar.

Bitkinin kökgövdesi, aslında bodurlaşmış bir gövdedir. Yeşil renkli, kenarları dişli yaprakları, genelde üç yaprakçıktan oluşur. Çilek bitkisi yaprak koltuklarından, yaz boyunca tomurcuklar oluşturarak kollar (stolonlar) çıkarır. Bu kollar, yapraktan aldıkları suyu iletebilecek özellikler taşıyan gerçek gövde parçalarıdır. Köklenip kendi yaşamlarını sürdürebilirler.

Bitki ilkbaharda beyaz çiçeklerini açar. Bu çiçekler tozlaşmadan 30-35 gün kadar sonra olgunlaşıp bileşik, üzümsü ve minik çekirdekleri olan kırmızı, pembe ve bazen beyaz renkli meyvelere dönüşür. Çilek makbul bir taze meyve olarak yenildiği gibi; reçeli, marmeladı, meyve suyu, dondurması ve pastaları yapılıp sevilerek tüketilir.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. taze çileğin içerdiği besin değerleri şunlardır: 37 kalori; 0,7 gr. protein; 8.4 gr. karbonhidrat: 0 kolesterol; 0,5 gr. yağ; 1,3 gr. lif- 21 mgr. fosfor; 21 mgr. kalsiyum; 1 mgr. demir: l mgr. sodyum; 164 mgr. potasyum: 12 mgr. magnezyum; 60 IU A vitamini; 0,03 mgr. B1 vitamini; 0,07 mgr. B2 vitamini; 0,6 mgr. B3 vitamini: 0,055 mgr. B6 vitamini; 4,6 mcgr. folik asit: 77 mgr. C vitamini ve 0,2 mgr. E vitamini.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Yukarıda sayılan önemli besin değerlerinin yanı sıra;

o Çilek, bedenimize sızmış olan bazı virüsler için öldürücü etkiler taşır: Bunlar arasında çocuk felci (polyomiyelit), bazı ağız ve deri yaralarını oluşturan virüsler sayılabilir. Ayrıca geleneksel olarak halk hekimliğinde çileğin akneye (sivilcelere) iyi geldiği kabul edilir.

o Çileğin kansere yakalanma ve kanserden ölme rizikosunu azalttığı, son zamanlarda yapılan araştırmalar sonucu kabul görmektedir.

o Çilek idrar söktürücüdür. Ayrıca romatizma ve gut hastalığı yangılarını azaltıcı etkileri vardır.

o Çilek bitkisinin kökgövdesi, içerdiği tanen nedeniyle peklik vericidir: Bunun için kökgövdesi suyla kaynatılarak elde edilen dekoksiyondan günde 1-2 bardak içilir.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Bütün çilek türleri, yaprak koltuklarından uzayan kollarla (stolonlar) çoğaltılır. Ancak çilek fideleri bazı mantar hastalıkları ile nematodlara (bazı zararlılar) karşı pek duyarlı oldukları için kimi önlemlerle korunmaları gerekir. Bizim için en iyisi, çilek fidesi üreten güvenilir kuruluşlardan, çeşidi belli, sertifikalı ve sağlıklı fideler alıp bunları bahçemize dikmektir. Çilek fidesi dikimleri, kış dikiminde ekim-kasım aylarında ve yaz dikiminde temmuz ayı içinde toprakta hazırlanıp gübrelenmiş yastıklara, 30-35 cm. aralıklarla yapılır.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Ülkemizde soğuk iklimli Doğu Anadolu bölgesinden sıcak Akdeniz bölgesine kadar hemen hemen her yerde yetiştirilebilen neredeyse tek meyve türü çilektir. Çilek bitkisi, -10 dereceye kadar düşen sıcaklığa kadar hiçbir önlem alınmadan yetiştirebilir. Daha soğuk yerlerde saman ve kuru yaprak gibi malzemeyle soğuktan korunması gerekir. İlkbaharda yaşanan geç donlar bazı yerlerde sorun çıkarabilir. Ancak, soğuk havalar elma, şeftali ve erikte olduğu kadar çileğe zarar vermez. Çilek yetiştiriciliğinde iklim riski çok azdır.

Toprak isteği: Çilek bitkisi, toprak bakımından fazla seçici değildir. Ama en iyi, süzek (suyu iyi akıntılı), kumlu-tınlı ve hafif topraklarda yetişir. Fazla kireç içeren topraklar genelde çileğe uygun olmadığı halde, son zamanlarda kirece uyum sağlayan çilek türleri bile üretilmiştir. Çilek bitkisi sökülen bir toprağa nöbet uygulamadan (yani, başka bir bitki üretilip ürün alınmadan) ya da bu toprak iyice ilaçlanmadan ikinci kez bu bitki dikilmemelidir.

Sulama: Kış dikimi yapılan çilek bitkisine, ancak çok sıcak ve kurak geçen ilkbaharda sulama gerekebilir. Ama, ilkbaharda ya da yazın yapılacak hasattan sonra ertesi yıl da ürün alabilmek için, bitkinin sulanması ve diğer bakımlarının yapılması gerekir. Yaz dikiminde çilek bitkisi, sonbahar gelip de yağışlar başlayana değin düzenli olarak sulanır.

Gübreleme: Çilek bitkisinin yetiştirileceği toprak hazırlanıp yastıklar yapılırken, iyi yanmış çiftlik gübresi ile potas ve fosfatlı kompoze fenni gübreler karıştırılarak toprağa verilir. Bu gübreler üç yıl süreyle yeterli olur. Bu nedenle yıllık gübrelemede toprağa yalnızca azotlu gübre verilir.

Toprak işleme: Çilek bitkisinin çevresindeki yabani otlar, arada bir yapılacak çapalamayla ya da uygun ot öldürücü (herbisit) ilaçlar kullanılarak yok edilir.

Malçlama: Çilek üretiminin yapılacağı bahçenin plastik, saman, kuru ot vb. malzemeyle örtülmesine malçlama denir. Bu sayede çilek meyvesinin temiz kalması, çürümemesi, yabani ot kontrolünün yapılması, sulama aralıklarının uzatılması gibi yararlar sağlanır.

Hasat (Derim): Çilek en duyarlı meyve türlerinden biridir. Ürünün bozulmaması için hasatta ve taşımada çok dikkatli davranılması gerekir. Çilek hasadı, meyvenin tipik rengini almasından hemen sonra yapılır. Gecikilirse meyvenin rengi koyulaşır, ezilme ve bozulmaları hızlanır. Erken yapılan hasatta, çeşide özgü renk ve tat tam oluşmaz. Çilek hasadı yapmak için günün serin saatleri (sabah 8-10 arası) yeğlenmelidir.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Çilek bitkisinin hastalık ve zararlılarının def edilmesi yerine, bitkiyi hastalandırmamak daha kolay ve ekonomiktir. Gene de bitkide hastalık ve zararlılar görülürse, en yakın tarım hastalıkları mücadele örgütüne başvurulup tavsiyeleri alınarak ve bitkiye dadanan zararlılar ile hastalıklarla, tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Ceviz

Pazar, 04 Kasım 2007

Tazesini sonbaharda ve kurusunu yıl boyunca severek yediÄŸimiz çok besleyici ceviz meyvesini veren Ceviz aÄŸacı, Cevizgiller’in örnek bitkisidir. Yapraklarını döken ve 40 dolayında türü olan ceviz aÄŸaçlarının en yaygın bilineni ve ülkemize çok iyi uyum saÄŸlamış olanı, Adi ceviz (J. regia L.) türüdür.

150-200 yıl yaşayabilen, 20-25 m. kadar boylanıp 350-400 metrekarelik alanı yoğun bir gölgeyle kaplayabilen bu türün geniş küre biçiminde tacı vardır. Gençken ağacın gövdesi gümüşi renkte ve düz bir kabukla örtülüyken yaşlandıkça kabuğun rengi koyulaşıp üzeri çatlaklarla dolar. Koyu yeşil renkli bileşik yaprakları ince ve uzun 5-8 yaprakçıktan oluşur.

Birevcikli bir bitki olan ceviz ağacının erkek ve dişi çiçekleri, aynı ağacın üzerinde mayıs ayında açar. Eylül-ekim ayında dişi çiçeklerden olgunlaşan ceviz meyvesinin dışını saran yeşil kabuğuna, gövek ya da tetir denir. Bu kabuk soyulunca ve ortaya çıkan açık kahverengi sert kabuk kırılınca, bu kez sarımsı açık yeşil ince bir kabukla sarılmış olan ceviz tohumu ortaya çıkar. Rengi beyaz olan bu tohuma, ceviz içi ya da iç ceviz adı verilir.

Ceviz içi tazeyken yemiş olarak yenilir. Sert kabuklu halindeki cevizler kurutulduktan sonra kırılır. Ortaya çıkan tohum öylece yenildiği gibi sucuğu, tatlıları ve mezeleri yapılarak; kek, çörek ile bazı yemeklere katılarak bolca tüketilir. Ceviz ağacının odunundan elde edilen kereste, mobilyacılıkta fevkalade değerli bir malzeme sayılır.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. ceviz içinin içerdiği besin değerleri şunlardır: 700 kalori; 8-24 gr. protein: H gr. karbonhidrat: 0 kolesterol; 62-75 gr. yağ: 1.5 gr. lif; 145 mgr. fosfor: 200 mgr. kalsiyum: 2 mgr. demir; 0,8 mgr. sodyum; 195 mgr. potasyum: 37 mgr. magnezyum; 0,35 mgr. B1 vitamini: 0.10 mgr. B2 vitamini: 0,3 mgr. B3 vitamini; 0,3 mgr. B6 vitamini; 22 mcgr. folik asit: 6 mgr. E vitamini ile eser miktarlarda D ve P vitaminleri.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Yukarıdaki değerler incelendiğinde, yüksek oranlıları bir yana bırakılsa bile ceviz içinin çok önemli bir yağ ve protein kaynağı olduğu ortaya çıkar. Bunun yanı sıra;

o Ceviz yenmesi, kalp sağlığının korunmasına yardımcı olur: Cevizin içerdiği doymamış yağlardaki linoleik asit, kolesterol düzeyini düşürür. Ayrıca cevizin içerdiği linoleik asidin yanı sıra alfalinoleik asit ile omega 3 yağ asitleri, damar tıkanmalarını önler. Yapılan araştırmalar, düzenli ceviz yiyen kişilerde koroner damar hastalıklarına yakalanma rizikosunun önemli oranda azaldığını göstermektedir. Düzenli olarak dört hafta süreyle ceviz tüketimi, kötü kolesterol düzeyini düşürürken iyi kolesterol düzeyini artırmaktadır.

o Ceviz yenmesi yüksek tansiyonu düşürmekte, romatizmal artritte yangıları büyük ölçüde azaltmaktadır.

o Ceviz, kansere yakalanma rizikosunu azalttığı gibi kan şekeri düzeyini de ayarlar: Bu son yararlı etkisi nedeniyle şeker hastalarına günde üç adet ceviz yemeleri öğütlenmektedir.

o Ceviz ağacının körpe ya da kurutulmuş yaprağı, göveği ya da ceviz içinin çeşitli tıbbi etkileri vardır: Peklik vericidir; iştah açıcıdır; bedeni güçlendirici toniktir; kanı temizler ve kemiklerin zafiyetine karşı etkili olur.

Bütün bu etkileri saÄŸlamak üzere, cevizin taze ya da gölge, havadar yerde kurutulmuÅŸ yapraklarıyla %2′lik bir infüzyon yapılır. Yani, l litre kaynar suya 20 gr. yaprak atılır, 10-15 dakika demlendirilerek yapılan infüzyondan günde 2-3 bardak içilir. Yaprakların içine, sonbaharda gövek ya da ceviz içi katılabilir.

Dikkat: Ceviz içi pek güçlü bir besin olduğundan aşırı miktarlarda yenilmemelidir. Aksi takdirde yağlanma ve şişmanlamaya yol açar. Ayrıca, mide ve bağırsağı bozucu etkiler yaratacağından, anlaşmış ceviz içi kesinlikle yenilmemelidir.

AĞACININ ÜRETİLMESİ

Ceviz ağacı, tohumuyla (yani ceviz dediğimiz kurumuş meyveleriyle) çoğaltılabilir. Ancak bu yöntemle elde edilecek çöğürler uzun zamanda fidan haline gelmekte ve çoğu kez iyi cevizden kötü ceviz ürünü veren ağaçlar ortaya çıkmaktadır.

Ceviz ağacının çeşitli çelikleriyle üretilmesi de mümkündür. Ama bu çeliklerin, köklenme ve başka yere şaşırtıldığında tutma oranı düşük olmaktadır. Bu nedenle en iyisi, ceviz tohumlarıyla elde edilen çöğürlerin, makbul ceviz çeşitlerine aşılanmasıdır. En hızlı ve emin üretim yöntemi budur. Bizim için tutulacak yol, inanılır üreticiler tarafından çeşitli aşı yöntemleriyle aşılanarak elde edilmiş sağlıklı ve ürün çeşidi belli fidanları alıp bahçemize kasım ayında, eğimli arazide 10 m. ve düz arazide 12-14 m. aralıkla dikmektir.

AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Ceviz ağaçlarının yıllık 800-1.800 saatlik soğuklama gereksinimi vardır. Bu nedenle ceviz ağacının en verimli olduğu alanlar, kara ikliminin hâkim olduğu yerlerdir. Böyle bölgelerde ceviz ağaçları, en düşük -28 ve en yüksek +38 dereceye dayanıklılık gösterirler. Ve yazları bol güneşli, kışları soğuk ılıman geçen yörelerdeki sert rüzgârlardan korunmalı vadilerde en iyi ürün sonucunu verirler.

Toprak isteÄŸi: Ceviz aÄŸaçları, toprak bakımından pek seçici deÄŸildir. Bununla birlikte taban suyu düzeyi kışın 2,5-3 m’den yukarı çıkmayan, fazla su tutmayan, gevÅŸek, süzek, çakıllı ve alüvyonlu toprakları sever. DaÄŸ eteklerinde toprağı az, taÅŸ yığınları arasındaki alanlarda bile çok iyi yetiÅŸir.

Kirece karşı dayanıklı olan ceviz ağaçları alkali toprakları sever, fakir topraklarda, bile iyi yetişir. Ancak zengin topraklarda; hele sulama, gübreleme ve yabani ot mücadelesi yapılarak verimi artırılan topraklarda ceviz ağaçlarının gelişmesinin ve ürün veriminin arttığı gözlemlenmektedir.

Sulama: Ceviz ağacı kazık köklü bir bitki olduğundan, kuraklığa ve susuzluğa karşı dayanıklıdır. Ancak çok kurak ve sıcak yaz mevsiminde ceviz fidanları ile yetişkin ağaçların sulanması, fidanların gelişmesinde ve yetişkin ağaçların ürün veriminde iyi sonuçlar yaratır.

Gübreleme: Ceviz ağacı yetiştirdiğimiz bahçe için yapılacak ve toprak analizleri sonuçlarına göre ceviz fidanlarına ve yetişkin ceviz ağaçlarına iyi yanmış çiftlik gübresi ile kompoze fenni gübre verilmesi, gene fidanların gelişmesine ve yetişkin ağaçların ürün veriminin artmasına katkılı olur.

Budama: Ceviz ağaçları fazla budanmayı sevmez. Ağaç tacının içini sıklaştıran gereksiz dalların alınması, kurumuş ve kırılmış dalların kesilip çıkarılması ve bütün budama yerlerinin aşı macunuyla kapatılması ağaçlara yararlı olur.

Hasat (Derim): Ülkemizde ceviz aÄŸaçları, genellikle eylül ortalarından ekim baÅŸlarına kadar uzayan yaklaşık bir aylık süre içinde hasat edilir. Hasadın zamanının geldiÄŸini gösteren en belirgin özellik, cevizlerin göveÄŸinin çatlaması, olgun cevizlerin her an aÄŸaçtan dökülecek duruma gelmesidir. AÄŸaçtaki meyvelerin 1/3′ü bu duruma geldiÄŸinde derime baÅŸlanmalıdır.

Hasatta geç kalınırsa karga ve sincapların ürüne vereceği zarar artar. Erken davranılırsa meyveyi saran yeşil göveğin soyulup ayıklanması güçleşir. En iyi derim şekli, dut ağaçlarında olduğu gibi dalların silkelenerek çevresi iyice temizlenmiş ağaçların meyveleri yere döküldüğünde toplanmalarıdır. Ağaçların dibinin temizlenmesi, cevizlerin iyi görünmesini sağlar. Ceviz ağaçlarının dallarına sopa vurup meyveleri dökmek bir yıl sonraki ürüne büyük oranda zarar vereceğinden kesinlikle tavsiye edilmez.

Zararlı ve hastalıklarıyla mücadele: Ceviz ağaçlarına dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan ciddi bir mücadele sürdürülmelidir.

Brüksel Lahanası

Pazar, 04 Kasım 2007

Brokoli gibi kansere yakalanma rizikosunu büyük ölçüde azaltan bir baÅŸka kış sebzesini veren Brüksel lahanası, Turpgiller’dendir. Anayurdu bilinmeyen bitki, ABD ve Avrupa’da yaygın ÅŸekilde yetiÅŸtirilmektedir. Türkiye’de de tarımı baÅŸlamış olup sebze, halk arasında yavaÅŸ yavaÅŸ tanınmaktadır.

Biryıllık otsu bitki olan Brüksel lahanası, fide durumundayken lahanaya çok benzer. Ama sonra, gövdesi 60-90 cm’ye kadar boylanır, gövde üzerinde kalın sapların ucunda, koyu yeÅŸil renkli, beyaz damarlı iri yaprakları uzar. Bu yaprakların koltuÄŸundan çıkan tomurcuklar, küçük yuvarlak başçıklara dönüşür. Minyatür lahanaları andıran ve kokusu keskin olan başçıklar sıkı sarımlı olup iri bir ceviz kadar büyür ve sebze olarak yenilir.

Brüksel lahanası denilen başçıklar iki boyutta görünür. Minik olanları, koyu renkli ve hoş kokuludur. Başçık irileştikçe rengi açılır ve kokusu keskinleşir. Brüksel lahanası, çorbası yapılarak, 2-3 dakika haşlanıp et yemeklerinin yanına garnitür olarak konularak yenilir. Minik olanları dondurulup sonra tüketilmeye daha uygundur.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. çiğ (pişirilmemiş) Brüksel lahanasının içerdiği besin değerleri şunlardır: 42 kalori; 4,2 gr. protein; 6,4 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 4 gr. lif; 72 mgr. fosfor; 32 mgr. kalsiyum; 450 mgr. potasyum: 1,1 mgr. demir: 115 mgr. C vitamini: l mgr. E vitamini ve önemli değerlerde A vitamini kaynağı betakaroten ile folik asit.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Brüksel lahanası, düşük kalori değerine karşılık potasyum ve demir gibi mineraller ile A, C ve E vitaminlerini yüksek oranlarda içeren çok yararlı bir besindir. Bunların yanı sıra;

o Turpgiller’deki tüm sebzeler gibi, özellikle akciÄŸer, mide ve kalınbağırsak (kolon) kanserlerine yakalanma rizikosunu en aza indirger.

o C, E ile A vitamini (betakaroten) gibi antioksidan maddeleri yüksek oranda içerdiğinden kalp hastalıklarına yakalanma, kalp krizi geçirme ve katarak illetine tutulma rizikosunu da düşürür.

o Yüksek oranlarda demir minerali ile folik asit içerdiğinden kansızlığı ve doğum yapacak kadınların spina bifida (omurganın bir yanının açık olması) hastalığına yakalanmış çocuk doğurma rizikosunu en aza indirir.

o Gene yüksek oranda potasyum minerali içermesi nedeniyle yüksek tansiyonu düşürür ve tansiyonu belli düzeyde tutar.

Bu önemli tıbbi etkilerinden yararlanılmak üzere Brüksel lahanasının sıkça yenilmesi öğütlenmektedir.

Dikkat: Turpgiller familyasındaki tüm sebzeler gibi Brüksel lahanası da bedenin iyot emilimini azaltır. Bu nedenle haftada 3-4 kezden daha sık Brüksel lahanası yiyen kişiler, bunun yanı sıra zengin iyotlu besinler ya da iyotlu tuz aldıklarına emin olmalıdır. Özellikle içme suyunun az iyot içerdiği yörelerde durum böyledir.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Brüksel lahanası bitkisi tohumuyla çoÄŸaltılır. Tohumlar, aÅŸağıda tanımı verilen toprakla hazırlanıp gübrelenmiÅŸ tavalara, mart ayının ortalarında ekilir. Bu tohumlar filizlenip 10 cm. kadar boylanınca oluÅŸan fideleri, bahçe ya da tarlada, kışın derin kazılarak iyi yanmış çiftlik gübresi ya da kompoze fenni gübreyle gübrelenmiÅŸ topraÄŸa yaz başına doÄŸru ÅŸaşırtılarak 75 cm. aralıkla dikilirler. Ancak, bahçe küçükse, dikim aralığı 40-50 cm’ye indirilir.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Brüksel lahanası, brokoli gibi, soğuk ılıman iklimli bölgelerin bitkisidir. Kış mevsiminde uzun süreli donlara bile dayanabilir. Gene de şiddetli rüzgârlardan korunmalı yerlere dikilmelidir. Uzun süre güneş gören rüzgârsız yerler, bitkinin yetiştirilmesi için uygun olur.

Toprak isteği: Brüksel lahanası, hafif bünyeli, zayıf tipli, asitli ve kireçli toprakları sevmez. Bitkiye uygun olan, içinde yeterince humus bulunan ağır bünyeli topraklardır.

Sulama: Genç Brüksel lahanası bitkilerine, yaz boyunca yağışsız ve sıcak havalarda, düzenli olarak su verilir. Ama, sonbahara doğru olgunlaşan bitkiler artık su istemez.

Gübreleme: Bitkiye, yaz başında yeni yerine şaşırtıldığında bir kez, daha sonra gelişmesini takviye etmek için bir kez daha iyi yanmış çiftlik gübresi ya da azot, fosfat ve potas içeren kompoze fenni gübre verilir.

Toprak işleme: Brüksel lahanası, bitkisinin çevresinde yetişen yabani otların yok edilmesi için çapalama yapılır. Ama, kesinlikle bitkinin köküne yakın yerler derin kazılmaz. Kışa doğru bitkinin çevresinde kazılan toprakla boğaz doldurma işlemi yapılarak bitki kış koruması altına alınır.

Hasat (Derim): Brüksel lahanası, dikiminden 28-36 hafta sonra hasat edilmeye başlanır. Bunun için bitkinin toprağa yakın yerinden başlanarak ceviz büyüklüğüne varmış sıkı sarımlı başçıkları keskin bir bıçakla kesilerek alınır. Bu arada bitkinin sararmış yaprakları da kesilip çıkarılmalı, her seferinde bitkiden birkaç başçıktan fazla almamaya özen gösterilmelidir. Bitkinin tüm başçıkları hasat edilip bitirilince, gövde kesilir ve aynen lahana gibi pişirilerek yenilir.

Zararlı ve hastalıklarıyla mücadele: Bitkiye dadanan hastalık ve zararlılarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım ilacı kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele edilmelidir.

Brokoli

Pazar, 04 Kasım 2007

Bazı kaynaklarda, “Sebzeler arasında bir mucize” diye tanımlanan ama ne yazık ki Türkiye’de çok az tüketilen Brokoli, Turpgiller’dendir. Anayurdu bilinmeyen biryıllık otsu bitki brokolinin tarımı, Avrupa’nın güneyinde ve ABD’de yaygın biçimde yapılmaktadır. Ülkemizde brokoli üreticiliÄŸi ÅŸimdilik çok azdır. Karnabahara benzetilen bitkiye bazı yerlerde İtalyan karnabaharı ya da karnabahar azmanı adları da verilir.

30-50 cm. kadar boylanabilen brokolinin 5-10 cm. kalınlığındaki gövdesi etlidir. Gövdeye uzun birer sapla bağlanan oval biçimli, yeşil ya da gri tonlardaki yapraklarının üzeri mumla kaplıdır. Brokolinin başının (kellesinin) çapı 5-25 cm., ağırlığı 100-400 gr. kadardır. Bu baş kesilirse, yaprak koltuklarından sürgünler hızla gelişir, üzerinde çiçek tomurcukları bulunan etli sürgünler ortaya çıkar. İşte brokoli, bu çiçek taslakları ve çiçek sapları yenilen bir sebzedir.

Brokolinin iki ayrı formu vardır. Biri beyaz karnabahara benzer; baş brokoli ya da karnabahar brokolisi diye adlandırılır. Diğeri, yeşil çiçekli salkımları, Brüksel lahanası gibi gövdede yaprak koltuğundan çıkar. Bu forma da sürgün brokoli denir.

Brokolinin çeşitleri, taşıdığı renklere göre de, beyaz başlı, mor başlı ve yeşil başlı çeşit olarak üçe ayrılır. Çiğ ya da pişirilerek tüketilen brokoli, haşlandığında içerdiği vitaminlerin çoğu kaynayan suya geçeceğinden bu su dökülmeyip değerlendirilmelidir. Kalorisi düşük bir sebze olduğundan diyetlerde yer alan brokoli, dondurularak saklanmaya ve sonradan tüketilmeye çok uygundur.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. çiÄŸ (piÅŸirilmemiÅŸ) brokolinin içerdiÄŸi besin deÄŸerleri şöyle sıralanır: 34 kalori; 2,5 gr. protein; 2,9 gr. karbonhidrat; 0,2 gr. yaÄŸ; 0 kolesterol; yüksek oranlarda lif; 76 mgr. fosfor; 100 mgr. kalsiyum; 0,8 mgr. demir; 10 mgr. sodyum; 336 mgr. potasyum; 24 mgr. magnezyum; 0,6 mgr. çinko; 0.10 mgr. B1 vitamini; 0.20 mgr. B2 vitamini; 87 mgr. C vitamini; 1.3 mgr. E vitamini ve küçümsenemeyecek oranda A vitamini kaynağı betakaroten…

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Yukarıdaki değerlerden görüleceği gibi brokoli, besin olarak en yararlı sebzelerden biridir. Bunun yanı sıra;

o Brokoli bedeni kanser tehlikesine karşı korur: Yapılan son bilimsel araştırmalar, Turpgiller familyasındaki sebzelerin kansere karşı bedeni koruduğu; özellikle brokolinin yenilmesinin, akciğer, kolon (kalınbağırsak) ve prostat kanserlerine yakalanma rizikosunu iyice azalttığını ortaya koymuştur.

o Brokoli, yüksek oranlarda A vitamini kaynağı betakaroten ile C ve E vitaminleri içerir: Kalp hastalıklarına yakalanma, kalp krizi geçirme ve katarakt illetine tutulma gibi rizikoları da en aza indirger.

o Yüksek oranlarda demir ile folik asit içeren brokoli kansızlığı önler. Ayrıca doğum yapacak kadınların, spina bifida (yani omurganın bir yanının açık olması) hastalığına yakalanmış çocuk doğurması rizikosunu en aza indirir.

Bütün bu önemli tıbbi etkilerinden yararlanılmak üzere, brokolinin diyetimize konularak öncelikle yenilmesi öğütlenmektedir.

Dikkat: Brokoli bedenin iyot emilimini azaltır. Haftada 2-3 kezden fazla brokoli yiyen kişiler, iyotlu besinler ya da iyotlu tuzu almayı ihmal etmemelidir. Özellikle içme suyunun az iyot içerdiği yörelerde, bu önemlidir.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Brokolinin meyveleri bakla (badıç) biçimindedir. Bir baklada 5-15 adet tohum bulunur. Bitki bu tohumlarla üretilir. Tohumlar ilkbahar sonlarında tavalara ekilir. 4-7 hafta sonra dikime hazır fide haline gelir. Yaz ortalarında 10 cm. kadar boylandıklarında, tarımı yapılacak bahçe ya da tarlalardaki yerine, aralarında 40-50 cm’lik aralıklar bırakılarak açılan çukurlara (ocaklara) ÅŸaşırtılırlar.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Brokoli, soğuk ılıman iklimli bölgelerin bitkisidir. Yine de, bahçelerde soğuk rüzgârlara açık yerlere fideleri dikilmemeli, güneş gören yerler yeğlenmelidir. Bitki dış ülkelerde, sonbahar ile ilkbahar arasında yetiştirilmektedir. Çünkü, brokolinin yenilen kısımlarını oluşturan yeşil sürgünlerin niteliğinin korunması açısından yaz aylarındaki kurak ve çok sıcak havalar uygun değildir. Sıcak havalarda sürgünler normal gelişme göstermez. Gevşek yapılı olur ve hasattan birkaç saat sonra sürgünlerde pörsüme görülür.

Toprak isteği: Brokoli, hafif bünyeli ve zayıf tipteki toprakları sevmez. Ağır bünyeli ve organik madde yönünden zengin topraklara ekilmelidir. Zayıf tipteki topraklarda yetiştirilmek isteniyorsa, sonbaharda bu toprak kazılır. Yanmış çiftlik gübresi ya da azot, fosfat ve potaslı fenni kompoze gübre bolca verildikten sonra toprağa çok az miktarda sönmüş kireç de karıştırılır. Ancak, brokolinin toprağı kesinlikle çok aşırı oranda gübrelenmemelidir.

Sulama: Brokoli yaz mevsiminde, yağışsız ve kurak havalarda düzenli olarak sulanır; bitkinin kökünün yeterli derecede nemli tutulmasına dikkat edilir.

Gübreleme: Yaz boyunca sulamalar sırasında bitkiye ara sıra biraz azotlu gübre verilmesi bitkinin gelişmesine yardımcı olur.

Toprak işleme: Bitkinin çevresinde gelişen yabani otlardan kurtulmak için, brokolinin toprağı, çok derin kazılmamak koşuluyla arada bir çapalanır. Kışa doğru bitkide boğaz doldurma işlemi yapılır. Yani, bitkinin gövdesine doğru toprak kabartılır ve bitkiye bastırılır. Böylece brokolinin kışı geçirmesine yardımcı olunur.

Çiçek ve yan sürgünlerin seyreltilmesi: Brokoli bitkisinden bol ve iyi nitelikli ürün alınması için zaman zaman zayıf görünüşlü çiçek sürgünleri ile bitkinin gereksiz görülen yan sürgünleri koparılıp atılır.

Hasat (Derim): Brokoli baÅŸları, çiçek tomurcukları açmadan önce kesilip hasat edilir. Aksi takdirde, tomurcuklar patlayıp sarı çiçekler açarsa brokoli baÅŸları aşırı olgunlaÅŸarak piyasa niteliÄŸini yitirir. Brokoli baÅŸları, gövde tabanından tepe noktasına kadar uzaklık 23-25 cm’ye ulaÅŸtığında kesilir. Brokoli bitkisinde hasat, 2-3 günde bir olmak üzere dört ile altı kezde yapılıp tamamlanır.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Brokoli bitkisine dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülür. Ayrıca ürün alınması yaklaştığında brokoliye, güvercin ve diğer bazı kuşlar dadanabilir. Ürünü korumak için böyle durumlarda bitkiye ağ örtülmesi gerekebilir.

Ispanak

Pazar, 04 Kasım 2007

Ünlü çizgi film kahramanı Temel Reis sayesinde çocukların en sevdiÄŸi sebze durumuna gelen Ispanağı veren, Ispanakgiller’in örnek bitkisidir. Anayurdu Kafkasya, Iran, Afganistan ve Türkmenistan olan ıspanağın yabani örneklerine o bölgelerde rastlanmakta ve bunlar yerli halk tarafından yemeklik olarak kullanılmaktadır.

Ispanak, dünyada ve ülkemizde bol bol üretilen ve tüketilen sebzelerden biridir. Pek çok çeşidi bulunan ve oldukça kolay yetiştirilen ıspanak, biryıllık otsu bitkidir. Güçlü bir kazık kökü ile buna bağlı toprağın yüzeyine yakın gelişen ince saçak kökleri vardır. Yapraklarının biçim, renk, etliliği bakımından ve bir de yaprak ayasının düz ya da kıvırcık olması yönünden ıspanaklar çeşitli tiplere ayrılır.

Bitkinin çiçekleri salkım şeklinde olup her salkımda, sayısı 6-12 arasında değişen çiçekleri yer alır. Ispanağın tohumları da, dikenli ya da pürüzsüz olmak üzere iki tipte olur. Türk mutfağında önemli yeri bulunan ıspanağın körpe olanları, salatalara katılarak çiğken yenildiği gibi çorbası, kavurması, püresi, sotesi, kıymalısı, kuşbaşı etlisi, yumurtalısı ve börekleri pişirilip beğenilerek yenilir. Ispanak dondurularak İleriki kullanımlar için saklanabilir.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. taze sebze ıspanağın içerdiği besin değerleri şunlardır: 25 kalori; 3 gr. protein; 3,6 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,3 gr. yağ; 2.1 gr. lif; 38 mgr. fosfor; 170 mgr. kalsiyum; 2.2 mgr. demir: 50 mgr. sodyum; 500 mgr. potasyum: 8.100 IU A vitamini: 0,07 mgr. B l vitamini; 0,14 mgr. B2 vitamini; 0.5 mgr. B3 vitamini: 150 mcgr. folik asit; 28 mgr. C vitamini ve 1,7 mgr. E vitamini.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Yukardaki değerler dikkatlice incelendiğinde ıspanağın insanlar için ne denli önemli ve mükemmel bir besin kaynağı olduğu ortaya çıkar. Bunun yanı sıra;

o Ispanak, bedenin kansere yakalanma rizikosunu azaltır: Yapılan araştırmalar ıspanağı bolca tüketen kişilerde deri, akciğer, prostat ve idrar torbası (mesane) kanserlerine yakalanma oranlarının çok düşük olduğunu göstermiştir.

o Ispanak, yüksek oranda A, C ve E vitamini gibi antioksidan maddeleri içerdiğinden, kişilerin kalp krizi geçirme, felç olma ve katarakt illetine yakalanma tehlikesini de azaltmaktadır.

o Ispanak, ‘YaÅŸlılık Körlüğü’ de denilen Makula dejeneresansına iyi gelmektedir: Ispanağı bolca tüketen kiÅŸilerde, sonu körlükle noktalanan bu tür görme bozukluÄŸu hastalığının en aza indirgendiÄŸi saptanmıştır. Son zamanlarda ıspanağın proteiniyle l voltluk bir elektrik akımı üretilmekte ve bununla gözlere canlılık kazandırılmaktadır. Bu konuda fareler üzerinde deneylere baÅŸlanmıştır. Olumlu sonuçların insanlar için de bir umut kaynağı oluÅŸturması en büyük dileÄŸimizdir.

o Potasyum yönünden çok zengin olan ıspanak, yüksek tansiyonu düşürmektedir.

o Demir yönünden de zengin olan ıspanağın yüksek oranda oksalat içermesi demir alımını engeller gibi görünürse de, yapılan araştırmalar iki günde bir ıspanak yiyenlerde demir oranının başlangıçta biraz düştüğünü, ancak altı haftadan sonra yükselen düzeylere ulaştığını göstermiştir.

o Yüksek oranda folik asit içeren ıspanak, gebe kadınların spina bifida (omurganın bir yanının açık olması) hastalığıyla sakat çocuklar doğurma rizikosunu en aza indirir.

o Ispanak, zengin oranlı lifiyle peklik (kabızlık) çekenlere iyi gelmektedir.

o Ayrıca ıspanağın, idrarı artırıcı, müshil, tonik (bedeni güçlendirici) ve yatıştırıcı etkileri de bulunmaktadır.

Bu denli çok dirimsel önemi bulunduğu halde yüksek oranda oksalat içermesi nedeniyle ıspanağın her gün değil, haftada iki kez yenilmesi yararlı olur. Taze olmayan ıspanakları yemektense, dondurulmuş ıspanakların tüketilmesi daha iyidir. Ancak, teneke kutularda saklanan ıspanak, folik asidini yitirmektedir.

Dikkat: Gut hastalığı, safra ve böbrek taşı rahatsızlıkları çekenler yüksek oranda oksalat içeren ıspanağı yememelidir.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Ispanak bitkisi tohumlarıyla çoğaltılır. Ülkemizde genellikle ilkbahar ve sonbaharda, ıspanak tohumları doğrudan doğruya bitkinin yetiştirileceği toprağa ekilmektedir. Ekim, ya serpme yöntemiyle ya da toprakta hazırlanan sıralara yapılır. Serpme yönteminde, daha sonra çimlenen bitkiler seyreltilir. Sıra üzerinde tohumlar 10-12 cm. aralıkla ve toprak yüzeyinin 2-3 cm. altına ekilir. Bu aralıklar bırakıldığında bitkinin seyreltilmesi de gerekmez.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Ispanak, ılık ve ılıman serin iklimlerin bitkisidir. Serin hava koşullarıyla birlikte uygun bir nem ortamının bulunmasını ister. 10-15 derece sıcaklıklarda iyi sonuç ve ürün verir. Kışı yumuşak geçen yerlerde mükemmel yetiştirilir. Bitki fazla sıcaklıkları sevmez, bu durumda hemen tohuma kalkar.

Toprak isteÄŸi: Ispanak bitkisi, toprak bakımından fazla seçici olmamakla birlikte geçirgen, gevÅŸek bünyeli, organik madde yönünden zengin tınlı topraklarda en iyi sonucu verir. Bitki için en uygun toprak pH’ı 6-7 arasıdır. Asit karakterli topraklara karşı duyarlı olan ıspanağın, bu gibi yerlerde yetiÅŸebilmesi için topraÄŸa sönmüş kireç verilmesi gerekir.

Toprak işleme: Tohumlarının ekiminden 10-15 gün sonra çimlenen ıspanak bitkilerinin yaprakları tümüyle toprak yüzünü örtene kadar, yabani otları ayıklamak, topraktaki kaymağı kırmak ve yüzeyi kabartmak için birkaç kez toprağı çapalama işi yapılır.

Sulama: Havaların yağış durumuna göre, ıspanak bitkisinin aksatılmadan sulanması gerekir.

Gübreleme: Ispanak kısa gelişme döneminde topraktan oldukça fazla besin çeker. Bu nedenle yeterli derecede olmak üzere iyi yanmış çiftlik gübresi ile azot, fosfor ve potasyum içeren kompoze fenni gübre verilmesi gerekir. Eğer çiftlik gübresi sağlanamazsa, yerine yeşil gübreleme yapılmalıdır.

Hasat (Derim): Ispanak bitkisinin hasadı, tohumlarının ekiminden 2-2,5 ay kadar sonra başlar. Ülkemizde hasat işi genellikle bitkilerin bahçede seyreltilmesi, istenilen niteliğe erişmiş bitkilerin topraktan olduğu gibi çekilip çıkarılması şeklinde yapılır. Böylece bahçede kalan öteki bitkiler daha rahat bir gelişme ortamına kavuşmuş olur.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Ispanak bitkisine dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Hurma

Pazar, 04 Kasım 2007

Ramazanda iftar sofralarımızın vazgeçilmez tatlı yiyeceÄŸi hurma meyvesini veren Hurma bitkisi, Palmiyegiller’dendir. iki yüz kadar çeÅŸidi bulunan ve anayurdu Kuzey Afrika ile Arap Yarımadası olan hurma aÄŸaçları, günümüzde Akdeniz havzasının güneyi, OrtadoÄŸu, Kaliforniya ve Avustralya ile ülkemizde Ege ve özellikle Akdeniz bölgemizin kıyı ÅŸeridinde yetiÅŸtirilmektedir. Ayrıca, ülkemizde yetiÅŸen Datça (Girit) hurması ve Gölköy hurması adlı iki alt türü bulunmaktadır. Bu iki türün meyveleri Arap hurmasınınkiyle aynı lezzettedir ama eti azdır.

15-24 m. kadar boylanan hurma aÄŸacının dalı olmayan yalın gövdesinin kalınlığı 30 cm’yi geçer. Dibinden piçler çıkaran aÄŸacın sert, gri-yeÅŸil renkli ve gösteriÅŸli bileÅŸik yapraklarının uzunluÄŸu, aÄŸacın büyüklüğüne göre 2-4 m. arasında deÄŸiÅŸir. AÄŸacın üst kısmında, her yaprak koltuÄŸunda bir tomurcuk yer alır. Bu tomurcuktan, baÅŸak halinde açan bir çiçek topluluÄŸu doÄŸar.

İkievcikli olan hurma ağaçlarının erkek çiçekleri dişi çiçeklerin üzerine getirilip sallanarak ya da erkek ve dişi çiçek açan hurma ağaçları birbirine yakın dikilerek dişi çiçeklerin döllenmesi sağlanır. Döllenen dişi çiçeklerden, sonbahara doğru 6 cm. uzunlukta oval, sarı-turuncu ya da koyu kırmızı-kahverengi hurma meyveleri oluşur.

Hurma, ortasında zarımsı bir kabukla sarılı tek çekirdek halinde tohumu bulunan çok tatlı etli ve besleyici bir meyvedir. Taze ya da kurutulmuş olarak yenildiği gibi pastacılıkta da kullanılır. Şekerlemesi ve şarabı yapılır. Bazı hurma çeşitleri daha az tatlıdır. Bunların, kurutulup öğütülerek unu çıkarılır.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. doğal şekilde kurutulmuş hurma meyvesinin içerdiği besin değerleri şöyledir: 274 kalori: 2,2 gr. protein; 72,9 gr. karbonhidrat: 0 kolesterol; 0,5 gr. yağ; 2.3 gr. lif; 63 mgr. fosfor; 59 mgr. kalsiyum; 3 mgr. demir: 1 mgr. sodyum; 648 mgr. potasyum: 58 mgr. magnezyum; 50 IU A vitamini; 0,09 mgr. B1 vitamini; 0,1 mgr. B2 vitamini; 2.2 mgr. B3 vitamini: 0,153 mgr. B6 vitamini ve 24,9 mcgr. folik asit.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Yukarıdaki değerlerde görüldüğü ve sık sık yinelendiği gibi hurma çok besleyici bir meyvedir. Bunun yanı sıra;

o İçerdiği yüksek orandaki lifi nedeniyle hurma, peklik çekenlere iyi gelmektedir.

AĞACININ ÜRETİLMESİ

Hurma ağaçları tohumlarıyla (yani, hurma meyvesinin içindeki tek çekirdekleriyle) üretilir. Birçok tohumun tersine bu tohum soğuklamaya gereksinmez. İyi çimlenme için hurma tohumunun taze olması gerekir. Dikilecek tohum üzerinde meyvenin etli kısmı ve zarımsı kabuğu çıkarılıp tohum yıkanmalıdır. Bunlar tohumdan uzaklaştırılmadıkça çimlenme olmaz. Tohumlar ithal torfla perlit ya da volkan tüfü (ponza taşı) karışımının içine ekilebilir.

Tohum ekilirken uzun ekseni yatay olacak şekilde yatırılır. Üzeri 6-10 mm. kalınlığında yukarıda sözü edilen karışımla kapatılır. Çimlenme için en uygun sıcaklıklar 25-32 derecelerdir. Hurma tohumları birkaç hafta içinde çimlenir. Çimlenen fideler kökleri kırılmadan ve yukarı bükülmeden bir saksı ya da geniş bir tüp içine alınır, bahçemizdeki yerlerine şaşırtılacağı büyüklüğe erişinceye kadar özenle bakılır.

AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Hurma ağaçları sıcak ve kurak iklime gereksinir. Ülkemizde Akdeniz ikliminin yaşandığı yöreler hurma ağaçlarının gelişimine çok uygundur. Kışın sıcaklık O derecenin altına indiğinde hurma ağacının gelişimi durur. -10 derecede büyük zarar gören ağaç -12 derecede donup ölür.

Hurma ağaçlarının, kış mevsiminde soğuk rüzgârların hâkim olarak estiği yöne kapalı yerde yetiştirilmeleri doğru olur. Böylece sıcak ortamlı mini klimalarda yetiştirilen ağaçlar dondan korunur. Hurma ağaçları yüksek sıcaklıklara çok dayanıklıdır. Bu nedenle çöllerdeki vahalarda rahatlıkla yetişip gelişirler.

Çok nemli ortamları sevmeyen hurma aÄŸaçları, tropikal iklimlerin yaÅŸandığı yerlerde yeterince geliÅŸemez. Ama, ülkemizde tropikal iklimi yaÅŸayan yöre bulunmadığından, hurma aÄŸaçlarının yetiÅŸtirilmesi için bu yönden sorun yaÅŸamayız. Ancak Ege bölgemizde İzmir’de ve hatta daha güneyinde bazı yörelerde hurma aÄŸaçları yetiÅŸtiÄŸi halde aÄŸaçlar yeterince sıcak ortamda bulunmadıkları için meyve baÄŸlamazlar.

Toprak isteÄŸi: Hurma aÄŸaçları diÄŸer palmiye türleri gibi, çeÅŸitli toprak tiplerine uyum saÄŸlayabilir. İyi drenajı bulunmayan (süzek olmayan) topraklarda dahi yetiÅŸebilir. Ancak iyi hazırlanmış topraklarda hurma aÄŸaçlarının özellikle ilk yıllarında geliÅŸimi çok hızlı ve verimli olur. Bu nedenle hurma aÄŸacı yetiÅŸtirilecek bahçe toprağına humus, torf ve çam kabukları katılmalıdır. Killi ve ağır topraklar, dere kumu, humus, torf ve perlit eklenerek hafifletilebilir. Hurma aÄŸaçları besinlerini genellikle toprakta yüzeyden saÄŸladığından toprağın yüzeyden ilk 30 cm’lik bir tabakasının bu aÄŸaçlar için hazırlanması yeterli olmaktadır.

Sulama: Hurma ağaçlan, doğası gereği kuraklığa dayanıklıdır. Ülkemizde yetiştiriciliğinin yapıldığı Akdeniz bölgemizde, yaz mevsimini hiç sulanmadan geçirebilir. Ancak bu ağaçların ideal görünümde olmasını ve büyüyüp gelişmesini istiyorsak, toprağın nem durumuna göre yazın hurma ağaçlarını sulamamız doğru olur. Ancak, topraktaki taban suyu yüksekse ve ağaçların kök düzeyine yakınsa hurma ağaçlarını sulamaya gerek kalmaz.

Gübreleme: Hurma ağaçları için elbette bol organik madde içeren iyi yanmış çiftlik gübresiyle gübrelenmek en iyisidir. Bu gübre, ağacın köklerine değdirilmeden, yaprakların izdüşümüne göre ağacın çevresine yayılarak verilmelidir. Böyle bir çiftlik gübresini sağlayamadığımız takdirde, piyasadan temin edeceğimiz kompoze fenni gübreleri hurma ağaçlarımıza verebiliriz.

Hurma ağaçları için potas, azot, fosfat ve magnezyum içeren ve ambalajında 20.20.20 ya da 15.15.15 sayılarıyla gübre konsantrasyonunu gösteren dengeli bir fenni gübre kullanılması uygundur. Bu gübrenin yanında ağaçlarımıza, iz elementler (ya da iz halinde bulunan -oligoe-lementler-) denilen demir, bakır, mangan, çinko, bor, kükürt ve molibden de verilmeli, bütün bu gübreleme etkinlikleri ilkbahar ve yaz mevsimlerinde yapılıp bitirilmelidir.

Budama: Hurma ağaçlarının dalları olmadığından gerçek bir budamadan söz edilemez. Arap hurması ve Datça hurmasında dipten ve bazen gövdeden süren sürgün ve piçler, istenmediği takdirde hemen kesilip çıkarılmalıdır. Bunun dışında hurma ağaçlarında kuruyan, ölen ya da aşırı derecede bozulan yapraklar estetik kaygısıyla kesilir. Budamayı yapacak kimsenin, ellerine zarar gelmemesi için eldiven takması, keskin bir testere kullanması ve yaprak sapını gövdeye yapıştığı yerden kesmesi gerekir. Aksi takdirde gövdede kalan sivri yaprak sapları tehlike yaratabilir.

Hasat (Derim): Hurma ağaçları sonbaharda, meyveleri kendine özel rengi ve tadı kazandığında geciktirilmeden hasat edilir. Bunun için hurma meyvesi salkımları, ağaçta, yaprak koltuğuna yapıştığı yerden testereyle kesilir. Daha sonra bu salkımlar güneş görmeyen havadar bir yere asılarak meyveler kurutulur ve yenilecek kıvamına getirilir.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Genelde hurma aÄŸaçları, hastalık ve zararlılara karşı çok dayanıklıdır. Özel bir hastalıkları yoktur. Ama, palmiyeleri tutan “öldürücü sarılık hastalığı” bulunan bölgelerde, hurma aÄŸaçları da bu hastalığa yakalanarak ölebilir. Tanrıya şükürler olsun, sözü geçen hastalık bugüne kadar ülkemizde görülmemiÅŸtir.

Hindiba

Pazar, 04 Kasım 2007

Yaprakları salata olarak sevilip yenilen Hindiba’yı veren bitkisi, BileÅŸikgiller’dendir. ÇeÅŸitli kaynaklarda bitkinin anayurdunun Hindistan, Endonezya ya da Mısır olduÄŸu belirtilmektedir. Ülkemizde yakın yıllara kadar yabanilerinden yararlanılırken son zamanlarda kültüre alınmış ve daha iyi nitelikli hindibalar yetiÅŸtirilmeye baÅŸlamıştır.

Hindiba, 50-100 cm. kadar boylanabilen iki-yıllık otsu bitkidir. Birinci yılında, toprak üzerinde rozet şeklinde yayılan açık yeşil renkli yaprakları; ikinci yılında, bu rozetin orta yerinden uzayan çiçek saplarının üzerinde açan çiçekleri görülür. Açık mavi renkli çiçekleri, pek ilginç şekilde sabah erken saatlerde açar ve açışından tam beş saat sonra kapanır. Biyolojik yönden erselik olan bu çiçekler, kendi kendini döller ve içinde tek tohumu bulunan meyvesini oluşturur.

Bitkinin çok sağlam bir kazık kökü ile toprak yüzeyine yakın saçak kökleri vardır. Yabani hindiba (C. intybus) da yukarıda sayılan benzeri özellikleri taşır. Hindibaların, birinci yılında oluşturduğu rozet şeklindeki körpe yaprakları topraktan sökülür, kökleri kesilip atılarak ve bozulmuş yaprakları çıkarılarak salatası yapılır.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. taze hindibanın içerdiği besin değerleri şunlardır: 20 kalori; 1,7 gr. protein; 4,1 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,1 gr. yağ; 0.9 gr. lif: 54 mgr. fosfor; 81 mgr. kalsiyum; 1.7 mgr. demir; 14 mgr. sodyum; 294 mgr. potasyum: 10 mgr. magnezyum; 3.300 IU A vitamini; 0,17 mgr. B l vitamini; 0,14 mgr. B2 vitamini; 0,5 mgr. B3 vitamini: 0,02 mgr. B6 vitamini; 63.7 mcgr. folik asit: 10 mgr. C vitamini ve 2 mgr. E vitamini.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Yenilebilen yabanilerine yol, bahçe ve tarla kenarlarında, otların arasında bile rastlanan hindibanın yukarıda gösterilen ve dikkati çekecek kadar yüksek besin değerleri vardır. Bunun yanı sıra;

o Hindiba, içerdiği yüksek orandaki demir vb. maddelerle kansızlığı önler, yüksek oranlı lifiyle pekliğe iyi gelir: Bu etkilerinden yararlanmak için hindibanın, diyete katılıp bolca yenilmesi öğütlenmektedir.

o Hindiba, bedeni güçlendirici bir toniktir. İştahı açar. İdrar söktürücüdür, kam temizler, müşkil etkisi de vardır: Bu etkilerinden yararlanılmak üzere hindibanın kazık kökü sonbaharda topraktan sökülür, temizlenip gölgede kurutulur. Kuru kök parçalarından 2-3 tatlı kaşığı alınıp bir bardak suda kaynama noktasına kadar ısıtılır. Sonra ateş kısılarak 15-20 dakika daha ısıtma sürdürülür. Böylece elde edilen dekoksiyondan günde iki-üç bardak içilir.

o Hindiba, bedende oluşan yangıları hafifletir: Bunun için bitkinin toprak üstü yeşil bölümleri toplanır, ezilerek yara lapası hazırlanır ve dıştan yangılı yerlere uygulanır.

Dikkat: Oturduğumuz büyük kentte hemşerilerimizin, en fazla trafiği taşıyan caddelerden birinin refüjündeki çimlerin arasında kendiliğinden yetişen yabani hindibaları bilinçsizce söküp salata yapmak üzere evlerine götürüşlerine rastlıyoruz.

Böyle bitkilerin yoÄŸun egzoz gazı nedeniyle yenilemez nitelik taşıdıklarını kendilerine anımsattığımızda, kimi kiÅŸilerin bitkileri oraya bırakıp hemen çekildiklerine, kimi kiÅŸilerin de hiçbir ÅŸey duymamış gibi yabani hindibaları toplamayı sürdürdüklerine tanık oluyoruz. SaÄŸlığımız için yararlı bu tür bitkileri her zaman, trafikten uzak sakin kırsal alanlarda toplamak doÄŸru olacaktır. Anımsatırız…

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Hindiba bitkisi, tohumlarıyla çoğaltılır. Üretim iki evrede gerçekleştirilir: Birinci evrede soğuk yastıklara tohumlar, sonbaharda hasat edilecekler için temmuz-ağustos aylarında; kışı ılık geçen yerlerde aralık-ocak aylarında, sırada aralıkları 15-25 cm. bırakılarak ekilirler.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim ve toprak isteği, sulama ve gübreleme: Marulda olduğu gibidir.

Toprak işleme: Hindiba bitkisinin yetiştirildiği topraktaki yabani otlar ayıklanmalı, yetiştirme döneminde toprak birkaç kez çapalanıp kabartılmalıdır. Bazı yetiştiriciler daha iyi nitelikli ve oldukça toplu hindiba başları üretmek için yaprak uçlarına yakın yerden bitkiyi hafifçe bağlar. Hasattan 2-3 hafta önce yapılan bu işlem daha gevrek ve hoşa giden renkte hindiba yapraklarının elde edilmesini sağlamaktadır.

Hasat (Derim): Çeşidine göre normal iriliğine ulaşmış hindibalar, elle ya da çapayla sökülür, kökü kesilerek ve sararmış yaprakları koparılarak temizlenip hasat edilir.

Hıyar

Pazar, 04 Kasım 2007

Körpesi salataların vazgeçilmez öğesi olan ve de tek başına keyifle kıtır kıtır yenilen Hıyar’ı veren bitkisi, Kabakgillerdendir. Anayurdu Hindistan ile UzakdoÄŸu’dur. Biryıllık sürüngen otsu bitki hıyarın toprağın üzerinde bir-iki metre uzayabilen gövdesi; yeÅŸil renkli, geniÅŸ parçalı, sert ve kaba yapraklan; sarı renkli çiçekleri ve dallarında tutunucu sülükleri vardır.

Çiçeklerinin olgunlaşmasıyla yaz aylarında, yüzeyi az ya da çok pütürlü, tüylü ya da hafif dikenli olukları bulunan meyvelerini verir. 20-25 cm. uzunlukta, kabuğu koyu yeşil renkli olan hıyar meyvesinin eti gevrek, sulu ve serinleticidir. Ortasında bol sayıda çekirdeği bulunur. Taze olarak yenildiği gibi salatalara katılır, özellikle kornişon denilen ufak boylu çeşitlerinin turşuları yapılıp sevilerek tüketilir.

Hıyarın birçok çeşidi ve acur (C. melo Var. Flexuosus) adı verilen değişik bir türü vardır. Acurun meyveleri hıyardan daha sert ve üzeri tüylüdür. Üzerindeki boydan boya olukları, beyazdan yeşile kadar değişen renklerdedir. 20-100 cm. uzunluktaki bu meyveler, düz ya da yarım daire biçiminde eğri olurlar. Acur tazeyken hıyar gibi yenilir ama hıyardan lezzetsiz olduğundan daha çok turşusu yapılarak tüketilir.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. taze hıyarın içerdiği besin değerleri şunlardır: 15 kalori; 0,9 gr. protein; 3,4 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,1 gr. yağ; 0,5 gr. lif; 27 mgr. fosfor; 25 mgr. kalsiyum; 1.1 mgr. demir; 6 mgr. sodyum; 160 mgr. potasyum; 11 mgr. magnezyum; 250 IU A vitamini: 0,03 mgr. B1 vitamini; 0,04 mgr. B2 vitamini; 0,2 mgr. B3 vitamini; 0,042 mgr. B6 vitamini; 67 mcgr. folik asit ve 11 mgr. C vitamini.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Yukarıda sayılan besin değerlerinin yanı sıra;

o Hıyarın hafif yatıştırıcı bir etkisi vardır.

o Cildi yumuşatıcı etkileri de bulunan hıyar yüz maskelerinin ve çeşitli güzellik ürünlerinin bileşimine girer. Salt dilimlenilip sulu yüzeyinin yüze sürülmesinin bile teni yumuşattığı savunulmaktadır.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Hıyar bitkisi, tohumlarıyla (kurutulmuş çekirdekleriyle) ve bunların doğrudan doğruya bahçede hazırlanmış yerlerine ekilmesiyle çoğaltılır. Bu çekirdekler bir gece önceden suya yatırılırca daha çabuk çimlenir. Çimlenme süreleri 8-9 gün ve hasat verme dönemi 12-14 haftadır.

Son zamanlarda bahçedeki yatağı yerine tüp ya da küçük plastik saksılarda, korumalı yerlerde çimlendirilen hıyar fideleri, zamanı gelince bahçeye ÅŸaşırtılmaktadır. Hıyarların bahçedeki dikim aralığı 40 cm’dir.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Hıyar, sıcak ve ılık iklimlerin bitkisidir. Soğuktan çok korkar, don olayına dayanamaz. İyi bir çimlenme olabilmesi için toprak ısısı 10-12 derece olmalıdır. Bahçede ekildiği yerin de soğuk rüzgârlardan korunmalı olması gerekir.

Toprak isteÄŸi: Hıyar bitkisi organik madde yönünden zengin, humuslu, süzek (suyu iyi akıntılı); kumlu-tınlı ya da tınlı-kumlu toprakları sever. Bitki için en uygun toprak pH’ı 5,5-6,7 arasında olmalıdır.

Toprak işleme: Tohumları çimlenip 3-4 yapraklı olduğunda, ilk çapalama ve zayıf bitkiler sökülerek seyreltilmesi yapılır, ilk çapalamadan sonra hızla gelişen hıyar fideleri bir-iki kez daha çapalanır ve böylece yabani ot mücadelesi de yapılmış olur.

Sulama: Hıyar suyu seven bir bitkidir. Yeterli ve düzenli sulanmazsa meyveleri acılaşır. Hava ve toprak koşullarına bakılarak hasat döneminde bitkinin 2-3 günde bir yeterli biçimde sulanması gerekir.

Gübreleme: Hıyar bitkisinin yetiştirileceği toprak hazırlanırken iyi yanmış çiftlik gübresinin yanı sıra toprağa azotlu, potaslı ve fosfatlı kompoze fenni gübre verilir. Ayrıca meyveleri görününce bitkiye biraz daha azotlu gübre verilmesi yarar sağlar.

Hasat (Derim): Yetiştirilmesi hayli güç olan hıyarlar erken hasat edilmemeli, meyvenin en büyük haline erişmesi beklenmelidir. Böylece bitkinin yeni meyveler vermesi de teşvik edilmiş olur. Hıyarlar kesinlikle elle çekilip koparılmamalı, hasat keskin bıçakla meyvenin kesilmesi biçiminde gerçekleştirilmelidir.