‘Besinler’ Kategorisi için ArÅŸiv

Bezelye

Pazar, 04 Kasım 2007

Bezelye adlı lezzetli ve çok besleyici sebzeyi ilkbaharda ve yazın veren Bezelye bitkisi, Baklagiller’dendir. Anayurdu bilinmeyen bezelye bitkisi çok eski çaÄŸlardan beri Avrasya’da yetiÅŸtirilmiÅŸtir. Günümüzde dünyanın pek çok yerinde olduÄŸu gibi Türkiye’ de de bol bol yetiÅŸtirilmektedir.

Bahçe bezelyesi (P. sativum) adı verilen bu biryıllık otsu bitkinin birçok çeşidi vardır: Bunlardan bazısı bodur olup en çok 30-40 cm. boylanarak yeşil yapraklarıyla toprağa yayılıp zemini örter. Sırık bezelyesi denilen diğer çeşidi, gövdesinden çıkardığı sülüklerle yüksek boylu ne bulursa ona tutunan tırmanıcı bitkilerdir. Bunların hereklerle desteklenmesi gerekir. Bezelye çeşitlerinden bazılarının yalnızca taneleri yenilir. Oysa kimi bezelyelerin badıcında, parşömen denilen sert tabaka bulunmaz.

Sultani bezelye adı verilen bu çeşit bezelyeler kabuğuyla birlikte yenilir. Bir başka önemli çeşit de, taneleri iri olan araka bezelyesidir. Bezelye taneleri, taze olarak sevilerek çok çeşitli yemekleri yapılıp yenildiği gibi, kurutulup, dondurulup ve konservesi yapılıp ileride tüketmek için saklanmaya da pek elverişlidir. Kurutulmuş bezelyeden yapıları un, pek leziz olan bezelye çorbası ile bazı yemeklerin yapımında kullanılır. Ayrıca yalnızca hayvan yemi olarak kullanılmak üzere yetiştirilen yemlik bezelye çeşitleri de vardır.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. çiğ (pişirilmemiş) taze bezelye tanesinin besin değerleri şöyle sıralanabilir: 84 kalori; 6,3 gr. protein; 14.4 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,4 gr. yağ; 2 gr. lif; 116 mgr. fosfor; 26 mgr. kalsiyum; 1.9 mgr. demir: 2 mgr. sodyum; 316 mgr. potasyum; 35 mgr. magnezyum; 640 IU A vitamini; 0.35 mgr. B1 vitamini; 0.14 mgr. B2 vitamini; 2.9 mgr. B3 vitamini: 0,16 mgr. B6 vitamini; 35.5 mcgr. folik asit; 27 mgr. C vitamini ve 2.1 mgr. E vitamini.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Yukarıda görüleceği gibi bezelye önemli oranlarda içerdiği protein, karbonhidrat, fosfor, potasyum ve A vitaminiyle çok önemli bir besin türüdür. Bunun yanı sıra;

o Kolayca çözümlenebilir çeşitli lif maddelerini çok miktarda içerdiğinden, bezelye, özellikle kandaki kötü kolesterol düzeyini düşürücü etki yapar, kalp krizi geçirme rizikosunu da azaltır.

o Gene bu yüksek orandaki lif, midede uzun süre kalır: Böylece kandaki şeker düzeyi artma ve azalmalarını bir düzene sokarak bedenin enerji düzeyini sabit tutar.

o Yüksek oranda B1 vitamini içeren bezelye, uykuyu da düzene sokar. İştahı açar ve insanın ruhsal durumunu düzelterek neşeli olmasını sağlar.

o Bezelye tüketmenin hayvanlarda kansere yakalanma rizikosunu azalttığı, araştırmalarla saptanmıştır: Aynı etki insanlar üzerinde de araştırılmaktadır.

o Bezelyeyi çok tüketen kişilerde akut apandisite çok az rastlandığı gene araştırma sonuçlarıyla saptanmıştır.

o Bezelyede, gebeliği önleyici bazı maddeler bulunmaktadır: Bu maddeler, hem kadınlar ve hem de erkekler üzerinde nüfus planlamasına yardımcı olacak etkiler yapmaktadır.

Bu önemli tıbbi etkilerinden yararlanılmak üzere bezelyenin bolca yenilmesi yeterli olur.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Bezelye bitkisi, tohumlarıyla (kurutulmuş taneleriyle) çoğaltılır. Bu tohumlar, doğrudan doğruya bezelye tarımının yapılacağı bahçe ya da tarlaya ekilir. İlkbaharda hasadı yapılacak bezelyeler ekim-kasım-aralık aylarında, yazın hasadı yapılacak olanlar ilkbahar aylarında ekilir. Bezelye tohumları, kesinlikle soğuk ve yaş toprağa ekilmemeli, aynı toprakta iki yıldan beri bezelye tarımı yapılmamış olmasına özen gösterilmelidir. Ekim elle yapıldığında, tohumların üzeri gübreli harçla sıkıca bastırılmalıdır.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

iklim isteği: Bezelye, ılık, nemli ve serin iklimli yörelerin bitkisidir. Bulunduğu yerde sıcaklık -5 derecenin altına düşerse bitki donar. Bezelye bitkisi, 4-10 dereceler arasında çimlenir ve gelişmeye başlar.

Toprak isteÄŸi: Bezelye bitkisi, toprak yönünden fazla seçici deÄŸildir. Ama zayıf bünyeli topraklarda bitkiden alınan ürün, düşkırıklığı yaratacak derecede az olur. Bol humuslu, süzek (suyu iyi akıntılı), killi-tınlı ya da milli-tınlı topraklarda bitkiden daha iyi sonuçlar alınmaktadır. Bitki, toprağın asiditesinin yüksek oluÅŸuna karşı duyarlıdır. Toprağının pH’ının 5,5-6,7 arasında olması uygundur.

Sulama: Bezelye yetiştiriciliği yaz aylarına kadar devam ederse yağışsız ve sıcak günlerde toprakta yeterince nem bulunması için bitkinin düzenli olarak sulanması gerekir.

Gübreleme: Bezelye tarımı yapılacak topraÄŸa, ekimden önce çok iyi yanmış çiftlik gübresi ya da potaslı fenni gübre verilir. Baklagiller’den olduÄŸu için azotlu gübreler, bezelye bitkisine faydadan çok zarar verir.

Bitki seyreltme ve toprak işleme: Ekilen bezelyeden çıkan filizler gelişip 5-6 cm. boya erişince, ilk çapalama ve zayıf bitkilerin sökülüp seyreltilmesi işleri yapılır. Daha sonra bitkinin çevresinde yabani otların yetişmesine engel olmak üzere, arada bir yüzlek (yüzeysel) olarak çapalama işi yapılır.

Herekleme: Sırık bezelye gibi bazı çeşitler desteklenmeye gerek duyar. Bunların toprak üzerinde yatması, özellikle sümüklüböceklerin vereceği zararı artırır. Bu çeşit bezelyeler, 10 cm. boylanmasından başlayarak hereklerle desteklenmelidir.

Hasat (Derim): Sonbaharda ekilen bezelyeler, 32 hafta ve ilkbaharda ekilenler ise 12 -16 hafta sonra hasat edilmeye başlanır. Bezelye badıçları taneyle sıkıca dolunca elle toplanır. Taneler arasında hava varsa, bu badıçlar toplanmayıp bir sonraki toplama için bitkide bırakılır.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Bezelye bitkisine dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir, özellikle sümüklüböceklerle mücadele ihmal edilmemelidir.

Bamya

Pazar, 04 Kasım 2007

Aslında yaz sebzesi olduÄŸu halde tazesi, konservesi, kurutulmuÅŸu ya da dondurulmuÅŸuyla her mevsimde sofralarımızda layık olduÄŸu yeri bulan Bamya’yı veren bitkisi, Ebegümecigiller’dendir.

Anayurdunun Amerika ve Asya kıtaları olduÄŸu bazı kaynaklarda belirtilmekteyse de, Afrika’da ÅŸimdiki Etyopya ile Sudan’da çok uzun yıllar ve hatta Amerika kıtasının keÅŸfinden önce bamyanın tanınıp yetiÅŸtirildiÄŸi bilinmektedir. Bamya, ılıman iklimlerde biryıllık; tropik ve astropik iklimlerde çokyıllık bir kültür bitkisidir.

Biryıllık bamyalar 60-90 cm. boylanırken çokyıllık olanlar 1,5-2 m’ye kadar boylanıp aÄŸaççık haline gelmektedir. GeliÅŸmesinin ilk aÅŸamasında pamuk bitkisine benzeyen bamyanın yaprakları da pamuÄŸunkileri andırır. Bitkinin yaprak, dal ve meyveleri oldukça sık tüylüdür. Bu tüylerin diplerindeki bezelerde kaşındırıcı bir madde bulunur. Bamyanın pek gösteriÅŸli çiçekleri kükürt sarısı rengindedir.

Kendi kendilerini dölleyen erselik özellikli bu çiçeklerden olgunlaşan meyveler, bamyanın çeşidine göre farklı boylarda, piramit ya da yuvarlağa yakın tombulca biçimli ve üzerleri köşeler oluşturan çizgili görünüşte olur. Meyvelerin içinde, saçma iriliğinde yuvarlak ya da hafif basık, çok koyu yeşil renkte tohumları bulunur. Ülkemize özgü üstün nitelikli çeşitleri bulunan bamyaların, sıcak yemek olarak kıymalı bastısı ile asidesi ve zeytinyağlı yemeği yapılır.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. taze sebze olarak bamyanın besin değerleri şunlardır: 30 kalori; 2,2 gr. protein; 8,7 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,2 yağ; 1 gr. lif- 5 mgr. fosfor; 17 mgr. kalsiyum; 0,1 mgr. demir; 20 mgr. sodyum; 18 mgr. potasyum; 5 mgr. magnezyum; 60 IU A vitamini; 0,02 mgr. B1 vitamini; 0,02 mgr. B2 vitamini ve 5 mgr. C vitamini. Bamyanın, başka mineral ve vitaminler içerip içermediği bilinmemektedir.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Yukarıda sayılan besin değerlerinin yanı sıra;

o Sindirimi kolay olduğu için bamya hasta, yaşlı ve diyet yemeği yemek zorunda olan kişilere önerilmektedir.

o Lif oranı yüksek olduğu için bamya peklik (kabızlık) çeken kişilere iyi gelir.

o Bamyanın çiçeklerinin suyla karıştırılıp ezilmesiyle elde edilen sıvının içilmesi göğsü yumuşatır.

o Aynı sıvı, çıbanlara dıştan sürülerek onların olgunlaşmalarını sağlar.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Bamya bitkisi tohumlarıyla çoğaltılır. Bahçelerde derince kazılıp 2-3 kez kabartılarak düzeltilen ve gübrelenen yerine tohumlar doğrudan doğruya ekilir. 15-20 cm. aralıklarla açılan çukurlara ilkbaharda, nisan-mayıs aylarında, 2-3 tohum bir arada 2-3 cm. derinlikteki toprağa konmak üzere ekim yapılır. Tohumların bir gece önceden suya yatırılması ya da ıslak bezle sarılması ve buradan çıkarılır çıkarılmaz ekilmesi bitkinin çimlenmesini kolaylaştıracaktır.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Sıcak mevsim sebzesi olan bamya, soğuklara karşı çok duyarlıdır. Özellikle geceleri serin olan yörelerde bitki iyi gelişme gösteremez ve istenilen şekilde ürün veremez. Yaz mevsimi kısa süren yerlerde, bodur boylu ve erkenci çeşitleri yetiştirilebilir. Ülkemizde Akdeniz ve Ege bölgeleri başta olmak üzere Marmara ve Karadeniz bölgelerinde, bir de soğukların etkilemediği yörelerde bamya yetiştiriciliği yapılmaktadır. Bamya tohumları, hava sıcaklığı 16 derece, toprak sıcaklığı 15 derece olduğunda uygun yetişme ortamı bulur.

Toprak isteği: Bamya bitkisi, ağır karakterli toprak dışında diğer topraklarda rahatlıkla yetişir. Ama bitki, iyi gelişme ve olumlu ürün verimi için yumuşak, derin, geçirgen ve kumlu-tınlı olan toprakları yeğler. Toprakta aşırı nem olmamalıdır. Özellikle tohumlarının ekimi döneminde, aşırı nem tohumları çürütür.

Toprak işleme: Bamya bitkisinin tohumlun çimlenerek 3-4 yapraklı olduklarında, birinci çapalama yapılır. Aynı çukura ekimi yapılan tohumlardan hepsi çimlenmişse, en güçlüsü yerinde bırakılıp ötekiler sökülür ve seyreltme yapılmış olur. Bitki 15-20 cm. boylanınca ikinci, bundan 2-3 hafta sonra da üçüncü çapalama yapılır. Böylece yabani otlar temizlenmiş, toprak kabartılmış ve varsa kaymağı kırılmış olur.

Sulama: Bamya bitkisi bahçede yetiştirilirken ilk çapalamanın ardından sulama işlemine başlanır. Bitkiye haftada 1-2 kez düzenli olarak su verilir.

Gübreleme: Bamya, sebzeler arasında gübreyi fazla istemeyen bir bitki olarak tanınır. Ülkemizde bazı yörelerde hiç gübreleme yapılmadan bamya yetiştirilmektedir. Ancak, bamyanın ekildiği toprağa, bir önceki sonbaharda iyi yanmış çiftlik gübresi ile mümkünse düşük yüzdeli azot, potas ve fosfor içeren kompoze fenni gübre verilmesi yararlı olur. Çiftlik gübresi bulunamazsa, yeşil gübrelemeyle toprağa gereksindiği organik maddeler sağlanır.

Hasat (Derim): Bamya bitkisinin hasat zamanı, meyvelerin çeÅŸit iriliÄŸinin 1/3′üne eriÅŸtiÄŸi zamandır. Çünkü, çoÄŸu tüketici, minik bamyaları yeÄŸlemektedir. Üstelik, hasatta gecikilirse bamya sertleÅŸir. İçindeki tohumları aÄŸza gelecek biçimde irileÅŸir ve bamya yemeklik deÄŸerini yitirmiÅŸ olur. Bamyalar elle hafifçe aÅŸağı doÄŸru çekilerek hasat edilir. Yana doÄŸru çekilirse, bitkinin sapı kırılıp zarar görebilir. Bamya çok verimli bir bitkidir.

Her toplamadan sonra yeni meyveleri olgunlaşır. Bu nedenle bitkinin hasadında gecikilmemeli; çıplak elle ürün toplama bitkinin bezelerinde bulunan bir madde nedeniyle kişinin ellerini rahatsız edeceğinden, hasat yapan kişi ellerine eski bir eldiven takmalı ya da bir bez sarmalıdır.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Bamya bitkisine dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Bakla

Pazar, 04 Kasım 2007

İlkbaharın müjdecisi gibi pazara ve manavlara ilk gelen sebzelerden Bakla’yı veren, Baklagiller’in örnek bitkisidir. Anayurdu Avrupa ve Asya kıtaları olan baklanın, 5.000 yıl kadar önceleri Çin’de yetiÅŸtirildiÄŸi eski metinlerde görülmektedir. Ülkemizde de bol bol yetiÅŸtirilen ve tüketilen bakla, 60-100 cm. boylanabilen biryıllık otsu bitkidir. Toprakta l m. kadar derine inebilen güçlü bir kök yapısı ile dört köşe kesitli içi boÅŸ gövdesi vardır.

Uygun koşullarda bitki, birkaç gövde birden oluşturup kardeşlenerek ürününü artırmayı sağlar. Bakla bitkisinin iki türlü yaprağı vardır: Asıl yaprakları yeşil renkli, oval biçimli ve bileşik bir sap üzerinde karşılıklı dizilidir. İkincil derecedeki beyazımsı yaprakları oval ya da mızrak biçimli olup kenarları dişlidir. Bunların üzerinde siyah renkli nektar bezleri bulunur.

Bitkinin erselik özellikler taşıyan çiçekleri beyaz renklidir. Ama, üzerlerinde kırmızımtırak çizgiler ve morumsu veya siyah lekeler görülür. Kendi kendilerini dölleyen bu çiçeklerden bitkinin bakla ya da badıç denilen meyveleri oluşur. Baklalar yeşilin çeşitli tonların dadır. Sapa yakın bölümünde siyah renkli bir külah oluşur. Bu külah, bakla çeşitlerine göre farklı olur. Baklanın içindeki taneler (bakla içi denilen çekirdekleri ya da bitkinin tohumları) de bakla çeşitlerine göre irilik, biçim ve sayı bakımından çeşitlilik gösterir.

Taneler tazeyken yeşildir. Kuruyunca kahverengine dönüşür. Bayat taneler çok koyu kahverengi olur. Taze bakla, zeytinyağlı yemeği yapılarak tüketilir. Taze iç bakla, enginarla birlikte pişirilir. Kurutulmuş ya da dondurulmuş iç baklanın gene zeytinyağlı yemeği ile fava denilen özel bir yemeği yapılır.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. baklanın içerdiği besin değerleri şunlardır: 45 kalori; 5 gr. protein; 6 gr. karbonhidrat: 0 kolesterol; 3 gr. yağ; 1.5 gr. lif: 22 mgr. fosfor; 20 mgr. kalsiyum; 0,4 mgr. demir; 85 mgr. sodyum; 110 mgr. potasyum; 150 IU A vitamini: 0,04 mgr. B1 vitamini; 0,03 mgr. B2 vitamini ve 4 mgr. C vitamini.

100 gr. kurutulmuÅŸ baklada, protein 23 gr’a ve karbonhidrat 42 gr’a kadar yükselir. Ayrıca, karbonhidrat ile lesitin ve pektin adlı önemli maddelerinde artmalar görülür.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Yukarıda görülen bazı önemli besin değerlerinin yanı sıra;

o Bakla, baklagillerdeki tüm sebzeler gibi bedenin kansere yakalanma rizikosunu azaltır.

o Bedenin kötü kolesterol düzeyini düşürür.

o Bakla içerdiği insülinle kan şekerini düzene sokar.

o İçerdiği yüksek orandaki lifle peklik (kabızlık) çekenlere iyi gelir.

o Bakla ayrıca, hemoroit ve diğer kalınbağırsak sorunlarında da sağlığa yararlı etkiler sağlar.

Bütün bu sağlığımız için faydalı etkilerinden yararlanılmak üzere taze bakla ya da iç baklanın diyetimize katılması ve günlük olarak bir fincan dolusu baklanın yenmesi yeterli olacaktır.

Dikkat: Bakla, bu besine karşı duyarlı kişilerde bakla zehirlenmesine (favizm) yol açabilir. Bu duyarlılık kalıtımsal olup böyle kişiler bakla yememelidir. Ayrıca, çok küçük çocuklara bakla yedirilmemesi yerinde olur.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Bakla bitkisi, tohumlarıyla (kurutulmuş taneleriyle) çoğaltılır. Hava ve toprak koşullarının uygun olduğu dönemde taneler, doğrudan doğruya bitkinin yetiştirileceği toprağa ekilir. Kışı ılık geçiren bölgelerde tohumların ekimi, ekim-kasım aylarında; kışı soğuk geçiren bölgelerde mart-nisan aylarında yapılır. Balda bitkisinin ekileceği günde toprak ısısı 9 ve dışarıda hava sıcaklığı 10-14 derece olmalıdır. Tohumlar toprakta sıra üzerine 15-20 cm. aralıklarla ve toprakta 5-6 cm. derine ekilmelidir.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Ilık iklimlerin bitkisi olan bakla, uygun koşullarda serin mevsimde de yetiştirilebilen sebzeler arasında yer alır. Bakla, sıcaklardan korkmadığı gibi soğuklara da bir noktaya kadar dayanabilir. Birçok bakla çeşidinin -4 dereceye kadar dayanabildiği saptanmıştır. Ancak, bitkinin en iyi geliştiği ortam, toprakta 9 ve dışarıda 10-14 derece olan sıcaklıklardır.

Toprak isteği: Bakla bitkisi derin, geçirgen ve organik madde bakımından zengin tınlı toprakları sever. Toprağın asiditesine karşı oldukça duyarlı olan bitki için en uygun pH derecesi 6,7-7,5 arasıdır.

Toprak işleme: Bakla fideleri 5-6 cm. kadar boylandığında, birinci çapalama işlemi yapılır. Ama, çapanın yapıldığı günde havanın soğuk olmamasına dikkat edilmelidir. Aksi takdirde bitkinin kökleri soğuktan zarar görebilir. Bitkinin çiçeklenmesinden önce ikinci çapalama işlemi yapılarak yabani ot mücadelesi ve toprağın kabartılması sağlanır. Baklanın çiçekleri çapa işini yapan kişilerce dokunulduğunda zarar göreceği için çiçek açan bakla bitkisine artık çapalama yapılmaz.

Sulama: Kışı ılık geçiren bölgelerde sonbaharda ekilen bakla bitkisine, kış ve ilkbahar mevsimlerinde sulama yapılmaz. Yağışlar bitkiye yeterli olur. Kışı soğuk geçiren ve bakla tanelerinin ilkbaharda ekilmesi zorunlu olduğu bölgelerde tohumlardan çimlenen bitki çapalandıkça; ayrıca havalar sıcak ve kurak gittiği sürece düzenli olarak sulama yapılmalıdır.

Gübreleme: Bakla bitkisinin iyi gelişmesi ve nitelikli bol ürün alınması için düzenli bir gübreleme yapılmalıdır. Tohumlarının ekiminden önce bakla bitkisinin ekileceği toprağa iyi yanmış çiftlik gübresi verilmeli, ayrıca tohumun ekimiyle birlikte ya da bir hafta önce toprağa bol azotlu fenni gübre atılmalıdır. Ayrıca bakla bitkileri topraktan çok fazla besin maddesi kaldırdığından, fosfatlı ve potaslı fenni gübre verilmesi de gerekir.

Hasat (Derim): Bakla bitkisi yetiÅŸtiriciliÄŸinde, taze bakla, taze iç bakla ya da kuru tane alınması isteklerine baÄŸlı olarak hasat zamanları deÄŸiÅŸir. Taze sebze olarak bakla hasadı için, bitkinin baklalarının normal çeÅŸit iriliÄŸinin 1/3′ü ile 1/2’si arasında bir büyüklüğe ulaÅŸmaları beklenir. Gecikilirse taneler sertleÅŸir ve taze bakla sebze olarak yenilme deÄŸerini yitirir.

Bakla bitkisinin gövdesi çok kırılgan olduğundan baklalar elle çekilip koparılmamalı, bunun yerine elle tutulup aşağı doğru sıyrılarak gövdeden ayrılmaları sağlanmalıdır. Toplanan bakla uzun süre üst üste bırakılırsa kararır. Bundan kaçınılmalıdır. Taze iç bakla hasadı için baklaların normal iriliğine erişmeleri beklenir ve hasat bundan sonra yapılır. Kuru iç bakla elde etmek için, baklalar bitkinin üzerine bırakılır ve bitki kuruduğunda sökülen bitkiden baklalar koparılıp alınır.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Bakla bitkisine dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılıp uygun tarıma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Badem

Pazar, 04 Kasım 2007

İlkbaharda çaÄŸlası sevilerek yenilen ve sonbaharda olgunlaÅŸan içi tüm yıl boyunca çeÅŸitli ÅŸekillerde tüketilen badem meyvesini veren Badem aÄŸacı, Gülgiller’dendir. Anayurdu Iran ve Afganistan yaylaları olan badem aÄŸacı, Eski Yunan ve Romalılar tarafından Akdeniz havzasına getirilmiÅŸ ve bölgeye çok iyi uyum saÄŸlamıştır. Åžeftali aÄŸacına benzeyen ama daha uzun ömürlü ve daha boylu olan badem aÄŸacı, 50-100 yıl kadar yaÅŸar ve 6-12 m’ye kadar boylanabilir. AÄŸacın ömrü, boyu, yaprak yoÄŸunluÄŸu ve yapraklarının iriliÄŸi, badem çeÅŸitlerine göre deÄŸiÅŸir.

Yaygın ya da dik dalları; ince uzun, kenarları dişli, oval biçimli yeşil yaprakları vardır. İlkbahar başlarında açan çiçekleri, genelde beyaz, nadiren açık pembe renkli olur. Badem ağacı çiçekliyken önce beyaz, sonra açık pembe renkli görünür ve daha sonra yapraklanarak rengi yeşile döner.

Bu arada gelişen meyveleri çağla olarak yenir. Daha sonra ağustos-eylül aylarında bu meyveler taş-çekirdek biçimini alır. Sert kabuğunun içinde bir ucu sivri, diğer ucu yassı ve geniş bir tohum meydana gelir. Bu tohuma, iç badem ya da badem içi denilir.

Bademler, öncelikle tatlı badem ve acı badem türlerine ayrılırlar. Birçok çeşidi olan tatlı badem çok lezzetli ve değerli bir besindir. Kurutularak çerez olarak yenildiği, şurubu yapıldığı gibi tatlıcılık, şekercilik ve çikolatacılıkta da kullanılır. Ayrıca badem içinden çıkarılan bademyağı da kozmetik ve parfüm endüstrilerinde kullanılmaktadır.

BESİN DEĞERLERİ

Taşçekirdek kabukları yeni çıkarılmış 100 gr. iç bademin içerdiÄŸi besin deÄŸerleri ÅŸunlardır: 612 kalori; 5,5 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 55,8 gr. yaÄŸ (ama bunun %87’si doymamış yaÄŸlardır); 0,7 gr. lif; 144 mgr. fosfor: 240 mgr. kalsiyum: 1.3 mgr. demir: 780 mgr. potasyum: 77 mgr. magnezyum; 3,2 mgr. çinko; 0,01 mgr. B1 vitamini; 0,26 mgr. B2 vitamini; 1 mgr. B3 vitamini; 0,03 mgr. B6 vitamini; eser miktarda C vitamini ve 2,4 mgr. E vitamini.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Yukarıdaki değerlerin incelenmesi, iç bademin ne denli zengin bir besin olduğunu ortaya koyar. Bunun yanı sıra;

o Badem, bedenin kolesterol düzeyini indirgemeye yardımcı olur: Yağ bakımından zengin olan bademin içerdiği yağların büyük bölümü yukarıda belirtildiği gibi doymamış yağlardır. Bu nedenle badem özellikle kötü kolesterol düzeyinin düşürülmesinde etkili olur.

o Badem kalp krizi geçirme rizikosunu azaltır: Doğal ve zengin bir E vitamini kaynağı olan badem içerdiği bu antioksidan maddeyle böyle çok önemli bir tıbbi etkiyi sağlar.

o Kan şekeri düzeyini ayarlar: Bedenin kansere yakalanma rizikosunu da azaltır.

o Bademi bolca yemenin afrodizyak etkiler sağladığı ileri sürülmektedir.

o İç bademden çıkarılan bademyağının da sağlığımıza yararlı birçok etkisi vardır: Müshildir, özellikle çocuklarda etkili olur. Yara iyileştiricidir; dıştan yaralara sürülerek uygulanır. Güneş yanıklarına iyi gelir; gene dıştan sürülerek uygulanır. Emzikli annelerde süt gelişini artırır; bunun için sulandırılarak içilir. Öksürük ve boğaz ağrılarına iyi gelir; bağırsakların çalışmasını düzenler. Bu etkileri sağlamak üzere de sulandırılarak içilir.

AĞACININ ÜRETİLMESİ

Eskiden badem ağaçları, tohumundan elde edilen çöğürleriyle çoğaltılırdı. Son yıllarda bu yöntemin yerini bazı anaçların aşılanması yolu almıştır. Badem ağacı üretmek için şeftali ve erik anaçları kullanılır. Bu anaçların profesyonel üreticiler tarafından istenilen badem çeşidine aşılanmasıyla daha dayanıklı ve çeşitli toprak tiplerine daha kolayca uyum sağlayan badem ağacı fidanları elde edilmektedir.

AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteÄŸi: Badem aÄŸaçları, Kuzey Yarıküre’de 30′lu derecelerdeki enlem dairesindeki bölgelerde yetiÅŸmektedir. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve bol yağışlı Akdeniz iklimi, badem aÄŸacı için idealdir. Bademin odunu soÄŸuÄŸa dayanıklıdır, -20 ila -30 derecelere kadar dayanabilir. Oysa çiçek tomurcukları soÄŸuÄŸa karşı pek duyarlıdır. Çiçek açma döneminde yaÅŸanan don olayı büyük zararlara neden olur.

Yapraklarını döken badem ağaçlarının soğuklama gereksinimi oldukça kısadır. Kazık köklü olduklarından kurak iklime kolayca uyum gösterir ve yıllık yağışı 200-300 mm. olan yerlerde bile yetişir. Ama böyle yörelerdeki badem ağaçlarının ürün verimi düşük olur. Çiçek açma döneminde yağan şiddetli yağmurlar da ürüne zarar verir.

Toprak isteği: Çeşitli toprak tiplerine uyum gösterebilen badem ağaçlan, en iyi ürünü, orta derinlikte (1,5-2,5 m.), kumlu ve çakıllı topraklarda verir. Uyum gösteremediği tek toprak tipi, ağır topraklardır. Badem ağaçları, organik madde yönünden zengin topraklarda 8-10 m., zayıf topraklarda 6 m. aralıkla dikilir.

Toprak işleme: Badem ağaçlarının çevresindeki yabani otlar, arada bir toprağı kazılıp havalandırılırken iyice temizlenmelidir. Ancak, sonbahar ve kış mevsimlerinde badem ağaçlarının altı otlu kalır.

Sulama: Badem fidanları, bahçeye dikildikten sonraki aylarda birkaç kez bolca sulanarak fidanların tutması sağlanmaya çalışılır. Yazın yetişkin badem ağaçları arada bir sulanırsa ürün verimi 2-4 kat artırılabilir.

Gübreleme: Dikilen badem fidanlarının tutmasının sağlanması için sulamayla birlikte gübrelenmesi de şarttır. Gelişip de ürün vermeye başlayınca, badem ağaçları topraktan büyük ölçüde azot ve diğer besinleri kaldırdığından başta azot olmak üzere diğer fenni gübreler de her yıl ağaçlara 2-3 defada verilir.

Budama: Badem ağaçlarına, bu ağacı iyi tanıyan kişiler tarafından şekil verme ve ürün budamaları uygulanır. Ürün veren ağaçlarda her yıl hafif de olsa bir budama yapılmalı, kurumuş, hastalıklı ve kırık dallar kesilip çıkarılmalıdır.

Hasat (Derim): Badem ağaçları, ağustosun ikinci yarısı ile eylülün ilk yarısı arasında, meyveler iyice olgunlaştığında ve dış kabuk kavlanınca hasat edilmeye başlanır. Ağaçların dalları sallanıp dökülen bademler yerden toplanarak derim yapılır.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Badem ağaçlarına dadanan hastalık ve zararlılarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Ayva

Pazar, 04 Kasım 2007

Belki de san rengiyle bize sonbaharı ve hüznü anımsatan ama çiÄŸi ve piÅŸmiÅŸi sevilerek tüketilen ayva meyvesini veren Ayva aÄŸacı, Gülgiller’dendir. Anayurdu kesin olarak bilinmeyen ayva aÄŸacının yabani örneklerine Iran, Kafkasya, Kırım, Yunanistan ve çevre bölgelerde rastlanmıştır. Dünyanın birçok yerinde ayva aÄŸacı ya hiç üretilmez ya da pek az üretilir.

Türkiye, ayva üretiminde başta gelen ülkelerden biridir. İsteğine uygun topraklarda 50-60 yıl yaşayan ayva ağacı, müstakil olarak 5-6 m. kadar boylanabilirse de çoğu kez bir ocakta yetişen 2,5-3,5 m. boyundaki büyük çalı ya da ağaççık biçiminde gelişme gösterir.

Dalları seyrektir. Kısa saplı yaprakları yuvarlak, yuvarlakça ya da elips biçimli olup üst yüzeyi koyu yeşil, alt yüzeyi açık yeşil renkli ve pamuk gibi ince tüylü, kenarları düzdür. Mart sonu ile nisan başlarında açan açık pembe ve bazen beyaz renkli çiçekleri 4-6 cm. çapında olup yabani güle benzer. Sonbaharda olgunlaşan meyvesi elma ve armudu andırır. Ama daha iri, sarı renkli, çeşidine göre sert ya da gevrek etli, buruk tatlı ve hoş kokuludur.

Yumuşak çekirdeklerinin sayısı 20-40 arasında değişir. Ayva meyvesinin çeşitleri, armut ve elmaya göre çok azdır. Bunun nedeni, ayva çeşitleri üzerinde geniş ıslah çalışmalarının yapılmamış olmasıdır. Önemli ayva çeşitleri, ekmek ayvası, şeker (gevrek) ayvası, limon ayvası, tekkeş ayvası ile bardak ayyaşıdır. Ayva taze olarak ya da külde pişirilerek yenildiği gibi etli yemeği, tatlısı, reçeli, marmeladı ve kompostosu yapılarak da tüketilir. Ayva buzdolaplarında hiç bozulmadan üç ay süreyle saklanabilir.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. dilimlenmiş taze ayvanın içerdiği besin değerleri şunlardır: 57 kalori; 0,4 gr. protein; 15,3 karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,1 gr. yağ; 1.7 gr. lif: 17 mgr. fosfor; 11 mgr. kalsiyum; 0,7 mgr. demir; 4 mgr. sodyum; 40 IU A vitamini; 0,02 mgr. B1 vitamini; 0,03 mgr. B2 vitamini; 0,2 mgr. B3 vitamini ve 15 mgr. C vitamini.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Yukarıda sayılan önemli besin değerlerinin yanı sıra;

o Ayvanın meyvesi midevidir: Çiğ (pişirilmemiş) olarak yenildiğinde peklik verir. Külde pişirilmiş olarak ya da kompostosu yapılarak yenilirse bu kez ishale (diyare) iyi gelir.

o Ayva meyvesinin çekirdeklerinin sağlığa yararlı etkileri vardır: Bunlardan bolca alınıp suda kaynatıldığında elde edilen dekoksiyon çocuklara içilirse ishali, gargara yapılırsa boğaz ağrılarını geçirir. Haricen kullanıldığında bu dekoksiyon dudak ve meme çatlaklarına, egzamaya iyi gelir.

o Ayvanın çiçekleri kalp çarpıntısını keser: Bunun için ayva ağacının çiçekleri kaynatılarak elde edilen dekoksiyondan günde 2-3 bardak içilir.

o Ayva ağacının yaprakları öksürüğü kesmede yararlı olur: Bunun için ağacın körpe yaprakları kaynatılarak bir dekoksiyon elde edilir ve günde 2-3 bardak içilir. Ayrıca bu dekoksiyonun alımı hafif ateşi düşürür ve aşırı sinirlilik halini yatıştırır.

AĞACININ ÜRETİLMESİ

Ayva ağacının gövde ve dal çelikleriyle üretilmesi çok kolay ve kısa sürede gerçekleştirildiğinden fidan elde edilmesinde ayva çekirdeklerinden çöğür elde etme yöntemi kullanılmaz. Ağacın kışın kesilen odunlaşmış dal ve gövdelerinden sağlanan çelikler ılık yerde tüplerdeki toprağa daldırılarak fidanlar çoğaltılır. Ayrıca ayva ağacının dip sürgünleriyle de fidanları elde edilebilir. Bu yöntemlerle elde edilen fidanlar, armut ağaçlarının anacı olarak da kullanılabilir.

AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Ayva ağacı, deniz kıyısı yörelerin ılıman iklimini yeğler. Ama, denizden uzak iç Anadolu bölgemizin özellikle vadilerinde, güneye bakan tepe yamaçlarında da yetiştirilebilir. Yapraklarını döken bir ağaç olan ayvanın kış mevsiminde soğuklama gereksinimi elma ve armut ağaçlarınınkinden daha kısadır. Ayva ağacı ilkbahar donlarından zarar görmez, çünkü çiçeklerini geç açar. Ancak çok rüzgâr alan yerlerde ayva ağacı yetiştirilmesi tavsiye edilmez.

Toprak isteÄŸi: Ayva aÄŸacı deÄŸiÅŸik toprak tiplerine uyum gösterebilirse de, en iyi, organik madde yönünden zengin, süzek (suyu iyi akıntılı), kumlu, tınlı, killi, orta derecede nemli ve sıcak topraklarda yetiÅŸir. AÄŸaç, kök yapısı yüzeysel olduÄŸundan çok derin topraklara gereksinmez. Ancak yetiÅŸtirildiÄŸi toprağın kireci aşırı olmamalı, toprağın pH’ı nötr ya da hafif asit nitelik taşımalıdır.

Toprak isleme: Kökleri yüzeysel olduğu için ayva ağacının toprağı az kazılarak kabartılmalı, böylece havalandırılmalı ve çevresindeki yabani otlar ara sıra yok edilmelidir.

Sulama: Ayva ağaçlarının normal gelişmesi, yeterli meyve bağlaması, bu meyvelerinin irileşmesi ve iyi nitelikler taşıması için sulanması gerekir. Özellikle yaz mevsiminin kurak dönemlerinde ağaçlar sulanmazsa sürgünleri az büyür, meyveleri irileşmez ve meyve şekilleri bozulur. Meyveler kuru ve boğucu olur. Bu nedenle ayva ağaçları 8-20 günde bir, bolca sulanmalıdır.

Gübreleme: Ayva ağaçlarının kökleri yüzeysel olduğundan, toprağın yüzeye yakın tabakaları besin yönünden zengin nitelikli tutulmalıdır. Bu nedenle yapılacak toprak ve yaprak analizlerine göre ayva ağaçlarına iyi yanmış çiftlik gübresi bolca verilir. Yeşil gübreleme yöntemi uygulanır. Ayrıca arada bir ağaçların kök çevresine kompoze fenni gübre de serpilir.

Budama: Ayva ağaçlarının budanması, ağacı iyi tanıyan kişiler tarafından, şekil ve ürün budaması biçiminde uygulanır. Aşırı budama yapılırsa ayva ağaçlarında obur dallar artar ve ağaçlar zamanından önce yaşlanır. Ürün budamasında her yıl, kuruyan, kırılan ya da ağaçta sıkışıklık yaratan dallar kesilerek dal seyreltmesi yapılır.

Hasat (Derim): Ayva kabuğundaki yeşil rengin sarıya dönüşmesiyle ve kabuğun üzerindeki havın elle kolayca silinebilmesiyle meyvenin olgunlaştığı anlaşılır. Olgunlaşmamış meyveler, genellikle sert, susuz, tatsız ve boğucu olurlar. İşte böylece olgunluğa eriştiği anlaşılan meyveler, sabah çiyi kalktıktan sonraki saatlerde elle koparılarak, makasla ya da keskin bıçakla kesilerek ağaçtaki tüm meyveler bir seferde olmak üzere hasat edilirken meyvelerin zedelenmemesine dikkat edilir. Çünkü, zedelenme yerleri esmerleşir ve buralarda çürümeler başlar.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Ayva ağaçlarına dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Ayçiçeği

Pazar, 04 Kasım 2007

Çerez olarak yediÄŸimiz çekirdekleri ile çekirdeklerinden çıkarılan sıvı ve katı yaÄŸlarını sıklıkla tükettiÄŸimiz AyçiçeÄŸi bitkisi, BileÅŸikgiller’dendir. Anayurdu bilinmeyen ayçiçeÄŸi, dünyada soya ve yerfıstığından sonra üçüncü sırayı alan önemli bir yaÄŸ bitkisidir. Türkiye’de tarımı oldukça yeni olup giderek yaygınlaÅŸmaktadır. 1,5-3 m. kadar boylanabilen bu biryıllık otsu bitkinin sert bir sapı; parçasız, üçgen biçimli, tüylü, yeÅŸil renkli, sert ve büyük yaprakları vardır.

Bitkinin çiçekliÄŸi, çapı 40 cm’e kadar ulaÅŸabilen bir kömeçtir. Bu kömecin ortasında, sayısı 1,500′e kadar çıkan ve daha sonra çekirdekleri oluÅŸturan tüpsü çiçekler ile kömecin çevresinde de altın renkli dil gibi sarkan dilsi çiçekler yer alır.

Ayçiçekleri gri, beyaz ya da siyah renkli çizgili selüloz kabukla örtülü olup bu kabuğun içinde aynı biçimli kabuğa yapışık olmayan yağlı bir tohum bulunur. İşte ayçiçeğinin bu tohumları, dişler arasında kabuk çıtlatılıp çıkarılarak yenilir. Preslerde sıkılan ayçiçeklerinin yağı çıkarılır, bu yağ, yemeklik olarak ya da sabun ve boya endüstrilerinde kullanılır. Kalan küspe de hayvanlara yem olarak verilir.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. kabuklu ayçiçeğinin içerdiği besin değerleri şunlardır: 528 kalori; 46,5 gr. yağ (linoleik asit ve doymamış yağlar); 21,4 gr. lif: l ,4 mgr. B1 vitamini ve 39,2 mgr. E vitamini.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Yukarıda görüleceği gibi, yüksek kalorisiyle çok önemli bir enerji kaynağı olmasının yanı sıra ayçiçeği, doğal besinler arasında en fazla E vitamini içerenidir. Böylece;

o E vitamini ve linoleik asit yönünden zengin olan ayçiçeği, kalbe yararlıdır: Son zamanlarda yapılan araştırmalar, vücuttaki E vitamini düzeyinin düşük oluşunun, kalp krizi geçirme rizikosunu artırdığını ortaya koymaktadır. E vitaminini düşük alan kişiler, angına pectoris denilen kalbin koroner damarları yetmezliğinden oluşan kalp krizi geçirme rizikosunu üç kat fazla yaşarlar. Ayrıca linoleik asit, kötü kolesterol düzeyini düşürür. Damarlarda oluşacak kan pıhtılarının damarları tıkamasını da önler.

o Ayçiçeğinde bulunan E vitamini gibi antioksidan maddelerin fazlalığı, vücudun kansere karşı direncini artırmaktadır: Bu etki, kişinin katarakt olma rizikosunu da düşürür.

o Ayrıca ayçiçeği tohumunun, idrarı artırıcı ve göğsü yumuşatıcı etkileri de vardır. Ayçiçeği tohumları, ezilip yara lapası yapılarak çıbanları olgunlaştırmada da kullanılabilir.

İşte bu etkileri sağlamak üzere ayçiçeği sıvı yağlarının yiyeceklerimizde kullanılması ve çekirdeklerinin (tohumlarının) çerez olarak günde 40-60 gramının tüketilmesinin yararı anlaşılmaktadır.

Dikkat: Aşırı ısıtmadan ya da kötü depolamadan ötürü ekşimiş, kokmuş ya da küflenmiş ayçiçeklerini ya da bozulmuş yağını tüketmek, vücutta istenmeyen zararlı maddelerin oluşmasına yol açabilir.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Ayçiçeği bitkisi, tohumuyla (yani kavrulmamış ayçekirdekleriyle) çoğaltılır. Tohumlar dolgun, hastalıksız, kırıksız ve çimlenme gücünü yitirmemiş olmalıdır. Bu nitelikleri taşıyan tohumların güvenilir kuruluşlardan sağlanması doğru olur. Ayçiçeği tohumları, hava sıcaklığı 8-10 derece olduğu zamanda ekilmelidir.

Ülkemizde Ege ve Akdeniz bölgelerimizde mart baÅŸlarında; Trakya ve Marmara bölgelerimizde martın ikinci yarısında; DoÄŸu Anadolu’nun soÄŸuk yerlerinde daha geç ekim yapılır. Ekim küçük bahçelerde elle, tarlalarda makineyle (mibzerle) yapılmaktadır. Ekimde sıradaki tohum aralıkları 25-35 cm. ve tohumun topraÄŸa ekilme derinliÄŸi nemli topraklarda 3-4 cm., en çok 7-8 cm. olur.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Ayçiçeği, güneşli ortamı seven bir bitkidir. Işığı sevdiği için bulutlu havalardan çok etkilenir. Çiçeklenme ve tohum bağlama dönemlerinde havanın bir ay süreyle kapalı olması tane verimini %30 düşürmektedir. Tohumlarının çimlenmesi için uygun sıcaklık 8-10 derecelerdir. Hava sıcaklığı 15 dereceye çıkarsa çimlenme hızlanır. Çiçeklenme için en uygun sıcaklıklar 21-24 derecelerdir. Daha düşük sıcaklıklarda tane verimi düşer. Tane bağlama dönemindeki çok yüksek sıcaklıklar da yağ oranını düşürüp ürünün niteliğini bozmaktadır.

Toprak isteği: Ayçiçeği bitkisi, iyi nem tutan humuslu toprakları sever. Çünkü iyi çimlenmesi için toprakta yeterince nem bulunmalıdır. Bitki, asiditesi yüksek olan topraklardan hoşlanmaz. Ayrıca bitkinin ekileceği toprakta, üst üste birkaç yıl ayçiçeği ekimi yapılmamış olmalıdır. Çünkü yüksek boylu bitki, topraktan önemli miktarlarda besin maddesi kaldırır. Ayçiçeği ekimi yapılacak toprakta uygulanacak ekim nöbetinde bakla bitkisi ya da diğer baklagiller yer alabilir. Böylece ayçiçeği bitkisinin tane verimi ve niteliğinin düşmesinin önlenmesi sağlanmış olur.

Sulama: Güçlü bir kök sistemine sahip olduğu için ayçiçeği bitkisi kısa süren kuraklıklardan çok etkilenmez. Çiçeklenmeden 20 gün önce başlayıp çiçeklenmeden 20 gün sonraya kadar süren kuraklıklar tane verimini düşürür. Bu nedenle bitkinin kurak yaz günlerinde azar azar sulanması iyi sonuç verir. Taşırma biçiminde sulanırsa ayçiçeği bitkisinin kökleri topraktan çıkabilir ve bitki yana devrilebilir.

Gübreleme: Yukarıda belirtildiği gibi dev bir otsu bitki olan ayçiçeği, topraktan büyük ölçüde besin maddesi kaldırmaktadır. Bu nedenle gübrelenmesi önem kazanır.

Ayçiçeği ekiminin yapılacağı toprağa azotlu ve fosforlu fenni gübreler verilir. Toprağa potaslı gübre verilip verilmeyeceği, yapılacak toprak analizleriyle belirlenmelidir.

Hasat (Derim): Ayçiçeği bitkisinin hasat zamanı ve hasadın yapılış şekli de önemlidir. Hasatta gecikilirse kuşların tanelere vereceği zarar artar ve tane dökülmeleri ortaya çıkar. Hasat erken yapılırsa tanelerde yağ oram düşük olur. Ağustos-eylül aylarında hasat yapılacak bitkilerde, çiçek tabanının (kömecin) kenarındaki sarı çiçekler dökülmüş, tablanın arkası kahverengine dönüşmüş, bitkinin sapındaki yapraklar kurumuş, tablanın dış kenarını kaplayan koruyucu yapraklar da kahverengileşmiştir ve tabla ortasındaki tohumların (çekirdeklerin) kabuğu sertleşmiştir. İşte bu duruma gelen ayçiçekleri, küçük bahçelerde çiçek tablası bıçakla kesilerek, tarlalarda hububat biçerdöverleri kullanılarak hasat edilirler.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Ayçiçeği bitkisinin köklerine yapışıp bitkinin beslenmesine ortak olarak büyük zarar veren canavarotuyla mücadele eden bir sinek türü, Trakya bölgemizde yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu zararlı ota dayanıklı tohum kullanmak da doğru bir yöntemdir. Çünkü bu ota karşı kullanılabilecek bir ilaç mevcut değildir. Ayçiçeği bitkisine dadanacak diğer zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Avokado

Pazar, 04 Kasım 2007

Bolca yaÄŸlı avokado adlı meyvelerini sonbaharda veren Avokado aÄŸacı, Defnegiller’dendir. Anayurdu Orta Amerika olan, ülkemizde Güney Ege ve Akdeniz bölgelerinin kıyı kesimlerinde yetiÅŸtirilen, genellikle yayvan, bazen dikine geliÅŸen, hepyeÅŸil (yapraklarını dökmeyen) avokado aÄŸacı, 6-20 m. kadar boylanabilir.

Koyu yeşil renkli, derimsi dokulu; oval, eliptik ya da mızrağımsı biçimli bol sayıda yaprağı olan gösterişli bir tacı vardır. Yeşil, sarımtırak renkli küçük çiçekleri, salkımlar halinde, ağacın çeşitlerine göre sonbahardan yaz başlarına kadar olan dönemde açar. Bu çiçekler 10 ila 18 ay sonra olgunlaşarak koyu yeşil renkli, 200-600 gr. kadar ağırlıkta armut biçimli sert meyvelere dönüşür.

Meyvenin eti, açık sarı-yeşilimsidir. Her meyvede, iri tek çekirdek bulunur. Meyveler, örselenmeden yapılan hasattan sonra oda sıcaklığında ya da soğuk yerde bekletilir ve tam olgunlaşmaları sağlanır. Normal oda sıcaklığında (21 derecede) 6-12 gün, soğuk hava depolarında (4-7 derecede) 30-40 gün bekletilen meyveler olgunlaşıp yumuşar, rengi siyaha yakın mora döner ve tüketilmeye hazır hale gelir. Genellikle meze olarak yenilen salatalar ile bazı yemeklere katılan bu meyvelerin tatlısı ve reçelleri de yapılır. Ayrıca kozmetik ve ilaç endüstrilerinde kullanılır.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. taze avokado meyvesinin içerdiği besin değerleri şunlardır: 167 kalori: 2,1 gr. protein; 6,3 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 26,3 gr. yağ: 3 gr. lif: 42 mgr. fosfor; 10 mgr. kalsiyum; 0,6 mgr. demir; 4 mgr. sodyum; 604 mgr. potasyum; 45 mgr. magnezyum; 290 IU A vitamini: 0,11 mgr. B1 vitamini; 0,2 mgr. B2 vitamini; 1,6 mgr. B3 vitamini; 0,42 mgr. B6 vitamini; 56.7 mcgr. folik asit: 14 mgr. C vitamini ve 1,2 mgr. E vitamini.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Yukarıda sayılan değerleriyle avokadonun çok önemli bir besin olduğu görülmektedir. Bu yönden ülkemizde alışılmamış bir meyve sayılan avokadonun sıkça yenilmesinin beden için pek yararlı olacağı anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra;

o Lif oranı yüksek olan avokado, peklik (kabızlık) giderici etki taşır; ayrıca kalınbağırsak sorunları ve hemoroit rahatsızlığı çekenler için yararlı olur.

o Yüksek oranda potasyum içerdiğinden, yüksek tansiyonu düşürücü etkiler yapar.

o Avokado ağacının yaprak ve tomurcukları tanen yönünden zengindir: Yılın her zamanında körpe olan yaprak ve tomurcukları alınıp bunların üzerine kaynamış su dökülerek 10-15 dakika bekletilip hazırlanan infüzyon içildiğinde, diyareyi kesmede yararlı olur.

AĞACININ ÜRETİLMESİ

Avokado ağacı, tohumuyla (yani meyvesinin içindeki tek iri çekirdeğiyle) çoğaltılır. Tohumun ekimiyle topraktan çıkan çöğürleri tüplere alınıp geliştirilir. Daha sonra bunlar aşılanarak istenilen nitelikte fidanlar üretilir.

AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Avokado ağaçları, kışları ılık geçen tropik ve astropik iklimli bölgeleri sever. Kış donlarından, çiçeklenme ve meyve bağlama zamanında düşük sıcaklıktan, ani sıcaklık dalgalanmalarından ve sert rüzgârlardan kötü etkilenir. Düşük sıcaklıklarda etkilenme, türlerine göre -1 ila -6 dereceler arasında değişir. Avokado türleri bu bakımdan limon, portakal gibi narenciye ağaçlarının iklim isteklerine uyar. Yani, güçlü rüzgârlardan nispeten korunmuş, fazla soğuk olmayan yerler avokadoya pek uygundur.

Toprak isteği: Avokado ağacı, hafiften ağıra kadar yapısı değişen birçok toprak tipi üzerinde yetiştirilebilir. Ancak, avokado için en iyi toprak, derin, suyu iyi akıtılmış (süzek), özellikle kumlu-tınlı, alüvyonlu, nötre yakın ya da hafif asit reaksiyonlu (pH 5-7 olan) topraklardır. Taban suyu yüksekliği 1,5-2 m. kadar olmalıdır. Böyle toprakta 60 cm. derinlikte açılan çukurlara ilkbahar başında ve donlar bitince 6 yâ da 7 m. aralıkla fidanları dikilir.

Sulama: Yağmurların yetersiz olduğu mevsimlerde, avokado ağaçlarının sulanması gerekir. Sulama suyu tuzlu ve klorlu olmamalı, saçak kökleri 60-90 santime kadar inen avokadonun yıl boyunca bu köklerinin nemli kalması sağlanmalıdır.

Rüzgârkıran: Avokado ağacının odunu gevrektir. Güçlü rüzgârlarda, hele meyveyle yüklüyse kolayca kırılabilir. Yaz mevsiminde kuru ve sıcak rüzgârlar fazla terlemeye neden olacağından meyve dökülmeleri de ortaya çıkar. Bu sakıncaların giderilmesi için, ağaçları rüzgârdan koruyan rüzgârkıranlar kurulmalıdır. Ülkemizde bu iş için servi (andız) ağaçları kullanılmaktadır.

Gübreleme: Avokado ağaçlarına ilkbaharda azotlu gübre, daha sonra toprak işlemeleri sırasında fosforlu ve potaslı gübreler verilir. Ayrıca bu ağaçların çinko ve demir isteği de ortaya çıkabilir. Ağaçlara çinko haziran -temmuz aylarında, demir ise mayıs-haziran aylarında verilir.

Toprak işleme: Avokado ağaçlarının çevresindeki l m. çapındaki alanda, yabani otlar sık sık temizlenmelidir. Bu otlar, her 1-2 sulamadan sonra çapayla temizlenir. Ancak narenciye ağaçları için yapıldığı gibi, bahçe kesinlikle derin kazılmamalıdır. Toprağa azot kazandırmak için avokadonun çevresinde kışın bakla yetiştirilmesi iyi olur.

Budama: Bahçeye dikilen avokado fidanı, birinci yılı sonunda tepe ucunun 5-7 cm. altından kesilir. Böylece fidanın gövde ve dalları daha iyi gelişir. Dikimin üçüncü yılından başlayarak iyi gelişen fidanlarda, gereksiz obur dalların kesilip çıkarılmasıyla ağacın daha iyi gelişmesi sağlanır. Daha sonra ağacı iyi tanıyan kişiler tarafından gerekli görülen fazla dallar kesilerek ağacın gelişimine uygun budama yapılır. Budama yapılan yerlere 1-2 gün sonra aşı macunu sürülür.

Meyve seyreltme: Avokado ağacının çok sık meyve verdiği mevsimlerde, meyve çapı 2,5 santime erişince daha iyi ürün elde etmek için meyvelerin bir kısmı koparılıp seyreltilmelidir.

Hasat (Derim): Avokado meyvelerinin hasadı, yani meyvelerin ağaçtan toplanma zamanı, normal boyutlarına erişmiş yeşil renkli meyvelerin sapının sarımsı bir görünüş kazanıp da parlaklığının azaldığı dönemdir. Meyveler toplama sırığıyla örselenmeden hasat edilirken saplarının uzun olmasına dikkat edilir. Sapsız toplanan avokadolarda, sap çukurundan başlayan çürümeler görülür. Toplanan meyveler, yukarıda anlatıldığı gibi oda sıcaklığında ya da soğuk hava deposu veya buzdolabında bekletilerek tam yenme olgunluğuna ulaştırılır.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Avokado ağaçlarına dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Armut

Pazar, 04 Kasım 2007

Son zamanlarda geliÅŸen soÄŸuk hava depolarının saÄŸladığı olanak sayesinde yılın her zamanında tazeymiÅŸ gibi sevilerek yenilen armut meyvesini veren Armut aÄŸacı, Gülgiller’dendir. Anayurdu, Anadolu’muz olan armut aÄŸacının 20 türü ve bilinen 2.000 kadar çeÅŸidi vardır. Bunlardan, ülkemizin hemen hemen her yerinde yetiÅŸtirilen armutlar, Pyrus communis bilimsel adıyla anılır.

7-8 m’ye kadar boylanabilen armut aÄŸacının parçasız, yalın biçimli yeÅŸil yapraklarının kenarları çok ince diÅŸlidir. İlkbaharda erken açan beyaz renkli çiçekleri yabani güle benzer. Armut aÄŸaçları, çoÄŸunlukla ikievciklidir. Yani erkek ve diÅŸi çiçek açan aÄŸaçları ayrıdır. Ama, bazı armut türlerinde çiçeklerarası tozlaÅŸma olayı yaÅŸanmadan meyve geliÅŸir ve bu tür meyveler çekirdeksiz olur.

Aslında armut kendine özgü biçimiyle ince kabuklu, yumuşak çekirdekli, eti bol sulu ve lezzetli bir meyvedir. Ancak meyvesinin büyüme koşullarına göre etinde, az ya da çok kum (taş hücresi) topakları bulunur. Yazlık armutlar haziran ayı sonlarında, kışlık armutlar ekim-kasım aylarında hasat edilir. Taze olarak yenildiği gibi reçeli, marmeladı, tatlıları ve meyve suyu yapılarak tüketilen armuttan rakı ve likör de yapılır. Armut ağacının kolay işlenen ve iyi cila tutan kırmızı renkli odunu ince marangozluk işlerinde kullanılır.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. taze armutta bulunan besin değerleri şöyle sıralanabilir: 61 kalori; 15.3 gr. karbonhidrat: 0 kolesterol; 0,4 gr. yağ; 1.4 gr. lif; 11 mgr. fosfor; 8 mgr. kalsiyum; 0,3 mgr. demir; 2 mgr. sodyum; 130 mgr. potasyum: 7 mgr. magnezyum; 20 IU A vitamini; 0,02 mgr. B1 vitamini; 0,04 mgr. B2 vitamini; 0,1 mgr. B3 vitamini; 0,017 mgr. B6 vitamini; 2.3 mcgr. folik asit: 4 mgr. C vitamini ve 0,5 mgr. E vitamini.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Yukarıda sayıları besin değerlerinin yanı sıra;

o İçerdiği çok miktarda lif ve kum (taş hücresi) topakları nedeniyle peklik çeken kişiler armut yerse rahatlarlar.

AĞACININ ÜRETİLMESİ

Armut ağacı, tohumuyla (çekirdekleriyle) çoğaltılabilir. Topraktan süren çöğürlerine, istenen armut türü aşılanarak derin topraklarda yetişen yüksek boylu armut ağaçları elde edilir. Daha az derin topraklarda bodur armut ağaçları yetiştirmek için anaç olarak ayva fidanları kullanılıp bunlara armut aşısı uygulanır. Ancak bu tür ağaçlar soğuklara dayanıklı değildir ve fazla sulama isterler.

AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Armut ağaçları, ılıman iklimlerin bitkisidir. Kış mevsiminde soğuklama gereksinimi yaklaşık 1.200 saattir. -20 derecenin altında geçirdiği toplam süre bundan kısa olursa ağacın çiçeklenmesi gecikir, bazı tomurcukları ölür. Kış donlarına dayanıklı olan armut ağacı, ilkbahar donlarından etkilenir. Ağaçlar, mümkünse böyle don tehlikesi olmayan yerlere dikilmelidir.

Toprak isteği: Armut ağaçları, toprak bakımından çok seçici değildir. Gene de derin, geçirgen, sıcak ve organik madde bakımından zengin yerlerde ağaçların gelişmesi iyi, ürün verimi yüksek olur. Ancak, armut ağacının toprağı kireçli olmamalıdır.

Toprak işleme: Topraktaki yabani otları yok etmek, toprağı havalandırmak, nemi toprağa geçirmek ve toprağın ısınmasını sağlamak için yılda iki kez toprak kazılarak işlemesi yapılır. Sonbahar-kış işlemesi aralık ayı sonuna, ilkbahar işlemesi mart başına kadar ve 8-10 cm. derinlikte olmak üzere uygulanır.

Sulama: Armut ağaçlarının en önemli isteklerinden biri de sulamadır. Susuz kalan ağaçların meyve büyümesi yavaşlar, ürün verimi azalır. Armut ağacı çöğüründen yetişenler (20-30 günde bir), ayva çöğüründen yetiştirilenlere göre (10-20 günde bir) daha seyrek sulanırlar.

Gübreleme: Armut ağaçlarına, üç yılda bir yanmış çiftlik gübresi verilir. Ayrıca her yıl azotlu, fosforlu ve potaslı fenni gübreler ağaç altına serpilerek toprak çapalanır.

Meyve seyreltme: Her bir salkımdaki 3-5 meyve sayısı 1-2′ye indirilirse armut yeterli iriliÄŸe eriÅŸir. Seyreltme elle ve olabildiÄŸince erken (meyveler küçükken) yapılmalıdır.

Budama: Armut ağaçlarına kış ve yaz budaması olarak iki ayrı zamanda; dikim budaması, şekil budaması, ürün budaması ve gençleştirme budaması biçiminde dört ayrı biçimde budama uygulanır. Bu işleri, armut ağaçlarından ve budama işinden anlayan kişilerin yapması doğru olur.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Armut ağacının yapraklarına dadanan zararlılarla, uzmanlara danışılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele yapılmalıdır.

Enginar

Pazar, 04 Kasım 2007

İlkbaharda piyasaya çıkan, yazın müjdecisi olan ve besleyici, saÄŸlıklı ve çok lezzetli yemekleriyle sofralarımızı ÅŸenlendiren enginar adlı sebzeyi veren Enginar bitkisi, BileÅŸikgiller’dendir. Anayurdu Akdeniz havzası olan enginar bitkisi, en çok bu bölgenin ülkelerinde ve gösteriÅŸsiz miktarda olsa da Türkiye’de yetiÅŸtirilmektedir. 50-150 cm. kadar boylanabilen bu çokyıllık otsu bitkinin kısa, kalın bir gövdesi ve bu gövdeden uzayan sürgünleri (çiçek sapları) vardır.

Bitkinin rozet biçiminde gelişen almaşık dizili iri yaprakları, düz ya da çok parçalı, sapsız, gri-yeşil renkli ve yumuşak dikenlidir. Her çiçek sapının ucunda, sayısı 3-10 arasında değişen kömeçleri (baş, kelle) yer alır. 10-13 cm. çapa kadar erişebilen her başın çevresi kiremit gibi birbirinin üzerine binmiş morumsu yeşil renkli, sert burgu yaprakçıklarıyla sıkıca sarılıdır. Bu yaprakçıklar koparılıp açılınca, dipte yeralan çiçek tablasının üzerinde bulunan mavi renkli yüzlerce çiçek görülür.

Çiçeklerin çevresi de iplikçik biçiminde ot gibi yapılı pek çok burgu yaprakçığıyla dolu olur. İşte enginarın sebze olarak yenen kısmı, bu çiçeklerin altındaki etli çiçek tablasıdır. Çiçek tablası taze olarak yenilmeli, kartlaşmaya bırakılmamalıdır. Bitkinin sürgünleri yani çiçek sapları da körpeyken soyularak yenilebilir. İlkbahar mevsiminde baş bağlayan enginarın Türk mutfağındaki önemli yemekleri; dolması ve bezelye ya da bakla ile birlikte hazırlanan nefis zeytinyağlılardır.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. taze ve çiğ (pişirilmemiş) sebze olarak enginarın içerdiği önemli besin değerleri şunlardır: 80 kalori; 3 gr. protein; 7,8 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,2 gr. yağ; 1.5 gr. lif; 70 mgr. fosfor; 55 mgr. kalsiyum; 0,8 mgr. demir; 45 mgr. sodyum; 330 mgr. potasyum; 30 mgr. magnezyum; 0,5 mgr. çinko; 280 IU A vitamini: 0,15 mgr. B1 vitamini; 0,05 mgr. B2 vitamini; 0,7 mgr. B6 vitamini ve 10 mgr. C vitamini.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Yukarıdaki değerler incelendiğinde enginarın bedenimiz için ne denli yararlı ve vazgeçilmez bir besin olduğu ortaya çıkar. Bunun yanı sıra;

o Enginar, içerdiği ciarin adlı etkili madde ile karaciğer ve safra kesemizi destekleyen bir besin olarak uzun zamanlardan beri Batı ülkelerinde büyük kabul görmekte ve bolca tüketilmektedir: Diğer hafif acı-tatlı sebzeler gibi enginar da, safra salgılarını artırmakta ve sindirimi kolaylaştırmaktadır.

o Enginar, kandaki yağ ve kolesterol düzeylerini düşürmektedir.

o Enginar, güçlü bir idrar söktürücüdür: Böbreklerin çalışmasını düzenlemekte ve bedendeki istenmeyen sıvıların atılmasını kolaylaştırmaktadır.

o Enginar ayrıca, içerdiği inülin adlı maddeyle, geleneksel olarak seker hastalarına tavsiye edilen bir besindir: Bu tür nişasta olan bu madde, sindirilmeye dirençlidir. Ve kandaki şeker düzeyini düşürür.

o Enginarın körpe yaprak ve çiçek saplarının kaynatılarak suyunun içilmesinin dahi, yukarıda sözü edilen etkileri kısmen de olsa sağlayacağı uzmanlarca savunulmaktadır.

Bütün bu etkileri sağlamak üzere enginarın tazesinin ya da konserve edilmişinin bol bol yenilmesi öğütlenmektedir. Ne yazıktır ülkemizde, ekolojik koşullar yani bitkinin istekleri birçok yerde tam olarak karşılandığı halde enginar pek sınırlı miktarda yetiştirilmekte ve bu nedenle yüksek fiyatlarla satışa sunulmaktadır. Enginar üretimimizin artırılıp bu yararlı sebzenin artık zenginlerin besini olmaktan çıkarılması en içten dileğimizdir.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Enginar bitkisi, tohumlarıyla ya da daha pratik olarak piç veya memeleriyle çoğaltılır. Tohumla üretilen çeşitler için bitkinin tohumlarının yurtdışından getirilmesi gerekmektedir. Çünkü yerli enginar çeşitlerinin tohumla üretilmesi mümkün değildir. Piçle üretimde, bitkinin toprakaltı gövdesinin ortasından çıkan sürgünleri kullanılır. Bunlar, boyu 15-30 cm. ve kalınlıkları 1,5-2,5 cm. kadar olunca dip kısmında biraz kökü bırakılmak koşuluyla topraktan ilkbaharda sökülüp alınır. Bu sürgünler hemen ya da biraz bekletilerek 30 cm. derinlikteki ocaklara (çukurlara) hendekleme yapılarak dikilir.

Memelerle yapılan üretimde, hasattan sonra yazın bitkinin topraküstü kesimleri kuruduğu halde toprakaltı kesimleri canlı kalmaktadır. Ertesi mevsimde toprak ve hava nemi yükselince yeni sürgünler ortaya çıkar. Bunların üzerinde meme şeklinde bazı kabarcıklar bulunduğundan öyle adlandırılır. İşte bu gövde parçaları yazın dinlenme halindeki bitkiden alınır, bölünüp çoğaltılır. Her parçanın 5-8 cm. çapında ve 10-15 cm. uzunlukta olması, üzerinde birkaç memenin bulunması gerekir.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim istekleri: Enginar bitkisi, kışları ılık geçiren yörelerde, kış ve ilkbahar aylarında yetişir ve gelişir. En iyi gelişim gösterdiği sıcaklık, 15-18 derecelerdir. Kış mevsimi sıcaklıklarının 7 dereceye indiği yerlerde yetiştirilmesi güçleşir. 20 derecenin üstüne çıkan sıcaklıklarda bitkinin gelişmesi yavaşlar ve 25 derece sıcaklıkta gelişmesi durur. Bu sıcaklıkta başları kartlaşır ve yenilmez hale gelir. O dereceye düşen sıcaklıkta enginar bitkisi zarar görmeye başlar. -7 derecede toprak üstü ve -10 derecenin altında toprakaltı kısımları ölür. Enginar bitkisi nemli havaları sever ama aşırı nemden hoşlanmaz. Kuru havalar da bitkiyi olumsuz yönde etkiler.

Toprak isteği: Enginar bitkisi, toprak yönünden çok seçici değildir. Derin topraklar bitkinin kök geliştirmesine yararlı olur. Süzek (suyu iyi akaçlanmış), tınlı ve killi-tınlı topraklar enginar yetiştirilmesi için en uygun olanlardır. Toprak organik madde yönünden zengin olmalıdır. Bu nedenle ilk yetiştirilme yılında toprağa iyi yanmış çiftlik gübresi verilir. Enginar bitkisinin yetiştirilmesi için güneye doğru eğimli, bol güneş gören ılık topraklar çok uygundur.

Sulama: Enginar bitkisi, üretim ve yetiştirilme dönemlerinde bol su ister. Kış mevsimi yağışlı geçerse sulanması gerekmez. Oysa kış yağışsız geçiyorsa o zaman sulama yapılması gerekebilir. Hasat döneminde havalar yağışsızsa bitki mutlaka sulanmalıdır. Yazın bitkinin dinlenme döneminde bitki sulanmaz. Dinlenme mevsimi bitip de sonbahar yaklaşınca, ağustosta ve eylül ayı başında bitki uyandırılması için sulanır.

Gübreleme: Enginar bahçesi kurulurken, toprak, iyi yanmış çiftlik gübresiyle gübrelenir. Daha sonra bitkiye azot, fosfat ve potas içeren fenni kompoze gübreler verilir. Hasattan sonra toprakta kalan bitkinin artıkları toprağın organik madde gereksinimini kısmen karşılar. Bu nedenle çiftlik gübresiyle fenni gübre kullanımı azalır. Bütün bu durumlar için büyük miktarda enginar üretimi yapılan tesislerde toprak analizleri yapılarak gübre gereksinimi saptanır.

Ocak temizliği: Genellikle sonbahar mevsiminde enginar bitkisinin içinde yetiştirildiği ocaklar, uyandırma sulamasından sonra temizlenir. Bitkinin meme denilen kesimlerinden süren piçlerden en sağlıklı olanları bırakılarak geri kalanları çıkarılır. Geçen yıldan kalma dal ve yapraklar temizlenir. Biraz iyi yanmış çiftlik gübresi verilerek bitkinin boğazı doldurulur. İlkbaharda gene ocaklar açılır. Fazla piçler sökülüp çıkarılır.

Toprak isleme ve yabani ot mücadelesi: Sonbahar ve ilkbahar mevsimlerinde yapılan ocak temizliği sırasında, bitkinin çevresindeki yabani otlar çapalamayla yok edilir. Ayrıca yazın bitkinin dinlenme mevsiminde de çevresindeki yabani otların temizlenmesi enginar bitkisine yarar sağlar.

Hasat (Derim): ilkbahar mevsiminde bitkinin başları (kelleleri) yeterli büyüklüğe eriştiğinde geciktirilmeden kesilerek hasat edilir. Hasat geciktirilirse kartlaşır, başı saran burgu yaprakçıkları gevşer ve bitki tablasındaki etinin tadı acılaşır. Başın yenilme değeri yitirilmiş olur.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Enginar bitkisine dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele edilmelidir.

Elma

Pazar, 04 Kasım 2007

Sonbahar başından ilkbahar baÅŸlarına deÄŸin elma adı verilen, bedene çok yararlı ve lezzetli taze meyvelerini severek yediÄŸimiz Elma aÄŸaçları, Gülgiller’dendir. Dünyada en çok tüketilen meyve türü olan elmanın 25 türü ve 6.000 kadar çeÅŸidi vardır. Anayurdu, ülkemizi de içermek üzere Asya olan elma, Türkiye’de iklimi uygun olan pek çok yörede üretilmektedir.

Boyu 7-8 m’ye kadar çıkan elma aÄŸaçlarının, türe göre, koyu griden çok pembe renge kadar deÄŸiÅŸen silindirik muntazam gövdesi vardır. Dalları, odun ve meyve dalı ile obur dallar olmak üzere üç gruba ayrılır. Elma aÄŸacının yaprakları geniÅŸ, kenarları diÅŸli olur. Üst yüzü koyu yeÅŸil renkli ve belirgin damarlı, alt yüzü gri tüylüdür.

İlkbaharda açan açık pembe renkli çiçekleri yabani gülünkileri andırır. Bu çiçekler yaz boyunca olgunlaşıp eylülden başlayarak elmanın meyvesini verir. Meyve küresel, silindirik ve basık biçimlidir. Kabuğu türlerine göre kalın ya da ince ve farklı renklerdedir. Meyve türlerinin ayırt edilmesini sağlayan en belirgin özellik, kabuğun rengidir. Elmanın çekirdek evinde 5-10 adet yumuşak çekirdek bulunur. Eti tatlı, ekşi ya da mayhoş tatlı ve sulu olup tazeyken yenildiği gibi reçeli, kompostosu, marmeladı, meyve suyu, tatlıları, alkollü ya da alkolsüz içkileri yapılarak da tüketilir.

BESİN DEĞERLERİ

Dilimlere bölünmüş 100 gr. taze elmanın içerdiÄŸi besin deÄŸerleri şöyle sıralanır: 58 kalori; 0,2 gr. protein; 14.5 gr. karbonhidrat: 0 kolesterol; 0,6 gr. yaÄŸ; 1.8 gr. lif: 10 mgr. fosfor; 7 mgr. kalsiyum; 0,3 mgr. demir; l mgr. sodyum; 110 mgr. potasyum: 8 mgr. magnezyum; 90 IU A vitamini; 0,03 mgr. B1 vitamini; 0,02 mgr. B2 vitamini; 0,1 mgr. B3 vitamini; 0,3 mgr. B6 vitamini; 0,5 mcgr. folik asit; 10 mgr. C vitamini ve 0,7 mgr. E vitamini…

Ama, türlere göre büyük değişkenlik gösteren elmanın besin değerlerinin bu listedekilerden az ya da çok farklı olması doğaldır. Sözgelişi, yeşil ya da sarı renkli elmalarda C vitamini oranı, kırmızı elmadakinden fazladır.

SAÄžLIÄžIMIZA YARARLARI

Yukarıda sayılan önemli besin değerlerinin yanı sıra;

o Elma, kandaki kötü kolesterol düzeyini düşürür: Yapılan araştırmalar, günde 2-3 elma yiyen kişilerde, elma lifinde bulunan pektin adlı maddenin bu etkiyi yaptığını göstermekte, ama söz konusu etki yalnızca pektin adlı maddeyi yapay olarak almakla değil, elmayı bütün olarak yemekle sağlanmaktadır.

o Elmanın içerdiği lifler ve meyve asitleri, hafif kabızlığı geçirmektedir.

o İçerdiği sıvı jel halindeki pektin adlı madde ile elma asitlerinin antivirüs özellikleri diyareye de iyi gelmektedir.

o Elma, içerdiği maddelerle yüksek tansiyonu düşürür ve kan şekeri düzeyini kontrol altında tutar.

o Araştırmalarda, elma tüketmenin hayvanlarda kansere yakalanma rizikosunu azalttığı saptanmıştır: Aynı etki insanlar üzerinde de araştırılmaktadır.

o Elma, aşırı iştahı normal düzeye indiren bir özelliğe de sahiptir.

o Elma, romatizma ve gut hastalığına da iyi gelir.

o Elma, bedenin hastalıklara karşı direncini de artırmaktadır.

Bütün bu etkilerden yararlanmak için günde 2-3 elmanın, üzerinde tarım koruma ilacı artıkları kalmış olabileceği düşünülerek çok çok iyi yıkamak koşuluyla kabuğunun soyulmadan yenilmesi yeterli olacaktır.

AĞACININ ÜRETİLMESİ

Elma ağacı, tohumuyla (çekirdekleriyle) yetiştirilebilirse de, bu işlem iyi sonuç vermez. Bunun yerine elma çeliklerinin daldırılmasıyla elde edilen fidanların ya da başka türden seçkin anaçların istenilen elma türüne aşılanmasıyla çoğaltılır. Bizim için doğrusu, inanılır profesyonel kişilerin ürettiği, türü belli ve sağlıklı fidanları alıp bahçemize dikmektir.

AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Elma ağacı, ılıman ve soğuk ılıman bölgelerin bitkisidir. Kışın -40 dereceye, bir yaşındaki sürgünleri ise -20 derecelere kadar dayanır. Ama ağaç ilkbaharda çiçeklerini açınca, -2 ila -3 derece soğuklardan zarar görür. Elmanın yetiştiği yerde havanın neminin %60-80 arasında değişmesi gerekir. Nem düşerse haziranda meyvenin yerlere dökülmesi artar. Elma, yapraklarını döken ağaçlardan olduğu için kışın belli dinlenme ve soğuklama dönemleri yaşar.

Toprak isteÄŸi: Elma aÄŸaçları çok deÄŸiÅŸik fiziksel ve kimyasal özellikler taşıyan topraklarda yetiÅŸebilir. Asitli topraklara olduÄŸu kadar kireçli topraklara da dayanabilir. Ancak taban suyu 1,5 m’den yukarıda olmamalıdır. Aksi takdirde aÄŸacın yüzlek kökleri çürür. Tuz oranı yoÄŸun topraÄŸa elma aÄŸacı dikilmez. Elma aÄŸacı için en uygun topraklar, içinde uygun oranda kireç ve yeteri kadar humus bulunan topraklardır. Böyle topraklara fidanlar, 8-10 m. aralıkla dikilir.

Sulama: Elma ağaçlarının su isteği fazladır. Nispi neme de yeterince doymaları gerekir. Nemli yerlerde iyi sonuç veren elma ağaçlarına, yaprakları solmaya başlayınca su verilmeli, yaprakların iyice solması beklenmemelidir. Ağaçlara aşırı oranda su verilirse meyvenin dayanma süresi kısalır. Ağaç çiçekteyken sulanırsa çiçek döker. Ağaçlar, haziran-eylül ayları arasında 30 günde bir olmak üzere 4 kez sulanır.

Gübreleme: Elma ağaçları ürün verdikçe topraktan besin kaldırdıkları için toprağı fa-kirleşir. Bu nedenle ağaçların gelişmesi geriler ve ürün verimi azalır. Elma ağacına 3-4 yılda bir yanmış çiftlik gübresi verilir. Ayrıca ağaçlara her yıl azot, fosfor ve potaslı fenni kompoze gübreler de verilmelidir.

Budama: Elma ağaçlarının muntazam biçimde gelişmesini, bol ve iyi nitelikli ürün vermesini sağlamak üzere dikim, şekil, ürün ve gençleştirme budamaları olarak dört ayrı budama işlemi uygulanır. Bu işlemler, elma ağacını iyi tanıyan bilinçli kişiler tarafından yapılır.

Meyve seyreltme: Elma ağaçlarından iyi nitelikli ürün almak için meyve seyreltme işleminin yapılması da gerekir. Bunun için haziran ayında ağaçlardaki doğal meyve dökülmesi beklenir. Yere dökülen meyveler görüldükten sonra, ağacın besleyebileceğinden fazla meyve kalırsa bunlardan zayıf görünüşlü olanlar elle, makasla, değnekle ya da büyük bahçelerde kimyasal ilaçlar kullanılarak seyreltilirler.

Hasat (Derim): Elma bitkisinde hasat zamanın belirlenmesi çok önemlidir: Zamanında hasat edilen elma, o çeşidin tüm özelliklerini tam olarak taşır. Olgunlaştıktan sonra geç hasat edilen elmalar kepeklesin Erken hasat edilenler ise, meyve kabuğu yeterince sıkı dokulu olmadığından dolayı buruşur, elma tam ağırlığına erişmediğinden ürün kaybına yol açar.

Elmada tam olgunluk, kabuk rengi ile meyvenin koparılmasında sapın gösterdiği dirençle anlaşılır: Yeşil elmalarda, meyvenin rengi yeşilimtırak sarı olmalıdır. Kırmızı elmalarda, kızarma en mükemmel halini almalıdır. Elmalar, elle koparılarak hasat edilir. Avuç içine alınıp hafifçe bükülerek yukarı doğru itilen elma dalından kolayca ayrılıyorsa tam hasat zamanı gelmiş demektir.

Olgunlaşmamış elma kopmaz, sap ya da dalcıklar kırılır. Elma ağaçlarında hasat iki ya da üç kez meyve toplamayla yapılır. Birinci toplamada, ağacın dışındaki meyveler derilir. Sonra, içteki ve yukarı dallardaki meyveler hasat edilir. Böylece küçük kalmış meyvelerin irileşmelerine olanak tanındığı gibi dökülmeleri de önlenmiş olur.

Zararlı ve hastalıklarıyla mücadele: Elma ağaçlarına dadanan pek çok zararlı ve hastalık vardır. Bunlarla uzmanlara danışılarak ve tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, düzenli ve eksiksiz mücadele sürdürülmelidir.


eXTReMe Tracker