‘Anne Ve Çocuk’ Kategorisi için Arşiv

Dinlemeyi Öğrenmesini Sağlayın

Pazar, 04 Kasım 2007

Dinleme yeteneği önemli bir okuma öncesi beceridir. Okumayı öğrenebilmek için dinleyebilmek ve harflerin verdiği sesi işitmek, bunların nasıl bir araya gelerek başka sesler oluşturduklarını anlayabilmek gerekir.

Çocuğunuzun dinleme becerilerini desteklemeniz açısından bazı öneriler:

* Onunla kafiyeli kelime oyunları oynayın.

* Çocuğunuza, ?Ayakkabını bana getir? gibi, tek aşamalı komutlar verin.

* Tek aşamalı komutları rahatlıkla izlemeye başladıktan sonra, ?Oyuncağını al ve odana götür? gibi iki aşamalı komutlar verin.

* İki aşamalı komutları rahatlıkla izlemeye başladıktan sonra, ?Ayakkabılarını giy, çantanı al ve dışarı gel? gibi üç aşamalı komutlar verin. Böylece her türlü öğrenme açısından büyük önem taşıyan hafıza becerisini desteklemiş olursunuz.

* Her gün, örneğin öğle yemeği sırasında farklı türde bir müzik çalın. Çocuğunuzla bu müzik türünden hoşlanıp hoşlanmadığı konusunda sohbet edin.

* Zaman zaman, çocuğunuzun sizi işitmek için çok dikkatle dinlemesini gerektirecek düzeyde kısık sesle konuşun.

* Açık hava yürüyüşleri yapın ve etraftaki sesleri dikkatle dinleyin. Bunları yazın ve ertesi gün bu sesleri taklit etmeye çalışın (bu çalışma aynı zamanda hafıza becerisine de katkıda bulunacaktır).

* Bir öyküyü okumadan önce, çocuğunuzun cevabını bulmak için öyküyü dinlemesini gerektiren bir soru sorun.

* Her zaman olduğu gibi, başkalarını dinleme konusunda da iyi örnek teşkil edin

Çocuklara Ölüm Nasıl Anlatılmalı

Pazar, 04 Kasım 2007

Yakın arkadaş ya da akrabanın ölümü yaşamdaki ?en zor ve stres dolu? olaylardan biridir. Ana baba kaybı nedeniyle yas yaşayan bir çocuk olduğunda, bu deneyim daha da güçleşebilir. Çocuk anne ve babasına sadece duygusal olarak değil, maddi olarak ta bağımlıdır. Bu nedenle ana babasının kaybında yaşanan duygusal ve maddi güçlükler çocuğun gelişimini etkiler.

Farklı gelişimsel dönemdeki çocukların ölümün anlamına ilişkin kavramsal anlayışları farklıdır.Yasın görünümü ve sonuçları, çocuğun ölüm anında ölümle ilgili kavramların gelişimine bağlıdır.

Bebekler ve okula gitme yaşı gelmiş çocuklar arasında ölüm kavramını anlamaları bakımından büyük farklılıklar vardır. Çocuğun ölüm olayını anlaması için öncelikle biri öldüğünde neler olduğunu belirtmekte kullanılan kavramları anlamaları gerekmektedir.

2-2.5 yaşındaki çocukların ölümle ilgili fikirleri çok belirsizdir. Buna karşılık iki yaşından küçük bebekler ise ölümle ilgili herhangi bir kavramı anlayamazlar. Çok küçük çocuklar için ölüm gündelik hayatta var olan birinin artık orada olmaması kadar basit bir anlama gelmektedir.

6-10 yaş arasındaki dönemde yer alan çocuklar zamanla ölümün geri dönülmez oluşu ve tüm yaşam işlevlerinin durduğunu anlamaya başlarlar. Çocukların ?ölünce ölünür? ifadesi buna örnek olarak gösterilebilir. Yedi yaş civarında ölümün engellenemez ve evrensel bir olgu olduğu artık kavranmaya başlanır. Ancak bunun kendileri için de geçerli olabileceğini düşünmeye karşı hala direnç gösterirler.

Ölümün nedenlerine ilişkin düşünceleri somut düzeydedir. Ölümün hem kazalar ve şiddet gibi dışsal nedenlerden kaynaklandığını hem de hastalık yada yaşlılık gibi içsel süreçlerin bir sonucu olduğunu anlayabilirler. Sihirli öğeler hala düşüncenin parçası olmaya devam eder. Ölülerin yaşayanları gördüğünü ya da işittiğini var sayarlar ve bunun bir sonucu olarak öleni memnun etmek için çabalarlar. 10 yaşından sonra çocuğun ölüm kavramı giderek daha somut hala gelir ve bir kayıp olgusunun uzun vadedeki sonuçlarını daha iyi görebilirler.

Çocuk ölüm olayı ile karşılaşmadan gelişim düzeyine uygun olarak ölüm kavramlarının gelişmesi ve normal yaşam döngüsünün bir parçası olarak algılanmasına çalışılmalıdır. Günümüzde çocukların TV dizilerinde ve çizgi filmlerde gördükleriyle ölümü geçici bir durum olarak algılamakta oldukları görülmektedir. Ölümlerin daha çok hastanelerde olmaya başlamasıyla da ölümü normal yaşamın bir parçası olarak algılamakta güçlükleri olduğu düşünülmektedir.

Ölüme, travmanın neden olabileceğini çağrıştıran filmler ve haber programlarının yanı sıra yayınlarda ölüm sonrası, ailelerin hatta çocukların üzüntü ve isyan dolu yaşantılarının ve ayrıntılı bir şekilde gömülme törenlerinin, cenazelerin gösterilmesi çocukların zihinlerinde karmaşaya yol açmakta ve ölüm ile ilgili endişeleri artmaktadır.

Yurt dışında üç yaşından küçük çocuklar için bile yazılmış ölüm kavramının sağlıklı gelişmesini amaçlayan kitaplar vardır. Evcil bir hayvanın ölümü, ölüm kavramını çocuğa açıklamak için iyi bir fırsat olabilir.

Çocuğun yaşadığı duygular saygıyla karşılanmalı, tüm aile üzüntüsünü dile getirerek bir tören içerisinde hayvan evden uzaklaştırılmalıdır. Hemen yeni bir hayvan alınmayarak çocuğun kavramları geliştirmesine olanak sağlanmalı ve anı anlamına gelecek ritüel bir davranışa izin verilmeli, hatta teşvik edilmelidir.

0-3 yaşları arasındaki çocuklar da yas geçici bile olsa yakın izleme ve kapsamlı bir değerlendirme gerekir. Çocukla ölüm hakkında genelde yaşayan ebeveyn konuşur. Bu olmadığı zaman ise çocuk acı haberi sığınacağı ve dayanacağı bir kimseden duymalıdır. Beklenmedik ölümlerde çocuğa alıştırarak haber verilmesi düşünülebilir. Çocuğa soru sorabileceği, duygularını ve düşüncelerini paylaşabileceği sıcak bir konuşma ortamının yaratılması çok önemlidir ve açıklamayı yapan erişkininde kendi üzüntüsünü belirtmesi uygun olur.

İlk zamanlarda yadsımayı çok sık kullanan çocuk üzgün görülmediği için suçlanmamalı ya da eğlendirilmeye çalışılmamalıdır. Okul içinde bir ölüm olduğunda ise anons yerine sınıf ortamında bir öğretmen tarafından yapılan açıklamaların daha az zedeleyici olduğunu bildiren çalışmalar vardır.

Özellikle küçük çocuklarla konuşurken ölümü uykuya benzetmemek çok önemlidir. Çünkü çocuk uyursa kendisinin de öleceğinden endişelenmeye başlar. Dolaylı yoldan ölümü anlatmaya çalışmak çocuğun kafasını daha çok karıştırabilir ve ebeveyne olan güvenini zedeleyebilir. Örneğin ölümü uzun bir yolculuğa benzetmek yada hastaydı, yaşlıydı gibi açıklamalarda da bulunmak çocuğun yolculuklardan, hastalıktan ve doktor randevularından korkmasına yol açabilir. ?Çok iyi olduğu için tanrı yanına aldı? gibi bir açıklama karşısında, çocuk ölmemek için kötü olmayı tercih edebilir.

6 yaşından önce yapılan dini açıklamaları, çocuk genellikle yorumlamakta güçlük çeker ve daha da korkabilir. Dini kavramlar, çocuğun günlük yaşantısının bir parçası ise, bunları uygun bir şekilde kullanmakta mümkündür. Böyle bir yol seçilmişse ?Tanrı kardeşine bakacak? gibi bir açıklama ?Tanrı kardeşini öyle sevdi ki onu yanına aldı? gibi bir açıklamadan daha uygun olacaktır.

Ölümü, bedensel aktivitelerin son bulması şeklinde anlatmak iyi bir açıklama sayılabilir. Ölümü normal yaşamın bir parçası gibi göstermek önemlidir ve eğer çocuk yaşayan ebeveynin de ölüp ölmeyeceğini sorarsa, bunun çok uzun zaman sonra olacağı, uzun yıllar çocuğun yanında olunacağı söylenebilir.

Ölümün yaşamın sonu olduğu ve ölen birinin hiçbir şekilde geri dönmeyeceği çocuğa uygun ve basit bir dille anlatılmalıdır. Çocuğa ölen birinin bütün vücut fonksiyonlarının durduğunu, yani ölen birinin nefes alamayacağı, yemek yiyemeyeceği, bir şey içemeyeceği, oyun oynayamayacağı, düşünüp hissedemeyeceği, söylenebilir.

Çocuk aynı zamanda ölümün gerçek nedenini de öğrenmelidir. Haber çocuğa açık olarak iletilmelidir. Örneğin ?Kendini kötü bir habere hazırlamanı istiyorum. Bir kaza oldu. Haber babanla ilgili. Çalıştığı yerde bir kaza olmuş. Ciddi bir şekilde yaralanmış. Öğrendiğimize göre hemen ölmüş? gibi. Çocukların habere ilk tepkileri çok farklı olabilir. Yüksek sesle inkar etme, açıkça reddetme, ağlama, ümitsizliğe kapılma gibi çeşitli tepkiler olabilir. Ortam, çocukla birlikte rahatsız edilmeden bir süre daha oturabilmeye uygun olmalıdır.

Çocuk çok fazla ağladığında buna izin verilmeli, hiç kimse çocuğun kendisini toparlamasını ve susmasını söylememelidir. Çocuk tepkisini yaşarken onu yatıştıracak şekilde sarılmakta iyi olacaktır.

Ayrıca çocuklar, ölüme kendilerinin neden olduklarını da düşünebilirler. Aynı şeyin kendilerine ve yaşayan ebeveynlerine de olacağından endişelenirler ve ?bana kim bakacak? kaygısı yaşayabilirler. Duygularını sözelleştirebilmeleri için cesaretlendirme ve ona yardımcı olacak birilerinin olacağı güvencesi, bu kaygılarla baş etme de onlara yardımcı olur.

Ölüm sonrası yaşayan ebeveyn genelde anne olmaktadır. Bir ebeveyni kaybeden çocuk birden fazla ebeveynini kaybetmiş gibidir. Çünkü yaşayan ebeveyn kendi matemine düşmüştür ve bu nedenle çocuğun gereksinimlerini karşılayacak durumda değildir. Ebeveyn sorumluluklarına dönebilecek hale gelene dek, çocuğa duygusal ve fiziksel bakım verebilecek bir erişkin belirlenmelidir. Çocuğun önceden tanıdığı bir ebeveyn olması tercih edilirken, başka bir şehre gönderilmesi önerilmez.

Çocuk ebeveyni ya da kardeşinin ölümcül hastalığı neden ile üzüntü yaşayabilir. Çocuğa bu konuda konuşmasının yasak olduğu genelde aile içinde hissettirilir. Çocuk sıklıkla kendini suçlar ve ?eğer kendisi daha iyi olabilseydi hasta olmayacaklardı? diye düşünür. Çocuğa bilgi verildikçe ve çocuk ebeveynin ya da kardeşinin sağaltımına yardımcı oldukça endişesi büyük ölçüde azalacaktır ve yas süreci daha sağlıklı geçecektir.

Sonuç olarak;

Açık ve dürüst iletişim

1-Yaşa uygun açıklamalar yapın

2-Soyut açıklamalardan uzak durun

3-Ölüm bir seyahat yada uyku olarak açıklamayın

Bilişsel beceri kazanmaları için süre tanıyın

1-Sorulara ve konuşmaya izin verin

2-Kısa konuşmaları kabul edin

3-Fotoğraf albümlerine bakın

4-Çocukların mezarı ziyaret etmeleri sağlayın

5-Çocukların oyunlarını kabul edin

Kaybı gerçek hale getirin

1-Çocuğun cenaze törenine katılmasına izin verin

2- Kendi duygularınızı saklamayın

3-Ölen kişiyi hatırlatan şeyleri ortada bırakın

Duygusal başa çıkmayı kolaylaştırın

1-Gereksiz ayrılıkları önleyin

2-Çocuklarla ana babalarına veya kendilerine bir şey olacağına ilişkin kaygıları hakkında konuşun

3-Çocuklarla suçluluk duyguları hakkında konuşun

Çocuklara Verilebilecek Ödüller

Pazar, 04 Kasım 2007

Çocuk eğitiminde, kural koyarken, istenen davranışları pekiştirmek, istenmeyenleri durdurmak için en sık dile getirilen yöntem ?ödül-ceza sistemi? olmaktadır. Ancak, genellikle bu sistemin nasıl uygulanacağı, dikkat edilmesi gereken önemli noktaları yeterince bilinmez.

En basit ifadeyle ?ödül? istenen davranışı pekiştirmek için, olumlu bir geri bildirimde bulunmak olarak düşünülebilir. Bu şekilde bakıldığında ?gülümsemek?, ?aferin? demek de bir ödüldür. Hemen tüm canlılarda öğrenmeyi pekiştiren şeyler ?ödüllerdir?. İlkel canlılarda bile, bir hareketin, bir konumun, karşılaşılan bir cismin iyi ya da kötü olarak tanımlanması, benimsenmesi, arkasından gelen uyaranlara bağımlı olarak öğrenilir. Hoşa giden bir uyaran, örneğin ?besin? elde etmek, o davranışı pekiştirecektir.

Genel hatlarıyla, küçük çocuklar da, bu şekilde bir öğrenme yöntemiyle davranışlarını geliştirirler. Bu nedenle, istenen davranışları pekiştirmek için, bir disiplin yöntemi olarak, çocuğun bireysel özelliklerine, yaşına ve gelişim düzeyine göre bir takım ödüller verilmesi uygun olacaktır.

Okul öncesi dönemdeki çocuklar için ödül seçenekleri (2-6 yaş)

Parka götürmek

Arkadaşlarıyla oynaması için izin vermek

Masal anlatmak

Oyun oynamak

Kucaklamak/sarılmak

Kukla oyunu oynamak

Anneyle dışarıya gitmek

Bisiklete daha uzun süre binmek

Teybe sesini kaydetmek

Pizza yemeye gitmek

Beraber şarkı söylemek

Hayvanat bahçesine gitmek

Lunaparka gitmek

Oyun hamurları satın almak

Günlük planları yaparken fikrini almak

Pikniğe gitmek

Özel pastadan yemek

Ona çizgi film kaseti almak

Çocuk tiyatrosuna götürmek

Boyama kitabı almak

Beraber müzik dinlemek

Beraber resim çizmek vs.

Okul çağındaki çocuklar için ödül seçenekleri (6-11 yaş)

Beraber Parka gitmek

Dışarıda yemek

Gece arkadaşında kalmasına izin vermek

Birlikte dışarıda top oynamak

Birlikte yemek pişirmek

Bisiklete binmesine izin vermek

Bir TV programı seyretmesine izin vermek

Dışarıda biraz daha fazla oynamak

Resim malzemeleri satın almak

Beraber kampa gitmek

Spor kursuna yazdırmak

İstediği bir yemeği yapmak

Ona bir hikaye anlatmak

Kütüphaneye gitmesine izin vermek

Birlikte bahçe işleri yapmak

Paten yapmaya götürmek

Spor kursuna yazdırmak

Odasını döşemesine izin vermek

Bilgisayarla oynama saatini arttırmak

Film seyretmek

Yap-boz almak vs.

Ergenlik çağında ödül seçenekleri (11-18 yaş)

Evde kutlama yapmasına izin vermek

Dans kursuna yazdırmak

Arkadaşlarıyla geziye gitmesine izin vermek

Odasını dekore etmesine izin vermek

Birlikte bahçe işleri yapmak

Birlikte spor yapmak

Arkadaşında kalmasına izin vermek

Geç kalkmasına izin vermek

Para kazanması için (kısa süreli) izin vermek

Fotoğraf makinesini kullanmasına izin vermek

Yaz kampına göndermek

Eve arkadaşını çağırmasına izin vermek

Bir banka hesabı açtırmak

İstediği TV programlarını seyretmesine izin vermek

Saçını istediği gibi kestirmesine izin vermek

Arkadaşlarıyla konsere göndermek

Bilgisayarı kullanma süresini uzatmak

Paten, bisiklet kullanma süresini uzatmak

Sinemaya götürmek

CD hediye etmek vs

Çocuklarda Altını Islatma

Pazar, 04 Kasım 2007

Gece altını ıslatma, gece uyku sırasında farkında olmadan idrar yapma olarak tanımlanabilir.

Normalde çocukların çoğu hem tuvalet eğitiminin etkisi hem de mesane kapasitesinin gelişmesi sonucu 2-4 yaş arasında idrarlarını hem gece hem de gündüz tutmayı becerirler. Gece altını ıslatma çoğu zaman mesane gelişimindeki gecikmenin bir sonucudur, bu nedenle de yaşla sıklığı azalır.

Üç yaşındaki çocukların %40?ı altını ıslattığı halde bu oran 5 yaşında %20?ye, 6 yaşında %10?a düşmektedir. Erkek çocuklar kızlara göre daha sık altını ıslatma sorunu yaşamaktadır. Aileler 5-6 yaş civarında bu sorunla ilgilenmeye ve genellikle de 7-8 yaşında hekimlerden yardım istemeye başlarlar.

Ülkemizde 7-11 yaşındaki erkek çocukların %16?sında, kızların ise %11?inde altını ıslatma sorunu olduğu bildirilmektedir.

Nedenleri

Gece altını ıslatmanın iki tipi vardır. Eğer çocuk hekime getirilinceye kadar devamlı altını ıslatıyorsa PRİMER (birincil) tip, en az 6 ay kuru kaldıktan sonra altını ıslatmaya yeniden başlamışsa SEKONDER (ikincil) tip altını ıslatmadan söz edilmektedir.

Altını ıslatan çocukların büyük çoğunluğu birincil altını ıslatma gurubunda toplanmaktadır.

Bazen altını ıslatmaya sık ve acil idrar yapma ihtiyacı duyma gibi bulgular eşlik edebilir. Gece altını ıslatma, nedenlerine göre fizyolojik ver organik olmak üzere iki guruba ayrılarak incelenmektedir.

Fizyolojik Nedenler

Gece altını ıslatan çocukların büyük bir gurubu (%90-95?i) fizyolojik altını ıslatma gurubunda toplanmaktadır.

Bu çocukların gece uykuda mesane doluluğunu hissetmelerinin yetersiz, mesane kapasitelerinin küçük ve uyku derinliklerinin fazla olduğu bildirilmektedir. Esas önemlisi altını ıslatmanın büyük oranda genetik yatkınlığa dayanmasıdır. Anne ve babadan birisinde altını ıslatma öyküsü varsa çocukta %45, ikisinde birden varsa %77 oranında altını ıslatma sorunu yaşanmaktadır.

Aile öyküsü olan vakalar iyileşme zamanı bakımından ailelerine benzer bir seyir göstermektedirler.

Organik Nedenler

Altını ıslatan çocukların %2-3?ünden şeker hastalığı, böbrek hastalıkları, mesane hastalıkları gibi sorunlar saptanmaktadır. Vakaların %5-10?unda ise altını ıslatmaya sık ve acil idrar yapma ihtiyacı gibi yakınmalar eşlik etmektedir.

Bunlar ?polisemptomatik altını ıslatma? olarak tanımlanmaktadır. Bu çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu, idrarda bakteri olması, kabızlık ve bazen besin allerjisi saptanmaktadır. Ayrıca son yıllarda halk arasında ?geniz eti? olarak bilinen adenoid vegatasyonlu çocuklarda yüksek oranda altını ıslatma görüldüğü ve ameliyat sonrası yakınmalarının geçtiği üzerinde durulmaktadır.

Genel olarak psikolojik olaylar daha önce bahsedilen primer altını ıslatma sorununa yol açmazlar. Bu nedenle de altını ıslatan çocukların büyük çoğunluğunda bir ruhsal sorun aramaya gerek yoktur.

Ayrıca kötü çocukların altını ıslattığı gibi ön yargıların geçersiz olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Bir ruhsal sorundan sonra altını ıslatma yaşanıyorsa bu genellikle fizyolojik altını ıslatmanın tekrar ortaya çıkmasıdır.

Davranışsal gerilemesi olan çocuklarda gece altını ıslatma yanında okul başarısızlığı, korku gibi ek bulgular vardır ve bunların mutlaka çocuk psikiyatristleri tarafından görülmesi gereklidir.

Çocuğa Yaklaşım

Hemen en önemle belirtmeliyiz ki altını ıslatmanın kendisinden çok, bu çocuklara ailelerin ve toplumun yanlış tutumları zarar vermektedir. Bunların içinde en tehlikelisi ?Altına yapan kızını sobaya oturttu? gibi haber başlıklarına konu olan cinsel bölgelere yönelik cezalandırma girişimleridir. Bu tür tutumlar, çocuklar üzerinde etkisi ömür boyu sürecek izler bırakmaktadır.

Altını ıslatan çocukların fizyolojik bir gelişme gecikmesi yaşadığı (bir tür diş çıkarmanın, konuşmanın gecikmesi gibi) ve ailenin temel görevinin çocuğun benlik saygısı zedelenmeden bu sorunu atlatmasını sağlamak olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle altını ıslatan çocukların en geç 6 yaşında konuyla ilgilenen bir çocuk hekimi tarafından değerlendirilmesi ve gerekli incelemeler yapıldıktan sonra bir tedavi planı yapılması gereklidir.

Altını ıslatma yakınması ile hekime getirilen çocuklar daha önce bahsedilen organik faktörlerin varlığı bakımından incelenmelidir. Bir başka deyişle altını ıslatma sorunun fizyolojik olup olmadığı belirlenmelidir.

Bunun için gündüz altına kaçırma, zor idrar yapma, kabızlık, zor ve acil idrar yapma, çok idrar yapma, kafa travması geçirme, idrarla birlikte kaka kaçırma, horlama ve gece ağızdan nefes alma gibi yakınmaların olup olmadığı soruşturulmalıdır.

Elde edilen bilgiler ve genel muayene sonuçlarına göre idrar incelemesinden, mesane filmlerine uzanan bir dizi tetkik yapılmalıdır. Altını ıslatan çocukların %97?sinde fiziksel bir neden yoktur. Bu nedenle ayrıntılı bir öykü çoğu zaman fizyolojik altını ıslatmanın olup olmadığı konusunda bilgi verir. Bu noktada altını ıslatan çocukta ?küçük mesane? veya uykudan uyanamama sorunu mu olduğunun aydınlatılması önemlidir.

Tedavi Yaklaşımı

Altını ıslatma idrar yolu enfeksiyonu gibi bir nedene bağlıysa öncelikle bu tür sorunlar çözülmelidir.

Fizyolojik altını ıslatma sorunu olan çocukların tedavisinde ise şu ilkelere uyulmalıdır:

Gece kalkıp tuvalete gitme bir hedef olarak kesinleştirilmelidir.

Tuvalete ulaşmak kolaylaştırılmalıdır.

Çocuğun kuru kalma sorumluluğunu üstüne almasına yardım edilmelidir.

Yatmadan önceki 2 saat boyunca fazla sıvı alımından kaçınılmalı ve kafein içeren içecekler kesinlikle verilmemelidir.

Yatağa girmeden tuvalete gidilmelidir.

Gece kuru kalması için bez bağlanmamalıdır. Bu tür yöntemler temizlik için yararlı olmakla birlikte çocukların gece kalkma motivasyonlarını olumsuz etkilemektedir.

Sabah temizliğine çocuğun katılımı sağlanmalıdır.

Çocukların benlik saygıları desteklenmelidir.

Ailelere nasıl davranacaklarını anlatan kılavuzlar hazırlanmalıdır.

Çocukların hangi günler kuru kaldıkları bir kart üzerine işlenmelidir.

Çocuklar en az ayda bir kez kontrol edilmelidir.

Tedavi Yöntemleri

Altını ıslatan çocuklara genel olarak 7-8 yaşına geldiğinde tedavi için girişimlerde bulunulması önerilmektedir. Bu girişimlerin başında çocuğun kendisinin veya ailesinin gece uyanmasına dönük programlar gelmektedir.

Önce çocukların kendiliğinden uyanması denenir, bu mümkün olmuyo rsa ailenin çocuğu gece uyandırıp tuvalete gitmesini sağlayan program uygulanır. Daha önce başarılı olduğu gösterilmiş 6 günlük bir programın ayrıntıları ise şu şekildedir.

İlk gece çocuk gece 1?e kadar her saat başı uyandırılır. Çocukla konuşularak ve yürütülerek uyandığından emin olunur.

Altı kuruysa övücü sözler söylenir ve ?tuvalete girme ihtiyacın var mı yoksa bir sonraki saati mi bekleyeceksin? sorusu sorulur. Çocuk tuvalete gitmek isterse tek başına tuvalete yürümesi istenir.

Eğer çocuk altını ıslatmışsa pijama ve iç çamaşırlarını kendisinin değiştirmesi teşvik edilir. Gece 1?de uyandırıldığında kuru olsa bile idrarını yapmaya çalışması söylenir.

Daha sonraki beş gece çocuk bir kez uyandırılır. İlk gece uyuduktan 3 saat sonra, ikinci gece 2.5 saat sonra ve böyle süre azaltılarak beşinci gece uyuduktan 1 saat sonra uyandırılır. Son gece bundan sonra kendisinin uyanması söylenir.

Bu programdan sonra altını ıslatma tekrarlarsa (3 gün üst üste altını ıslatırsa) yeniden 6 gecelik uyandırma programı tekrarlanır.

Bazı çalışmalarda bu program ile %92 oranında çocukların kuru kalması sağlanmış, bunların %20?sinde ise yeniden altını ıslatma sorunu tekrarlanmıştır.

Alarm Kullanımı ve İlaç Tedavisi

Daha önce anlatılan ve daha çok davranış değişikliği üzerinde duran tedavilerden bir sonuç alınamadığında ?enüretik alarm? kullanımı veya ilaç tedavisi denenmelidir. Her iki tedavi yöntemi için de çocukların 8 yaşını bitirmesi beklenmelidir.

Alarm cihazları çocuk idrar kaçırmaya başlar başlamaz hareket geçen ve böylece çocuğun uyanıp, mesanesini kontrol etmesi konusunda yardımcı olan araçlardır. Son yıllarda ?enüretik alarm? teknolojisinde önemli ilerlemeler olmuş ve hem küçük hem de kullanımı kolay alarm cihazları üretilmiştir.

Alarm tedavisine 2-3 ay devam edilmesi gerekmekte ve bu tedavi ile çocuklarda %70-84 oranında iyileşme sağlanmaktadır. Alarm tedavisi sonunda tekrarlama riski %10 dolayındadır.

Altını ıslatma tedavisinde uzun yıllardır çeşitli ilaçlar kullanılmıştır. Bunların arasında imipramin (Tofranil), oxybutynin (uropan) isimli ilaçlar ilk kullanılanlardır.

Son yıllarda vücutta sıvı tutulmasını sağlayan Minirin isimli ilaç da tedavide kullanılmaya başlanmıştır. İlaç tedavisi ile %10-60 arasında iyileşme sağlanmakta, fakat tedavi kesildikten sonra %90?a varan oranda tekrar riski bulunmaktadır.

Bu nedenle son yıllarda alarm ve ilaç tedavisinin birlikte kullanılması önerilmektedir.

Altını ıslatma çocukluk çağında sık görülen bir sorun olması yanında ailelerin yanlış tutumlarının sürdüğü bir konudur. Öncelikle altını ıslatan çocukların konuyla ilgilenen çocuk hekimleri tarafından değerlendirilmesi ve ailenin katılımı ile uzun dönemli bir tedavi yaklaşımının denenmesi gereklidir.

Son yıllardaki araştırmalar altını ıslatma tedavisinde en etkili yöntemin tek başına veya bir ilaçla birlikte alarm kullanımı olduğunu göstermektedir

Çocuklarda Ayakkabı Seçimi

Pazar, 04 Kasım 2007

3 ile 6 yaş arasındaki çocukların ayakları yılda iki veya üç numara birden atar. Çocuğunuz, ayakkabısı ayaklarını sıktığında yakınmaz, ağlamaz.

Çünkü o yaşlarda olan çocukların ayakları fazlasıyla yumuşak ve esnek olur.

Bu nedenle de çocuğun ayağına sağlıklı olan şekli vermesi için ayakkabı seçimi çok önemlidir.

İşte size birkaç ipucu?

- Çocuk ayakkabısını sabah saatlerinde değil, öğleden sonra satın alın. Çünkü çocukların da ayakları büyüklerde olduğu gibi gün içinde şişebilir. Bu da ayağı normalden daha büyük gösterir. Böylece ayağa büyük numaralı ayakkabı alma riski artar. Veya tersi de olabilir?

- Çocuğunuz yanınızda olmadan ayakkabı almayın. Küçük çocukların da ayakkabı alırken denemesi gerekir. Çocuğunuzun ayak ölçüsüne güvenmek yerine, uygun ayakkabıyı bulmak için deneme yanılma yöntemlerini tercih edin. Bunu da çocuğunuzun sağlığı için yapın.

- Ayakkabının ucuna baş parmağınızla bastırarak, ayakkabının çocuğunuzun ayağına tam oturup oturmadığını, büyük gelip gelmediğini anlayabilirsiniz. Ayakkabı en uzun ayak parmağından bir baş parmak ölçüsüyle uzun olmalıdır. Bu esnada çocuğunuzun ayakta durması gerekir.

- Çocuğunuzun ayak numarasından daha kesin bir yöntemle emin olmak istiyorsanız ve etrafta ayağı ölçmek için hiçbir şey yoksa, çocuğunuzun ayağının taslağını çıplak olarak bir kartona çizin. En uzun ayak parmağına 12 mm daha katın ve kartonu öyle kesin. Karton ayak kalıbı ayakkabıya oluyorsa, ayakkabı uygundur. Ayakların ölçüleri farklı olabilir. Her ayak için ayrı şablon hazırlayın.

Malzemesi nasıl olmalı?

- Karasız kaldığınız durumlarda; yumuşak, hafif ve esnek olan ayakkabıyı tercih edin. Bu tür ayakkabılarla hareket etemek daha kolay olur. Ayrıca ayakkabının tabanı kaymaya karşı dayanıklı bir malzemeden olmalı. Topuksuz olması da kaza riskini biraz olsun azaltmaya yarar.

- Ayakkabı alırken, destekleyici mantar tabanlardan uzak durun. Sağlıklı çocuk ayaklarının harekete, yani antrenmana ihtiyacı vardır ve kendi kendilerini dengelemeleri iyidir.

- Ayakkabıların dışı, hava alabilecek bir yapıda ve su geçirmez olmalıdır. Böylece ayakların uzun süre ayakkabıda durmasısonucu oluşacak nemin dışarıya çıkması kolaylaşır. Ayakkabının içi ise ayaklarda oluşacak nem ve teri kolayca emip, dışarıya atabilecek malzemeden yapılmış olmalıdır.

- Spor ayakkabılar, son derece esnek olmaklabirlikte ayakları sıkmazlar. Ancak topuk başlığının ve tabanının sağlamlığına ve ayakta oluşacak nemi dışarıya atabilecek yapıda olmasına dikkat edin.

- Aldığınız ayakkabının malzemesinin uzun ömürlü olması konusunda endişenelmeyin. Çocuğunuzun ayağı hiç ummadığınız bir hızda, ayakkabıyı belki de daha eskitemeden büyüyecektir

Çocuklarda Diş Hekimi Korkusu

Pazar, 04 Kasım 2007

Başka bir sağlık sorunu nedeniyle hastane şartlarıyla tanışmış çocuk, karşısında beyaz önlük giymiş dişhekimi bulduğunda korku geliştirebilir. Telkinlere eğilimi olan küçük çocuklar yakınlarındaki büyüklerden duydukları diş tedavilerinin zor ve ağrılı olduğu yönündeki konuşmalardan etkilenirler.

Çocuklar hangi yaşlarda dişhekimiyle tanıştırılmalıdır?

2 ile 3 yaşları çocuğun dişhekimiyle tanışmasının uygun olduğu yaşlardır. Bu yaştaki çocuk mental yönden henüz bilinmeyene karşı bir korku geliştirmediği için tanışacağı dişhekimi muayenehanesine daha ileriki yaşlarda rahat gidecektir.

İlk dişhekimi ziyaretinin bir sorundan kaynaklanması sakıncalı mı?

Dişhekimine gitmek için sorun çıkmasını beklemek yanlıştır. Sorun oluşmadan dişhekimi ziyareti sırasında tespit edilen, ilerde sorun yaratması muhtemel durumlar erkenden basit önlemlerle giderilir.

Çocukların korkusunu azaltmak için ne yapılabilir?

a- Daha erken yaşlarda çocuğun dişhekimiyle tanışması sağlanmalı.

b- Yanında bulunan büyüklerin ya da arkadaşlarının başından geçen ağrılı diş tedavilerinden bahsedilmemeli.

c- Dişhekiminin, dişleriyle sorunu olan insanlara yardımcı olmak için bu mesleği seçtiği çocuğa öğretilmeli.

Çocuklar dişlerini fırçalamaya ne zaman başlamalı?

Çocuklar 2-3 yaşlarında dişlerini fırçalamaya başlayabilirler. 6-7 yaşlarına gelinceye kadar diş fırçalamaları, evdeki büyükler tarafından gözlenmeli.

Kaç kez fırçalamalılar?

Günde iki kez fluoridli bir macununu fırçaya nohut büyüklüğünde sürülerek dişler fırçalanmalı. Fluorid, gelişmekte olan dişlerin mine dokusunu kuvvetlendirerek çürük kavitesinin oluşmasını önlemede rol oynar.

Büyükler nasıl örnek olabilirler?

Evdeki büyükler de yemeklerden sonra dişlerini fırçalamalı. Bu esnada çocuğun büyükleri gözlemesi ve taklit etmesi sağlanmalı

Çocuklarda Saygı Kavramı

Pazar, 04 Kasım 2007

Çocuklara SAYGI kavramını öğretmek için ebeveynlere düşen çeşitli görevler vardır:

-Saygıyı Kendinizde Örnekleyin; Karşındakini gerçek anlamda dinlediğinizi gösterin. Özellikle çocuğu dinlerken ?Dinliyorum!? diye belirtin ve gerçekten dinleyin.

-Bağımsız Düşünceyi Destekleyin; örneğin ?Canım sıkılıyor! Şimdi ne yapacağım?? diye sorduğunda sorusunu kendine çevirip ?Neler yapabilirsin bir düşün, bana sen söyle?? şeklinde yönlendürün.

-Problem Çözmeyi Cesaretlendirin; birlikte gözlemlediğiniz olaylar hakkında ?Sen olsaydın ne yapardın?? şeklinde düşünmesini sağlayın.

-Kendi Seçımlerini Yapmasına Olanak Verin; iki ya da üç taneden fazla olmayacak seçimler sununuz.

-Hazır Olup Olmadığına Saygı Gösterin; çocuğun yaş ve gelişim çağına uygun beklentilerde bulunmanız gerektiğini unutmayın. Örneğin iki yaşındaki çocuk inatlasiyor diye ?Saygısızlık ediyorsun!? demeyiniz.

-Taktirinizi Belirtin; Yıkıcı eleştiri kum gibidir, sürte sürte aşındırır. Olumlu eleştiri ise yağ gibidir esnekleştirir, yumuşatır.

-Başka Kaynaklar Bulmasını Cesaretlendirin; Akrabalarınız ve arkadaşları arasında da çocuğunuzun duygu, düşünce ve yeteneklerini paylaşmasına ortam yaratarak, Onlardan da övgü ve cesaretlendirme almasına yardım ediniz.

-Tv Programlarını Sansür Ederek Seçici Olunuz; Televizyon karakterlerinin ideal davranışta kişiler olmadıklarını anlamalarına yardımcı olunuz.

-Aile Değerleriniz Üzerinde Konuşunuz; ?Ailemizde neler olsun, nasıl davranışlar gösterebilelim?? şeklinde çocuğu da katacak konuşmalar yaratınız.

Çocuklar yapmalarını istediğimiz şeyleri ender yaparlar, ama bizi taklit etmekten de nadiren geri kalmazlar. Onların taklitçi yönlerini gelişimlerinin faydasına kullanmak bizim elimizde.

Çocukların ?saygı? kavramını anlamaya başlamaları 11 yaş civarindadır. İki yaşındaki oğlunuz size başkasının yanında uygunsuz bir davranışta bulunduysa ve bu kişi çocuğunuzun saygısız olduğu yönünde bir değerlendirme yaparsa bile sakin olun. En önemlisi kendinizden ve uyguladıklarınızdan emin olun. Bu yaştaki çocuk henüz kavramları bilemez. Bunun yerine çocuğunuz elini kullanıp sizi tokatladıysa tokatladığı elini tutup ?Anne tokatlanmayı sevmiyor. Biz kimseyi tokatlamayız? gibi kısa bir cümleyle olayı olumlu bir öğretiyle noktalamaya çalışın.

Ebeveyn olarak göreviniz; kontrol ve güvenlik için kuralları yerleştirmek, çocukların lisan ve düşünme yetenekleri geliştikce bu kuralların niçinleri üzerinde çocukla konuşup kuralların oturmasını sağlamak, onların kurallara uyuslarını yakalayıp onaylamak ve övgüyle cesaretlendirerek ileride ?karşılıklı saygı? unsurlarını bilen yetişkinler olmalarına uğraşmak olmalı. Ve bu gidiş yönünde de yavaş fakat emin adımlarla büyüyüşlerinde beklentilerinizin kararında olup olmadığını sorgulamak olmalıdır

Çocuk Kitabı Seçmek

Pazar, 04 Kasım 2007

Yaşa göre kitap:

Çocuklar için kitap seçimi yaparken mutlaka çocuğunuzun gelişim düzeyine uygun kitaplar seçmeye çalışın. Çocuk kitapları kendi içinde seviyelere ayrılır ve her seviye farklı yaş grubundaki çocuklara hitap eder. Eğer kitabın seviyesini anlamıyorsanız bu konu hakkında satış elemanından bilgi almaya çalışın, aksi takdirde aldığınız kitap çocuğunuzun gelişim seviyesine uygun olmadığı için onun ilgisini çekmeyebilir.

Kitabın malzemesi:

Çok küçük çocuklar için aldığınız kitapların kalın materyallerden (kalın karton, tahta, plastik?) yapılmış olmasına özen gösterin. Çünkü bu yaşlarda çocuklar kitapları tanımak için ısırma, emme, yalama gibi davranışlar gösterirler. İnce kağıttan yapılmış kitaplar, bu davranışların sonunda yırtılır, kopar, erir ve çocuğun kağıt parçalarını yutmasına sebep olur.Böyle bir tehlikeyi önlemek için kitap malzemesinin seçimini iyi bir şekilde yapmanız gereklidir.

Kitabın diline dikkat:

Çocuk kitaplarının en önemli sorumluluklarından biri dilin en iyi şekilde kitaplarda kullanılmasıdır. Çünkü çocuklar kitaplarla olan ilk deneyimlerini yaşarken onlardan birçok şey öğrenirler. Çocuklar için seçilmiş kitaplarda kesinlikle kelimelerin yanlış kullanımları, anlatım bozuklukları ve argo sözcükler bulunmamalı, aksine söylenmesi kolay ve anlaşılır kelimelerle yazılmış metinler bulunmalıdır.

Çocukların gelişim seviyelerine göre de dili kullanma yetenekleri değişmektedir. Küçük yaşlardaki çocuklar ses oyunları ile hazırlanmış metinleri dinlemeyi severler, bu nedenle onlara aldığınız kitaplarda tekerlemeler, maniler, kafiyeli anlatımlar bulunmasına özen gösterin. Daha büyük çocuklar için zengin kelime haznesine sahip kitapları almaya çalışın, bu yaşlardaki çocukların dil gelişimini desteklemek için onlara yeni kelimeler ve sesler öğretmek gereklidir.

Resimler çok önemli:

Çocuklarınıza kitap seçerken dikkat etmeniz özelliklerin en önemlilerinden biri kitabın bol resimli olması. Çünkü çocuklar okuma-yazma bilmedikleri için kitaba olan ilgileri sadece resimlerle sınırlıdır. Resimlerin anlaşılır olması ve ilgi çekici öğeler taşıması (renklerin parlaklılığı, karakterlerin sevimliliği?) çocukların o kitaplarla ilgilenmelerini sağlıyor.

Şiddet unsuru içermemeli:

Ne yazık ki çocuklar her geçen gün farklı şiddet unsurlarının etkisine maruz kalıyorlar. Çocukların maruz kaldıkları şiddet seviyesini en aza indirmek hatta sıfırlamak biz yetişkinlere düşen bir görev. Kitap seçimi yaparken de bu konuyu düşünmenizi ve şiddet kriterine kitap seçimi yaparken dikkat etmeniz gerektiğini lütfen unutmayın.Çocuğunuza aldığınız kitaplarda bulunan resimlerin şiddet unsuru içermediğine emin olun

Çocuk, Okul Ve Karne

Pazar, 04 Kasım 2007

Ailenin tutumu ve yetiştirme tarzı, çocuğun okuldaki başarısını büyük oranda etkiliyor. Uzmanlar bu nedenle karnedekilerin sadece çocuğun değil, ailenin de notları olduğuna dikkat çekiyor. Çocuğun kendini geliştirmesine olanak sağlayan ve ona özgüven kazandıran aileler, uzmanlardan da tam not alıyor.

Karne başarısı çocuk için hayat başarısı anlamına mı gelir?

Karne başarısı çocuğun akademik alanda, yani ilerde eğitim anlamında başarısına işaret eder. Hayat başarısı ise kabaca, bir alanda meslek sahibi olmak, mesleğinde başarılı olmak ve iyi sosyal ilişkiler kurmak olarak tarif edilebilir. Okul notları çok iyi olmayan bir çocuk da birçok meslek alanında çok başarılı olabilir, iyi bir aile kurabilir ve sosyal olarak çok popüler olabilir.

AİLE ÇOCUĞUN REHBERİDİR

Karnesi çok başarılı olan çocuk çok zeki midir?

Karne notları okullara göre çok değişkenlik gösterse de, yüksek olması çocuğun düzenli, sorumluluk sahibi olduğunu ve zekasını da iyi kullanabildiğini gösterir.

Üstün başarı aslında bir sorun olabilir mi?

Çocuklar için yaşıtları tarafından kabul edilmek, onlarla arkadaşlık kurmak ve duygusal alışverişte bulunmak gelişmeleri açısından çok önemlidir. Üstün başarılı çocukların zaman zaman yaşıtları tarafından dışlandığını görebiliyoruz ya da çocuğun kendisi yaşıtlarını daha kısır bularak onlardan kendini uzak tutabiliyor. Derste çok iyi olsa da bu durum sosyal ilişkilerin geliştirilmesi aşamasında çocuk için sorun yaşatabiliyor.

Karnesinde ilk kez zayıf gelen çocuğa ailenin tepkisi ne olmalı?

İlköğretim döneminde çocuklar almış oldukları karneden değil, anne-babaların tepkileri nedeniyle kaygı duyarlar. Ailelerin tutumları ise farklılıklar göstermektedir. Anne-babaların bir kısmı, karnede zayıf gelmesi nedeniyle endişeli olan çocuklarda kaygıyı gidermek yerine daha fazla tepki göstererek kaygı ve korkuyu pekiştirmektedir. İlk kez alınan bir zayıf, çocuğun problem çözme becerilerini test edeceği, geliştireceği için faydalı etkileri bile olabilir. Ailenin nasıl çözüm bulunacağı konusunda çocuğa rehberlik etmesi faydalı olur.

NOTLARDAN BAĞIMSIZ SEVGİ

Karnesinde zayıf olan çocuğu aileler nasıl teselli etmeli?

Öncelikle çocuğun duygularını ifade etmesine olanak verip, neler yaşadığının değerlendirilmesi gerekir. Aşırı koruyucu ve kollayıcı bir yaklaşım sorunun yok farz edilmesine neden olur. Başarısızlığın nedeninin çocukla birlikte değerlendirilip, başarısızlığın neden olduğunun onun anlaması sağlanmalı ve çözüm yolları ile sorunun nasıl aşılacağı çocukla birlikte değerlendirilmelidir. Çocuğun başarılı olduğu alanlar vurgulanarak, bunu da başarabileceği belirtilebilir. Belli kapasiteleri nedeni ile çocuğun daha fazlasını yapamayacağı düşünülüyorsa, anne- baba sevgisinin karnedeki notlardan bağımsız olduğunun ifadesi çocuk için faydalı olur.

Çocukların okul başarısı nasıl arttırılabilir?

Çocuğun duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarının yeterince sağlanması, sorumluluk duygusunun gelişmesinin desteklenmesi, ödevlerini düzenli yapmasının sağlanması, iyi davranışların ve notların ödüllendirilmesi başarının artmasına katkıda bulunur.

Çocukların okuldaki başarısında, hangi aile yapıları olumlu, hangi tutumlar olumsuz etki yapar?

Çocuk ve ergenin başarısını olumlu ve olumsuz yönde etkileyen üç tip aile yapısından bahsedilebilir. Olumsuz etki yaratan tutumlar açısından aile modelinin ilki aşırı ?kontrolcü aileler?dir. Bu tür aileler, çocuğun diğer bütün davranış ve aktiviteleri gibi ders çalışma süreçlerini de kontrol altında tutmaya çalışırlar ve çocuklarının herhangi bir işi tek başlarına yapabileceklerine inanmazlar. Çocuğun ödevlerini yaparken yanında durup, birçok ödevi birlikte yapar ve ödevin her şeyini denetlerler veya kendileri ders çalıştırmaya çalışırlar. Bu durum, çıkan problemleri takip edecek başka birilerinin olması nedeniyle çocukların sorumluluk duygusunu kazanmasını engelleyeceği gibi tepki olarak derslerin savsaklanmasına da yol açar. Çocukların kişilik gelişimine de bu sorun yansıyarak kendine güvensiz yapıların gelişmesine neden olur. Olumsuz etki yaratan tutumlar açısından aile modelinin ikincisi ?aşırı koruyucu aile yapısı?dır. Bu aileler çocukları ile aşırı ilgili olup, onlara görev vermeyerek ve onların yüklenecekleri işleri kendileri üstlenerek çocukları daha mutlu edeceklerini düşünürler. Çocuklarına ödev yapma ve ders çalışma sorumluluğu vermediklerinden sorumluluk duygusunu kazanmalarını engeller ve tembelleşmelerine neden olurlar. Bu durum aynı aşırı kontrolcü ailelerdeki gibi çocukların kişilik gelişimine yansıyarak, kendine güvensiz yapıların gelişmesine neden olur. Çocuk ve ergenin sağlıklı ruhsal yapılar geliştirmesinde olumlu rol oynayan aile modeli ?destekleyici aile?dir. Bu tür aileler küçük yaşlardan itibaren çocuğa yapabilecekleri görevleri verir, bunları yaptıklarında da olumlu pekiştirici söz ve tutumlarla pozitif ve olumlu davranışların ortaya çıkmasına katkıda bulunurlar. Çocuğu aşırı kontrol etmez, yapamadıkları zaman ise hemen yardım etmektense kendi kendilerine bir çözüm bulmalarını sağlayarak çocukların problem çözme becerilerinin gelişmesine olanak tanırlar. Çocuğunu kontrol ederken sorumluluklarını hatırlatan destekleyici ve dengeleyici bir davranış gösterirler. Kendilerine güvenildiğinin, kendi başına başarabileceği, yapabileceği duygusunun çocuğa verilmesi çocuğun kendine güven duygusunun gelişmesine katkıda bulunur.

Çocukların okul başarısında etkili olan diğer faktörler nelerdir?

Çocukların okul başarısında etken olan diğer önemli faktör; içinde bulunduğu gelişim dönemidir. Ergenlik dönemi, özellikle sosyal ve arkadaşlık uğraşlarının öne çıktığı ve ilgi alanlarının geçici olarak başka alanlara kayabildiği normal bir gelişim dönemidir. Bu dönemde sağlıklı ve uyumu iyi olan bir çocuk bile okulda başarısızlık gösterebilmektedir. Ancak genellikle ergenler tamamen normal ve sağlıklı olan bu uyum sürecinden sonra kısa sürede toparlanarak, okul ile ilgili sorumluluklarını yüklenmekte ve kendilerine uyan performansı yakalayabilmektedir. Okul dönemi boyunca bazı sınıflarda çocukların uyumda zorlanmaları ve her zaman gösterdikleri başarının altına düşmeleri sık görülür. Bu dönemler ilköğretimin 1 ve 6?ıncı sınıfları olup, birinci sınıfta yeni bir ortama uyum sağlama, arkadaşlarına ve öğretmenine alışmaya çalışma, altıncı sınıfta birden fazla öğretmenle ders yapma ve bazen yeni arkadaşlarla tanışma söz konusu olmaktadır. Sekizinci sınıfta ve lise son sınıfta okula devam ederken aynı zamanda sınavlara hazırlanma kaygısı ve ek eğitim alma çabaları eklendiğinden, bu çocuklarda başarısızlık ve davranış problemlerinin ortaya çıkmasına yol açabilir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu çok sık karşılaşılan gelişimsel bir bozukluk olup, bu durumda olan çocuklar normal ya da normalin üzerinde zeka düzeyleri olduğu halde dikkat sürelerinin kısalığı nedeniyle dersleri uzun süre izleyememekte, ödevleri yapmada zorlanmaktadırlar. Sadece matematik, yazma ya da okuma ile ilgili sorun bulunduğunda ise çocukta özel öğrenme güçlüğü bulunup bulunmadığı önemlidir.

SINIF DEĞİŞİMİ YAPTIRMAYIN

Çocuğa sevmediği dersleri sevdirmenin bir yolu var mı?

Öncelikle bu konuyla ilgili bir öğrenme güçlüğü olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Böyle bir sorun yoksa sevdiği ve yetenekli olduğu derslere yoğunlaşması, o alanlarda kendini geliştirmesi teşvik edilebilir. Sevmediği derslerde ise sorumluluğunun gereği, yeterli bir başarı gösterecek kadar yapması ve ilgilenmesi ayrıca gereklidir.

Hangi durumlarda okul ya da sınıf değiştirilmeli?

Çok büyük bir sorun olmadıkça, okul ya da sınıf değiştirmeyi uygun bulmuyoruz. Başarı durumu için okul değiştirmek ise sorunun kaynağını yanlış yerde aramak olabilir. Yaşanan büyük bir olay nedeniyle çocuğun dışlandığı durumlarda, aşırı örseleyici öğretmen bulunması durumunda sınıf değiştirilebilir. Zekânın geri veya çok ileri olduğu durumlarda ise özel eğitim için sınıf değiştirilebilir

Çocuklar En Çok Neye İhtiyaç Duyar

Pazar, 04 Kasım 2007

Sevgi (koşulsuz): Hepimiz çocukları severiz. Ama, çocukların sevildiklerini hissetmeye ihtiyaçları olduğunu unutabiliriz Sevdiğinizi hissettirmenin en kestirme yollarından birisi birlikte zaman geçirmektir.

Sınır (kendini bilebilmesi için): çocuğun kendisiyle başkaları arasındaki farkları, kendisinin ayrı ve bağımsız bir birey olduğunu hissedebilmesi için, sınırlara ihtiyaç vardır. Sınır dediğiniz de, fazla bir şey değil, yemeğin sofrada yenmesi, uykunun yatakta uyunması, bütün günün bilgisayar başında geçirilmemesi gibi temel düzenlemelerden ibarettir.

Sorumluluk (kendine ve başkalarına): Çocukların en az bir sorumluluk üstlenmeleri ve bunu sürdürebilmeleri, gelişimleri için bir gerekliliktir. Kendine karşı bir sorumlulukla başlanabilir. Örneğin, dişlerini fırçalamak, hemen bir sonucu olmayan (ağızdaki ferahlama duygusu dışında), ama şimdi dışına yönelik bir anlam taşıyan bir eylemdir.

Övgü: Olumlu görülen hareketin görüldüğü yerde takdir edilmesidir. Övgü inandırıcı olursa bir etki gösterir. İnandırıcı övgü, çocuğun yaptığı hareketle ilişkilidir. Yapılmayan bir harekete, ortada olmayan bir sonuca övgü düzmek, çocuğun özgüveni açısından pek bir yarar getirmeyebilir.

Öpücük. Dokunmak, öpmek çocuklara doğrudan bir sevgi aktarımıdır.

Özen: Ayrıntılara dikkat ettiğiniz ölçüde özenlisiniz. Çocuklar misafirlerle aynı masada oturtulmaktan, götürüldükleri tiyatro için biletlerin önceden alınmasından kendilerine gösterilen özeni çıkarsayabilirler.

Özgürlük ise, yukarıdakilerin ve başka bir çok şeyin doğal sonucudur. Özgürlük, başıboşluk, sınırsızlık ve sorumsuzlukla sıkça karıştırılsa da, kendi sınırlarını bilmeden ve başkalarına karşı sorumluluk taşımadan özgür olunamaz